Basîrî, XV. yüzyılın sonlarında doğudan Osmanlı ülkesine gelip ömrünün kalanını burada geçiren, hem Farsça hem Türkçe şiir yazan bir şairdir. Asıl adı Mehmed'dir; kendi el yazısıyla tertip ettiği Farsça divanının mukaddimesinde künyesini Mehmed b. Ahmed b. Ebü'l-Meâlî el-Murtazâ diye kaydeder. Baras hastalığı yüzünden tenindeki alaca lekeler sebebiyle "Alaca Basîrî" diye de anılmıştır. Tezkireler onu her şeyden önce nüktedan, latifeci, devlet büyüklerinin meclislerinde aranan bir kişi olarak tanıtır. Akkoyunlu sarayından Herat'a, oradan İstanbul'a uzanan hayatı, onu Nevâî ile Câmî'nin edebî çevresiyle Osmanlı şiiri arasında bir köprü yapmıştır.

Basîrî'nin Amasya ile bağı tartışmalıdır. Tezkireler ve TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesi Amasya'dan söz etmez. Hüseyin Hüsameddin ise Amasya Tarihi'nde Basîrî'yi Amasya'da büyümüş, Şehzade Ahmed'in nedimi ve özel şairi olmuş, 1514'te Amasya'ya gelen Sultan Selim'e bir zafer kasidesi sunmuş bir şair olarak tanıtır; başka bir yerde de 911'de Amasya'da yapılan şehzade düğününde şehirde tanınan "Acem şairleri" arasında Basîrî'yi sayar. Bu yüzden Basîrî, Amasya Divan Şairleri arasında, kaynakların çelişkisini açıkça belirterek anılmaktadır. Hayatının ayrıntıları sitemizin Tarihî Şahsiyetler bölümündeki biyografisinde anlatılmıştır; burada ağırlık şiirine verilmiştir.

Hayatı ve Amasya ile Bağı

Basîrî'nin nereli olduğu konusunda kaynaklar birbirini tutmaz. Muhammed-i Kazvînî, Sehî Bey ve Gelibolulu Âlî onu Acem sayar; Latîfî "Vilâyet-i ʿAcem ser-ḥaddine ḳarîb yerden ġalibâ Baġdaddandur", yani Acem sınırına yakın bir yerden, galiba Bağdatlı der; Âşık Çelebi ve onu izleyen Kınalızâde Hasan Çelebi Horasanlı, Riyâzî ve Kâtib Çelebi Bağdatlı olduğunu yazar. Mehmed Çavuşoğlu, TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinde onun Horasanlı ya da Bağdatlı olmadığını, büyük ihtimalle Türkiye'nin güneydoğu illerinden olduğunu ileri sürer ve tezkirecilerin "Acem" sözünü, Osmanlı aydınlarının doğu sınırlarının ötesinde yaşayan herkesi Acem saymasıyla açıklar. Ahmet Kartal, Nâil Tuman'a dayanarak doğum tarihini 871 (1466) olarak verir.

Çavuşoğlu'na göre Basîrî gençliğinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğulları Uğurlu Mehmed ve Yakub Bey'in yanında bulunmuş, onlara kasideler sunmuştur. Çok seyahat etmiş, 892 (1487) yılı civarında Herat'ta Ali Şîr Nevâî, Hüseyin Baykara, Câmî ve Binâî ile tanışmış; Nevâî onun adına bir muamma yazarak onu bu çevrede tanıtmıştır. 1491 civarında kısa bir süre İstanbul'da bulunmuş, sonra Akkoyunlu hükümdarı Göde Ahmed Bey'in musahibi olmuş, onun tarafından 901'de (1495-96) elçi olarak II. Bayezid'e gönderilmiş ve bir daha dönmeyerek İstanbul'da kalmıştır. Latîfî, Nevâî'nin divanını Osmanlı ülkesine ilk getirenin Basîrî olduğunu söyler; Âşık Çelebi de onun Nevâî ve Câmî'nin kitapları, gazelleri ve tavsiye mektuplarıyla geldiğini yazar.

İstanbul'da Basîrî, Tâcîzâde Câfer Çelebi, Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve sonra Defterdar İskender Çelebi'nin himayesini görmüştür. Âşık Çelebi'ye göre bir süre II. Bayezid'in damadı Uğurlu Sultan Ahmed'in musahibi olmuş, padişah hazinesinden sâlyânesi, Ayasofya vakfının gelir fazlasından da günlük ulûfesi bağlanmıştır. Padişaha ve devlet büyüklerine sunduğu kasidelere karşılık aldığı câizelerle geçinmiştir. Âşık Çelebi onun yaklaşık yetmiş yaşında, 941 (1534-35) yılında İstanbul'da öldüğünü yazar; Edirnekapı dışındaki şairler mezarlığına gömülmüştür.

Hüseyin Hüsameddin'in anlattığı hayat bundan oldukça farklıdır. Ona göre Basîrî Mehmed Çelebi, "Nişânîzâde" diye bilinir ve Amasya'da nişancı olan Ahmed Çelebi bin Kutbeddin Câmî'nin oğludur. Babası Molla Câmî'nin akrabasından olup onun tavsiye mektubuyla Amasya'ya gelmiş, şehzadeliği sırasında Bayezid'in iltifatını görmüştür; Basîrî de Amasya'da büyümüş, babası Şehzade Ahmed'e nişancı olunca onun gölgesinde edebiyat tahsil etmiş, kasideleriyle şehzadeye yaklaşarak onun nedimi ve özel şairi olmuştur. Hüsameddin'e göre Basîrî, 918'de Şehzade Ahmed'in öldürülmesinden sonra gözden düşmüş olarak Amasya'da kalmış, 920'de Sultan Selim Amasya'ya geldiğinde bir zafer kasidesiyle onun iltifatını kazanıp İstanbul'a gitmiş, orada Amasyalı Defterdar İskender Çelebi'nin nedimi olmuş ve 940'ta ölmüştür. Hüsameddin, Münîrî'nin Münşeât'ında Basîrî'nin 916'da yirmi yedi yaşında olduğunun yazılı olduğunu da kaydeder; bu bilgi, Âşık Çelebi'nin onu ölümünde yetmiş yaşında göstermesiyle bağdaşmaz. Hüsameddin, Câmî'nin tavsiye mektubuyla Rum'a gelme hikâyesinin aslında babası Ahmed Çelebi'ye ait olduğunu, Basîrî'nin yaşının buna uygun olmadığını da ekler. Bu anlatım tezkirelerin ve Çavuşoğlu'nun bilgileriyle çeliştiği ve kaynak göstermediği için ihtiyatla karşılanmalıdır. Hüsameddin aynı eserin başka bir yerinde, Şehzade Ahmed'in 911'de Amasya'da yaptırdığı sünnet düğününü anlatırken o sırada Amasya'da tanınan Türk şairleri ile "Acem şairleri" arasında Basîrî, Penâhî ve Kutbî'yi sayar.

Eserleri

Basîrî'nin bilinen tek kendi el yazısı nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki Âşir Efendi nr. 292 numaralı mecmuadır. Bu mecmuanın başında Hâce-i Cihân Mahmûd b. Muhammed el-Gîlânî'nin Riyâżetü'l-inşâ adlı eseri, ardından Basîrî'nin Farsça divanı (vr. 229b-281a) yer alır. Farsça divan bir mukaddime, yirmi üç kaside, 121 gazel ve çoğu tarih kıt'alarından oluşan şiirleri içerir. Kaynaklarda adı geçen Türkçe divanın müstakil bir nüshası bulunamamıştır; ancak Basîrî'nin Türkçe şiirleri Farsça divanın sonunda toplu halde bulunur. Ahmet Kartal'ın sayımına göre burada bir kaside, kırk altı gazel ve bazı kıt'a ve beyitler vardır; Çavuşoğlu ise elliden fazla Türkçe şiirden söz eder. Kartal bu şiirleri 2000 yılında "Basîrî ve Türkçe Şiirleri" adlı makalesinde çeviriyazıyla yayımlamıştır. Kâtib Çelebi Keşfü'z-zunûn'da Basîrî'nin Türkçe divanını anar; Kartal'a göre Kâtib Çelebi bu divanı görmemiş, Zübde adlı bir eserde gördüğü dört beyitten hareketle böyle bir kanaate varmıştır.

Basîrî'ye asıl şöhretini kazandıran eser Letâif'idir. Bu latifeler mecmuasının tamamı ele geçmemiştir; eksik bir nüshası Konya Koyunoğlu Müzesi Kütüphanesi'ndedir. Latifelerin bir kısmı, Lâmiîzâde Lem'î Çelebi'nin derlediği ve babasına atfedilen latifeler arasında da bulunur. Âşık Çelebi ayrıca Bengînâme adlı bir eserinden söz eder; bu eser bugün bilinmiyor. Tezkireler, Basîrî'nin tarih düşürmede usta olduğunu da belirtir: Âşık Çelebi onun Şehzade Cihangir'in doğumuna, Rodos fethine ve Belgrad fethine düşürdüğü tarihleri aktarır.

Sitemizde Basîrî'nin Türkçe şiirlerinden on iki şiir, özgün metinleri, günümüz Türkçesi ve yorumlarıyla ayrı yazılarda yayımlanmıştır. Bunlar arasında divanın başındaki gazel, tasavvufî bir gazel, yemek gazeli, Sultan Selim Şah'a sunulan kaside, Zeyrekoğlu ve hekim Nasûhî hakkındaki hiciv kıt'aları ile Müeyyedzâde için söylenen matla bulunmaktadır.

Edebî Kişiliği

Tezkirecilerin Basîrî hakkındaki hükümleri, onun şairliğinden çok nüktedanlığı üzerinde durur. Âşık Çelebi onu "meṭā‘-ı naẓmuñ vāḳıf u ḫabīri ve fenn-i şi‘rüñ nāḳıd u baṣīri", yani şiir malının bilgili tanıyıcısı ve şiir sanatının eleştirmeni ve görücüsü diye över; mahlasının "basîret" anlamıyla oynar. Şiirlerinin "gāh cidd ü gāh hezl", yani bazen ciddi bazen şakacı olduğunu, devlet büyükleriyle şakalaştığını ve her meclisin tuzu olduğunu yazar. Latîfî de onu "laṭîfe-gûy cerb-zebân ve şûḫ-mizâc", yani şakacı, tatlı dilli ve neşeli mizaçlı biri olarak anar ve "ḫûy u ḫaṣletde alacaluġından ġayrı ʿaybı yoġidi", yani huyunda ve tabiatında alacalığından başka kusuru yoktu diye, onun lakabıyla da şakalaşır. Kınalızâde onu "fünûn-ı leṭâ'ifün nâkıd u basîri", latife sanatlarının eleştirmeni ve görücüsü sayar.

Çavuşoğlu'na göre Basîrî'nin şiirleri vezin bakımından hemen hemen kusursuz, söyleyişi rahattır; çağdaşı şairlerin çoğunun anlam üzerinde yaptığı sanat oyunlarına onda pek rastlanmaz. Başlangıçta tezkirecilerin "Acemâne" dediği, kendi dili olan Azerî şivesiyle yazmış, sonra İstanbul Türkçesini kullanmaya başlamıştır; yine de kendi el yazısıyla kaydettiği şiirlerinde yer yer Azerî şivesinin izleri görülür. Gelibolulu Âlî de onun "Acem" olduğu halde Türkçe deyişleri ve konuşma dilinin ifadelerini iyi kavradığını söyler. Başta Zâtî, Kandî ve Keşfî olmak üzere XVI. yüzyılın ilk çeyreğinin şairleriyle dostluk kurmuştur.

Kartal, Basîrî'nin Türkçe şiirlerinde aşkın önemli bir yer tuttuğunu, şairin kendini sık sık Mecnun ve Ferhad'la karşılaştırdığını, tasavvufun da şiirlerinde belirgin olduğunu gösterir. Bir gazelinin maktaında şair, sözünün kendine özgü olduğunu ve hiçbir divandan "isti‘âre", yani ödünç alma yapmadığını söyler. Yemek adlarını içeren iki gazeli ise onun hezl yönünü şiire taşır. Tezkirelerin anlattığı latifeler de bu yönü gösterir. Âşık Çelebi'ye göre Basîrî bir risalede dostlarına lakaplarına uygun kadılıklar dağıtmış, kendine de "Alacahisar"ı ayırmıştır. Revânî ile aralarında geçen atışmalar Latîfî'de uzun uzun anlatılır: Revânî'ye sunduğu kasideye karşılık beşi kızıl beşi kurşun on akçe alınca onun cimriliğini kıt'alarla hicvetmiş, Revânî de ona alacalığıyla takılan bir kıt'ayla cevap vermiştir.

Şiirlerinden Örnekler

Gazel: Gül eger buyısa baña gül-‘iẕārum gül yiter

Gül eger buyısa baña gül-‘iẕārum gül yiter
‘Ārife bir gül yiterse baña yarım gül yiter

Gül dedikleri buysa, sevgili âşığa gül olarak yeter; ârife bir gül yetiyorsa ona yarım gül yeter. Beyit "ârife bir işaret yeter" sözüne dayanır. Latîfî'nin metninde ikinci mısra "baña yârüm gül yiter", yani "bana sevgilim gül yeter" diye okunur ve bu okuyuş gazelin kafiyesine uyar (Kartal 2000, s. 89; Latîfî, Tezkire, s. 148).

Gazel: Ol iki sermest gözler ‘ārıż-ı dildārda

Ol iki sermest gözler ‘ārıż-ı dildārda
İki nergisdür açılmış kūşe-i gülzārda

Sevgilinin yanağındaki iki sarhoş göz, gül bahçesinin köşesinde açılmış iki nergistir. Latîfî'nin "maḫmûr gözler" diye aktardığı bu matlaı Hüsameddin de Amasya Tarihi'nde verir (Kartal 2000, s. 95; Latîfî, Tezkire, s. 148).

Matla: ‘Āşıḳlarını āh o Mesīḥā-dem öldürür

‘Āşıḳlarını āh o Mesīḥā-dem öldürür
Bu ādem öldürür ki Mesīḥ ādem oldurur

Mesih nefesli sevgili âşıklarını öldürür; Mesih insanı diriltirken o insan öldürür. Arap harfleriyle aynı yazılan "öldürür" ile "oldurur" kelimelerinin kafiyede karşılaşması güzel bir cinas örneğidir. Latîfî, Âşık Çelebi ve Âlî aktarır (Latîfî, Tezkire, s. 148; Âşık Çelebi, Meşâ'ir, s. 181).

Matla: Manṣıb-ı ḥüsnin dirīġ eyler bu ben üftādeden

Manṣıb-ı ḥüsnin dirīġ eyler bu ben üftādeden
Dilberüm bī-raḥmrek olmış Mü’eyyed-zādeden

Sevgili güzelliğinin makamını âşıktan esirger; Müeyyedzâde'den de merhametsiz olmuştur. Âşık Çelebi'ye göre Basîrî, kazasker Müeyyedzâde'den bir görev istemiş, onun "şefkat bir hastalıktır, o bizde yoktur" dediğini işitince bu beyti söylemiştir. Müeyyedzâde Amasyalıdır ve gençliğinde Şehzade Bayezid'in Amasya'daki çevresinde bulunmuştur (Kartal 2000, s. 95; Âşık Çelebi, Meşâ'ir, s. 180).

Gazel: N’eyleyem kim viṣāle çārem yoḳ

Ma‘nā-yı ḫāṣdur Basīrī sözüm
Hiç dīvāndan isti‘ārem yoḳ

Şair, sözünün kendine özgü bir anlam olduğunu, hiçbir divandan ödünç almadığını söyler; "isti‘âre" kelimesi hem ödünç almayı hem istiare sanatını anlatır (Kartal 2000, s. 91).

Gazel: Būm-ı meyüm k’ola bu vīrānile ülfetüm

Būm-ı meyüm k’ola bu vīrānile ülfetüm
Sidre üzre āşıyān itmiş hümā-yı himmetüm
Çūb-i rezden baña tābūt eyle ey pīr-i muġān
Bāde-i ‘ışḳ olıcaḳ āḫir nefesde şerbetüm

Şair kendini meyhane harabesinin baykuşuna, himmetini Sidre ağacına yuva yapmış bir hümaya benzetir ve meyhane pirinden asma dalından bir tabut ister. Kartal'ın "tamamen tasavvuf düşüncesi ile kaleme alınmış" dediği gazelden iki beyit (Kartal 2000, s. 92).

Gazel: Bulġur aşını sevmezem Tañrum aña irgürmesün

Bulġur aşını sevmezem Tañrum aña irgürmesün
Dāne birincüñ ḳulıyam şūrbāyı gözüm görmesün

Şair bulgur aşını sevmediğini, pirinç tanesinin kulu olduğunu ve çorbayı görmek bile istemediğini söyler. Aşk şiirinin dilini yemeklere taşıyan bu gazel, Basîrî'nin şakacı yönünün şiirdeki örneğidir (Kartal 2000, s. 94).

Kaside: Leşker-gehüñdürür felek encüm saña sipāh

İskender-i zamāne vü Keyḫüsrev-i zamān
Şāh-ı sipihr-mertebe Sulṭān Selīmşāh

Basîrî'nin Türkçe şiirleri arasındaki tek kaside, "Sulṭān Selīmşāh"a sunulmuştur. Basîrî 1534-35'te öldüğüne göre övülen padişah I. Selim olmalıdır; Kartal onu II. Selim'e yazılmış sayar. Hüsameddin'in Basîrî'nin 1514'te Amasya'da Selim'e sunduğunu söylediği "zafer kasidesi" ile bu kasidenin ilişkisi bilinmiyor (Kartal 2000, s. 94-95).

Kıt'a: Ey muḥīṭ-i ‘ulūm kim maḥżā

Ey muḥīṭ-i ‘ulūm kim maḥżā
Ḳaṭredür ‘ilmüñüz ḳatında deñiz
Didiñüz virelüm saña ṣadaḳa
Va‘deden ġayrı nesne virmedüñüz

İlmi okyanus gibi övülen kişi şaire sadaka vermeyi vaat etmiş, ama vaatten başka bir şey vermemiştir. Âşık Çelebi'ye göre kıt'a, kaside sunduğu kazasker Zeyrekoğlu'nun câizesini vermemesi üzerine söylenmiştir (Kartal 2000, s. 95; Âşık Çelebi, Meşâ'ir, s. 182).

Kıt'a: Kim ki bīmār-ḫāneye girdi

Kim ki bīmār-ḫāneye girdi
Eceli geldi ḳabż-ı rūḥ itdi
Çünki içdi naṣūḥī şerbetini
Ṣıḥḥata tevbe-i naṣūḥ itdi

Hastaneye giren herkes ölür, çünkü Nasûhî'nin şerbetini içen sağlığa "tevbe-i nasûh" eder. Âşık Çelebi kıt'ayı Edirne darüşşifasının başhekimi Nasûhî'nin maddesinde aktarır (Kartal 2000, s. 95; Âşık Çelebi, Meşâ'ir, s. 375).

Farsça Matla: Tā ḫāk-i pāyet ez naẓar-ı ehl-i derd reft

Tā ḫāk-i pāyet ez naẓar-ı ehl-i derd reft
Çendān girīst dīde ki deryā be-gerd reft

Filiz Kılıç'ın çevirisiyle: "Senin ayağının tozu dert ehlinin gözünden gittiğinden beri gözler o kadar ağladılar ki deniz toz olup gitti." Latîfî, Âşık Çelebi ve Âlî'nin aktardığı bu Farsça matla, Basîrî'nin Farsça şiirinden bir örnektir (Âşık Çelebi, Meşâ'ir, s. 182).

Kronoloji

871 (1466): Kartal'ın Nâil Tuman'a dayanarak verdiği doğum tarihi.

892 (1487): Herat'ta Nevâî, Câmî, Hüseyin Baykara ve Binâî ile tanıştı (TDV).

901 (1495-96): Akkoyunlu Göde Ahmed Bey tarafından elçi olarak II. Bayezid'e gönderildi ve İstanbul'da kaldı.

911 (1505-06): Hüsameddin'e göre Şehzade Ahmed'in Amasya'daki sünnet düğünü sırasında şehirde tanınan şairler arasındaydı.

920 (1514): Hüsameddin'e göre Amasya'da Sultan Selim'e bir zafer kasidesi sundu.

927 (1521): Belgrad fethine tarih düşürdü (Âşık Çelebi).

929 (1522): Rodos fethine bir mısrada üç tarih düşürdü (Âşık Çelebi).

941 (1534-35): Âşık Çelebi'ye göre İstanbul'da öldü; Hüsameddin 940 yılını verir. Edirnekapı dışına gömüldü.

2000: Ahmet Kartal, Türkçe şiirlerini yayımladı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Latîfî, Tezkiretü'ş-şu'arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 148-150, Basîrî maddesi.
  • Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 180-182, Basîrî maddesi; s. 374-375, Nasûhî maddesi.
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 235-236, Basîrî maddesi.
  • Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr'ın Tezkire Kısmı, hzl. Mustafa İsen, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 1994, s. 152-153, Basîrî maddesi.
  • Abdizâde Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi 6-8. Cilt, ed. Songül Keçeci Kurt - Recep Orhan Özel - Metin Hakverdioğlu, Amasya: Amasya Belediyesi, 2022, s. 418-419; Amasya Tarihi 1-4. Cilt, aynı editörler, 2022, s. 486.

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar