Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Senüñ derdüñden ey şūḫ-ı cefā-kār
Belā bu kim ne saġam ben ne bīmār
Ne gül ḳalur bu gülşende ne ġonçe
Gerek sen göñlüñ açuḳ tut gerek ṭar
Ṣabā bu reşkden kim öpdüm izin
Özin yirden yire ursa yiri var
Ḳamu aġyāra yār itdi teraḥḥum
Baña ne yār raḥm eyler ne aġyār
İder ‘āḳilleri Mecnūn Baṣīrī
Ḳaçan kim ‘ışḳ dersin ide tekrār

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey cefa eden şuh güzel, senin derdinden başıma gelen belâ şu ki ne sağım ne hasta.

2. Bu gül bahçesinde ne gül kalır ne gonca; ister gönlünü açık tut, ister dar. (Açılmış gül ferahlığa, kapalı gonca gönül darlığına benzetilir. Ne sevinç ne keder kalıcıdır.)

3. Sevgilinin ayak izini öptüm diye kıskançlıktan saba rüzgârı kendini yerden yere vursa yeridir. (Saba, sevgilinin yolunda esen rüzgârdır; şair onun yerine izi kendisi öpmüştür.)

4. Sevgili bütün rakiplere merhamet etti; bana ise ne sevgili merhamet eder ne rakipler.

5. Basîrî ne zaman aşk dersini tekrar etse akıllıları Mecnun eder, yani deli eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun hezec bahrinden "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ār" sesidir: cefā-kār, bīmār, ṭar, yiri var, aġyār, tekrār. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde II numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, aşkın âşığı bıraktığı arada kalmış hali anlatarak açılır. Âşık ne sağdır ne hasta; derdi onu öldürmez ama iyileşmesine de izin vermez. "Belā bu kim", yani asıl belâ şu ki sözü, bu belirsizliği en ağır derdin kendisi olarak sunar. İkinci beyitte söz bir hikmete döner: bu dünya bahçesinde ne açılmış gül kalır ne kapalı gonca. Gülün açıklığı ile goncanın darlığı, gönlün ferah ya da sıkıntılı oluşuna karşılık gelir; şair, iki halin de geçici olduğunu söyler. Gül ile gonca, açık ile dar arasındaki tezat beytin dayanağıdır.

Üçüncü beyit, gazelin en ustalıklı beytidir. Saba rüzgârı divan şiirinde sevgilinin yolundan geçen, onun kokusunu ve tozunu taşıyan rüzgârdır. Âşık sevgilinin ayak izini öpmüştür; rüzgâr bu yüzden kıskançlıkla kendini "yirden yire" vurursa "yiri var", yani haklıdır. "Yir" kelimesinin önce "yer, toprak", sonra "yeri var, haklı" deyiminde kullanılması bir cinas oluşturur. Rüzgârın esip savrulması da kıskançlıkla kendini yerden yere vuran birinin hareketine benzetilir; bu, bir hüsn-i talil örneğidir: tabiattaki bir olaya şairane bir sebep gösterilir.

Dördüncü beyit yâr ile ağyâr, yani sevgili ile rakipler arasındaki tezada dayanır. Sevgili bütün rakiplere merhamet etmiş, âşık ise ne sevgiliden ne de rakiplerden merhamet görmüştür. Kartal bu beyti, Basîrî'nin sevgilinin eza ve cefasını dile getirdiği beyitler arasında anar. Son beyit ise şairin kendi aşkını bir ders gibi sunar: Basîrî aşk dersini tekrar ettikçe akıllılar Mecnun olur. "Mecnūn" kelimesi hem "deli" hem de Leylâ'nın âşığı Mecnun'u anlatır; akıl ile delilik arasındaki tezat bu tevriyeyle birleşir. Kartal bu beyti de Basîrî'nin aşk anlayışına örnek olarak gösterir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar