Osmanlı taşra yönetimini anlamak isteyen bir araştırmacı, ilk olarak sancakların nasıl kurulduğuna, kimin tarafından yönetildiğine ve devletin bu topraklardan neyi, hangi yöntemle kaydettiğine bakar. Amasya için bu sorunun cevabı büyük ölçüde tahrir defterlerinde saklıdır. Osmanlı hazinesinin vergi mükelleflerini, köyleri, mahalleleri, tarlaları ve gelir kaynaklarını tek tek yazdığı bu defterler, Amasya sancağının sınırlarını, kazalarını, nüfusunu ve zaman içinde nasıl değiştiğini rakamlarla gösteren en eski ve en düzenli belgelerdir. Amasya, Anadolu'nun içini Karadeniz kıyısına bağlayan yolların kesiştiği bir noktada, Yeşilırmak'ın açtığı dar bir vadide kurulmuş bir şehirdir ve Osmanlı idaresine girdiği günden itibaren hem bir sancak merkezi hem de uzun süre bütün bir eyaletin başkenti olarak işlemiştir. Şehzadelerin burada görev yapması idari hayata ayrıca bir ağırlık kazandırmıştır, ancak burada ele alınan, sancağın gündelik işleyen idari düzeni ile bu düzeni kaydeden defterlerdir.
Rum Eyaletinin Merkezinden Bir Sancağa
Amasya, Yıldırım Bayezid'in 1398'de şehri Osmanlı topraklarına katmasıyla Osmanlı idari sistemine girdi. Şehrin idaresi o sırada Bayezid'in oğlu Çelebi Mehmed'e bırakılmıştı. Ankara Savaşı'ndan sonra Fetret Devri'nin karışıklığında Çelebi Mehmed, Amasya'yı kardeşlerine karşı hareket üssü olarak kullandı ve devletin birliğini yeniden kurduğunda bu şehir, Osmanlı'nın kuzeydoğudaki sağlam dayanağı hâline gelmişti. Fetih sonrasında aynı adla bir sancak teşkil edildi. Sancak, Rum eyaletinin önemli bir idari birimiydi ve eyaletin ilk zamanlarda merkezi de Amasya'ydı. Eyaletin merkezi kimi derlemelere göre önce Tokat, sonra Amasya, 1526'dan itibaren ise Sivas olmuştur; yani Amasya'nın bir eyalet merkezi olarak ağırlığı, sancak olarak ağırlığından daha eski bir olgudur.
Valilik kayıtlarına yansıyan yerel anlatıya göre Yörgüç Paşa'nın beylerbeyi olduğu yıllarda (1422 ile 1435 arası olarak verilir) Amasya, Sivas, Tokat, Çorum ve Samsun sancaklarından oluşan bir vilayetin merkeziydi ve bu geniş bölgeye o dönemde "Rumiyye Vilayeti" deniyordu. Aynı kayıtlar Yörgüç Paşa'nın bölgede Kızıl Koca Oğulları adıyla anılan ve düzenin disiplinine girmemiş bir Türkmen topluluğunu tenkil ettiğini de aktarır. Yörgüç Paşa'nın Canik seferi sırasında 1427-28'de Vezirköprü yöresinin kesin olarak Osmanlı idaresine geçtiği, komşu bölgelerin ilk tahririnin ise kardeşi Hızır Paşa tarafından yapıldığı bilinir. Tahrir araştırmacıları Vezirköprü'nün ilk yazımının da muhtemelen Hızır Paşa'ya ait olduğunu düşünür, ancak bu ilk defterden bugüne bir iz kalmamıştır.
Rum eyaleti zamanla çok geniş bir alanı kapsadı. En geniş döneminde Sivas, Amasya, Tokat, Canik, Çorum, Bozok, Trabzon, Karahisar-ı Şarkî, Kemah, Bayburt ve Malatya sancaklarını içine alıyordu. Yönetim güçlükleri arttıkça Karahisar-ı Şarkî, Kemah, Bayburt ve Trabzon sancakları Erzurum eyaletine, Malatya ise Dulkadir eyaletine bağlandı. On yedinci yüzyılda eyalet dokuzuncu ya da onuncu sancaktan oluşan, bugünkü Sivas, Amasya, Çorum, Samsun, Sinop, Yozgat ve Tokat illerini kapsayan bir bölgeydi; sancakları arasında Sivas, Amasya, Bozok, Divriği, Canik, Arapgir, Çorum, Tokat, Zile ve Keskin sayılır. Eyalet 1864'te Teşkil-i Vilayet Nizamnamesi ile kaldırıldı ve yerine Sivas vilayeti kuruldu. Amasya sancağı bu yeni düzende Sivas vilayetine bağlı bir birim olarak devam etti.
Sancağın Kazaları ve Nahiyeleri
Sancağın birimleri bir yüzyıldan ötekine aynı kalmadı. On altıncı yüzyılın başında sancak, merkez kaza olan Amasya ile Lâdik ve Merzifon kazalarından oluşuyordu. Amasya merkez kazası bu tarihlerde altı nahiyeye ve 321 köye sahipti. 1576-1577 yılına gelindiğinde sancağın kaza sayısı yediye çıkmıştı; Gümüş, Gedegra, Zeytun ve Simre-i Lâdik de artık kaza olarak yazılıyordu, Amasya kazası ise durumunu korumuştu. Evliya Çelebi on yedinci yüzyılın ortalarında sancağın dokuz kazası olduğunu söyler. 1665 tarihli belgelerde bu sayı on bire, 1671 tarihli belgelerde ise ona iner. On dokuzuncu yüzyılın sonunda sancak, Sivas vilayetine bağlı olarak Amasya merkez, Merzifon, Vezirköprü, Osmancık, Gümüşhacıköy, Lâdik, Havza ve Mecidözü olmak üzere sekiz kazadan ibaretti.
Sancağın iç düzenini en ayrıntılı gösteren örneklerden biri Vezirköprü yöresidir. Bu bölge on beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Gedegra ve Kocakayası adlı iki ayrı nahiye ya da kaza olarak teşkilatlanmıştı ve her iki birim de sonraki yüzyıllarda Amasya sancağına bağlı kaldı. Mehmet Öz'ün tahrir defterlerinden çıkardığı tabloya göre 1485'te yöre beş nahiyeden oluşuyordu: Simre-i Taşan, Kabakoz, Gaziler Ovacığı, Göl ve Zeytun. Bunlardan Simre-i Taşan ile Kabakoz Gedegra'ya, Göl ile Zeytun Kocakayası'na bağlıydı. 1576 tarihli son defterde ise Gedegra'nın merkez, Kabakoz ve Gaziler Ovacığı nahiyelerinden, öteki kazanın ise Zeytun adıyla yazıldığı görülür. Bu değişiklik, defter kâtiplerinin "nahiye" sözcüğünü hem geniş bir birim hem de o birimin alt bölümleri için kullandığını gösterir; on beşinci yüzyılın Gedegra ve Kocakayası "nahiyeleri" on altıncı yüzyılda kaza adıyla anılmıştır. Bu durumun kazanın on beşinci yüzyılda bir idari birim olarak bulunmadığı anlamına gelmediği, 1485 defterinde bu iki bölgeye ait kadılık kaydının bulunmasından anlaşılır.
Aynı kayıtlar küçük bir tutarsızlığa da işaret eder. Yaklaşık 1520 tarihli icmal defterinde Gedegra ve Kocakayası, Amasya yerine Canik sancağına bağlı gösterilmiştir. Araştırmacı bunu ya bir yanlışlık ya da birkaç yıl süren kısa bir uygulama olarak yorumlar; çünkü ne ondan önce ne sonra bu iki kaza Amasya dışında bir idari birime bağlı görünür. Vezirköprü yöresindeki yerleşimin istikrarı da dikkat çekicidir. Gedegra'da 1485 ile 1576 arasında meskûn köy ve cemaat sayısı büyük ölçüde sabit kalmış, kayıtlı cemaat sayısı yalnızca on dörtten yirmiye çıkmış, 1576'da Gaziler Ovacığı'nın sekiz köyünün Gedegra'ya katılması dışında belirgin bir kopuş görülmemiştir. Defterlere göre Amasya sancağı uzun süreler boyunca aynı çizgide kalan bir idari yapıya sahipti.
Sancak Yönetiminin Kadroları
Sancağın başında sancak beyi bulunurdu. Şehzadelerin görev yaptığı dönemlerde bu makamı şehzade, onun yanındaki lala ve saray teşkilatı doldururdu; şehzade sancaklığı sona erdikten sonra ise Amasya, merkezden tayin edilen sancak beyleri tarafından yönetildi. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Ziyâ Paşa'nın şehirde kısa bir süre mutasarrıf olarak bulunması, makamın zamanla mutasarrıflığa dönüşen son biçimini gösterir. Sancak beyinin yanında kalede bir dizdar, bir kethüda ve elli yedi muhafız bulunurdu; bu kadro on altıncı yüzyıl başına aittir. Kalenin iç kısmındaki kerpiç evlerde kale hizmetlileri otururdu ve her gün sabah ile akşam şehre doğru borazan ve davul çalınırdı.
Osmanlı taşra idaresinin ayırt edici özelliği askerî-idari kolun yanında adlî-idari bir kolun da bulunmasıydı. Her kazada kadı, adaletin ve sivil idarenin başıydı; kendi yardımcıları aracılığıyla görevini yürütür, asayiş konularında zaim ve sipahilerle iş birliği yapardı. Timar sahibi sipahiler savaş zamanında sefere gider, barış zamanında köylerde düzeni sağlar ve köylüyü denetlerdi. Bu denetim zaman zaman köylü üzerinde bir baskıya dönüştüğü için kadının dengeleyici rolü önem kazanırdı. Mehmet Öz, Gedegra ve Kocakayası kazalarının her birinin birer zeamet olarak teşkilatlandığını, on beşinci yüzyıl sonunda Gedegra zaimi Tâceddin Bey'in nüfuzlu bir kişi olduğunu belirtir. Kadıların her zaman dürüst olmadığı bilinmekle birlikte, Osmanlı yönetiminin askerî ve adlî kolları dengeli biçimde kurduğu bu örnekte açıkça görülür. Şer'iyye sicillerinin ayrıntıları ayrı bir yazının konusudur.
Mali işler ise merkezden gelen defterlere ve eyalet defterdarlarına bağlıydı. Defterlere yazılan gelirleri toplayan, timar sahipleri, vakıf mütevellileri ve mukataa sahipleriydi; vergilerin hangi dirliğe, hangi kişiye ya da hangi kuruma ayrıldığı tahrirle belirlenirdi. Bu yüzden tahrir sancak içinde askerî ve mali yetkilerin dağıtılması anlamına da geliyordu.
Tahrir Nedir
Tahrir sözlükte yazma, kaydetme, deftere geçirme demektir. Osmanlı maliyesinde terim olarak, vergilerin ve bu vergileri verenlerin ismen tespit edilmesi için yapılan sayımları ve bu sayımların kaydedildiği defterleri ifade eder. Sanayi öncesi tarım toplumlarında devletlerin vergi potansiyellerini belirlemek için sayım yapmaları sık görülür, ancak Osmanlı tahrir sistemi genel çapı ve ayrıntısıyla ayrı bir yer tutar. Günümüze ulaşan en eski sayımı içeren belge, 835 (1431) tarihli Arvanid sancağı defteridir. Sayımdan sonraki yazımlarda yapılan işlem erken defterlerde kanunların ve çift ile bennâk kayıtlarının yeniden düzenlenmesi biçiminde tanımlanır. Yeni tahrir sonucu hazırlanan deftere defter-i cedîd, bir öncekine defter-i atîk, daha öncekine defter-i köhne denirdi.
Tahrir doğrudan doğruya timar sistemine bağlı bir işlemdi ve yalnızca bu sistemin geçerli olduğu eyalet ve sancaklarda yapıldı; on altıncı yüzyılda Rumeli, Anadolu, Rum, Erzurum, Karaman, Dulkadir, Diyarbekir, Halep, Şam ve Musul gibi eyaletler bunlar arasındadır. Genel olarak kaynaklarda tahririn otuz yılda bir tekrarlanması gerektiği belirtilir, ama gerçek aralıklar bundan farklıydı. Fetihten hemen sonra yapılan ilk yazım çoğu kez eski kayıtlara dayandığı için sağlıklı olmaz, birkaç yıl sonra yenilenirdi. Yeni bir padişahın tahta çıkması da genel yazımlar için bir vesile sayılırdı; Fâtih Sultan Mehmed'in saltanatının ilk yıllarında (1454-1455) Rumeli, Anadolu ve Rum beylerbeyiliklerinin yazılması bunun örneğidir. Kanunî dönemi ile II. Selim'in ilk yıllarında ülke çapında tahrirler yapılmıştır. Rum beylerbeyiliğinin son klasik tahriri 982-984 (1574-1576) yıllarına aittir ve Amasya'nın elimizdeki en ayrıntılı mufassal defteri bu yazımın ürünüdür.
Tahririn amacı belgelerde, reâyânın oturduğu yerleri ve işlerinin bütün özelliklerini, mal ve ürün kaynaklarını, timar sahiplerinin gelirlerini, reâyâ ile timar sahipleri arasındaki anlaşmazlıkları devletin bilmesi olarak ifade edilir. Bunun yanında şeriata ve kanuna aykırı yeni uygulamaların önlenmesi, avârız vergisi salınacağı zaman hane sayısının bilinmesi ve vakıfların durumunun ortaya konması da hedefler arasındaydı. İl yazıcılarına gönderilen fermanlarda en sık tekrarlanan ifade, hiçbir kişinin ve gelir getiren hiçbir kaynağın defter dışında bırakılmamasıdır.
Yazımın Yürütülmesi
Tahriri yapacak ekip, merkezden aldığı görevlendirme talimatıyla sancağa giden bir emin ile bir kâtipten oluşurdu. Emin, il yazıcısı ya da muharrir adıyla da anılır ve yüksek mevkili bir görevliydi. On beşinci yüzyılda Timurtaş Bey, Umur Bey, Mihaloğlu Ali Bey, Tursun Bey ve Baltaoğlu Süleyman Bey gibi tecrübeli devlet adamları bu işle görevlendirilmiş, on altıncı yüzyılda nişancılık yapmış Celâlzâde Mustafa ve Trabzon sancak beyi Ömer Bey gibi isimler öne çıkmıştır. Bu liste Amasya yazımlarının künyesiyle de örtüşür. Rum eyaletinde 1455 yazımı Umur Bey adlı bir emin tarafından, 1485 yazımı Tâceddin adlı emin tarafından yapılmıştır; yaklaşık 1520 tarihli icmali ilyazıcı Mehmed bin İbrahim derlemiş, 1554 civarındaki yazımı Atai Bey yürütmüş, 1576 tarihli son yazım ise Trabzon sancak beyi Ömer Bey'in eminliğinde yapılmıştır.
Yazım ekibi, kadılar ve dirlik sahipleri ya da vekilleriyle birlikte işe girişir, eski defterin bir nüshasını elinde tutarak mükellefleri yeniden kaydederdi. Önceki tahrirden bu yana ölenler silinir, erginlik çağına gelenler eklenir, medenî hâl ve fizikî özelliklerdeki değişiklikler de not edilirdi. Muafiyet iddia eden kişiler ve gruplar belgelerini ekibe sunmak zorundaydı. Ürünlere ilişkin gelirler, kayıt öncesi üç yılın üretim ve vergi miktarlarının ortalaması alınarak yıllık gelir olarak deftere geçirilirdi. İşlem olağan koşullarda bir iki yıl sürer, çıkan sorunlar yüzünden uzayabilirdi. Emin ve kâtipler görevleri karşılığında her haneden ikişer akçe alırlardı. Sonunda müsveddeler iki nüsha olarak temize çekilir, biri defterhânede kalır, öteki ilgili beylerbeyiliğe gönderilirdi.
Yerel bilgi sahiplerinin rolü de önemliydi. Rum beylerbeyiliğinde, on-on beş köyün birleşmesiyle oluşan ve divan ya da bölük denilen idari birimlerin yazımında, aynı zamanda dirlik sahibi olan divanbaşı ve kethüda gibi yöneticilerin verdiği bilgiler esas alınırdı. Tahrir sürecinde ekip ile dirlik sahipleri arasında bazen tartışmalar çıkardı; II. Bayezid döneminde ortaya çıkan ve görünüşte dinî özellik taşıyan isyanların yayılmasında tahrir sonuçlarından memnun olmayan timar sahiplerinin payı olduğu da anlaşılmaktadır. Köylüler gerçek hâsılatı gizler, köyü terk ederek deftere yazılmaktan kaçar, timar sahipleri de raiyyetlerini yazımdan saklamaya çalışırdı.
Amasya Defterleri
Amasya sancağına ait tahrir kayıtları üç grupta toplanabilir. İlki mufassal defterlerdir; bu defterlerde köy ve mahalle düzeyinde isimle kayıt tutulur. İkincisi icmal defterleridir ve bunlar dirlik sahiplerinin isimlerini ve gelir toplamlarını özet halinde verir. Üçüncüsü evkaf defterleridir; bunlar vakıf olarak ayrılmış yerleşimlerin ve gelirlerin ayrıntısını içerir. Defterlerin bir bölümü bugün Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi'ndedir; Amasya livasının mufassal defterleri bu arşivde 26, 30 ve 34 numaralarla anılır ve geniş bölgeleri kapsadığı için çok ciltlidir. Sivas ve Tokat için de 10, 12 ve 14 numaralı defterler bulunur. Rum beylerbeyiliği gibi bazı eyaletlerde her sancağın ayrı bir kanunnâmesi bulunmadığından kanunnâme metni merkezî sancağın defterinin başında yer alır.
Muhasebe-i vilayet defteri denilen ve 1530 tarihli olmakla birlikte muhtemelen 1520'lerin yazımlarını yansıtan 387 numaralı defter, Karaman ve Rum eyaletlerini tek bir özet çerçevede toplar. Bu defterin ikinci cildinde Amasya, Çorum, Sivas, Tokat, Niksar, Karahisar-ı Şarkî, Canik, Trabzon ve başka livalar bulunur. Kanunî'nin ilk yıllarına ait bu tür özet defterler, "Alaman seferi" öncesinde imparatorluğun genel durumunu öğrenmek için hazırlanmıştır. Amasya'nın 1525 tarihli mahalle ve nüfus verileri de bu defterden gelir. 1576'ya ait Amasya Livası Mufassal Defteri ise iki cilt hâlindedir ve Vezirköprü yöresine ayrılan bölümü ikinci ciltte yer alır. Adnan Gürbüz'ün 1576 tarihli Defter-i Evkaf-ı Rum'a göre Amasya kazası vakıfları üzerine yüksek lisans tezi ile Toprak-Vakıf ilişkileri çerçevesinde on altıncı yüzyılda Amasya sancağı üzerine doktora tezi, bu defterlerin Amasya özelinde en kapsamlı işlenişleridir. Fuat Er'in on beşinci ve on altıncı yüzyıl Amasya'sı üzerine tezi ile Ronald Jennings'in Anadolu şehirlerindeki nüfusu karşılaştıran makalesi, Amasya'nın şehir verilerini Kayseri, Karaman, Trabzon ve Erzurum ile birlikte değerlendiren çalışmalar arasındadır.
Mufassal Defterin Düzeni
Mufassal defterlerin klasikleşmiş düzeni şöyledir. Başta bir mukaddime ve çoğunlukla sancak kanunnâmesi bulunur. Ardından merkez kazadan başlayarak sancağı oluşturan kaza ve nahiyeler sıralanır. Bir kazada önce merkez konumundaki şehir ya da kasaba, yani "nefs" yazılır; şehrin mahalleleri, bu mahallelerde kayıtlı yetişkin erkeklerin adları, baba adları ve meslekleri belirtilir. Yetişkin nüfus evli ve bekâr ayrımına göre verilir. Mahalleler yazıldıktan sonra şehrin geliri ve onu oluşturan unsurlar sıralanır; pazar, boyahane, bozahane, kapan, gümrük ve liman şehirlerinde iskele gibi mukataalar bunların arasındadır. Bundan sonra köylere geçilir. Her köy için adı, gelirinin timar, zeamet, has, vakıf ya da mülk olarak nasıl tahsis edildiği, köydeki yetişkin erkekler, baba adları ve konumları yazılır. Müslüman reâyâ tasarruf ettiği toprak miktarına göre çift, nim çift, ekinlü bennâk ve caba bennâk olarak, evli olup olmadığına göre hâne ve mücerret olarak kaydedilir. Gayrimüslimler çoğunlukla hâne ve mücerret ayrımına göre yazılır; on altıncı yüzyıl ortasından itibaren onlar için çift resmi yerine ispence denilen vergi konulmuştur. Şahısların ardından çiftlikler, zeminler ve mezraalar, sonra köyün toplam geliri ve bunu oluşturan vergiler gelir: çift resmi, ispence, bennâk ve mücerred resimleri, buğday, arpa, pamuk, pirinç, meyve, bağ, keten, kendir ve bal öşürleri ile cürüm ve cinayet, evlenme gibi ârızî vergiler.
Bu düzende dikkat çeken bir ayrıntı, köylü çiftçilerin her birinin ne kadar vergi ödeyeceğinin deftere yazılmamasıdır. Çift, bennâk ya da caba statüsü belli bir resmi gerektirdiği için ayrıca belirtilmezdi, ama üretimle ilgili vergilerin kimden ne kadar alınacağı bir köyün toplamı olarak gösterilirdi. Bu rakamlar tahmini yekûnu yansıtır, fiilen toplanan miktarı göstermez; ayrıca üretim vergilerinde esas, tahrirden önceki üç yıllık üretim ortalamasıdır. Tahrir ekibi bu miktarı tespit ederdi, ama akçe değeri ve köylerin toplam gelir rakamları merkezde belirlenirdi. Amasya sancağı defterinde dul kadınlar için ayrı bir kategori bulunur ve bu kategori "havâtîn-i tul" adıyla anılır.
Defterlerde Amasya Şehri
Amasya'nın şehir olarak yazımı, sancağın en ayrıntılı verilerini sunar. 1525 tarihli kayıtlara göre şehirde beşi gayrimüslim olmak üzere elli beş mahalle vardı ve nüfus yaklaşık sekiz bin kişiydi; bunun yaklaşık iki bini gayrimüslim unsurlardan oluşuyordu. On altıncı yüzyıl sonlarında mahalle sayısı yine elli beşti, ancak gayrimüslim mahalle sayısı altıya çıkmış, toplam nüfus on bine yükselmiş ve gayrimüslim nüfus 1.500 civarına düşmüştür. Bu sonuç, 1576 tarihli defterden çıkarılmıştır. Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda şehirde kırk sekizi Müslüman, beşi gayrimüslim olmak üzere elli üç mahalle bulunduğunu ve nüfusun beş bin hâne olduğunu yazar; bu rakam yaklaşık yirmi bin kişiye karşılık gelir. On dokuzuncu yüzyılda nüfus yirmi beş bin ile otuz bin arasında, mahalle sayısı otuz altı kadardı. Şehrin nüfusu yüzyıllar boyunca arttı, ama fizikî büyüme sınırlı kaldı. Bunda şehrin iki yanı yüksek kayalıklarla çevrili dar bir vadide bulunmasının payı büyüktür.
On altıncı yüzyıl başında şehirde dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamam vardı. Yaklaşık aynı yıllarda bir boyahane, bir şem'hâne ve bir darphane de bulunuyordu. 1554-1555 yıllarında on ay içinde resmî yollarla şehre giren ve tartılan ipekli miktarı 10.632 lodraya, yani yaklaşık on beş tona ulaşmıştır; bu veri, sancak merkezinin gelir yapısında ipeğin ve İran-Bursa yolundaki transit ticaretin ağırlığını gösterir. Aynı yıllarda şehre gelen bir yabancı seyyah, evlerin çoğunun iki katlı ve kerpiçten, birbirinin üzerine yığılmış gibi dizilmiş olduğunu, Yeşilırmak üzerinde bir ahşap ve üç taş köprü bulunduğunu ve şehirde on bir cami olduğunu yazmıştır. Bu ayrıntılar defter sayılarıyla tutarlıdır, çünkü iki kaynak türü birbirini tamamlar.
Köy Toplumu: Gedegra ve Kocakayası
Tahrir defterlerini en açık biçimde okutan örneklerden biri, Amasya sancağına bağlı Gedegra ve Kocakayası kazalarının 1485, 1520 ve 1576 yazımlarını karşılaştıran Vezirköprü çalışmasıdır. Kayıtlı nüfusun 1485'te yüzde 92'si, 1520 ve 1576'da yüzde 97-98'i raiyyet olarak yazılmıştır; bu oran defterlerin esas olarak köylü mükellefler için tutulduğunu gösterir. Rum eyaletinde bir çiftlik, iyi toprakta 80, orta toprakta 100 ve düşük kaliteli toprakta 130 dönüm olarak hesaplanır; tam çift sahibi bir raiyyet 57 akçe çift resmi öderdi. Yarım çifte sahip olanlar nim, yarım çiftten az toprağı olanlar ekinlü bennâk, toprağı hiç olmayanlar caba bennâk olarak yazılırdı. Tarım ürünlerinden alınan pay yüzde yirmi düzeyindeydi.
Bu veriler iki yüzyıllık bir değişimi de gösterir. Gedegra'da 1485'te 2.388 olan kayıtlı raiyyet sayısı 1576'da 8.405'e, Kocakayası'nda 1.044'ten 3.125'e çıkmıştır. Bu artışın büyük bölümü bekâr kaydedilenlerden gelir; Gedegra'da mücerred sayısı 241'den 1.665'e yükselmiştir ve bekârların raiyyet içindeki oranı yüzde 21'den yüzde 31-32'ye, sonra 1576'da yüzde 50'nin üstüne çıkmıştır. M. A. Cook'un işaret ettiği gibi bunda hem kayıt ölçütünün değişmiş olması hem de nüfus artışının evlenmeyi güçleştirmesi etkili olmuş olabilir. Caba sayısı Gedegra'da 604'ten 2.906'ya, Kocakayası'nda 206'dan 1.099'a çıkarken çift sayısı Gedegra'da 173'ten 119'a düşmüştür. Bu görüntü topraksızlaşma izlenimi verir, ancak defterlerdeki caba kaydının çoğu zaman aynı toprağı kardeşleriyle birlikte işleyen kişileri ifade etmesi nedeniyle, toprak dağılımının sanıldığından eşitlikçi olduğu sonucuna varılır.
Konar-göçer kökenli Etrâkiye cemaatlerinin durumu da ayrıdır. Gedegra kazasında 1485'te 386 kişi bu adla yazılmıştır; sayı 1520'de 292'ye düşmüş, 1576'da 539'a çıkmıştır, ama genel nüfus içindeki payı yüzde 15'ten yüzde 6'ya inmiştir. Etrâkiye'nin vergileri timar sahibi ile Etrâkiye sahibi arasında paylaşılıyordu: 57 akçelik çift resminden 27 akçe Etrâkiye sahibine, 15 akçe toprak sahibine ve 15 akçe niyâbet hissesi sahibine ayrılırdı. On beşinci yüzyılda yardımcı askerî hizmet gören ve vergiden muaf tutulan müsellemler ile muaf grupların çoğu on altıncı yüzyıl başında raiyyet statüsüne indirilmiştir; Gedegra'da 1485'te 69 olan müsellem sayısı 1576'da 249'a çıkmış, bunlar kır nüfusunun yüzde üç kadarını oluşturmuştur.
Defterlerin Okunmasındaki Sınırlar
Tahrir defterlerinin her şeyi söylediği sanılmamalıdır. Defterler bir nüfus sayımı değil, vergi nüfusunun kaydıdır; şehirdeki askerî gruplar, bazı bölgelerde vakıf reâyası ve belirli vergiler deftere yazılmayabilir. Erhan Afyoncu, defterlere dayalı çalışmalardaki sorunları sıralarken kâtiplerin toplama hatalarına dikkat çeker ve köy ile mahalle nüfuslarının defterdeki toplamlara güvenilmeden tek tek sayılması gerektiğini söyler. Aynı makale terimlerin bölgelere göre farklı anlam taşıdığını da gösterir: caba terimi Karaman eyaletinde bekâr yetişkin erkekler için kullanılırken Rum eyaletinde evli olup toprak tasarruf etmeyen reâyâ için kullanılır. Bu fark, Amasya defterleri okunurken bekâr nüfusun yanlış hesaplanmaması için özellikle önemlidir. Köy adları zamanla değiştiği ya da yok olduğu için defterlerdeki yerleşimlerin çoğunun bugünkü yeri belirlenememiştir; Türkiye'de defterlere dayanan çalışmalarda yerleşimlerin bugünkü yerinin tespit oranı yüzde 25 ile 40 arasında kalmıştır; saha araştırması ve haritayla çalışan bir araştırmacı Karaman için bu oranı yüzde 85'e çıkarabilmiştir. Mehmet Öz de Vezirköprü yöresi için defterlerdeki köylerin yarısından fazlasının yerinin tespit edilemediğini belirtir.
Bu yüzden tahrir defterleri, sancağın idari ve iktisadi tarihinde tek başına yeterli sayılmaz. Mühimme, ruûs, timar ruznâmçe ve maliye ruznâmçe defterleri gibi kayıtlar sancağın idareci kadrosunu, eşkıyalık hareketlerini, halk ile idareciler arasındaki anlaşmazlıkları ve idari yapıdaki değişiklikleri tamamlar. Komşu sancakların defterlerine bakmak da gerekir; çünkü bir kazaya ait nüfus ya da vakıf bilgisi başka bir kazanın defterine yazılmış olabilir. Amasya için Sivas ve Tokat defterlerinin birlikte okunması bu sebeple önemlidir.
Tahrirden Avârız Defterlerine
On altıncı yüzyıl sonlarında iki cephede süren savaşlar, içeride Celâlî isyanları, ateşli silah kullanan askerlerin önem kazanması ve merkezî hazinenin gelirini artırma ihtiyacı yüzünden timar sistemi eski ağırlığını yitirdi. Böylece klasik tahrir usulü terk edildi ve yerini avârız ile cizye yazımları aldı. Amasya sancağı bu dönüşümü yaşayan bölgeler arasındaydı. Celâlî gruplarının daha çok Amasya'nın da içinde bulunduğu Yeşilırmak havzasında dolaştığı bilinir; Amasya sancak beyliği de yapmış olan Urfalı Kara Yazıcı Abdülhalîm'in taraftarları 1603'te şehri yakmış, şehrin ileri gelenleri servetleriyle birlikte kral mezarlarına sığınmak zorunda kalmıştır. Evliya Çelebi de şehir zenginlerinin kıymetli eşyalarını Celâlî saldırılarına karşı kalede sakladığını yazar.
Avârız defterleri hane esasına göre tutulur ve avârız ödeyebilen yetişkin hane sahibi erkekleri, bazı durumlarda dul kadınları kaydeder. Yaşlılık, fakirlik ve hastalık yüzünden hâneye dahil edilmeyenler ile belirli hizmetler karşılığında vergiden muaf olanlar da ayrıca anılır. On dokuzuncu yüzyılda II. Mahmud'un kurduğu yeni ordu için erkek nüfusu yaş ve görünüşe göre kaydeden geniş çaplı nüfus yazımları yapılmış ve bu uygulama modern nüfus sayımlarının başlangıcı sayılmıştır. Tanzimat'tan sonra ise mal ve varlık sayımlarını içeren temettuât defterleri hazırlanmıştır.
Şehzade Sancağı Olmanın İdarî Sonu
Amasya'nın şehzade sancağı statüsünü ne zaman yitirdiği konusunda kaynaklar farklı tarihler verir. Valilik kaynaklarına göre şehir, Şehzade Bayezid'in 1559'da İran'a kaçmasından sonra şehzade sancaklığından çıkarılmış ve bundan sonra burada hiçbir şehzade görev yapmamıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi ise Şehzade Mustafa'nın katlinden sonra İstanbul'a daha yakın şehzade sancaklarının öneminin arttığını, Amasya'nın başkentten uzak olması sebebiyle on altıncı yüzyıl ortalarından itibaren bu özelliğini yitirdiğini ve Manisa'nın tek şehzade sancağı olarak öne çıktığını belirtir. İki anlatım çelişmez; biri sürecin sonunu, öteki başlangıcını anlatır. Bu uzun dönüşümün ayrıntısı ayrı bir yazıda ele alınmıştır.
Kronoloji
1398: Yıldırım Bayezid, Amasya'yı Osmanlı topraklarına katar ve idaresini oğlu Çelebi Mehmed'e bırakır.
1427-1428: Yörgüç Paşa'nın Canik seferi sırasında Vezirköprü yöresi kesin olarak Osmanlı idaresine geçer.
1431: Günümüze ulaşan en eski Osmanlı tahrir kaydını içeren Arvanid sancağı defteri düzenlenir.
1454-1455: Fâtih Sultan Mehmed'in saltanatının ilk yıllarında Rumeli, Anadolu ve Rum beylerbeyiliklerinin genel tahriri yapılır; Rum eyaletinde emin Umur Bey'dir.
1485: Emin Tâceddin'in yazımı. Gedegra ve Kocakayası bu defterde beş nahiye hâlinde görünür.
1520 civarı: İlyazıcı Mehmed bin İbrahim'in icmal defteri hazırlanır; Karaman ve Rum için 1530 tarihli muhasebe-i vilayet defteri bu yazımları yansıtır.
1525: Amasya şehrinde elli beş mahalle (beşi gayrimüslim) ve yaklaşık 8.000 nüfus kaydedilir.
1554-1555: Şehre on ay içinde giren ipekli mal miktarı 10.632 lodra olarak kayda geçer.
1576: Rum eyaletinin son klasik tahriri ve Amasya livası mufassal defteri. Şehirde elli beş mahalle (altısı gayrimüslim) ve yaklaşık 10.000 nüfus yazılır; sancağın kaza sayısı yedidir.
1603: Kara Yazıcı Abdülhalîm'in adamları Amasya'yı yakar.
1864: Rum eyaleti kaldırılır, yerine Sivas vilayeti kurulur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Öz, "Tahrir", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/tahrir
Akademik çalışmalar
- İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- Erhan Afyoncu, "Türkiye'de Tahrir Defterlerine Dayalı Olarak Hazırlanmış Çalışmalar Hakkında Bazı Görüşler", Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 1/1 (2003), s. 267-286, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/651467
- Mehmet Öz, "Tahrir Defterlerine Göre Vezirköprü Yöresinde İskân ve Nüfus (1485-1576)", Belleten, 57/219 (1993), https://belleten.gov.tr/tam-metin/2265/tur
- Adnan Gürbüz, Toprak-Vakıf İlişkileri Çerçevesinde XVI. Yüzyılda Amasya Sancağı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, doktora tezi, 1993 amasya.gov.tr
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Osmanlı Dönemi", https://www.amasya.gov.tr/osmanli-donemi
Çevrimiçi kaynaklar









