Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Leyli-i zülfüñden olalı bu sevdālar bize
Uydılar Mecnūn gibi āhū-yı ṣaḥrālar bize
Nāle ḳılur her nefes ṭaġlar fıġānum ışidüp
Keff-i mevcile dögünür cümle deryālar bize
Düşde gördüm zülfüñi oldum perīşān ‘āḳıbet
Gör ne te’s̱īr eyledi āḫir bu rü’yālar bize
Yüzın örter benden ol māhuñ bu zülf-i ‘anberīn
Ne ḳara gün oldı ol zülf-i semen-sālar bize
Fitneden fāriġ yürürken ey Baṣīrī āh kim
Başladı başdan ‘itāb ol çeşm-i şehlālar bize
Günümüz Türkçesiyle
1. Leylâ gibi kapkara zülfünden bu sevdalar bize düştü düşeli, çöl ceylanları Mecnun'a uydukları gibi bize de uydular. (Mecnun, Leylâ'nın aşkıyla çöle düşünce ceylanlarla dost olmuştu. "Leylâ" adı Arapçada geceyi de çağrıştırır; "sevdâ" hem aşk hem kara renkle ilişkilendirilen bir sözdür.)
2. Feryadımı işitip dağlar her nefes inler; bütün denizler de dalgalarının avuçlarıyla bizim için dövünür.
3. Rüyada zülfünü gördüm, sonunda perişan oldum; bak, bu rüyalar sonunda bize ne etki etti. (Dağınık, perişan zülfü rüyada gören, onun gibi perişan olur.)
4. O ay yüzlü, bu amber kokulu zülfüyle yüzünü benden örter; yasemin kokulu o zülüf bize ne kara gün oldu. (Yüz güne, zülüf geceye benzetilir; zülfün yüzü örtmesi, "kara gün" deyimine de bağlanır.)
5. Ey Basîrî, ah, fitneden uzak yürürken o şehlâ gözler bize yeniden sitem etmeye başladı. (Divan şiirinde sevgilinin gözü fitne çıkaran bir varlık olarak düşünülür.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Neşir vezin göstermez; kalıp taktimden çıkar. Redif "bize", kafiye "-âlar" sesidir: sevdālar, ṣaḥrālar, deryālar, rü’yālar, semen-sālar, şehlālar. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Ahmet Kartal'ın 2000'de yayımladığı "Basîrî ve Türkçe Şiirleri" makalesinde şiirlerin başında, I numarayla yer alır. Kartal'ın metni, Basîrî'nin kendi el yazısıyla tertip ettiği Farsça divanının sonundaki Türkçe şiirlere (Süleymaniye Kütüphanesi, Âşir Efendi nr. 292) dayanır. Dördüncü beytin başındaki "Yüzın" kelimesi neşirde böyle dizilmiştir; "yüzin" okunmalıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, Leylâ ile Mecnun hikâyesine yapılan bir telmihle açılır. Mecnun, Leylâ'nın aşkıyla aklını kaybedip çöllere düşmüş, orada ceylanlarla dost olmuştur. Basîrî kendini Mecnun'un yerine koyar: sevgilinin "Leylâ gibi" zülfünden ona sevdalar düşmüştür ve çölün ceylanları ona da uymuştur. "Leylâ" adının Arapçada geceyi hatırlatması, kara zülüfle uyumludur; "sevdâ" kelimesi de eski tıpta kara safra ile ilişkilendirilen bir hastalık ve aşk anlamlarını birlikte taşır. Bu yüzden ilk beyitte zülüf, gece ve sevda arasında ince bir tenasüp kurulur.
İkinci beyit, âşığın feryadının bütün tabiatı etkilediğini söyler. Dağlar onun sesini yankıyla tekrar ederek inler; denizler dalgalarının avuçlarıyla göğüslerine vurarak dövünür. Dağdaki yankının bir inleyişe, dalgaların kıyıya vuruşunun bir dövünmeye benzetilmesi, hem teşhis hem hüsn-i talil örneğidir. Üçüncü beyitte zülfün perişanlığı ile âşığın perişanlığı arasında bir bağ kurulur: rüyada dağınık zülfü gören âşık, o zülüf gibi perişan olmuştur. "Rü'yâ" ile "te'sîr" kelimeleri, rüyanın tabiri düşüncesini de akla getirir.
Dördüncü beyit gazelin en ince yeridir. Sevgilinin yüzü aya, zülfü geceye benzer; zülüf yüzü örttüğünde ay görünmez olur. Şair bu görüntüyü "ne kara gün oldı" sözüyle anlatır. "Kara gün" Türkçede felaket günü demektir; ama burada aynı zamanda gerçek anlamıyla, yüzün, yani "gün"ün kara zülüfle örtülmesidir. Bir deyimin hem mecaz hem gerçek anlamıyla kullanılması beyte bir tevriye kazandırır. Zülfün "amber kokulu" ve "yasemin kokulu" diye nitelenmesi de koku ile renk arasında bir karşıtlık kurar: zülüf kara, ama kokusu yasemin gibidir. Makta beytinde âşık, fitneden uzak yaşarken sevgilinin şehlâ gözlerinin ona yeniden sitem etmeye başladığını söyler. "Başdan" kelimesi hem "yeniden" hem de "baştan başa" anlamlarıyla okunabilir.
Tarihî Bağlam
Kartal, Basîrî'nin Türkçe şiirlerinin divanının sonunda toplu halde bulunduğunu, burada bir kaside, kırk altı gazel ve bazı kıt'a ve beyitler yer aldığını belirtir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Mehmed Çavuşoğlu, Basîrî'nin Akkoyunlu sarayında ve Herat'ta bulunduktan sonra Osmanlı ülkesine geldiğini, başlangıçta tezkirecilerin "Acemâne" dediği Azerî şivesiyle yazdığını, sonra İstanbul Türkçesini kullanmaya başladığını, ancak kendi el yazısıyla kaydettiği şiirlerinde yer yer Azerî şivesinin izlerinin görüldüğünü yazar. Gazelin hangi yıllarda yazıldığı bilinmiyor.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel I: s. 87, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
- Mehmed Çavuşoğlu, "Basîrî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 105-106, https://islamansiklopedisi.org.tr/basiri.
Çevrimiçi kaynaklar






