Amasya'nın ekonomik tarihi anlatılırken akla önce elma bahçeleri gelir, oysa şehrin yüzyıllar boyunca en çok anıldığı üretim dallarından biri ipekçilikti. Yeşilırmak kıyısındaki dut bahçeleri, evlerin içine kurulan ipekböceği yetiştirme odaları, kozaların çözüldüğü atölyeler ve dokuma tezgâhları, Anadolu'nun Bursa'dan sonra sayılan ipek merkezlerinden birini ortaya çıkarmıştı. Bu üretim zinciri bir yandan köylüyü, bir yandan çarşı esnafını, bir yandan da uzak pazarlarla iş gören tüccarı aynı işin içine çekiyordu. Amasya ipekçiliğinin hikâyesi, bir kentin ham maddeyi tartıp vergilendiren bir ara durak olmaktan çıkıp o ham maddeyi kendi toprağında yetiştirmeye başlamasının hikâyesidir. Bu dönüşümün izleri kadı sicillerinde, İstanbul'a gönderilen raporlarda, vergi defterlerinde ve şehre uğrayan yabancıların yol notlarında birbirini tamamlayan parçalar hâlinde durur.
İpek Yolunun Üzerindeki Şehir
Amasya'yı ipek için elverişli kılan etkenler bir araya gelmişti. Tebriz'den Bursa'ya giden ticaret yolu Amasya'dan geçiyordu; yol, şehre varmadan önce ikiye ayrılan kolların burada birleşmesiyle devam eder, Tokat ve Erzurum üzerinden doğuya uzanırdı. İran ipeği Bursa'nın tezgâhlarına bu güzergâhla taşındığı için Amasya, Osmanlı ipekçiliğinin ilk döneminde daha çok İran ipeğinin ardiye ve pazar yeri rolünü üstlendi. Şehzade sancağı olması kente ayrıca bir itibar ve ilgi kazandırıyordu, Karadeniz limanlarına yakınlığı ürünün dışarıya çıkarılmasını kolaylaştırıyordu, ılıman iklimi ve ırmak vadisinin sulak toprağı da dut ağacı ile ipekböceği yetiştiriciliğine uygundu.
Doğudan gelen ipek şehirde resmî bir kantardan geçerdi. İran'dan getirilen ipeğin tartılarak vergilendirilmesine mîzân-ı harîr, yani "ipek kantarı" denir ve bu vergiyi toplama hakkı mukataa olarak iltizama verilirdi. Ham ipeğin Osmanlı'nın ilk dönemlerinden beri Amasya'da tartılıp vergilendirildiği pek çok araştırmada belirtilir. Bu kantarın hacmine dair en erken somut rakam on altıncı yüzyıldandır: 1554-1555 yıllarında on ay içinde resmî yollarla şehre girip tartılan ipek 10.632 lodraya, yaklaşık on beş tona ulaşıyordu.
Yücekaya'nın aktardığına göre, on yedinci yüzyılın sonlarına doğru belirginleşen "ipek şehri" görünümü Amasya'nın kaderini etkileyen bu yola borçludur. Şehir, yolun getirdiği ham ipeği işleyip pazara sunarken zamanla kendi dut bağlarını ve böcekhanelerini de çoğalttı. Bu dönüşüm bir anda gerçekleşmedi. Dokumacılık ve ipek ticareti önce geldi, yerli koza üretimi ise ağır ağır bu zeminin üzerinde yükseldi.
On Altıncı ve On Yedinci Yüzyılda Dokumacılık
Amasya on altıncı yüzyılda ipek dokumacılığıyla ün kazandı. Yüzyılın ilk çeyreğinde, 1523'te, şehrin nüfusu yaklaşık yedi bin kişiydi. Bu küçük nüfusa karşılık şehirde pek çok ipek dokumacısı bulunuyor, buna rağmen yalnızca bir boyahane, bir şem'hane ve bir darphane kayıtlara geçiyordu. Yüzyılın ikinci yarısında Amasya'nın da içinde yer aldığı beş altı şehirde, saraya hediye edilebilecek nitelikte değerli ipekli kumaşlar dokunuyordu. Kumaşın sarayın beğenisine ulaşması, Amasya tezgâhlarının hem teknik düzeyini hem de şehzade sancağının imparatorluk merkeziyle kurduğu yakın ilişkiyi gösterir.
Amasya'nın payı kumaşla sınırlı kalmadı. Koza yetiştiriciliğinin yanı sıra ipeğin ilk işlemlerine bağlı iş kolları da gelişmişti; şehir ham ipek çekiminin yanında ipek ipliği ile bazı ipekli yarı mamul ve mamul ürünlerin imalatıyla da öne çıkıyordu. Ham ipeğin çekilmesi, bükülmesi, boyanması ve dokunması ayrı ayrı uzmanlık isteyen aşamalardı ve her aşama başka bir esnaf grubuna iş sağlıyordu. Bu işbölümü, ipeğin şehir ekonomisinde neden geniş bir nüfusa geçim sağladığını da açıklar.
Hüsameddin, on yedinci yüzyılın ortalarını Amasya'nın iktisadi bakımdan en parlak dönemlerinden biri sayar. Ona göre şehirde tabakhaneler, kumaş tezgâhları, demirhaneler, dökümhaneler, sırma tel çekilen simkeşhaneler ve kuyumcular vardı. Amasya ve çevresinin her evinde mutlaka bir culfalık, yani dokuma tezgâhı bulunur, ev halkının bütün giyecekleri bu tezgâhlarda dokunurdu. Amasya'nın ipliği, kumaşları ve keten bezleri ince, sağlam ve zarif olurdu; şehrin kumaşı, sahtiyanı ve saraç işleri elması kadar ünlüydü ve büyüklere hediye olarak sunulurdu. Hüsameddin, IV. Murad'ın 1045'te [1635] Amasya'ya geldiğinde kendisine top top Amasya kumaşı ile Amasya sahtiyanı takdim edildiğini ve padişahın bunları çok beğendiğini yazar. Bu hediyelerin ham maddesini yetiştiren bağların ve böcekhanelerin de aynı derecede itibarlı olduğunu ekler. Padişaha sunulan kumaşın ayrıntısı yerel kayıtlara dayanır ve başka bir kaynakla doğrulanamamıştır.
Seyyahlar da bu üretimin ağırlığını kaydetti. On yedinci yüzyılda şehre uğrayan Evliya Çelebi çeşitli meslek kollarına hizmet eden bin altmış dükkândan söz eder. Bu sayı ipekçiliğe özgü olmasa da çarşının üretken ve kalabalık bir görünüm taşıdığını gösterir. Fransız botanikçi Tournefort 1701'de Tokat'a geldiğinde, Tokat ile Amasya'nın ülkenin geri kalanının tamamından daha fazla kumaş ürettiğini yazdı.
İpek Kantarı ve Mültezimleri
On sekizinci yüzyılda ipek kantarının geliri, devletin önde gelen adamlarının bile ilgisini çekecek bir kaynaktı. Hüsameddin'in Amasya sicillerinden aktardığı 13 Safer 1161 [Şubat 1748] tarihli bir ferman, 1161 yılı başından itibaren Amasya ve bağlı yerlerin mîzân-ı harîr mukataasının sadrazam Seyyid Abdullah Paşa ile eski sipahiler ağası Abdî Ağa, Hacı Hüseyin Ağa ve Ebûbekir Ağa'ya ömür boyu, yani mâlikâne olarak verildiğini gösterir. Mültezimlerin vergiyi toplamak için gönderdiği Halil Ağa'yı ise Bâkîoğlu Hâfız, Hacı Bilâl, Yeniceli vekil Molla Mustafa ile eski şehir kethüdası Hacı Hüseyin ve Hacı Ali işinden alıkoymuş, toplanan resmi kendileri almışlardı. Ferman, bu paranın onlardan tahsil edilmesi için Sivas valisine, Amasya mutasarrıfına ve kadısına hitaben yazılmıştı. Hüsameddin, mültezimlerin hepsinin Amasyalı olduğuna da dikkat çeker. Olay, kantar gelirinin şehrin ileri gelenleri arasında bir çekişme konusu olacak kadar değerli olduğunu düşündürür.
İpek kantarının ve ipek gümrüğünün malî düzeni, mâlikâne ve öşür dönemleriyle birlikte Amasya'da İpek Gümrüğü ve Harir Mizanı yazısında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Yücekaya'nın incelediği belgeler bu gelirin sonraki seyrini izlemeye imkân verir. 1173 [1759-1760] tarihli bir muhasebe dökümü, 1755-1759 arasındaki dört buçuk yıl için mukataadan Abdurrahman Ağa ile Ebubekir Ağa'nın sorumlu olduğunu ve toplam 10.620 akçe tutarında bir hesabı kaydeder. 1785-1786 yıllarını kapsayan 62 numaralı Amasya sicilinde ise kantar mukataası önce İbrahim adlı birine ihale edilmiş, o 1786 yılının bedelini ödemeyince iş başkalarına geçmiş, sonunda Amasya harir mukataası ile ona bağlı mukataalar yıllık bir yük ipek ve 1.400 akçe karşılığında Abdullah Raşid, İsmail, Hüseyin ve Mustafa adlı kişilere verilmiştir. Yücekaya, aradaki enflasyonu da hesaba katarak, kantar vergisinin otuz yıl içinde büyük ölçüde azaldığı sonucuna varır. Bu azalışın muhtemel nedeni, yerli koza üretiminin dışarıdan gelen ipeğin önemini azaltmasıdır.
Kantar memurluğu yine de on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında bir süre daha yaşadı. Hüsameddin'e göre Köprülü Mehmed Paşa'nın torunlarından Râşid Ahmed Bey, II. Mahmud'un tahta çıktığı 1223 [1808] yılında Amasya mîzân-ı harîr ve damga mukataaları emini olarak gönderilmiş, on yıl kadar bu işi kâh Köprü'de kâh Amasya'da oturarak yürütmüş, 1234 [1818-1819] yılında azledilmişti. Kahvecizâde Râşid Mehmed Efendi de 1245 [1829-1830] yılında Amasya mîzân-ı harîr emini olarak gelmiş, dört yıl kadar kaldıktan sonra 1249'da [1833-1834] ayrılmıştır. Yücekaya, 1807'den sonra kantar vergisine dair arşiv belgelerinin neredeyse tamamen kesildiğini, bu konudaki son belgenin 1849-1850 yıllarına ait olduğunu yazar. Hüsameddin'in verdiği atamalar, vergi önemini yitirse de emin tayininin bir süre daha sürdüğünü gösterir.
İthal İpekten Yerli Üretime
Ham ipek ihtiyacını uzun süre İran'dan karşılayan Osmanlı dokumacılığı için ithal ipeğe bağımlılık bir zayıflık sayılabilirdi. Anlatımlara göre İran ipeğinin ithalatına getirilen sınırlama, Amasya'nın kendi ipeğini üretmesinde bir dönüm noktası oldu. Yerli üretimin belgelerdeki izi on sekizinci yüzyılda belirginleşir. Yücekaya'nın incelediği arşiv kayıtlarında on sekizinci yüzyılın ortalarından başlayarak dut bağları ile böcekhanelere ilişkin kayıtlar giderek artan bir sıklıkla görünür. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren yerli ipek üretimine ilişkin vergi kayıtları, ipeğin tartılması üzerinden alınan kantar vergisine ilişkin kayıtlardan daha çok yer tutar. 1807 tarihli bir belgede Canik, Sivas ve Tokat sancakları Amasya kantarının bağlı yerleri olarak sayılır ve buralarda elde edilen ipek ile dışarıdan tezkeresiz gelen ipek ilk kez birlikte anılır. Yücekaya, tezkeresiz gelenlerin vergiden kaçırılan İran ipeği olması gerektiğini düşünür.
Dut bağlarının değeri bu dönüşümün ne kadar kârlı olduğunu gösterir. 1784-1786 yıllarını kapsayan 61 numaralı sicilde Orman adlı mevkide böcekhanesiyle birlikte bir dut bağı 400 kuruş, aynı terekedeki bir başka dut bağı 500 kuruş olarak yazılmıştır; o yıllarda pek çok terekenin bütününün otuz kırk kuruş tuttuğu düşünülürse bu rakamlar olağanüstü yüksektir. Aynı sicilde neredeyse her terekede bir dut bağına rastlanır. 1810'da bir dut bağının değeri 3.300 kuruşa çıkmıştı. Yücekaya, bir bölgenin meyve ihtiyacının çok üstündeki dut bağlarının ancak kozacılıkla açıklanabileceğini vurgular; dut meyvesi geç verim veren, toplanması ve saklanması zor bir üründü. Amasya ilçelerinde ve çevresinde bugüne ulaşan dut bağları ile "böceklik" diye anılan yer adları da bu geçmişin izi olarak gösterilir; 1865 tarihli bir belgede şehir merkezinde bir böceklik mahallesinden söz edilir.
Şehrin ipekli dokumacılığına ait ayrıntılar da aynı yıllarda çoğalır. 1769 tarihli bir narh listesinde bir dirhem nakış ipeği 5 akçe, kaytanın dirhemi 7 akçe, ala ve gözün dirhemi 9 akçe, üç ipek düğme 1 akçe olarak belirlenmişti. 1777-1778 yıllarında ipek işleyenlerin gündeliği ekmekli 8, ekmeksiz 10 para idi. Malzemeye narh konması ve ipek işçiliği için oturmuş bir ücret tarifesinin bulunması, ipekli dokumacılığın şehirde küçümsenmeyecek bir yer tuttuğunu gösterir. 1784-1786 tarihli sicilde kaydedilen kumaşların çoğu ipekliydi ve ipekten yapılmış harir bir gömlek 5 kuruş değerindeydi.
Amasya ipeği bu dönemde başka dokuma şehirlerinin de aradığı bir mal hâline geldi. 1801 tarihli bir belgede şehirde elde edilen ipeğin bir kısmının, eskiden olduğu gibi İstanbul'a gönderilmesi istenirken, yeni bir durum olarak Bosna, Halep ve Diyarbakır'a da sevk edildiğinden söz edilir. Hicrî 1231 [1816] tarihli bir belge, Halep'e getirilen ipeğin büyük kısmının Bursa ile Amasya'dan geldiğini, yabancı konsolosların bu ham ipeği satın alıp spekülasyon yaptığını anlatır; Yücekaya aynı belgeyi metninin bir yerinde 1806, bir yerinde 1815 tarihiyle anar. Yücekaya, belgelerde Amasya'nın ipek konusunda hemen Bursa'nın ardından anılmasını, koza üretiminde Bursa'dan sonra en önemli merkez olmasının bir işareti sayar. Bir başka belgede Bursa ile Amasya'nın ipek öşrü ve gümrüğü birlikte ele alınır.
Yücekaya'nın değerlendirmesine göre Amasya ipekçiliği Bursa ile karşılaştırılabilir bir düzeye ulaşmıştı. Osmanlı ipekçiliğinde Bursa baskın rolünü korusa da, Amasya gibi birkaç şehrin toplam üretimi Bursa'nın üretimini dengeleyebilecek, hatta aşabilecek bir büyüklükteydi. Arşiv kayıtlarına yansıdığı kadarıyla devlet yetkilileri de ipek üreten şehirler arasında en çok Bursa ile Amasya ipekçiliğiyle ilgileniyordu. Seyyah Andrian Dupré burada üretilen ipeğin kalitesinin Bursa ile yarışabilecek düzeyde olduğunu belirtmiştir. Kaynaklarda anılan 1750 ile 1900 arasındaki yüzyıl boyunca Amasya'nın adı, ipek verimliliği bakımından Bursa ile birlikte anılır.
1820'li yıllarda Amasya'ya gelen Fransız seyyah Victor Fontanier, şehrin yılda yüz katır yükü ipek ürettiğini ve bunun kendi hesabına göre iki milyon kuruş kadar tuttuğunu yazar. Fontanier'e göre Amasya ipeğinin büyük kısmı beyazdı, kalite bakımından Gilan ipeğinin gerisindeydi ve ülkede yalnız gömleklik kumaş yapımında kullanılıyordu; geri kalanı Diyarbakır, Halep ve Şam'daki imalathaneleri besliyordu. Bu şehirlerin tüccarları her yıl hasat zamanı Amasya'ya gelir, ürünü köylülerden doğrudan satın alırdı. Bir katır yükünün ağırlığı bilinmediği için bu rakam ancak kaba bir tahmine imkân verir; Yücekaya en az on ton civarında bir üretimden söz edilebileceğini düşünür.
Avrupa'daki gelişmeler de bu yönelimi destekledi. On yedinci ve on sekizinci yüzyılda dokuma sanayisi hızla ilerleyen Avrupa'da daha ucuz ve gösterişli ipekli kumaşlar yapılmaya başlanmış, bu da kaliteli Türk ipeklilerine olan rağbeti azaltmıştı. Osmanlı ülkesinde ipekli dokumacılığı gerilerken ham ipek ve koza üretimi ise devlet nezdinde bir bakıma desteklenir hâle geldi. Böylece Amasya'da ipekböceği yetiştiriciliğinin önemi arttı ve bu gelişme dokumacılığın sürmesine de zemin hazırladı. Şehirde ham ipekle birlikte ipekböceği tohumu da üretilip ihraç ediliyordu; 1861 tarihli bir belgede Amasya sancağının "tohum-ı harir rüsumu" geçer, aynı yıllarda Amasya'da oturan Kolon adlı bir Fransız tüccarın koza ve böcek tohumu karşılığı alacaklarının ödenmesi konu edilir. On dokuzuncu yüzyılda Amasya ipeği böylece Avrupalı tüccarların da dikkatini çekti.
Bir Geçim Kaynağı Olarak İpek
On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında ipek, Amasya halkının büyük bölümü için asıl geçim yoluydu. 1830 yılına ait bir belgede şehir halkının genelinin temel uğraşısının ipekçilik olduğu açıkça yazılır. Aynı belgede alınan vergilere itiraz edilmiş, Bursa'daki uygulamada olduğu gibi damga vurularak kuruş başına bir para askerî masraf alınması istenmişti. Yücekaya, üreticilerin kabul ettiği vergi oranlarından ve Bursa'nın örnek gösterilmesinden hareketle, Amasya'da en azından fiilen işleyen oturmuş bir ipek piyasasının bulunduğu kanaatine varır. İngiliz konsolosluk raporları da 1840-1841 yıllarında Amasya'daki en önemli ekonomik faaliyetin ipek üretimi ve ticareti olduğunu bildirir.
Devlet de bu gelirden pay almak için farklı yollar denedi. 1844 yılında Amasya gümrüğü ve harir öşrü rüsumu, Tokat'ın ihtisap ve emtia gümrüğü rüsumuyla birlikte 620.000 kuruşa Sivas mutasarrıfı Mehmed Paşa'ya ihale edilmişti. Yücekaya, bu tutarın yalnız üçte birinin ipek öşrü olduğu varsayılsa bile en az iki milyon kuruşluk bir koza üretimine işaret ettiğini hesaplar; bu bir tahmindir ve kendisi de en düşük ihtimali esas aldığını belirtir. Aynı yıl Amasya'da üretilen ham ipeğin kıyyesinden 200 kuruş gümrük alınmasına karar verilmiş, tüccar zarar gördüğü için bu düzenleme geri çekilerek eskisi gibi 100 kuruşa dönülmüştü. Bu dönemin belgelerinde artık yalnız Amasya'da üretilen ipekten söz edilir; İran ipeğine ve Acem tüccarına yapılan atıflar ortadan kalkar.
Amasya'nın ipek üretimi çevresindeki geniş bir bölgeye dayanıyordu. 1861 tarihli belgeler, şehrin çevresindeki kasaba ve kazalarda üretilen ipeğin yanı sıra Sivas, Harput, Diyarbakır ve Musul'dan sürekli olarak Amasya'ya ipek ve koza getirildiğini gösterir. Yücekaya bu ağı, Bursa'yı besleyen Mudanya, Yenişehir, Mihaliç, İzmit ve Bilecik hattına benzetir ve Amasya'nın da böyle bir art bölgeden beslenen bir ipek merkezi olduğunu düşünür.
İpekçilik gayrimüslim halkın da geçim kaynağıydı. Tanzimat dönemi cizye defterlerinde Amasya'da altı Ermeni ve bir Rum ipekçi, iki de Ermeni kazzaz olarak kayıtlıdır. 1847 cizye kayıtlarındaki mesleki dağılımda iki Ermeni ipekçi görünür. Defterlerde ipekçi ile kazzaz, çiftçi ile rençber gibi benzer işleri bildiren adların yan yana kullanılması, meslek adlarının dönemin kayıtlarında henüz sabitleşmediğini de düşündürür.
Kazzazlar ve Basmacılar
İpek işleyen ya da satan kişiye kazzaz denirdi ve bu meslek Amasya'nın Müslüman ailelerinde de soyadı gibi kuşaktan kuşağa geçti. Hüsameddin, Hatuniye Mahallesi'nde oturan Kazzaz Abdulbaki Çelebi'nin oğlu Ahmed Bey'den söz eder; tarihlerde "Kazzaz Ahmed Bey" diye anılan bu kişi sipahi ileri gelenlerinden olmuş, Bayram Paşa'nın yanında kapıcıbaşılığa ve sancak beyliğine kadar yükselmişti. Kazzaz Abdulbaki Ağa'nın torunu Kazzazzâde Ahmed Ağa da Hatuniye Mahallesi'nde doğup büyümüş, Köprülü Mehmed Paşa taraftarı olduğu için saray ahırı hizmetine alınmış ve buradan yükselmişti. 1284'te [1867-1868] doğan Pervane Bey Camii müezzini Seyyid Mehmed Efendi'nin büyük dedesi olarak da Kazzaz es-Seyyid el-Hâc Yusuf Ağa anılır.
Basma, yani kalıpla desen basılmış kumaş üreten esnaf da şehirde örgütlüydü. Hüsameddin'e göre Amasya'da basmacılar kethüdası el-Hâc İsmail Ağa'nın oğlu Ahmed Ağa, babasının 1201'de [1786-1787] ölümü üzerine basmacılar kethüdası olmuş, birkaç kez şehrin ileri gelenlerinin meclisine katılmış ve 1222'de [1807-1808] ölmüştü. Onun oğlu es-Seyyid el-Hâc Mehmed Ağa da aynı göreve getirilmişti. Esnaf kethüdalığının üç kuşak boyunca aynı ailede kalması, basmacılığın şehirde köklü ve itibarlı bir zanaat olduğunu gösterir.
Dokuma Tezgâhlarından Kumaşlar
Amasya'da dokunan kumaşların niteliğini en ayrıntılı biçimde şer'iyye sicilleri gösterir. Kadılar bir kişi öldüğünde terekesini, yani geride bıraktığı eşyayı ve malı tek tek yazar, borç alacak dengesini kurduktan sonra mirası varisler arasında paylaştırırdı. Bu dökümlerde kumaşın adı, türü, çoğu zaman menşei ve fiyatı da kaydedilirdi; kullanılmış bir eşya için bile "Acem şalı" gibi menşe bildiren ibareler düşülürdü. Hüsnü Yücekaya 1784 ile 1880 arasındaki yedi sicilde iki yüzü aşkın tereke inceleyerek 59 ayrı kumaş adı tespit etti; alt türlerle birlikte bu sayı 105'i buluyordu. Yani şehirde kullanılan kumaşlar, bugün bilinenden çok daha geniş bir çeşitlilik gösteriyordu.
Bu kumaşlar hammaddesine göre pamuklu, yünlü, ketenli ve ipekli olarak ayrılır; bir de pamukla ipeğin karıştırıldığı dokumalar vardı. Kutnu ve alaca saf pamuktan ya da saf ipekten dokunabilse de çoğunlukla pamuk ipek karışımı olurdu. İncelenen dönemde en çok kullanılan kumaşlar pamukluydu, ancak pamuklulardan sonra sicillerde en sık görünen grup ipeklilerdi. Bunların arasında çiçekli, hatayi, sevayi, canfes, kadife, ahmediye, taraklı, çitari, futa, kıvırtma, abani ve atlas yer alır. Hatayi ile sevayi ipek ve klaptandan dokunan kumaşlardı; kadife ile gezinin hem atkısı hem çözgüsü ipekti.
İpekli ürünler arasında en dikkat çekeni bürüktür. Bürük tamamen ipekle dokunan, dokuma düzeni oldukça ayrıntılı ve pahalı bir kumaştı; bu kumaşın Amasya'da üretildiğinin tespit edilmesi, şehrin ham ipek ve sade kumaşın yanında yüksek nitelikli ipekli de çıkardığını gösterir. Futa da aynı grupta anılan bir diğer ipekli dokumadır. Fiyatlar ipeğin değerini açıkça ortaya koyar. Bir topu 1851-1853 arasında yüz seksen kuruş olan sevayi ile 1862-1868 arasında iki yüz ila iki yüz elli kuruş arasında kaydedilen ipek çarşaf ve ten peştamal, sicillerde geçen en değerli kumaşlar arasındadır. Karşılaştırma için, aynı sicillerde sade bir peştamal yedi buçuk kuruş civarında görünür.
Yücekaya'nın iki ayrı çalışmasında verdiği sayılar tam örtüşmez. 2013 tarihli makalesinde 1839-1845 sicilinde 33 kumaş çeşidinden 12'sinin, 1862-1868 sicilinde 36 çeşitten 8'inin ipekli olduğunu yazar ve bu oranın dokumacılığı canlı Tokat'ta bile görülmediğini belirtir. 2018 tarihli çalışmasında ise aynı dönemler için 36 ve 46 çeşit kumaş sayar. Farkın alt türlerin sayılıp sayılmamasından ya da incelenen sicillerin kapsamından doğduğu düşünülebilir, ama yazar bunu açıklamaz. Her iki çalışmada da 1830-1840 ile 1860-1870 arasının hem genel hem ipekli dokumacılık için iyi yıllar olduğu sonucu değişmez.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında tezgâh sayısına dair resmî bir rakam da vardır. 1883 ve 1903 yıllarına ait Sivas vilayeti salnamelerinde Amasya merkezinde 150 dokuma tezgâhı bulunduğu yazılır. Aynı salnameler, Amasya'da kutnu dokumacılığı ile kozacılığın çok ilerlediğini ve Diyarbakır ile Halep'le rekabet edecek düzeye geldiğini kaydeder. Kutnu, şehirde en çok tercih edilen ipekli kumaştı. Aynı yıllarda şehre gelen Fransız gezgin Vital Cuinet de Amasya'da yaklaşık iki bin beş yüz dokumacı bulunduğunu yazar.
Boyahaneler ve Pamuklu Üretim
Amasya'nın kumaş üretimi yalnızca ipeğe dayanmıyordu. Kayseri ve Tokat gibi Amasya'da da büyük boyahaneler bulunuyordu; Anadolu'nun pamuklu merkezlerine ham olarak gelen pamuklular burada boyanır, cendereden geçirilir, tam mamul olarak ihraç edilirdi. Yeşilırmak vadisi de pamuk yetiştiren bölgeler arasında sayılıyordu ve 1863'te Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun denendiği pilot bölgelerden biri Amasya oldu. Kumaş kayıtlarında on dokuzuncu yüzyılda pamuklunun payı belirgin biçimde arttı. 1839-1845 sicilinde basma tespit edilen kumaşların yüzde on beşini oluştururken, 1862-1865 sicilinde 58 kez geçerek yüzde yirmi sekize ulaştı; pamuklu kumaşların toplam payı da 1850'lere doğru yüzde altmışı geçti. Buna karşılık ilk iki sicilde en sık görülen kumaşlardan olan kutnu, son sicilde en çok geçen on kumaş arasına giremedi. Yücekaya bu değişimi pamuklu dokumada üretim tarzının dönüşmesine bağlar.
Seyyahların ve Konsolosların Rakamları
On dokuzuncu yüzyılda Amasya'dan geçen Avrupalılar ipeği şehrin manzarasının bir parçası olarak gördü. 1830'ların ikinci yarısında Anadolu'yu dolaşan ve gözlemlerini 1842'de yayımlayan İngiliz jeolog William John Hamilton, Yeşilırmak boyunca dut bahçelerinin dev su çarklarıyla sulandığını, yarıçapı beş altı metreyi bulan bu çarkların hafif bir yapıda olduğunu anlatır. Şehre yaklaşırken bahçe çitlerinin, ipekböceklerinin yapraklarını yediği dut dallarının üst üste dizilip birkaç büyük taşla tutturulmasıyla yapıldığını görmüştür. Hamilton'a göre ipek Amasya'nın başlıca ürünlerinden biriydi; şehir yılda elli bin okkadan fazla ipek üretiyor, okkası 120 kuruş kadar ediyordu. Aynı yolculukta ırmak kenarında yeni kurulmuş, Nizam askerlerinin giyimi için kaba yün kumaş yapan bir değirmeni de gezmiş; ipliğin eğrilmesinden kumaşın dokunup tokmaklarla dövülmesine kadar bütün işin bir su çarkıyla yürütüldüğünü yazmıştır.
Hamilton'ın elli bin okkası altmış dört tondan fazlasına karşılık gelir ve bu rakamla 120 kuruşluk fiyat birlikte altı milyon kuruşluk bir üretimi gösterir. Başka gözlemciler daha düşük sayılar verir. Viquesnel'in Tchihatcheff'ten aktardığına göre yalnız Amasya şehrinin ipek üretimi 28.000 kilogramdı; karşılaştırma için, Fransız ticaret ve tarım bakanlığı raporlarına göre 1841-1842'de Bursa'nın ihracatı 375.000 kilograma ulaşıyordu. Yücekaya bu rakamlara temkinle yaklaşılması gerektiğini, 28 tonun yalnız şehir merkezini, Bursa'nın 375 tonunun ise bütün art bölgesini kapsıyor olabileceğini hatırlatır. Viquesnel'in Amasya için 400 tonluk bir üretim verip bu rakamı bile gerçeğin altında bulduğu da aktarılır; bu sayı öteki tahminlerin çok üstünde kaldığından ihtiyatla karşılanmalıdır.
1860'lı yıllara gelindiğinde rakamlar düşmeye başladı. Mordtmann'ın gözlemlerine göre Amasya ve çevresinde her yıl 20-25.000 kilogram ham ipek üretiliyor, iyi yıllarda bu miktar 30.000 kilograma çıkıyordu. Donald Quataert da Amasya'da 1860'lardan sonra ipek üretiminin gerilediğini yazar. 1867-1873 yılları arasında İngiltere'nin Trabzon konsolosu olan William Gifford Palgrave, raporunu iki büyük tüccarın verdiği bilgilere dayandırır. Bu tüccarlara göre kendilerine bağlı olmayan üreticiler 42.000 okka ipek satmış, verdikleri avanslar karşılığında onlar için çalışan üreticiler ise 300.000 okka koza teslim etmişti; tüccarlar bunun parasal karşılığını 1.125.000 sterlin olarak gösteriyor, yine de bu üretimi Amasya ve çevresi için az buluyor, düşüşü pebrin ve muskardin hastalıklarına ve üreticilerin bilgisizliğine bağlıyorlardı.
Hüsameddin'in yirminci yüzyıl başlarına ait gözlemleri ise ipeğin yeniden şehrin gündelik takviminin bir parçası olduğunu gösterir. Ona göre Amasya'nın böcekhaneleri, dutları ve kozası çok ünlüydü ve son yıllarda yıllık koza üretimi bir milyon kiloya ulaşıyordu. Kiraz mevsiminin ardından koza mevsimi gelir, birçok eğlenceye vesile olurdu; ardından meyve, bostan ve üzüm mevsimleri sırayla şehri meşgul ederdi. Bir milyon kiloluk rakamı doğrulayan bir belgeye rastlanmamıştır. Kimi araştırmalarda verilen yıllık yedi yüz bin ile sekiz yüz bin kilogramlık ortalama koza üretimi bu rakama yakın düşer.
Yeşilırmak'ın Çarkları
Ağır sanayi sayılmasa da ipek üretimi suya bağımlıydı. Yeşilırmak üzerindeki su dolapları, bağ ve bahçelerin sulanmasının yanında su değirmenlerinin ve ipek fabrikalarının çalışmasını da sağlıyordu. Seyyah Van Lennep 1870 tarihli seyahatnamesinde, ırmağın taş köprüsünden geçerken yukarıda ve aşağıda akıntıyla dönen çok sayıda çarkın suyu dut bahçelerine taşıdığını görüp hayrete düştüğünü anlatır; bu çarkların aynı zamanda un değirmenlerinde ve ipek fabrikalarında kullanıldığını da ekler. On sekizinci yüzyılda Amasya'ya dair fetvaları derleyen Kara Müftüzâde Mustafa Vâzıh Efendi de şehri öteki şehirlerden ayıran özellikler arasında bağ ve bahçelerini, ırmaklarını, kuyularını ve dolaplarını, ipek üretimini ve ziraatini sayar.
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yabancı sermaye de bu işe girdi. Heinrich Barth, Freiburg'lu zengin ipek tüccarı Metz'in temsilcisi Krug'un kozaları ayırmak için yeni ve büyük bir ipek evi yaptırdığını, bunun önemli bir girişim olduğunu ve genişlemeye devam ettiğini, yanında yeni bir değirmen de kurulduğunu yazar. Barth'a göre Krug, büyük çarklarını döndürmek ve suyu kendi değirmenine ayırmak için ırmağın akışını daraltmak isteyince yerel halktan şiddetli bir tepkiyle karşılaşmış, büyük zorluklara ve tehditlere maruz kalmıştı. İngiliz konsolosu Palgrave ise iki büyük değirmenden birinin Alman ticaret konsolos yardımcısı Stroh'a, ötekinin Marsilyalı tüccar Imbert'e ait olduğunu ve bu iki yabancı temsilcinin Amasya'da ipek ipliği, un üretimi ve başka ticari işlerle uğraştığını bildirir. Palgrave'in aktardığına göre Stroh'un ipek fabrikasında Almanya'dan getirilen altmış işçinin yanında, çoğu yerli Hristiyan kadın ve çocuklardan oluşan dört yüz kadar işçi çalışıyordu. 1895 tarihli bir belge, bu yapının eskiden ipek fabrikası olduğunu ve artık çalışmaz hâle geldiğini kaydeder.
Hastalık ve Toparlanma
İpekçilik doğanın akışına bağlı bir uğraştı. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Avrupa'yı ve Anadolu'yu saran ipekböceği hastalıklarına dair Amasya'yı ilgilendiren ilk belge 1866 yılına aittir; Yücekaya buradan hareketle hastalığın şehirde en erken 1864'ten sonra etkili olduğunu düşünür. Hastalık üretimi ciddi biçimde düşürdü; üç yıl içinde koza üretimi 1880'de otuz bin kilograma geriledi. Dut fidanlarına ilişkin belgeler de bu kırılmayı yansıtır. 1867, 1868 ve 1869 yıllarına ait belgelerde Amasya'dan başka yerlere, örneğin Samsun'da fidanlık kurmak için dut fidanı gönderilmesi istenirken, 1869'dan 1895'e kadar arşivde dut ağaçlarına dair bir kayıt bulunmaz. 1895'ten sonra ise yön tersine döner ve bu kez Amasya'ya dut fidanı getirilmesi konu edilir. Yücekaya, hastalık yıllarında dut bağlarının sökülüp yerlerine başka ürünler ekildiğini, aksi hâlde yeniden fidan dikmeye gerek kalmayacağını yazar; bu, belgelerin sessizliğinden çıkarılmış bir yorumdur.
Bu dönemin belgeleri böcekçiliğin ne kadar kazançlı ve çekişmeli bir iş olduğunu da gösterir. 1856-1857 yıllarına ait iki belgede böcekhane yakma olayları geçer: birinde Semerci Osman Efendi'nin böcekhanesini yakan Emin Efendi'nin yeniden yargılanması, ötekinde Amasya sandık emini Emin Mehmed Efendi'nin böcekhanesinin yakılması konu edilir. Yücekaya, böcekhane yakmanın bir intikam yolu olarak kullanıldığını ve bunun böcekçiliğin kârlılığıyla ilgili olması gerektiğini düşünür. 1899-1900 tarihli bir başka belgede ise harir tohumculuğu yapan Ansaryon Oseb adlı birinin kozacılık işleri için Rusya'ya gitmesi söz konusudur.
Devlet üreticileri kendi hâline bırakmadı. Hastalıklı tohumdan kurtulmanın yolu sağlam tohum üretmekti ve bunun için Bursa'da kurulan Harir Dârü't-ta'limi örnek alındı. Bir çeşit enstitü olan bu okullarda sağlıklı tohum elde etmenin yöntemleri öğretiliyordu. Ona yakın belgede Selanik, Antalya ve Amasya'da Bursa'daki gibi bir dârü't-ta'lim kurulması ve örnek dutluklar oluşturulması istenir; 1894 tarihli iki belge bu kuruluşun masraflarının karşılanmasıyla ilgilidir ve belgelerin hepsinde Amasya'nın adı geçer. Yücekaya, devletin bu konuyu alışılmadık bir ciddiyetle ele aldığının belgelerin üslubundan anlaşıldığını belirtir. Üretimin yeniden canlandırılması için pastörizasyon yöntemi uygulandı, dut ağaçları yeniden dikildi ve 1890'da koza üretimi seksen bin kilograma çıktı. Yücekaya, 1885'ten sonraki dönemi Amasya ipekçiliğinin "ikinci baharı" olarak adlandırır.
Yirminci Yüzyılın Başında Kozacılık
Yüzyıl dönümünde Amasya ipekçiliği artık daha çok koza üretimine dayanıyordu. 1895'ten sonraki on bir arşiv belgesinde Amasya'da dut bağı kurulması konu edilir ve yine Bursa örnek gösterilir; dut bağlarının yeniden kurulacağı şehirlerin birkaç merkezle sınırlı tutulması, Amasya'ya verilen önemi gösterir. 1903'te ödüllü bir ipek yarışması düzenlenmişti. Bu tür teşvikler, ipek öşrünü toplama hakkını elinde tutan Düyun-ı Umumiye idaresinin uygulamaları arasında görülür.
Kozacılığın etrafında yeni iş kolları da doğdu. 1917 tarihli bir belgede kozaların taşınması için yapılacak kutuları üretecek bir ustanın ailesiyle birlikte Amasya'ya getirilmesi konu edilir; Yücekaya buradan kozanın toplanıp sevkinde profesyonel bir bayilik ağının kurulduğu sonucunu çıkarır. Yücekaya'nın 1914 tarihli olarak verdiği bir yazışmada ise ipek kozasını iplik hâline getirmede usta olanların hem sanatlarını yapmak hem başkalarına öğretmek için Amasya'ya gitmelerine izin verilmesi istenir. Yurt dışına yalnız koza gönderilmediği, 1880'lerden itibaren ipeğin iplik olarak da ihraç edildiği belirtilir. 1916 tarihli bir dava belgesinde Hacıköylüoğlu Osman adlı birinin dut bağına yapılan tecavüz yüzünden mahkemeye başvurması, dutlukların yeniden değerli birer mülk hâline geldiğinin işaretidir.
Dokumacılıkta Yerli Üretim ve İthalat
Yücekaya'nın sicil taraması, Osmanlı sanayisine ilişkin yerleşik bir varsayımı da sınar. Avrupa'daki sanayi devriminin sonucunda ithal fabrika kumaşlarının Osmanlı pazarını kısa sürede ele geçirdiği sık söylenir. Amasya kayıtlarında ise 1885'e kadar ithal kumaşın egemen olduğu görülmez. Şehirde tespit edilen kumaş çeşitlerinin yüzde yirmi beşi Amasya dışından getirilmiştir, ancak ithal olanlar bunun yalnızca yüzde dokuzuna denk gelir. Dışarıdan gelen kumaşların büyük bölümü yine Osmanlı dokuma merkezlerinden, özellikle Diyarbakır, Şam, Halep ve Tokat'tan gelmiştir; Suriye bölgesinden yedi çeşit kumaş getirilmiş olması, Amasya'dan oldukça uzak olan bu bölgenin dokumacılıkta ne kadar ilerlediğini gösterir.
İthal kumaşların niteliği zaman içinde değişmiştir. 1830'lu yıllara kadar tespit edilen ithal menşeli kumaşlar çoğunlukla İran kökenliydi; İran'dan gelen ipekli şal gibi mamullerin sicillerdeki oranı yüzde bir iki düzeyinde kalıyordu. 1830'lardan sonra Batı menşeli kumaşlar, örneğin Frenk basma şalı, İngiliz basması ve Frenk yazması artmaya başladı. Aynı yıllarda kumaş çeşitliliği de belirgin biçimde genişledi. 2018 tarihli çalışmaya göre 1784-1786 sicilinde on dört, 1839-1845 sicilinde otuz altı, 1862-1868 sicilinde ise kırk altı çeşit kumaş saptanır. Yücekaya bu genişlemenin sanayi devriminin yansımalarıyla ilişkili olabileceğini düşünür.
Ham ipek tarafında da benzer bir sonuca varılır. Yücekaya'ya göre İran ipeğinin başlangıçtaki rolü kesindir, ancak on dokuzuncu yüzyıla dair yerleşik kanaat abartılıdır: 1800'lerden sonra hem ithal ipeği düşündürecek kayıtlar nadirdir hem de ithal ipeği zorunlu kılacak bir durum görünmez. Amasya, İran'dan gelen ipeğin güzergâhındaki en önemli şehir olmaktan, çevresinde yetişen ipekle kendi pazarını kuran bir üretim merkezine dönüşmüştü. Bugün ipek tezgâhlarının sesi büyük ölçüde dinmiştir, ama şer'iyye kayıtlarındaki kumaş adları, seyyahların notları ve Yeşilırmak kıyısındaki su yapıları şehrin bu alandaki geçmişini hâlâ izlemeyi mümkün kılar.
Kronoloji
1523: Amasya'nın nüfusu yaklaşık yedi bin kişidir; şehirde bir boyahane ve çok sayıda ipek dokumacısı bulunur.
1554-1555: On ay içinde Amasya'ya girip tartılan ipek 10.632 lodraya, yaklaşık on beş tona ulaşır.
16. yüzyılın ikinci yarısı: Amasya'nın da yer aldığı beş altı şehirde saraya hediye edilecek nitelikte ipekli kumaşlar dokunur.
1635 (1045): Hüsameddin'e göre IV. Murad'a Amasya'da top top Amasya kumaşı ve sahtiyanı sunulur.
1701: Tournefort, Tokat ve Amasya'nın ülkenin geri kalanından daha çok kumaş ürettiğini yazar.
1748 (1161): Amasya mîzân-ı harîr mukataası mâlikâne olarak sadrazam Seyyid Abdullah Paşa ve ortaklarına verilir.
1755-1759: Kantar mukataasının dört buçuk yıllık hesabı 10.620 akçe olarak kaydedilir.
1769: Narh listesinde nakış ipeği, kaytan ve ipek düğme fiyatları belirlenir.
1784-1786: 61 numaralı şer'iyye sicilinde on dört çeşit kumaş kaydedilir; böcekhaneli bir dut bağı 400 kuruş değerindedir.
1801: Amasya ipeğinin İstanbul'un yanı sıra Bosna, Halep ve Diyarbakır'a gönderildiği kaydedilir.
1807: Canik, Sivas ve Tokat, Amasya ipek kantarının bağlı yerleri olarak anılır.
1808 (1223): Köprülüzâde Râşid Ahmed Bey Amasya mîzân-ı harîr ve damga emini olur.
1810: Bir dut bağının değeri 3.300 kuruş olarak kaydedilir.
1830: Bir belgede Amasya halkının temel geçim kaynağının ipekçilik olduğu yazılır.
1840-1841: İngiliz konsolosluk raporlarına göre şehrin en önemli ekonomik faaliyeti ipek üretimi ve ticaretidir.
1842: Hamilton, Amasya'nın yılda elli bin okkadan fazla ipek ürettiğini yayımlar.
1844: Amasya gümrüğü ve harir öşrü, Tokat'ın rüsumuyla birlikte 620.000 kuruşa ihale edilir.
1847: Cizye kayıtlarında Amasya'da iki Ermeni ipekçi görünür.
1851-1853: Bir top sevayinin değeri yüz seksen kuruş olarak kaydedilir.
1861: Amasya sancağının "tohum-ı harir rüsumu" belgelere geçer.
1863: Amasya, Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun denendiği bölgeler arasına alınır.
1866: İpekböceği hastalığına dair Amasya'yı ilgilendiren ilk belge yazılır.
1867-1873: Konsolos Palgrave, iki tüccara bağlı üreticilerin 300.000 okka koza sattığını bildirir.
1880: İpekböceği hastalığı nedeniyle koza üretimi otuz bin kilograma düşer.
1883: Sivas vilayeti salnamesi Amasya merkezinde 150 dokuma tezgâhı kaydeder.
1890: Pastörizasyon ve yeni yöntemlerle koza üretimi seksen bin kilograma yükselir.
1894: Amasya'da Bursa örneğinde bir Harir Dârü't-ta'limi kurulması için masraf yazışmaları yapılır.
1903: Ödüllü bir ipek yarışması düzenlenir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 98 (e-kitap s. 106). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page106.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 4, s. 198-200 (e-kitap s. 609-610). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page609.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 510-511, 565, 712 (e-kitap s. 162, 178, 222). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page222.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 8-12, 503 (e-kitap s. 195-196, 339). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page195.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 12, s. 41-42 (e-kitap s. 568). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page568.html
- William John Hamilton, Researches in Asia Minor, Pontus and Armenia, c. 1, London: John Murray, 1842, s. 364-365, 370-371. https://archive.org/details/researchesinasia01hami
Akademik çalışmalar
- Hüsnü Yücekaya, "Amasya İpekçiliği Üzerine (1750-1900)", Gazi Akademik Bakış, 7(13), 2013, s. 269-283. https://www.gaziakademikbakis.com/dosyalar/f1aea650-e9b0-45fd-b8e5-8ed20271b58d.pdf
- Hüsnü Yücekaya, "Amasya Şer'iyye Sicillerindeki Dokuma Ürünleri (1784-1880)", Journal of History Studies, 10(10), 2018, s. 291-306. https://www.historystudies.net/dergi/amasya-seriyye-sicillerindeki-dokuma-urunleri-1784-188020190103f4835.pdf
- İsmail Kıvrım, Süleyman Elmacı, "Osmanlı Döneminde Amasya'da İpekçilik", Turkish Studies, 6(4), 2011, s. 715-728. amasya.bel.tr
- Galip Eken, Hanife Şen, "Tanzimat Dönemi Cizye Defterlerine Göre Amasya'da Gayrimüslimler", Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, 11(1), 2016, s. 105-132. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/803131
- Duygu Kalkan Açıkkapı, "19. Yüzyılda ve 20. Yüzyıl Başlarında Amasya Kent Merkezinde Yeşilırmak Üzerinde Bulunan ve Günümüze Ulaşmayan Su Yapıları", Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Amasya Özel Sayısı, 2022, s. 97-127. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2568725
- Kevser Gürcan Yardımcı, "Osmanlı Dönemi Dokuma Sanatı Ürünlerinden Örnekler", International Journal of Cultural and Social Studies, 2(Özel Sayı 1), 2016. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/253534
- İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.gaziakademikbakis.com/dosyalar/f1aea650-e9b0-45fd-b8e5-8ed20271b58d.pdf
- https://www.historystudies.net/dergi/amasya-seriyye-sicillerindeki-dokuma-urunleri-1784-188020190103f4835.pdf
- https://archive.org/details/researchesinasia01hami
- https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2568725








