Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
İki ṣūret ḫūbdur Ḥaḳdan baña olsa naṣīb
Ol mehüñ yüzini görmek görmemek rūy-ı raḳīb
Ḫāl-i müşgīn ‘ārıż-ı kāfūrun üzre ṣanasın
Hindu-yi miskīndurur kim Rūma düşmişdür ġarīb
İtmegil żāyi‘ baña sen yoḳ yire dermānuñı
Derdmend-i ‘ışḳa dermān mı bulunur ey ṭabīb
Pür degül bülbül-i tende kim güli vaṣf itmege
Başdan ayaġa zebān olmış çemende ‘andelīb
Ey Basīrī ser-be-ser ḫākister olur ḳāyināt
‘Āleme ger düşse āhuñ āteşinden bir lehīb
Günümüz Türkçesiyle
1. İki durum güzeldir, Hak bana nasip etse: o ay yüzlünün yüzünü görmek ve rakibin yüzünü görmemek.
2. Kâfur gibi beyaz yanağının üstündeki misk kokulu siyah ben, sanki Rum diyarına garip düşmüş zavallı bir Hintlidir. (Hint siyahlığın, Rum beyazlığın simgesidir.)
3. Ey hekim, ilaçlarını bana boşuna harcama; aşk derdine düşmüş birine derman bulunur mu?
4. Bülbül çimende gülü anlatmak için baştan ayağa dil kesilmiştir. (İlk mısra neşirdeki okunuşuyla açık değildir: "Pür degül bülbül-i tende" sözünden çıkan muhtemel anlam, gövdedeki tek dilin gülü anlatmaya yetmediği, bu yüzden bülbülün baştan ayağa dil olduğudur. Kelimelerin okunuşu kesin değildir.)
5. Ey Basîrî, âhının ateşinden bir alev dünyaya düşse, bütün kâinat baştan başa kül olur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-īb" sesidir: naṣīb, raḳīb, ġarīb, ṭabīb, ‘andelīb, lehīb. Dördüncü beytin ilk mısraı, neşirde basıldığı biçimiyle anlam bakımından tam oturmaz ve vezinde de aksar; burada bir okuma ya da dizgi sorunu olması muhtemeldir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XIII numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, âşığın Tanrı'dan dilediği iki şeyi yan yana koyar: sevgilinin yüzünü görmek ve rakibin yüzünü görmemek. "Görmek" ile "görmemek", "mehüñ yüzi" ile "rūy-ı raḳīb" arasındaki karşılık beyti iki eşit yarıya böler. Dua dili ile gündelik bir dilek arasında kurulan bu denge, beyte hafif bir şaka tadı da verir.
İkinci beyit divan şiirinin en bilinen renk karşıtlıklarından birine dayanır. Sevgilinin yanağı kâfur gibi beyaz, yanağındaki ben misk gibi siyah ve kokuludur. Siyah ben Hintli bir köleye, beyaz yanak Rum diyarına benzetilir; ben, yurdundan uzak düşmüş "miskīn" ve "ġarīb" bir Hintlidir. Hint ile Rum, siyah ile beyaz arasındaki tezat, misk ile kâfur arasındaki koku tenasübüyle birleşir. "Miskīn" kelimesinin "misk" ile ses yakınlığı da beyitte bir cinas havası yaratır. Tezkirelere göre Basîrî de Acem diyarından gelip Rum'da, yani Osmanlı ülkesinde yaşamış bir şairdi; Rum'a düşmüş garip benin bu yüzden bir gurbet yankısı taşıdığı düşünülebilir, ama bu yalnız bir okuma ihtimalidir.
Üçüncü beyitte âşık hekime ilaçlarını boşa harcamamasını söyler; aşk hastasının derdi ilaçla geçmez. Dördüncü beyitte gül ile bülbül mazmunu işlenir. Bülbül gülü anlatabilmek için baştan ayağa dil kesilmiştir; tek bir dilin yetmediği, bütün bedenin dile dönüştüğü anlatılır. Makta beytinde âşığın âhı bir ateşe döner. Bu ateşten tek bir alev dünyaya düşse kâinat baştan başa kül olacaktır. Âh ile ateş, alev ile kül arasındaki tenasüp, mübalağalı bir sonla gazeli kapatır.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XIII: s. 89; şairin kökeni: s. 78, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
- Mehmed Çavuşoğlu, "Basîrî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 105-106, https://islamansiklopedisi.org.tr/basiri.
Çevrimiçi kaynaklar






