Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ey göñül ger Leylī görmek dileriseñ yāri gör
Ger dilerseñ görmege Mecnūnı gel ben zārı gör
Serv-i ra‘nā gerçi çoḳ gördüñ velī gel ey ṣabā
Nāz gül-zārında bitmiş ol ḳad u reftārı gör
Gözlerüñ bīmārıdur la‘lüñden umar dil şifā
Ey Mesīḥam bir nefes luṭfile gel bīmārı gör
Ḫār u gül görmek dilerseñ bir arada ey ṣabā
Hiç varma gülşene gel yārile aġyārı gör
İstemezseñ ey göñül kim çāk ola ten cübbesi
Yaḳañı hicrān elinden vaṣlile ḳurtarıgör
Sürme-i ‘ayne’l-yaḳīnden zāhidā çek gözüñe
Nūr-ı Ḥaḳḳı görmek isterseñ gel ol dīdārı gör
Dōst dīdārın Basīrī görmek isterseñ eger
Ḫᵛāb-ı ġafletden baṣīret çeşmini uyarıgör

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, Leylâ'yı görmek istersen sevgiliyi gör; Mecnun'u görmek istersen gel, bu inleyen beni gör.

2. Ey saba rüzgârı, gerçi pek çok güzel selvi gördün; ama gel, naz gül bahçesinde yetişmiş o boyu ve o salınışı gör.

3. Gönül, senin gözlerinin hastasıdır ve dudağından şifa umar; ey Mesih'im, bir nefes lütfedip gel, bu hastayı gör. (Mesih'in nefesiyle hastaları iyileştirip ölüleri dirilttiğine inanılır; sevgilinin dudağı da can veren bir nefese benzetilir.)

4. Ey saba, dikenle gülü bir arada görmek istersen hiç gül bahçesine gitme; gel, sevgiliyi rakiplerle birlikte gör. (Sevgili güle, rakipler dikene benzetilir.)

5. Ey gönül, beden cübbesinin yırtılmasını istemiyorsan yakanı ayrılığın elinden vuslatla kurtar. (Yakayı kurtarmak, kurtulmak demektir.)

6. Ey zahit, ayne'l-yakîn sürmesini gözüne çek; Hakk'ın nurunu görmek istersen gel, o yüzü gör. ("Ayne'l-yakîn", görerek elde edilen kesin bilgi demektir.)

7. Basîrî, eğer dostun yüzünü görmek istersen, basiret gözünü gaflet uykusundan uyandır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Neşir vezin göstermez; kalıp taktimden çıkar. Redif "gör" kelimesidir; kafiye "-ārı" sesidir: yāri, zārı, reftārı, bīmārı, aġyārı, dīdārı. Beşinci ve yedinci beyitlerde ise kafiye ile redif, "ḳurtarıgör" ve "uyarıgör" fiillerinde birleşir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde VII numaradadır. Kartal, gazelin ilk beytini Basîrî'nin kendini Mecnun ve Ferhad'la karşılaştırmasına, son iki beytini de şiirlerindeki tasavvuf düşüncesine örnek gösterir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün beyitleri "gör" emriyle biter ve okuru, yani gönlü, sabayı ve zahidi, bir şeyi görmeye çağırır. Bu redif, gazele bir gösterme ve tanıklık havası verir. İlk beyitte şair, Leylâ ile Mecnun hikâyesini kendi aşkına uygular: Leylâ'yı görmek isteyen sevgiliye, Mecnun'u görmek isteyen şairin kendisine baksın. Böylece sevgili Leylâ'nın, âşık da Mecnun'un yerine geçer. İkinci ve dördüncü beyitlerde söz saba rüzgârına yöneltilir. Saba, divan şiirinde bahçeleri dolaşan, sevgiliden haber getiren rüzgârdır; şair ona gerçek selvilerin yerine sevgilinin boyunu, gerçek gül bahçesindeki dikenli güllerin yerine rakiplerin arasındaki sevgiliyi görmesini söyler. Diken ile gül, sevgili ile rakip arasında kurulan bu benzetme, divan şiirinin yerleşik bir mazmunudur.

Üçüncü beyitte sevgili "Mesîḥ"e benzetilir. Hz. İsa'nın nefesiyle hastaları iyileştirdiğine inanılır; sevgilinin dudağı da âşığa can verecek bir nefestir. Ama aynı sevgilinin gözleri, divan şiirinde "bîmâr", yani hasta ve baygın diye anılır; âşığın gönlü de bu gözlerin hastasıdır. Hastalığı veren ile şifayı verenin aynı kişi olması beyte ince bir ironi katar.

Gazelin son iki beyti tasavvufa yönelir. Altıncı beyitte zahide, "ayne'l-yakîn" sürmesini gözüne çekmesi söylenir. Tasavvufta bilginin üç derecesinden söz edilir: duyarak bilmek (ilme'l-yakîn), görerek bilmek (ayne'l-yakîn) ve yaşayarak bilmek (hakka'l-yakîn). Zahidin Hakk'ın nurunu görmesi için bakması gereken yer "dîdâr", yani yüzdür. Bu, divan şiirinde sık işlenen, güzellikte ilahî güzelliğin tecellisini görme düşüncesidir. Makta beytinde mahlas ile "baṣîret", yani iç görüş kelimeleri yan yana gelir. Basîrî adı "basiret sahibi" anlamını taşıdığı için şair, kendi adından bir öğüt çıkarır: dostun yüzünü görmek isteyen, basiret gözünü gaflet uykusundan uyandırmalıdır. Mahlasın anlamıyla oynanması tevriye sanatının bir örneğidir.

Gazelde dikkat çeken bir dil özelliği de "ḳurtarıgör" ve "uyarıgör" biçimleridir. Eski Anadolu Türkçesinde fiillere eklenen bu "-ıgör" yapısı emri pekiştirir; "kurtarıgör", "kurtar" demektir. Basîrî bu yapıyı "gör" redifiyle kafiyelendirerek hem dil bakımından hem ses bakımından ilginç bir çözüm bulmuştur: redif olan "gör" kelimesi bu iki beyitte fiil ekinin bir parçası haline gelir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar