Osmanlı döneminde Amasya, şehzadelerin yetiştiği bir sancak merkezi olmanın yanı sıra gündelik hayatı mahallelerin, çarşıların, hanların ve esnaf örgütlerinin belirlediği bir taşra şehriydi. On yedinci yüzyılın ortalarında kenti gezen Evliya Çelebi, Seyahatname'de Amasya'yı her büyük Osmanlı şehri için uyguladığı düzenle anlatır ve bu anlatı, arşiv defterlerinin kuru rakamlarının yanına kentin nasıl göründüğünü, kaç mahallesi, kaç dükkânı, kaç camisi olduğunu ve bağlarının nasıl suladığını koyar.
Şehrin başlıca özelliği, Yeşilırmak'ın iki yakasına sıkışmış dar bir vadide kurulmuş olmasıdır. Vadinin darlığı yerleşimi yüzyıllar boyunca sınırlamış, bu yüzden Amasya büyük bir metropole dönüşmek yerine yoğun, çok mahalleli, bağlarla ve su dolaplarıyla çevrili bir şehir olarak kalmıştır. Evliya Çelebi'nin sayıları ile on altıncı yüzyıl defterlerinin sayıları arasındaki yakınlık da bunu gösterir: kent iki yüzyıl boyunca mahalle sayısı bakımından neredeyse değişmemiş, nüfusu ise yavaş yavaş artmıştır.
Evliya Çelebi ve Amasya
Seyahatname, Evliya Çelebi'nin birbirini izleyen yolculuklarına göre ciltlere ayrılmış ve Osmanlı coğrafyasını dolaşan bir seyyahın kaydını içermektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Seyahatname maddesine göre ikinci cilt Bursa, İzmit, Amasra, Sinop, Samsun ve Trabzon gibi Karadeniz kıyısı şehirlerinin yanında Düzce, Bolu, Gerede, Amasya, Niksar, Erzurum, Merzifon ve Çorum hakkında bilgi verir. Amasya ziyaretinin tarihi kesin değildir. Bazı yayınlar bu uğrayışı Nisan 1640'a yerleştirirken, Amasya üzerine çalışan araştırmacılar genel olarak yüzyılın ortalarından söz eder. Ayrıca Seyahatname'nin farklı baskılarında Amasya anlatısı farklı ciltlerde ve farklı sayfa numaralarıyla anılır; bu yüzden aynı pasaj bazı makalelerde ikinci, bazılarında üçüncü cilde atfedilir.
Evliya Çelebi şehirleri belirli bir şemaya göre anlatır. Önce coğrafî konum ve tarihçe gelir, ardından yapılar, kalenin ve camilerin tarihçesi, mimari değeri ve o günkü durumu sıralanır; sonra halkın yaşama tarzı, karakteri, eğitim düzeyi, giyimi, sanatları ve âdetleri ele alınır, anlatı mesire yerleri ve ziyaretgâhlarla kapanır. Amasya bölümü de bu düzene uyar ve bu yüzden kentin ekonomik ve toplumsal yapısı için kullanışlı bir kaynaktır. Öte yandan Evliya Çelebi'nin sayıları kimi zaman yuvarlaktır ve gözleme olduğu kadar anlatıya da hizmet eder; bu nedenle onun rakamlarını başka belgelerle birlikte okumak gerekir.
Rum Eyaleti İçinde Amasya Sancağı
Amasya, Osmanlı idaresine girdiğinde aynı adla bir sancağın merkezi oldu. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre sancak, Tokat ve Sivas ile birlikte Rum eyaletinin önemli bir idari birimiydi ve ilk zamanlarda eyaletin merkezi durumundaydı. Rum Eyaleti 1398'de kurulmuş, merkezi önce Tokat'ta bulunmuş, ardından Amasya'ya geçmiş ve 1526'dan itibaren Sivas olmuştur. Bu sıralama Amasya'nın şehzade sancağı olarak parladığı yüzyılla birlikte düşünüldüğünde anlam kazanır; şehir hem askerî hem idari bakımdan taşranın ağır merkezlerinden biriydi.
Sancağın büyüklüğü zaman içinde değişmiştir. On altıncı yüzyıl başlarında sancak, Amasya merkez kazası ile Lâdik ve Merzifon kazalarından oluşuyordu; Amasya kazasının altı nahiyesi ve 321 köyü vardı. 1576-1577 tarihli kayıtta kaza sayısı Gümüş, Gedegra, Zeytun ve Simre-i Lâdik'in de eklenmesiyle yediye çıkmıştır. Evliya Çelebi on yedinci yüzyıl ortalarında sancağın dokuz kazası olduğunu yazar. 1665 tarihli belgelerde bu sayı on bire, 1671 tarihli belgelerde ise ona iner. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Sivas vilâyetine bağlı sancak Amasya merkez, Merzifon, Vezirköprü, Osmancık, Gümüşhacıköy, Lâdik, Havza ve Mecidözü olmak üzere sekiz kazadan oluşuyordu. Bu dalgalanma sancağın sınırlarının sabit bir çizgi olmadığını, vergi ve idare ihtiyaçlarına göre yeniden çizildiğini gösterir.
Şehirde idari işlerin nerede yürütüldüğü de ilgi çekicidir. Osmanlı şehirlerinde yöneticiler çoğunlukla kendi konaklarını idare merkezi olarak kullanırdı ve devletin ayrı yönetim binaları Tanzimat dönemine kadar şehrin fiziksel yapısında belirleyici bir yer tutmazdı. Amasya'da ise yargı işlerinin yürütüldüğü bir yerin bulunduğu anlaşılır; Evliya Çelebi, Burmalı Minare Camii'ne Mahkeme Camii adını verir ve bu ad caminin kadı mahkemesine ev sahipliği ettiğini düşündürür.
Elli Üç Mahalle
Evliya Çelebi'ye göre Amasya'da kırk sekizi Müslüman, beşi gayrimüslim olmak üzere toplam elli üç mahalle vardı. Kentin nüfusunu beş bin hane, yani tahminen yirmi bin kişi olarak gösterir. Bu mahalle sayısı arşiv kayıtlarıyla büyük ölçüde örtüşür. Selim Özcan'ın incelediği 1520 tarihli ilk tahrire göre şehirde kırk sekiz Müslüman ve dört gayrimüslim olmak üzere elli iki mahalle bulunuyordu. TDV İslâm Ansiklopedisi 1525 için beşi gayrimüslim olmak üzere elli beş mahalleden, on altıncı yüzyıl sonları için yine elli beş mahalleden söz eder ve bunların altısını gayrimüslim mahallesi olarak sayar. On dokuzuncu yüzyılda ise mahalle sayısı otuz altı civarına inmiştir.
Nüfus rakamları ise daha çok oynar. 1520 tarihli defterde 1042 Müslüman hane, 471 mücerret ve 324 gayrimüslim hane görülür; hane başına beş kişi hesabıyla kentin nüfusu yaklaşık 7300 kişi eder, saray hizmetlileri ve askerî zümre eklendiğinde ise 8000 civarına ulaşır. On altıncı yüzyıl sonunda nüfus 10.000'e yükselmiş, gayrimüslim nüfus ise 1500 kadara inmiştir. Evliya Çelebi'nin yirmi bin kişilik tahmini bu rakamların çok üstündedir. Aradaki fark gerçek bir artıştan kaynaklanabileceği gibi seyyahın hane sayısını geniş tutmasından da kaynaklanmış olabilir; hane sayısı ile kişi sayısı arasındaki çarpanın seçimi bu tür hesaplarda belirleyicidir. Her hâlde on yedinci yüzyılda nüfusun arttığı, fakat şehrin fiziksel olarak pek büyümediği, bunun nedeninin de kentin gelişmeye elverişsiz konumu olduğu kabul edilir. On dokuzuncu yüzyılda nüfus 25.000-30.000 arasındadır.
Osmanlı şehrinde mahalle, idari, mali ve sosyal bir alt birimdi; aynı mescitte ibadet eden ve birbirini tanıyan ailelerin oluşturduğu bir topluluktu. Mahalleler genellikle bir cami, mescit, medrese, zaviye ya da imaretin çevresinde oluşur ve adını bu yapıdan alırdı. Bazen çarşı, pazar, çeşme ya da meydan, bazen de bölgenin tanınmış bir âlimi veya şeyhi mahalleye adını verirdi. Amasya'da bu eğilimlerin üçü de görülür: elli iki mahallenin on beşi cami, mescit, imaret ve medrese adlarını taşır, altısı çarşı ve pazar adlarını, on beşi ise âlim, şeyh ve derviş adlarını. Hacı Hamza, Hatuniye, Yakutiye, Bayezid Paşa, Mehmed Paşa, Şamlar, Gökmedrese, Sofular gibi adlar kurucu vakıflardan ve yapılardan gelir; Kazancı, Saraçhane, Pirinççi, Bozahane ve Devehane gibi adlar ise mahallenin iktisadi işlevine işaret eder. Müslüman ve gayrimüslim mahallelerinin ayrı olması, aynı dinden insanların bir arada yaşama eğiliminin bir sonucuydu. Tahrir kayıtlarında gayrimüslim hanelerin Acemali ve Saraçhane gibi mahallelerde toplandığı görülür.
Camiler, Medreseler ve Tekkeler
Mahalle düzeninin omurgası dinî yapılardı ve Evliya Çelebi bu konuda büyük bir sayı verir: Amasya'daki camilerin tamamı iki yüz kadardır ve seyyah bunlardan dokuz cami ile yirmi mescidin adını sayar. Bu sayı mescitleri ve küçük ibadet mekânlarını da kapsıyor görünür; Özcan'ın şehzadeler dönemi için hesabına göre kırk sekiz Müslüman mahallenin on üçünde cami yapılmış, camisi olmayan yirmi dört mahallede ise yirmi beş mescit inşa edilmiştir, yani yüz seksen iki yıllık şehzade valiliği boyunca toplam otuz yedi cami ve mescit eklenmiştir. Seyyahın iki yüz sayısı bu yüzden bir hesap sonucundan çok genel bir izlenimi yansıtır. On altıncı yüzyıl başlarına ait kayıtta ise dokuz cami, on medrese, dört buk'a, altı imaret ve on beş hamam sayılır. Dernschwam 1555'te şehirde on bir cami saydığını yazar.
Şehirde Cuma namazı kılınan cami, Danişmendlilerin fethinden sonra bir Nasturi manastırından çevrilen Fethiye Camii idi. II. Bayezid Külliyesi 1486'da tamamlanınca külliyenin camisi cuma camisi konumuna geçti. Şehzade Ahmed, babası Bayezid'in tahta çıktığı 1481'de külliyenin temelini atmıştır; külliye cami, medrese, mektep, imaret ve şadırvandan oluşur. Şehzadeler döneminde Amasya'da bu külliye ile birlikte Yörgüç Paşa'nın 1431'de yaptırdığı külliye ile Vezir Mehmed Paşa'nın 1495'te yaptırdığı külliye olmak üzere üç külliye bulunuyordu. Yörgüç Paşa Külliyesi bir cami, türbe, imarethane ve dört odalı bir medreseden oluşuyordu.
Tekkeler mahalle hayatının ayrı bir koluydu. Evliya Çelebi, Amasya ve çevresinde kırk kadar tarikat yapısının bulunduğunu söyler. İçlerinde en büyük ve en mükemmel olanı Mevlevi tekkesidir; seyyahın anlattığına göre yapının üstü kubbe ve tonozlarla örtülü, semahane ve safahane kubbeleri kurşunla kaplı, diğer bölümleri kiremitle örtülüdür, fakirleri ve dervişleri düzenli olup hizmet ve ikramda birbirleriyle yarışırlardı. Hızır İlyas Tekkesi, Gökmedrese Tekkesi, Müftüzade Ahmed Efendi Tekkesi, Şamlar Tekkesi, Gülabizade Tekkesi, Pirler Tekkesi, Kanlı Pazarı Kadiri Tekkesi ve Miskinler Tekkesi de adı geçen diğer önemli yapılardır. Hızır İlyas Tekkesi'nin kurucusu ve baş şeyhi olarak Halveti şeyhi Zekeriya Pir İlyas'ı anar ve mezarının Saraçlar'da bulunduğunu, herkesin ziyaret ettiği bir ziyaretgâh hâline geldiğini yazar.
Kale ve Şehrin Güvenliği
Şehrin kuzeyindeki Harşena Dağı'nda yer alan kale, Osmanlı döneminde de önemini korudu. On altıncı yüzyıl başlarında kalede bir dizdar, bir kethüda ve elli yedi nefer muhafız görev yapıyordu; kalenin içinde kerpiçten evler vardı ve kale hizmetlileri burada otururdu. Her gün sabah ve akşam kaleden şehre doğru borazan ve davul çalınırdı. Beş ambarın zahire saklamaya ayrıldığı belirtilir.
Evliya Çelebi kalede eski tarzda bir saray, Yıldırım Bayezid adına bir cami, barut depoları, buğday ambarı ve sarnıçlar bulunduğunu yazar. Camiyi anlatırken tavanlarının göğe yükseldiğini söylediği aktarılır. Bu cami Harşena'daki kazılarda kalıntılarına ulaşıldığı bildirilen yapıdır; kazı başkanı Emine Dönmez, kare planlı bir temel duvarı, minare kaidesi olduğu düşünülen bir ateş çukuru ve çok sayıda çivi, mıh ve kapı aksamı bulunduğunu, bu buluntuların yapının ahşap öğelerini düşündürdüğünü söylemiştir. Seyyahın kalenin işlevine dair kaydettiği bir ayrıntı da önemlidir: Celâlî eşkıyasının saldırılarına karşı şehrin zenginleri değerli eşyalarını kaleye taşırdı. On yedinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren kale bakımsız kalmaya ve eski önemini yitirmeye başlamış, on sekizinci yüzyıldan sonra harap olmuştur.
Çarşı, Bedesten ve Hanlar
Evliya Çelebi'ye göre Amasya'da yaklaşık 1060 dükkân vardı ve çarşılar işlek ve zengindi. TDV İslâm Ansiklopedisi bu kaydı, on dokuzuncu yüzyıl sonlarında Fransız coğrafyacı Vital Cuinet'in 2500'e yakın dokumacı saymasıyla yan yana koyar ve şehrin sınai ve ticari bakımdan canlı bir hayata sahip olduğu sonucuna varır. Özcan, Suraiye Faroqhi'nin ölçütünü izleyerek vergi mükellefi sayısı 1000 ile 3000 arasında (nüfus 5000 ile 10.000) olan yerleşmeleri orta büyüklükte şehir sayar ve Amasya'yı şehzade sancağı olduğu dönemde de bu gruba yerleştirir. Siyasi ağırlığı ile nüfusu arasındaki bu fark, kentin vadi içindeki dar yerleşim alanıyla açıklanır.
Osmanlı şehrinde çarşının merkezini bedesten oluştururdu. Bedesten büyük tüccarların bulunduğu, çoğunlukla lüks malların ve transit ticarete konu olan eşyanın alınıp satıldığı kapalı pazar yeriydi ve yalnızca büyük, zengin şehirlerde bulunurdu. Amasya'da bedesten, Helkıs Köprüsü'nün güney yanındaki Kazancı mahallesinde, II. Bayezid'in kapı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından 1483'te yaptırıldı. Bedestenin çevresinde Aşağı Pazar adıyla bilinen pazar gelişti ve Osmanlı döneminde bu pazar daha da canlandı. Daha sonra Kapan Hanı çevresinde Yukarı Pazar adıyla bir pazar yeri daha kuruldu. On altıncı yüzyıl başında Bozahane mahallesinde İbadullah adlı bir pazar, Devehane mahallesindeki Aydın Mescidi ve hamamı yakınında da Kağnı ya da Kanlı Pazarı denilen bir pazar bulunuyordu.
Hanlar şehre gelen tüccar ve yolcuların konakladığı yerlerdi. Aşağı Pazar bölgesine canlılık getiren yapılar arasında Bayram Paşa Hanı, Bakırcıoğlu Hanı, Menzilci Mirza Hanları ve Bezzâzistan anılır; bu bilgiler şehzade dönemi ile on yedinci yüzyıl arasındaki kaynaklardan derlenmiştir. Amasya'nın bir yol kavşağında bulunması bu hanların varlığını açıklar. Tarsus, Kayseri, Zile ve Samsun'u birbirine bağlayan ticaret yolu şehirden geçer, Azerbaycan'dan Bursa'ya giden yol da buraya uğrardı. İran'dan gelen ipekliler için şehir bu yüzden önemli bir pazardı.
Şehrin kamusal hayatına hamamlar, çeşmeler ve meydanlar da eşlik ederdi. Kayıtlara geçen hamamlar arasında Mehmed Paşa mahallesinde Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey'in 1436'da yaptırdığı hamam, Hızır Paşa'nın 1466 tarihli hamamı, Bayezid Paşa mahallesindeki 1495 tarihli Kumacık Hamamı ve Kayabaşı mahallesinde Sivas Beylerbeyi Sinan Paşa'nın 1511 tarihli hamamı yer alır. Çeşmelerin bir kısmı şehrin tüccarlarına aittir; Nişaburlu Hoca Acem Ali, 1465'te kendi adıyla anılan mahalledeki evinin önüne çeşme yaptırmıştır. Şehrin batısında, Meydan Köprüsü'nün başındaki düzlükte okçuluk öğretilen bir Ok Meydanı, Yeşilırmak'ın güneyinde ise hacıların toplandığı bir Hacılar Meydanı vardı.
Loncalar ve Üretim
Osmanlı şehirlerinde esnaf, kadının kayıt altına aldığı ve denetlediği lonca örgütleri içinde çalışırdı. Dokuma loncaları, başında bir şeyhin bulunduğu, kâhya ya da kethüda, yiğitbaşı, işçibaşı ve iki ehlihibreden oluşan bir kadroya sahipti. Şeyh okuma yazma bilen, mali işleri yöneten saygın bir kişi, kethüda mesleğin zirvesine çıkmış tecrübeli bir usta, yiğitbaşı ise düzeni sağlayan kişiydi ve bu yönetim grubunu kadı onaylayıp kaydederdi. Örgütün asıl görevi kalitesiz ya da eksik işlenmiş kumaşın piyasaya çıkmasını önlemek, iyi kumaşı mühürlemek, çırakların kalfalığa, kalfaların ustalığa yükseltilmesi için yapılan sınavları denetlemekti. Fiyat ve kalite kuralları ise ihtisap kanunnâmeleri ve narh defterleriyle belirlenirdi. Bu genel çerçeve Amasya için ayrıca belgelenmiş değildir, ancak şehirdeki esnaf örgütlerinin de aynı düzene uyduğu varsayılır.
Amasya'ya özgü esnaf bilgisini en iyi mahalle adları ve sayım kayıtları verir. Kazancı, Saraçhane, Pirinççi, Bozahane ve Devehane mahalle adları o semtte hangi işlerin yoğunlaştığını gösterir; Osmanlı şehirlerinde mahalle adının bir esnaf grubundan gelmesi olağandı. On dokuzuncu yüzyıl ortasına ait 1840 nüfus defteri ile 1844-1845 temettuat defterlerinde ise saraç, debbağ, nalbant, kasap, terzi, berber ve bahçıvan gibi meslek adları geçer. Bu kayıtlar Evliya Çelebi'den iki yüzyıl sonrasına aittir ve esnaf çeşitliliği hakkında yalnızca bir fikir verir.
Şehrin üretim hayatında ipek özel bir yer tutar. On altıncı yüzyılda Amasya'da bir boyahâne, bir şem'hâne ve bir darphâne bulunuyordu ve ipek dokumacılığı yaygın biçimde yapılıyordu. Osmanlı yönetimi ipek ticaretini sıkı denetlerdi. 1554-1555'te on ay içinde resmî yoldan şehre girip tartılan ipekli miktarı 10.632 lodra, yani yaklaşık on beş tondu. Şehir Azerbaycan-Bursa yolu üzerinde olduğundan, İran'dan gelen ipekliler için önemli bir pazardı ve bu rakam o ticaretin ölçüsünü verir. Amasya şer'iyye sicillerinin 1784-1880 arasındaki yedi defterinde incelenen iki yüzü aşkın terekede elli dokuz farklı kumaş, alt türleriyle birlikte yüz beş kumaş çeşidi tespit edilmiş, en çok görülen kumaşın basma, ondan sonra çuha olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmaya göre şehirde kullanılan her dört kumaştan biri şehir dışından getirilmişti.
Su, Bağ ve Meyve
Evliya Çelebi'nin Amasya'yı anlatırken en çok durduğu konulardan biri su ve bağ bahçedir. Yeşilırmak'ın şehre güneyden geldiğini, nice bin bağ ve bahçeyi suladığını, nice yüz su dolabını döndürerek kuzeye aktığını yazar ve Hama, Adana ve Amasya'nın su dolaplarının meşhur olduğuna dikkat çeker. Bu gözlem tek başına kalmaz. On dördüncü yüzyılda İbn Battûta, Amasya'yı büyük bir ırmak kenarında, bağ ve bostanlarla çevrili, meyvelik bir şehir olarak anlatmış ve evlerin ve bostanların ırmağın üzerine kurulu dolaplarla sulandığını yazmıştır. Aynı dönemin yazarı Ebü'l-Fidâ da şehrin çok sayıda bahçesi ve su dolapları olduğunu kaydeder. On dokuzuncu yüzyılın başında James Morier kalede ırmağın üzerinde çırpınan sayısız su çarkını görmüş, Victor Fontanier ise at gücüyle çalışan dolapların Asya'nın başka yerlerinden çok daha fazla olduğunu yazmıştır.
Meyve konusunda Evliya Çelebi'nin kaydettikleri ayrıntılıdır. Amasya'da kırk türlü armut, lal renkli kiraz, yedi türlü sulu üzüm, dut ve yedi türlü ekmek ayvası yetiştiğini, ayva perverdesinin bir benzerinin hiçbir yerde bulunmadığını yazar. İçecek olarak misk ve amberli pekmez şerbeti ile ayva perverdesi şerbetini sayar ve bunların aşırı sıcakta ve hamam sıcağında mühürlü çamur gibi faydalı olduğunu söyler; keçeden süzülmüş deliyoran üzüm şırasını ise lal renkli ve çok kuvvet verici bulur. Bu liste bağ ve bahçe üretiminin çeşitliliğini gösterir. Şehirde dut ağaçlarının ve ipekböcekçiliğinin yaygın olduğu fikri ise başka kaynaklara dayanır ve Evliya Çelebi'nin bu meyveler listesinde Amasya elması geçmez. Amasya elmasının ünü sonraki yüzyıllara aittir.
Başka Gözlerle Aynı Şehir
Evliya Çelebi'nin anlattığı kent, daha önce ve sonra gelen gezginlerin kayıtlarıyla çerçevelenebilir. Avusturya elçilik heyetiyle 7 Nisan 1555'te Amasya'ya gelen Hans Dernschwam dar bir vadide yoğun bir yerleşme gördüğünü, evlerin çoğunun iki katlı ve kerpiçten olduğunu, birbirinin üzerine yığılmış gibi göründüğünü yazar. Yeşilırmak üzerinde bir tahta ve üç taş köprü saymış, 14 Nisan 1555'te çıkan büyük bir yangını ve yanan evlerin kısa sürede yeniden yapıldığını anlatmış, şehzade sarayını dağın eteğinde, bahçeli, tek katlı tuğladan basit bir bina olarak tarif etmiştir. Kanunî'nin bu sırada burada ikamet ettiğini de kaydeder.
On dokuzuncu yüzyılın başında Morier, düz damlı çatıların yarattığı benzerliğin içinde cami minarelerinin farklılık kattığını ve en iyi yapının ırmak kenarındaki II. Bayezid Camii olduğunu yazar. 1861'de gelen Georges Perrot, Amasya'yı Anadolu'nun Oxford'u olarak niteler ve medreselerde 2000'e yakın öğrenci okuduğunu söyler. Bu notlar bir arada okunduğunda şehrin temel görünümünün, yani dar vadide sıkışmış, ırmağın iki yakasında köprülerle bağlanmış, bağ ve dolaplarla çevrili mahallelerin, yüzyıllar boyunca büyük bir değişiklik geçirmediği anlaşılır. Fiziksel gelişme ise on altıncı yüzyıl başlarına kadar sürmüş, sonrasında yerini yoğunlaşmaya bırakmıştır. Şehzade valiliğinin sona ermesiyle şehrin kültürel ve ticari canlılığı da yavaş yavaş zayıflamıştır.
Kronoloji
1398: Rum Eyaleti kurulur; merkezi önce Tokat'tadır, sonra Amasya'ya geçer.
1483: Kazancı mahallesinde Hüseyin Ağa tarafından bedesten yaptırılır.
1486: II. Bayezid Külliyesi tamamlanır ve Sultan Bayezid Camii cuma camisi olur.
1520: İlk tahrir; 48 Müslüman ve 4 gayrimüslim olmak üzere 52 mahalle kaydedilir.
1525: Kayıtlara göre şehirde 55 mahalle, yaklaşık 8000 kişilik nüfus bulunur.
1526: Rum Eyaleti'nin merkezi Sivas olur.
1554-1555: On ay içinde şehre giren ipekli 10.632 lodra olarak tartılır.
1555: Hans Dernschwam Amasya'ya gelir ve şehirde büyük bir yangın çıkar.
Yaklaşık 1640 ve sonrası: Evliya Çelebi'nin Amasya'yı anlattığı yolculuk; ziyaretin tarihi kaynaklarda farklı gösterilir.
1665 ve 1671: Sancağın kaza sayısı sırasıyla on bir ve on olarak kaydedilir.
1808-1809: James Morier Amasya'dan geçer.
1861: Georges Perrot şehri ziyaret eder.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Seyahatnâme" ve "Evliya Çelebi" maddeleri. https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname--evliya-celebi
- Evliya Çelebi, Seyahatname, 2. Kitap, haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, 2006.
- "Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Anlatılan Tekke ve Zaviyeler", Turkish Studies, 15/7 (2020).
- "Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Meyve", Motif Akademi.
- Amasya Şer'iyye Sicillerindeki Dokuma Ürünleri (1784-1880) ve Selim Özcan, H.1256 (1840) Tarihli Amasya Nüfus Defteri ile H.1260-1261 (1844-1845) Tarihli Amasya Temettuat Defterlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirmesi.
- Rum Eyaleti, Vikipedi; Seyahatnâme (Evliya Çelebi), Vikipedi.
Akademik çalışmalar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Amasya" maddesi. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5.
- Duygu Kalkan Açıkkapı, "19. Yüzyılda ve 20. Yüzyıl Başlarında Amasya Kent Merkezinde Yeşilırmak Üzerindeki Su Yapıları", Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Amasya Özel Sayısı, 2022.
Diğer kaynaklar
- Harşena Kalesi kazıları ve Yıldırım Han Camii kalıntıları üzerine TRT Haber haberi.
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- https://islamansiklopedisi.org.tr/seyahatname--evliya-celebi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/evliya-celebi
- https://dergipark.org.tr/tr/pub/amauifd/article/21371
- https://isamveri.org/pdfdrg/D03262/2020_7/2020_7_ULKUO.pdf
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/441072









