Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fa‘lün
Bu muḳarrer ki cihānda her işüñ var ehli
‘Işḳ ehlin ṣorarısañ benüm ey yār ehli
Sīnesin keff-i terāzū gibi ṭaşlarla döge
Görse ey Yūsuf-ı Mıṣrī seni bāzār ehli
Görseler āteş-i āhum şererin maḥşerde
Ṭamunuñ odına ısına ḳamu nār ehli
‘Ārı bir yaña ḳoyup ‘ışḳuña uydum ṣanma
Ya‘ni kim ‘āşıḳ-ı şeydā olımaz ‘ār ehli
Ey Basīrī göricek zülfine ṭolaşduġuñ
Baġlaya ḫidmetüñe bel ḳamu zünnār ehli
Günümüz Türkçesiyle
1. Şu kesindir ki dünyada her işin bir ehli vardır; aşk ehlini sorarsan, ey sevgili, o benim.
2. Ey Mısırlı Yusuf, çarşı halkı seni görse, terazi kefesi gibi göğsünü taşlarla döverdi. (Terazinin kefesine ağırlık olarak taş konurdu; göğsünü taşla dövmek de hayranlığın ve yasın işaretidir.)
3. Mahşerde âhımın ateşinin kıvılcımlarını görseler, bütün cehennemlikler cehennemin ateşinde ısınmaya razı olurdu. (Yani benim âhımın yanında cehennem ateşi onlara yalnızca ısıtan bir ateş gibi gelirdi.)
4. Utancı bir yana bırakıp aşkına uydum sanma; demek istediğim, çılgın âşık utanç ehlinden olamaz.
5. Ey Basîrî, senin onun zülfüne dolaştığını görünce bütün zünnar ehli senin hizmetine bel bağlar. (Zünnar, Hıristiyanların ve ateşperestlerin bellerine bağladıkları kuşaktır; kıvrık ve siyah zülfe benzetilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fa‘lün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "ehli" kelimesidir; kafiye "-ār" sesidir: var, yār, bāzār, nār, ‘ār, zünnār. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XV numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
"Ehli" redifi gazeli bir insan toplulukları listesine çevirir: işin ehli, aşk ehli, çarşı ehli, ateş ehli, utanç ehli ve zünnar ehli. Her beyit bu topluluklardan birini âşığın ya da sevgilinin karşısına koyar. Kartal matlaı, Basîrî'nin kendini "aşk ehli" olarak tanıttığı beyit diye anar. Dünyada her işin bir ehli vardır ve aşkın ehli şairin kendisidir; beyit bir uzmanlık iddiası gibi kurulmuştur.
İkinci beyit Yusuf kıssasına dayanır. Yusuf Mısır çarşısında satılmış ve güzelliğiyle herkesi hayran bırakmıştır. Şair, sevgiliyi gören çarşı halkının göğsünü taşlarla döveceğini söyler ve bunu terazi kefesine benzetir. Çarşı ile terazi, taş ile kefe arasındaki tenasüp yerindedir; terazinin kefesine ağırlık olarak taş konduğu için, göğsünü taşla döven kişi her an taşla vurulan bir kefeye benzer. Beyitte hayranlık ile yas aynı harekette birleşir.
Üçüncü beyitte mübalağa kıyamet sahnesine taşınır. Âşığın âhından çıkan kıvılcımlar mahşerde görülse, cehennemlikler bile kendi ateşlerini ılık bulacak, onda ısınmaya razı olacaklardır. Ateş ehli ile cehennem ateşi arasındaki bu oyun, âhın sıcaklığını cehennemden üstün gösterir. Dördüncü beyitte "‘ār", yani utanç ve namus kaygısı konu edilir. Âşık, utancı bir yana koyup aşka uyduğu sanılmasın ister; ona göre çılgın âşık zaten utanç ehlinden olamaz. Böylece kınanma, âşıklığın doğal bir sonucu olarak kabul edilir.
Makta beyti zülf ile zünnar arasındaki bilinen benzerliği kullanır. Zünnar, gayrimüslimlerin beline bağladıkları kıvrık kuşaktır; zülf de kıvrık ve siyahtır. Basîrî'nin sevgilinin zülfüne dolaştığını gören zünnar ehli, onun hizmetine "bel bağlayacaktır". "Bel bağlamak" deyimi hem birine güvenip hizmetine girmeyi hem de belde kuşak bağlamayı hatırlatır; zünnar ile bel arasındaki bu bağ beyitte bir tevriye kurar.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XV: s. 89; değerlendirme: s. 83, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
Çevrimiçi kaynaklar






