3 Kasım 1839'da Gülhane'de okunan Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devleti'nin idari, hukuki ve toplumsal hayatını yeniden düzenleyen uzun bir reform çağını başlattı. Fermanın vaatleri can, mal ve namus güvenliği, herkesin gücüne göre vergi vermesi ve askerliğin bir usule bağlanmasıydı. Bu ilkelerin İstanbul'daki meclislerde yazılması bir şeydi, taşrada uygulanması bambaşka bir iş. Yeşilırmak kıyısındaki Amasya, yüzyıllardır şehzadelerin, medreselerin ve ipek tüccarlarının şehri olarak tanınan köklü bir merkezdi ve reformun taşradaki seyrini izlemek için iyi bir örnek sunar. Şehir Tanzimat'la birlikte ilk kez ayrıntılı nüfus ve servet sayımlarına konu oldu, meclislerle yönetilmeye başladı, yeni mahkemelerle ve okullarla tanıştı.

Reformun Amasya'daki izleri en açık biçimde arşiv defterlerinde görülür. 1840 tarihli nüfus defteri, 1844-1845 temettuat defterleri, 1842-1848 arasında tutulan cizye defterleri ve 1870'lerden itibaren yayımlanan Sivas vilayet salnameleri, şehrin mahallelerini, hanelerini, mesleklerini ve kurumlarını birbirini tamamlayan bir ayrıntıyla kaydeder. Bu kayıtlar devletin taşraya bakışındaki değişimi de gösterir; eskiden yalnızca vergi geliri için yapılan yazımlar, artık şehrin bütün insan ve servet varlığını sayıya dökmeye yöneliyordu. Sancağı yöneten mutasarrıfların tek tek icraatı, hükümet konağı ve saat kulesi gibi yapılarla birlikte ayrı bir yazının konusudur; burada reformun şehrin genel hayatına yansıması ele alınır.

Tanzimat Arifesinde Amasya

Amasya on altıncı yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı şehzadelerinin idari tecrübe kazandığı başlıca sancaklardan biriydi. Şehzade Mustafa'nın 1553'te öldürülmesinden sonra bu özelliğini yitirdi ve merkezden atanan sancak beyleriyle yönetilen, Sivas eyaletine bağlı bir sancak oldu. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda sancak zaman zaman mütesellimlerce idare edildi, bir süre de paşa unvanlı devlet adamlarına arpalık olarak verildi. On dokuzuncu yüzyıla girildiğinde şehir fiziki bakımdan pek büyümemişti, ama nüfusu biraz daha kalabalıklaşmıştı. Bu yüzyıl için tahmin edilen nüfus 25.000 ile 30.000 arasındadır.

Şehrin idari çevresi geniş ve değişkendi. 1838'de Amasya sancağının kazaları Amasya, Erbaa, Havza, Zünnun, Zeytun, Zile, Osmancık, Gelgiras, Köprü, Gümüş, Lâdik, Mecidözü ve Merzifon olarak sayılıyordu. Bu geniş alan, bugünkü Amasya ilinin yanı sıra Çorum, Tokat ve Samsun'un bir bölümünü de içine alıyordu. Kaza merkezlerinde kadılar ve naibler adli ve idari işleri birlikte yürütür, şehirde ayan aileleri ve esnaf kethüdaları gündelik düzende ağırlıklı bir rol oynardı. II. Mahmud döneminde mahalle ve köylerde muhtarlık teşkilatı kurulmuş, mahalle imamlarının yanına devletle halk arasındaki işleri yürütecek muhtarlar eklenmişti. Tanzimat bu zemin üzerine geldi.

Reform çağından hemen önce yapılan 1831 sayımı, Osmanlı'nın ilk genel nüfus sayımıydı ve yalnızca erkekleri kaydediyordu. Bu sayıma göre Amasya merkez kazasında 4.326'sı Müslüman, 2.053'ü gayrimüslim olmak üzere 6.379 erkek yaşıyordu. Aynı yıllarda bölgeyi dolaşan Amerikalı Protestan misyonerler Eli Smith ve H. G. O. Dwight, şehirde 4.000 Türk, 600 Ermeni ve 125 Rum hanesi bulunduğunu yazmışlardır. Sayımın ardından devlet nüfus işlerini sürekli bir kurum hâline getirmek için 1831'de Ceride Nezareti'ni kurdu; sancaklarda doğumları, ölümleri, göçleri kaydedecek ve yolculara mürur tezkeresi verecek defter nazırlıkları açıldı. Tanzimat'ın kayıt düzeni bu kurumlardan doğdu.

Gülhane Hattı ve Taşraya Yansıması

Tanzimat'ın mimarı sayılan Mustafa Reşid Paşa, Fransa'daki mülki taksimattan esinlenerek taşra yönetimini yeniden kurmak istiyordu. Amacı valilerin aşırı yetkilerini kısmak, onları maaşlı memur hâline getirerek merkeze bağlamak ve eyalet halkını meşveret yoluyla yönetime katmaktı. Bunun ilk adımı vergi alanında atıldı. Fermanın en önemli ilkelerinden biri herkesin gücüne göre vergi vermesiydi; bu da önce her hanenin malının, mülkünün ve kazancının tespit edilmesini gerektiriyordu. Vergi toplama işinin iltizam yoluyla mültezimlere bırakılmasına son verilecek, gelirler doğrudan hazine adına toplanacaktı.

Reformun ilk yıllarında taşraya teftiş heyetleri gönderildi. 1840'ta Meclis-i Ahkâm-ı Adliye üyelerinden Çerkeşî Mehmed Raif Efendi Anadolu'ya, Arif Hikmet Bey Rumeli'ye görevlendirildi. Bu heyetler yeni düzenin nasıl uygulandığını yerinde görmek, valilere ve memurlara yol göstermek ve yanlış anlamaların önüne geçmek için yola çıkmıştı. Uygulamada ise beklenen sonuç alınamadı; kanunlar henüz yeniydi, devlet adamları arasında Tanzimat'ın hızı konusunda görüş ayrılıkları vardı ve heyetlerin masrafı hazineye ağır geliyordu. Yine de bu teftişler, merkezin taşrayı artık düzenli olarak denetlemek istediğinin açık bir işaretiydi.

Tanzimat'ın getirdiği vergi ve askerlik düzenlemeleri imparatorluğun her yerinde aynı kolaylıkla kabul görmedi. 1847'de Güney Arnavutluk'ta, Toskalık denilen bölgede yeni vergi ve askerlik uygulamalarına karşı bir isyan çıktı. İsyan bastırıldıktan sonra elebaşı sayılan bazı Arnavut beyleri ve ileri gelenleri aileleriyle birlikte Anadolu şehirlerine iskân edildi. Konya, Sivas, Çankırı, Bozok ve Ankara'nın yanında Amasya da bu yerlerden biriydi; İlbasanlı Derviş Bey ile kardeşi Hasan Bey'in Amasya'ya yerleştirilmesine karar verildi. Kararda bu kişilere arazi ve emlak almalarına imkân tanınması, firar etmemeleri için de bulundukları yerin idarecilerine emir yazılması öngörülüyordu. Amasya böylece reformun başka bir köşesinde doğurduğu tepkilerin sonuçlarıyla da karşılaşmış oldu.

Muhassıllık ve İlk Meclisler

Tanzimat'ın taşradaki ilk kurumu muhassıllıktı. 1840'tan itibaren sancaklara Muhassıl-ı Emval unvanıyla maaşlı vergi memurları gönderildi. Muhassıllar bölgelerinin gerçek vergi potansiyelini saptayacak, hazineye ait bütün gelir kaynaklarını kayda geçirecek ve vergiyi halkın gücüne göre dağıtacaktı. Valilere 75.000 kuruş maaş bağlanırken muhassıl ve zabıta memurlarına 7.500 ile 10.000 kuruş arasında maaş verilmesi, eski düzende idarecinin geliri ile devletin geliri arasındaki belirsizliğe son verme çabasının bir parçasıydı. Ortaylı ve Tekeli muhassılı bu yetkileri nedeniyle bir tür mali vali olarak nitelendirir.

Muhassıl yetkilerini tek başına kullanamıyordu; yanında kurulan muhassıllık meclisinin kararıyla hareket etmek zorundaydı. Bu meclislerde muhassılın yanında mal ve nüfus-emlak işlerine bakan iki kâtip, kadı ya da naib, müftü, bir asker zabiti ve yöre ileri gelenlerinden, yani vücûh-ı memleketten dört kişi bulunuyordu. Gayrimüslim nüfusun bulunduğu yerlerde metropolit ya da hahambaşı gibi ruhani reisler ile iki kocabaşı da meclise katılıyordu. Üyelerin seçimi için şehirlerde elli, orta büyüklükteki yerlerde otuz seçmen belirlenmesi öngörülmüştü, ancak kimi yerlerde seçim yapılmadığı ve üyelerin tayin edildiği de görülür. Amasya gibi Ermeni ve Rum cemaatleri kalabalık bir şehirde bu bileşim, Müslüman ve gayrimüslim ileri gelenleri ilk kez aynı resmî masa etrafında buluşturan bir düzen anlamına geliyordu.

Muhassıllık deneyi uzun ömürlü olmadı. 1840-1841 yılında hazine gelirlerinde büyük bir düşüş yaşandı, muhassıllar vergi tahsilinde güçlüklerle karşılaştı ve eski ayanların direnciyle uğraşmak zorunda kaldı. 1842'de muhassıllık kaldırıldı, iltizam usulüne geri dönüldü ve valilere eski yetkilerinin bir kısmı iade edildi. Meclisler ise yaşamaya devam etti. 1842'de memleket meclisleri adını alan bu kurullar 1849'dan itibaren eyalet ve sancak meclisleri olarak anıldı ve 1864'e kadar yargılama görevini de üstlendi. Meclislere seçilenlerin çoğu Tanzimat öncesinde de yönetimde bulunmuş eski ayanlar, Hristiyanlar arasında ise kocabaşılar ve çorbacılardı. Reform, yerel güç sahiplerini tasfiye etmekten çok onları yeni kurumların içine çekerek işledi.

1840 Nüfus Defteri

Tanzimat'ın Amasya'daki ilk büyük kayıt çalışması 1840 tarihli nüfus defteridir. Osmanlı Arşivi'nin nüfus defterleri serisinde 2155 numarayla korunan bu defter, 1831 sayımının devamı niteliğindedir ve yalnızca erkekleri yazar. Kayıtta kişilerin adı ve lakabıyla birlikte bir tür eşkâli de verilir; hane reisleri "orta boylu, köse sakallı" ya da "kısa boylu, ter bıyıklı" gibi ifadelerle tarif edilmiştir. On dört ile kırk yaş arasında, askerliğe elverişli olanların yanına ayrıca bir "mim" işareti konmuştur. Müslümanlar askerlik bakımından, gayrimüslimler ise cizye bakımından sınıflandırılmıştır.

Defter şehrin mahalle düzenine dair değerli bir görüntü sunar. 1840'ta Amasya'da 55 mahalle bulunuyordu; bunların 23'ü yalnızca Müslümanların, 32'si Müslümanlarla gayrimüslimlerin birlikte yaşadığı mahallelerdi. Karma mahallelerin 21'inde Müslümanlar, 11'inde gayrimüslimler çoğunluktaydı. Yalnızca gayrimüslimlerin oturduğu bir mahalle yoktu. Şehirde toplam 3.180 hane kayıtlıydı; bunların 2.236'sı Müslüman, 944'ü gayrimüslim haneydi. En kalabalık mahalle, 112 Müslüman ve 104 gayrimüslim hanesiyle Bayezid Paşa mahallesiydi; Mehmed Paşa, Üçler, Hacı İlyas, Köyceğiz, Çeribaşı ve Şamiçe mahalleleri de büyük mahalleler arasında yer alıyordu.

Bu rakamlar, aynı dönem için verilen başka sayılarla karşılaştırıldığında dikkatli okunmayı gerektirir. On dokuzuncu yüzyıl Amasya'sı için kimi kaynaklarda otuz altı kadar mahalleden söz edilirken nüfus ve temettuat defterleri ellinin üzerinde mahalle adı verir. Fark büyük ölçüde mahallenin nasıl tanımlandığıyla ilgilidir; bazı küçük birimler kimi kayıtlarda ayrı mahalle, kimilerinde köy ya da komşu mahallenin parçası olarak geçer. Nitekim nüfus defterinde köy olarak yazılan Kayabaşı ile Sıraböcekhane, birkaç yıl sonraki temettuat sayımında mahalle olarak kaydedilmiştir.

Temettuat Defterleri ve Mahalleler

Tanzimat'ın vergi reformunun asıl aracı temettuat sayımlarıydı. Temettü vergisi her hane reisinin kazancına göre alınacaktı; bunun için de hanelerin emlakı, arazisi, hayvanları, mesleği ve yıllık kazancı tek tek yazıldı. Çiftçi, esnaf, tüccar, nakliyeci ve ırgat bütün gelirleriyle deftere geçti; kaynağı belli olmayan gelirler bile ayrı başlıklar altında kaydedildi. Kısa vadede amaç vergi yükünü bölgeler ve kişiler arasında daha adil dağıtmak, uzun vadede ise geniş bir mali reformun verilerini toplamaktı. Amasya'ya ait temettuat defterlerinin çoğu 1844 yılında yazılmıştır.

Yazım işinden muhassıllar sorumluydu, ancak sayım yerel unsurların katılımıyla yapıldı. Kaza meclislerinin bilgisi dahilinde şehrin ileri gelenlerinden birkaç kişi görevlendirildi, mahallelerde muhtarlar ve imamlar hazır bulundu. Müslüman mahallelerde sayımı birinci muhtar, ikinci muhtar ve imam; gayrimüslimlerin sayımını ise papaz ve kocabaşılar yaptı. Amasya defterlerinde her mahalle ayrı bir deftere yazılmış, aynı mahallede oturan Müslümanlarla gayrimüslimler aynı deftere geçirilmiştir. Önce Müslüman haneler, ardından bir sayfa boşluk bırakılarak reaya haneleri yazılmış, defterin sonuna vergi ve kazanç toplamları eklenmiştir. Defterlerin çoğunun sonunda sayımı yapan muhtarların ve imamın mühürleri bulunur; bu da kayıtların mahallinde tutulmuş özgün defterler olduğunu gösterir.

Defterlerin başlıkları Amasya'nın o yıllardaki idari konumunu da kaydeder. Bayezid Paşa mahallesinin defteri "Sivas Eyaleti mülhakatından Amasya Kaymakamlığı dahilinde kâin Amasya mahallatından Bayezid Paşa Mahallesi ahalisinin emlak ve arazi ve temettuatlarını mübeyyin defterdir" başlığıyla açılır. Müslüman hanelerin ardından gelen bölüm ise "mahalle-i mezkûrda mütemekkin ahali-i reayanın" emlakını ve kazancını gösterir. Tamamlanan köy defterleri kaza merkezine gönderilip kaza meclisince kontrol ediliyor, oradan sancağa, sancaktan eyalet merkezine ve nihayet İstanbul'a ulaşıyordu. Bu zincir, Tanzimat'ın yeni meclislerinin vergi işinde nasıl kullanıldığını açıkça gösterir.

Temettuat sayımında Amasya'da 48 mahalle görünür; bunların 17'si Müslüman, 31'i karma mahalledir. Toplam hane sayısı 2.709'dur ve bunun 1.857'si Müslüman, 852'si gayrimüslim hanedir. Dört yıl önceki nüfus defterine göre aradaki 471 hanelik farkın büyük kısmı, temettuat defterlerinde yer almayan yedi mahalleden kaynaklanır. Bu yedi mahallenin 368 hanesi düşüldüğünde iki sayım arasındaki gerçek fark 103 haneye iner. Eksik mahallelerin defterlerinin arşivde başka tasniflere karışmış olabileceği düşünülmektedir. Bazı mahallelerde ise kısa sürede belirgin değişimler olmuştur; 1840'ta hiç gayrimüslim hanesi bulunmayan Acemali'de dört yıl sonra 39, Saraçhane'de 32 gayrimüslim hanesi kaydedilmiştir.

Selim Özcan, iki sayımı ad ad karşılaştırdığında hane reislerinin isimlerinin ve mesleklerinin büyük ölçüde örtüşmediğini tespit etmiştir. Bayezid Paşa mahallesinde iki sayımda aynı kişi olabileceği düşünülen hane reislerinin sayısı yalnızca otuz kadardır ve bunların da bir kısmı arada meslek değiştirmiş görünür. Özcan bu uyumsuzluğu, nüfus defterinin mahallinde tutulmuş özgün bir kayıt olmayıp merkezde düzenlenmiş bir suret olabileceğiyle açıklar. Temettuat sayımları ise hanelerin kazancını doğrudan vergiye bağladığı için daha özenle ve yerinde yapılmıştı. Bu tartışma, Tanzimat'ın ilk yıllarında devletin kayıt tutma kapasitesinin hâlâ oluşma aşamasında olduğunu da gösterir.

Cizye Defterlerinde Gayrimüslimler

Tanzimat'ın ilk döneminde gayrimüslimlerden alınan cizye vergisi kaldırılmadı, ama toplanış biçimi değişti. Devlet bu vergiyi toplarken cemaat önderlerinden yararlanmaya başladı; İstanbul'da patrikhaneler, taşrada ise kocabaşılar ve piskoposlar bu işte sorumluluk aldı. Cizye mükellefleri ekonomik durumlarına göre üç sınıfa ayrılıyordu; II. Mahmud döneminde belirlenen tarifeye göre âlâ sınıf 60, evsat 30, edna 15 kuruş ödüyordu. Amasya merkez kazasına ait, 1842 ile 1848 arasında tutulmuş altı cizye defteri bugün Osmanlı Arşivi'nde bulunmaktadır.

Bu defterlerin en ayrıntılısı 1847 yılına ait Ermeni ve Rum defterleridir. Kayıtlarda 838 Ermeni ve 205 Rum hanesi yer alır; Galip Eken ve Hanife Şen hane başına beş kişi katsayısıyla bu rakamlardan yaklaşık 4.190 Ermeni ve 1.025 Rum, toplam 5.215 kişilik bir gayrimüslim nüfus hesaplar. Rumların bir kısmı şehir dışındaki köylerde yaşıyordu; Zana'da 35, Ziyere'de 24, Fındıklı'da 2 Rum hanesi vardı ve Zana ile Ziyere'dekilerin neredeyse tamamı bahçıvanlıkla geçiniyordu. Defterlerde Yahudi ya da başka bir cemaate ait kayıt bulunmaz, oysa daha önceki yüzyıllarda şehre gelen bazı seyyahlar küçük bir Yahudi topluluğundan söz etmiştir.

1847'de Ermeni mükelleflerin 30'u âlâ, 777'si evsat, 343'ü edna sınıfından cizye ödemiştir; Rumlarda bu sayılar 13, 189 ve 55'tir. O yıl Amasya'da toplanan cizyenin toplamı 39.300 kuruştu ve bunun 30.255 kuruşu Ermenilerden, 7.275 kuruşu Rumlardan tahsil edilmişti. Kişi başına düşen ortalama vergi Rumlarda biraz daha yüksekti, bu da Rum mükelleflerin ekonomik durumunun Ermenilere göre bir parça daha iyi olduğunu düşündürür. Ermenilerden 85, Rumlardan 16 kişi ise cizyelerini Amasya dışında, çalışmak için gittikleri İstanbul, Samsun, Taşova, Köprü ve Lâdik gibi yerlerde ödemişti.

Defterler gayrimüslim Amasyalıların meslek dünyasını da geniş bir yelpazede gösterir. Ermeniler arasında 127 ayrı meslek adı tespit edilmiştir. En kalabalık meslek grubu 102 kişiyle terzilerdi; onları ırgatlar, hallaçlar, kasaplar, kalaycılar, tellaklar, değirmenciler, bakkallar ve çerçiler izliyordu. Rumlar arasında hallaçlık, bahçıvanlık ve abacılık öne çıkıyordu. Kuyumcular, attarlar, bezzazlar, basmacılar, boyacılar, urgancılar ve tüccarlar şehrin canlı çarşı hayatına işaret eder. Ermeni mükelleflerden 77'si çeşitli zanaatlarda çırak olarak kaydedilmişti; terzi, kalaycı ve berber çırakları bunların başında geliyordu.

Cizye defterleri şehrin ticari bağlantılarına dair de ipuçları verir. 1847'de Amasya hanlarında misafir olarak kalan ve cizyesini burada ödeyen 70 yabancı reaya kaydedilmiştir. Bunların çoğu Kayseri ve Tokat'tan gelmişti, ama Diyarbakır, İstanbul, Sivas, Van ve Halep gibi uzak şehirlerden gelenler de vardı. Kayıtlarda Taş Han, Serdar Hanı, Zeyneloğlu Hanı, İki Kapılı Han, Kapan Hanı, Galaşoğlu Hanı, Tabutçuoğlu Hanı, Hasan Ağa Hanı ve Saraçoğlu Hanı olmak üzere dokuz han adı geçer. Daha çok tüccarların konakladığı bu hanlar, şehrin ticaret hayatının merkezleriydi. 1856 Islahat Fermanı'ndan sonra cizye kaldırılarak yerini askerlik bedeline bıraktı ve bu ayrıntılı defter serisi de sona erdi.

İpek, Pamuk ve Panayır

Tanzimat yıllarında Amasya ekonomisinin belkemiği ipekti. 1840-1841 tarihli İngiliz konsolosluk raporları ipek üretimini ve ticaretini şehrin en önemli ekonomik faaliyeti olarak gösterir. On sekizinci yüzyıl ortalarından itibaren şehrin çevresinde dut bahçeleri ve böcekhaneler çoğalmış, Amasya İran ipeğinin pazarı olmaktan çıkıp kendi ipeğini üreten bir merkeze dönüşmüştü. Kimi araştırmacılar Amasya ipekçiliğini Bursa'nın hemen ardından gelen, belki de onunla karşılaştırılabilecek bir üretim olarak değerlendirir. Osmanlı belgelerinde de ipek söz konusu olduğunda Amasya çoğu zaman Bursa'nın hemen yanında anılır.

Üretimin büyüklüğü hakkında verilen rakamlar birbirinden epey farklıdır. 1840'larda şehri ziyaret eden W. J. Hamilton yıllık üretimin 50.000 okkayı aştığını, okkasının 120 kuruş ettiğini yazar; bu da altmış tonun üzerinde bir üretime karşılık gelir. 1844'te Amasya gümrüğü ve ipek öşrü, Tokat'ın ihtisab ve emtia gümrüğüyle birlikte 620.000 kuruşa Sivas mutasarrıfı Mehmed Paşa'ya ihale edilmişti. 1860'larda bölgeyi tanıyan Mordtmann ise Amasya ve çevresinde yılda 20-25.000 kilogram ham ipek üretildiğini, iyi yıllarda bu miktarın 30.000 kilograma çıktığını belirtir. Rakamlar arasındaki fark, kısmen yöntem farkından, kısmen de 1860'lardan sonra yaşanan gerilemeden kaynaklanır.

Bu gerilemenin başlıca sebebi ipekböceği hastalıklarıydı. Pebrin ve muskardin adı verilen hastalıklar Avrupa'dan sonra Anadolu'yu da etkiledi; Amasya'da hastalıkla ilgili ilk belge 1866 tarihlidir ve salgının 1864'ten sonra etkili olduğu düşünülür. Oysa birkaç yıl öncesine kadar şehir ipek bakımından o kadar güçlüydü ki 1867-1869 arasında Amasya'dan Samsun gibi başka yerlere dut fidanı gönderilmesi için talimatlar yazılıyordu. 1861'de Amasya sancağından "tohum-ı harir rüsumu" adıyla ipekböceği tohumu vergisi alındığı, Fransız tebaasından Kolon adında birinin Amasya'da koza ve tohum ticareti yaptığı belgelerden anlaşılır. Böcekhane yakma olaylarının mahkemelere taşınması bile bu işin ne kadar kârlı olduğunu gösterir. Devlet hastalığa karşı sağlıklı tohum yetiştirmeyi öğreten harir darü't-talimleri açarak mücadele etti.

Tanzimat devleti tarımda da yeni denemelere girişti. Amerikan İç Savaşı'nın pamuk piyasasını sarstığı yıllarda, 1863'te Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun üretimi için seçilen pilot bölgeler arasında Amasya da vardı ve burada pamuk yetiştirme teşebbüslerinde bulunuldu. Şehrin ticari canlılığı ve sahile yakınlığı göz önüne alınarak 1864'te bir panayır kuruldu; her yıl 15 Aralık'ta başlayıp ay sonuna kadar sürecekti. Dokumacılık da önemini korudu. Yüzyıl sonunda Amasya'yı tasvir eden Vital Cuinet şehirde 2.500'e yakın dokumacı bulunduğunu yazar. Tahıl ve meyve üretimi ise şehrin geçimini her dönemde destekleyen alanlardı.

Medreseden Rüştiyeye

Amasya on dokuzuncu yüzyılda hâlâ bir medrese şehriydi. 1861'de şehre gelen Fransız seyyah Georges Perrot Amasya'yı "Anadolu'nun Oxford'u" diye tarif eder ve medreselerde 2.000'e yakın talebenin okuduğunu yazar. Aynı yüzyılın başlarında şehir üzerine bir eser kaleme alan Mustafa Vâzıh Efendi de Amasya'yı bir talebeler şehri olarak anar. Ne var ki bu tablo, kurumların içten içe zayıfladığı bir dönemin görüntüsüydü. 1800'lerden itibaren pek çok medrese bakımsız kalmış, bir kısmı harap olmuş, bir kısmı da yangın ve sellerle hasar görmüştü.

Tanzimat'ın eğitimdeki temel yeniliği, medresenin yanına devlet eliyle yönetilen rüştiye mekteplerini koymasıydı. Amasya'da bu dönüşüm doğrudan eski medrese binalarının yerinde gerçekleşti. Şadgeldi Paşa'nın 1373'te yaptırdığı Alaca Yahya Bey Medresesi yıktırılarak yerine bir rüştiye mektebi yapıldı. Bu işin tarihi ve yapanı kaynaklarda farklı geçer; bir rivayete göre Maarif Nezareti 1864'te, bir başkasına göre mutasarrıf Ziya Paşa 1865'te medreseyi yıktırarak rüştiyeyi inşa ettirmiştir. 1754'te ahşaptan yapılmış Narlı Bahçe Medresesi de 1865'te Ziya Paşa tarafından yıktırıldı. Böylece Amasya'nın eğitim hayatında medreseden mektebe geçiş, şehrin dokusunda da somut bir iz bıraktı.

Sivas vilayetinin 1870 tarihli salnamesi bu geçiş döneminin sayısal bir fotoğrafını verir. Amasya'da yirmi yedi ilkokulda 718 Müslüman öğrenci okuyordu; Ermenilere ait bir sıbyan mektebinde 195 öğrenci vardı. Şehirdeki otuz bir medresede yirmi altı hatip, yirmi üç imam, kırk dört müderris ve 278 öğrenci kayıtlıydı. Perrot'nun dokuz yıl önce verdiği 2.000 talebe rakamıyla karşılaştırıldığında bu sayı, ya seyyahın abarttığını ya da medrese eğitiminin kısa sürede büyük bir kan kaybına uğradığını düşündürür. İki kaynak arasındaki fark kesin olarak açıklanamamaktadır.

Gayrimüslim cemaatlerin okulları da bu dönemde çoğaldı. Ermenilerin Bartevian Koleji'nin yanı sıra Katolik Fransızlar da şehirde bir okul açtı; 1883'te Fransız Cizvit heyeti bir kilise ve mektep kurarak misyonerlik faaliyetine başladı. Devlet bu okulların Müslüman çocuklar üzerindeki etkisinden çekindi ve 1892'de Müslüman ailelerin çocuklarını bu okullara kaydettirmesini yasakladı. Tanzimat'ın eğitimde başlattığı süreç Abdülhamid döneminde idadinin açılmasıyla devam etti; Amasya Mekteb-i İdadisi 1895'te kuruldu ve bugünkü Amasya Anadolu Lisesi'nin temelini oluşturdu.

1864 ve 1871 Nizamnameleri

Tanzimat'ın taşra yönetimindeki en kapsamlı düzenlemesi 7 Kasım 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi oldu. Önce Mithat Paşa'nın valiliğindeki Tuna vilayetinde denenen bu sistem, ardından Anadolu'ya yayıldı ve 1871'de yürürlüğe giren İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi ile bütün vilayetlerde uygulanmaya başladı. Yeni düzende ülke valinin yönettiği vilayetlere, mutasarrıfın yönettiği liva ya da sancaklara, kaymakamın yönettiği kazalara ve muhtarların yönettiği köylere ayrıldı. 1871 nizamnamesi kazalarla köyler arasına nahiyeyi de ekledi. Amasya bu sistemde Sivas vilayetine bağlı bir sancak merkezi olarak örgütlendi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında müstakil vilayet oluncaya kadar bu statüsünü korudu.

Sancağın sınırları Tanzimat boyunca sık sık değişti. 1844 kayıtlarında Amasya merkez, Merzifon, Lâdik, Havza, Çorum, Osmancık, İskilip, Saz, Köprü, Gümüş, Hacıköy ve Gelingiras kazaları sayılır. 1855'te listede Kedağra adıyla Vezirköprü, Mecidözü, Zeytun, Aşiret-i Çorum ve İskilip de yer alır. 1871 nizamnamesinden sonra sancak Amasya, Osmancık, Zile, Lâdik, Merzifon, Maden-i Sim, Mecidözü, Köprü ve Erbaa kazalarından oluşacak biçimde düzenlendi ve bu kazalara bağlı yirmi dört nahiye kuruldu. Çorum ve İskilip'in ayrılması, Zile ile Erbaa'nın eklenmesi, sancağın ağırlık merkezinin Yeşilırmak havzasına kaydığını gösterir. Bugünkü Gümüşhacıköy o yıllarda Maden-i Sim adıyla anılıyordu.

Köy ve mahalle düzeni de yeniden tanımlandı. 1871 nizamnamesine göre yirmi haneden küçük köylerde bir, daha büyük köylerde seçimle belirlenen iki muhtar bulunacak, muhtarlar kaymakamın emriyle göreve başlayacaktı. Köyün büyüklüğüne göre üç ile on iki üyeli ihtiyar meclisleri kurulacak, Müslümanlarla gayrimüslimlerin karışık yaşadığı köylerde her cemaatin kendi ihtiyar meclisi olacaktı. İmamlar ve gayrimüslim din adamları bu heyetlerin tabii üyesiydi. Muhtarlar vergilerin toplanmasından, çeşme, okul ve mabetlerin bakımından sorumluydu; ihtiyar meclisleri ise cemaate düşen vergiyi paylaştırıyor, küçük anlaşmazlıkları sulh yoluyla çözüyor, bekçi ve korucuları seçiyordu.

Meclisler ve Yeni Mahkemeler

1864 nizamnamesi liva merkezinde mutasarrıfın başkanlığında bir idare meclisi kurulmasını öngörüyordu. Bu mecliste hâkim, muhasebe müdürü, tahrirat müdürü, müftü, gayrimüslim cemaatlerin temsilcileri ve halk tarafından seçilen iki Müslüman ile iki gayrimüslim üye bulunacaktı. Meclis sancağın idari, mali, bayındırlık, eğitim, tarım ve ticaretle ilgili işlerini görüşecek, idari anlaşmazlıkları karara bağlayacaktı. Amasya'da sancak idare meclisinin 1870'ten itibaren düzenli olarak işlediği salnamelerden izlenebilir. 1870'te mecliste mutasarrıf, naib, müftü, muhasebeci ve tahrirat müdürünün yanında seçilmiş bir Müslüman ve bir gayrimüslim üye görünür; 1875'te seçilmiş üye sayısı ikisi Müslüman, ikisi gayrimüslim olmak üzere dörde çıkmıştır.

Yargı alanındaki değişim de aynı nizamnameyle başladı. Tanzimat'ın ilk yıllarında taşra meclisleri bazı davalara bakıyordu; 1864'ten sonra yargılama görevi ayrı kurullara verildi. Her kazada şer'i hâkimin başkanlığında Müslüman ve gayrimüslim üyelerden oluşan bir deavi meclisi, liva merkezlerinde ise üç Müslüman ve üç gayrimüslim üyeli bir temyiz meclisi kuruldu. Kaza meclisinin bakamadığı ya da istinaf yoluyla gelen ceza ve hukuk davaları liva temyiz meclisinde görülüyordu. 1879'da bu kurulların adları bidayet ve istinaf mahkemelerine çevrildi. Amasya'da şer'iyye mahkemesi aile ve miras davalarına bakmayı sürdürürken, bidayet mahkemesi ve ticaret mahkemesi şehrin yeni adli kurumları olarak salnamelerde yerini aldı. Böylece şehirde iki ayrı hukuk düzeni yan yana işlemeye başladı.

Devletin Taşradaki Yeni Yüzü

Tanzimat'ın taşradaki en kalıcı sonucu, sancak merkezinde devleti temsil eden dairelerin çoğalmasıydı. Yüzyılın son çeyreğinde Sivas vilayet salnamelerinde Amasya sancağı için sayılan kurumlar bu genişlemeyi açıkça gösterir. Tahrir ve muhacirin komisyonları, adliye dairesi, bidayet ve ticaret mahkemeleri, şer'iyye mahkemesi kalemi, maarif komisyonu, nüfus idaresi, belediye dairesi, defter-i hakani idaresi, aşar ve ağnam dairesi, muhasebe ve vergi kalemleri, evkaf idaresi, nafia ve tarık komisyonları, tahsilat idaresi, telgraf ve posta idaresi bunlar arasındaydı. Bazı daireler ihtiyaç doğdukça eklendi; Düyun-ı Umumiye idaresi 1891'de, Ziraat Bankası şubesi, Reji, jandarma ve polis daireleri ise 1903 kayıtlarında görünür.

Bu dairelerde Müslümanların yanında çok sayıda gayrimüslim memur da çalışıyordu. 1903'te sancak merkezinde ve kazalarda resmî dairelerde görev yapan gayrimüslimlerin sayısı Amasya'da 19, Merzifon'da 12, Lâdik'te 11'di. Bu tablo, Tanzimat'ın ve onu izleyen Islahat Fermanı'nın gayrimüslimleri devlet hizmetine katma ilkesinin taşrada da karşılık bulduğunu gösterir. Belediye teşkilatının Amasya'da tam olarak hangi yıl kurulduğu kaynaklarda açık değildir; belediye dairesi salname listelerinde yer alır ve şehrin bilinen ilk belediye reisleri 1880'li yıllarda görünür.

Reform çağı Amasya'nın nüfus yapısında da değişikliklere tanık oldu. 1863 Ermeni Nizamnamesi'nin uygulanışını yerinde incelemek üzere 1877'de Ermeni Patrikhanesi tarafından görevlendirilen Rahip Boğos Natanyan, Amasya'da 1.000 Ermeni, 40 Rum ve 10 Protestan hanesi bulunduğunu, Müslüman hanelerin ise 3.000 kadar olduğunu yazar. Vital Cuinet yüzyılın sonunda şehirde 20.000 Müslüman, 9.760 Gregoryen Ermeni ve 240 Katolik'ten oluşan 30.000 kişilik bir nüfus verir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra gelen muhacirler için sancakta ayrı bir komisyon kurulması, Tanzimat'ın kurduğu idari aygıtın yeni toplumsal sorunlara da cevap vermeye çalıştığını gösterir.

Tanzimat döneminde kurulan bu idari yapı, Osmanlı Devleti'nin son yıllarına kadar küçük değişikliklerle sürdü. Sancağın kazaları yüzyılın sonuna doğru yeniden düzenlendi; 1881'de Erbaa ve Zile Tokat sancağına bağlandı, 1883'te Havza kaza oldu, 1894'te Maden-i Sim kazası Gümüşhacıköy adını aldı, 1896'da Osmancık Çorum'a geçti. 1921 Anayasası'yla ülkenin idari taksimatı vilayet, kaza, nahiye ve köy olarak yeniden düzenlendiğinde Amasya'nın Sivas'a bağlı sancak statüsü sona erdi ve şehir müstakil bir vilayet oldu. Yeni vilayetin merkez, Havza, Lâdik, Vezirköprü, Merzifon ve Gümüşhacıköy kazaları, Tanzimat'ın çizdiği sancak sınırlarının büyük ölçüde devamıydı. 1926'da Vezirköprü, Lâdik ve Havza Samsun'a bağlanınca Amasya bugünkü sınırlarına yaklaştı.

Kronoloji

1831: İlk genel nüfus sayımı; Amasya merkez kazasında 6.379 erkek kaydedildi. Ceride Nezareti kuruldu.

1838: Amasya sancağı on üç kazadan oluşuyordu.

3 Kasım 1839: Tanzimat Fermanı Gülhane'de okundu.

1840: Muhassıllık teşkilatı ve muhassıllık meclisleri kuruldu; Amasya nüfus defteri (55 mahalle, 3.180 hane) düzenlendi.

1840-1841: İngiliz konsolosluk raporları ipeği Amasya'nın en önemli ekonomik faaliyeti olarak kaydetti.

1842: Muhassıllık kaldırıldı, meclisler memleket meclisi adını aldı. Amasya'nın bilinen ilk Tanzimat dönemi cizye defteri tutuldu.

1844-1845: Amasya temettuat defterleri yazıldı (48 mahalle, 2.709 hane). Amasya gümrüğü ve ipek öşrü 620.000 kuruşa ihale edildi.

1847: Ayrıntılı Ermeni ve Rum cizye defterleri tutuldu (838 Ermeni, 205 Rum hanesi). Toskalık isyanına katılan bazı Arnavut ileri gelenlerinin Amasya'ya iskânına karar verildi.

1849: Taşra meclisleri eyalet ve sancak meclisleri olarak yeniden düzenlendi.

1856: Islahat Fermanı ilan edildi; cizye kaldırılarak yerini askerlik bedeline bıraktı.

1861: Georges Perrot Amasya'yı ziyaret etti. Sancakta ipekböceği tohumu vergisi alındığı belgelendi.

1863: Amasya, Mısır pamuğu tohumu için seçilen pilot bölgeler arasına alındı.

1864: Vilayet Nizamnamesi yayımlandı (7 Kasım); Amasya'da yıllık panayır kuruldu. Alaca Yahya Bey Medresesi'nin yerine rüştiye yapıldı (bazı kaynaklara göre 1865).

1866: Amasya'da ipekböceği hastalığına dair ilk belge.

1870: Sivas salnamesine göre Amasya'da 27 ilkokul ve 31 medrese vardı; sancak idare meclisi kayıtlarda görünmeye başladı.

1871: İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi yürürlüğe girdi; Amasya sancağı dokuz kaza ve yirmi dört nahiye olarak düzenlendi.

1877: Rahip Boğos Natanyan'ın Amasya'daki cemaatlere dair raporu.

1879: Deavi ve temyiz meclisleri bidayet ve istinaf mahkemelerine dönüştürüldü.

1883: Fransız Cizvit heyeti Amasya'da kilise ve mektep açtı.

1895: Amasya Mekteb-i İdadisi kuruldu.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Özcan, Selim. "H.1256 (1840) Tarihli Amasya Nüfus Defteri ile H.1260-1261 (1844-1845) Tarihli Amasya Temettuat Defterlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi". Studies of the Ottoman Domain, 6/11 (2016), s. 97-118.
  • Gür, Fevzi - Kahriman, Salih. Amasya Nüfus Defteri 1840. Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, Amasya 2012.

Akademik çalışmalar

  • Eken, Galip - Şen, Hanife. "Tanzimat Dönemi Cizye Defterlerine Göre Amasya'da Gayrimüslimler". Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, 11/1 (2016), s. 105-132.
  • Genç, Sabit. "Amasya Sancağının İdari Durumu ve Nüfus Yapısı (1880-1915)". Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11/1 (2021), s. 57-80.
  • Yılmaz, Özgür. "Tanzimat Döneminde Osmanlı Taşra İdare Meclisleri (1840-1871)". Journal of History Studies, 6/6 (2014), s. 253-280.
  • Eryiğit, Burak Hamza - Kalafat, Cansu. "Osmanlı Devleti'nde 1840-1858 Yılları Arasında Taşra Yönetimini Düzenleyen Nizamnameler Üzerine Bir Değerlendirme". Strategic Public Management Journal.
  • Durdu, Mustafa. "İsyanları Sebebiyle Bazı Arnavutların Anadolu'ya Sürgün Edilmelerine Dair Sosyo-Politik Bir İnceleme (1847-1851)". Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 43 (2020), s. 410-427.
  • Şahin, İlhan - Emecen, Feridun. "Amasya". TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
  • "Nizâmiye Mahkemeleri". TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/nizamiye-mahkemeleri

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

  • Yücekaya, Hüsnü. "Amasya İpekçiliği Üzerine (1750-1900)". Akademik Bakış, 7/13 (2013).
  • Karadeniz, Yılmaz. "Amasya". Türk Maarif Ansiklopedisi (2022). https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/amasya
  • Çadırcı, Musa. Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı. Türk Tarih Kurumu, Ankara 1997.
  • Ortaylı, İlber. Tanzimat Devri'nde Osmanlı Mahalli İdareleri (1840-1880). Türk Tarih Kurumu, Ankara 2000.
  • Perrot, Georges. Souvenirs d'un voyage en Asie Mineure. Paris 1864.
  • Cuinet, Vital. La Turquie d'Asie. c. I, Paris 1892.

Çevrimiçi kaynaklar