Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün
Hicrüñde dūd-ı āhum irmese gökde aya
Her şeb ṭolardı mehden rūy-ı zemīn żiyāya
Olmaduġını sāyeñ bilmezdüm evvel āḫir
Bildüm ki sen meleksin olmaz melekde sāye
Ḳaşuñ çatup cihānda her laḥẓa ḫışm idersin
İy şeh ziyān degül mi peyveste ḫam-ı yāye
Şems-i ruḫuñdan irse ḫāk-i siyāha pertev
Gün gibi fer vireydi her ẕerre gökde aya
Sen şāha müşterīyem cān u cihān vireydüm
Bir dem viṣāl olursa ucuzdur ol bahāya
Yūsūf Mıṣır'da dirler ḥüsn ile oldı ṣulṭān
Görseydi ḳul olurdı sen şāh-ı meh-likāya
Ḳaşuñ ḫayāliyile döndi kemāna ‘Adlī
Her demde tīr-i āhı andan irer semāya
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin ayrılığında ahımın dumanı gökteki aya ulaşmasaydı, yeryüzü her gece aydan gelen ışıkla dolardı. (Ahın dumanı ayı karartır.)
2. Gölgen olmadığını önceleri bilmezdim; sonunda anladım ki sen meleksin, melekte de gölge olmaz.
3. Dünyada kaşını çatıp her an öfkeleniyorsun; ey şah, birbirine bitişik yay gibi kaşlarının kavsine yazık olmuyor mu. (Çatılan kaş, yay gibi güzel kıvrımını kaybeder.)
4. Yanağının güneşinden kara toprağa bir ışık vursa, her toz zerresi gökteki aya güneş gibi parlaklık verirdi.
5. Ey şah, ben senin alıcınım; canımı da dünyayı da verirdim. Bir an kavuşma olursa o fiyata ucuzdur.
6. Yusuf'un Mısır'da güzelliğiyle sultan olduğunu söylerler; ay yüzlü şah olan seni görseydi sana kul olurdu.
7. Adlî, kaşının hayaliyle (bükülüp) yaya döndü; ahının oku her an ondan göğe ulaşır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve muzâri bahrinin "mef‘ûlü fâ‘ilâtün mef‘ûlü fâ‘ilâtün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-ây" sesine, redif ise yönelme ekine dayanır: aya, ziyâya, sâye, yâye, bahâya, meh-likâya, semâya. "Aya" kelimesi matlada ve dördüncü beyitte iki kez kafiye yerinde kullanılmıştır. Bayram neşrinde 123 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 30b, T 37b, M1 39a, M2 31a-31b, İBB 21a-21b). Nüsha farklarından ikisi anlamı etkiler: ikinci beyitteki "melekde" OR'da "felekde"dir; üçüncü beyitteki "ham-ı yâye" T'de "hatm-i sâye" biçimindedir. Beşinci beyitte OR ve İBB "müşterîyem" (alıcıyım) yerine "müşterîsem" (alıcı isem) okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel gökyüzü imgeleri üzerine kurulmuştur: ay, güneş, zerre, felek ve sema şiir boyunca birbirini izler. Matlada âşığın ahından çıkan duman göğe yükselir ve ayın önünü kapatır. Yeryüzünün her gece karanlık kalması, ayın değil âşığın ahının işidir; bu, sebebi şairce uydurulan bir hüsn-i ta‘lîldir ve aynı zamanda âşığın ahının büyüklüğünü anlatan bir mübalağadır.
İkinci beyit gazelin en zarif buluşudur. Âşık önceleri sevgilinin gölgesi olmadığını fark etmemiştir; sonunda bunun sebebini bulur: sevgili bir melektir ve meleğin gölgesi olmaz. Gölgesizlik, sevgilinin maddeden arınmış, ışıktan bir varlık olduğunu gösterir. OR nüshasındaki "felekde" okuması beyti gökyüzü imgelerine bağlar, ama "melek" ile "melekde" arasındaki tekrar neşrin tercih ettiği okumayı güçlendirir.
Üçüncü beyitte sevgili "şeh" diye anılır ve sürekli kaş çatıp öfkelendiği için hafifçe kınanır. "Peyveste" sözlük anlamıyla bitişik demektir; iki kaşın ortada birleşmesi divan şiirinde güzellik sayılır ve bu kaşlar yaya benzetilir. Çatılan kaş yayın kıvrımını bozar; âşık bunu güzelliğe verilmiş bir zarar olarak görür. Dördüncü beyit mübalağayı yeniden göğe taşır. Sevgilinin yanağı güneştir; onun bir ışığı kara toprağa vursa toprağın her zerresi aya güneş gibi ışık verirdi. Güneş ile zerre divan şiirinde sık bir çifttir, çünkü güneş ışığında havadaki toz zerreleri parlar. Kara toprak ile parlak güneş arasında tezat vardır.
Beşinci beyit ticaret diliyle kurulur. "Müşterî" sözlük anlamıyla hem alıcı hem de Jüpiter gezegeni demektir. Gazelin bütününde ay, güneş ve gök anıldığından kelime iki anlamını birlikte taşır ve bir tevriye örneği olur. Âşık sevgiliye alıcı olmuştur; can ve dünyayı fiyat olarak verir, bir anlık kavuşmayı bu fiyata ucuz bulur. Satın almak, fiyat ve ucuzluk kelimeleri arasında tenasüp vardır.
Altıncı beyit Yusuf kıssasına telmih yapar. Yusuf, güzelliğiyle Mısır'da sultan olmuştur; ama sevgiliyi görseydi ona kul olurdu. Kur'an'daki Yusuf kıssasına göre Yusuf kardeşleri tarafından satılıp köle olarak Mısır'a götürülmüştür; kul iken sultan olan Yusuf'un yeniden kul olacağını söylemek, beyte ince bir dönüş kazandırır. Şah ile kul karşıtlığı bu gazelde açıkça vardır: üçüncü, beşinci ve altıncı beyitlerde sevgili "şeh" ya da "şâh" diye anılır. Bu sözleri yazanın bir padişah olması, beyitteki kulluk ifadesine ayrı bir ironi katar.
Makta, gazelin üçüncü beytindeki kaş-yay benzetmesini yeniden ele alır. Adlî, sevgilinin kaşını düşünmekten bükülüp yaya dönmüştür; bu yaydan ahının oku her an göğe ulaşır. Kaş, yay, ok ve gök arasında tenasüp vardır ve gazel, matlada göğe yükselen ah dumanının ardından göğe atılan ah okuyla kapanır.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 161, şiir no. 123 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr






