Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ey beni mihr ü vefā bigi ferāmūş eyleyen
Nālemi işitmeyüp ġayruñ sözin gūş eyleyen
Sāġar-ı çeşmümden içdükce ciger ḳanın direm
‘Işḳuña ey ġayr ile her dem ḳadeḥ nūş eyleyen
Ḫıżr gibi ‘ālem içinde bulur ‘ömr-i ebed
Bir gice sen sīmber māhı der-āġūş eyleyen
Cübbesini ṣabrımuñ derdile ṣad-çāk eyledi
Sen semen-ruḫsāreyi serv-i ḳabā pūş eyleyen
Ey Baṣīrī ‘ālemi ġarḳ itdi ser-tā-ser meger
Dil tenūrından yaşuñ ṭūfānıdur cūş eyleyen

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey beni sevgi ve vefa gibi unutan, iniltimi işitmeyip başkasının sözüne kulak veren.

2. Ey her an başkasıyla kadeh içen, ben gözümün kadehinden ciğer kanını içtikçe "aşkına" derim. (Âşık kanlı gözyaşlarını içerken sevgilinin aşkına kadeh kaldırır; sevgili ise rakiple şarap içmektedir.)

3. Bir gece sen gümüş gövdeli ayı kucaklayan, dünyada Hızır gibi ebedî ömür bulur.

4. Ey yasemin yanaklı, kaftan giymiş servi, (gamın) sabrımın cübbesini dertle yüz parça etti. (Beyit neşirdeki okunuşuyla tam açık değildir; "semen-ruḫsāreyi" kelimesindeki belirtme eki ve "serv-i ḳabā pūş" tamlaması yerine oturmaz. Muhtemel anlam, kaftanlı sevgilinin âşığın sabır cübbesini paramparça ettiğidir.)

5. Ey Basîrî, dünyayı baştan başa suya boğan, belki de gönül tandırından kaynayan gözyaşının tufanıdır. (Kur'an'da Nûh tufanının tandırın kaynamasıyla başladığı anlatılır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "eyleyen" kelimesidir; kafiye "-ūş" sesidir: ferāmūş, gūş, nūş, āġūş, pūş, cūş. Kafiye kelimelerinin hepsi Farsçadır ve "eylemek" yardımcı fiiliyle birleşik fiil kurar. Dördüncü beytin dizilişi neşirde anlam bakımından tam oturmaz; okuma kesin değildir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XVI numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

"Eyleyen" redifi gazelin büyük bölümünü sevgiliye yöneltilmiş bir hitaba çevirir. Matlada sevgili, âşığı "mihr ü vefā", sevgi ve vefa gibi unutan kişidir; dünyada sevgi ve vefa nasıl unutulmuşsa âşık da öyle unutulmuştur. Sevgili âşığın iniltisini duymaz, başkasının sözüne kulak verir. İşitmemek ile kulak vermek arasındaki tezat, sevgilinin ilgisinin yönünü açıkça gösterir.

İkinci beyitte bir içki meclisi kurulur, ama iki ayrı kadehle. Sevgili başkasıyla her an şarap içer; âşık ise gözünün kadehinden ciğerinin kanını içer, yani kanlı gözyaşları döker. "‘Işḳuña", aşkına sözü, meclislerde kadeh kaldırırken söylenen bir dilek gibi kullanılmıştır. Göz ile kadeh, kan ile şarap arasındaki tenasüp, âşığın yasını sevgilinin eğlencesinin karşısına yerleştirir.

Üçüncü beyitte gümüş gövdeli, ay yüzlü sevgiliyi bir gece kucaklayan kişinin Hızır gibi ebedî ömre ereceği söylenir. Hızır'ın ölümsüzlük suyunu karanlıklar diyarında bulduğu rivayeti, "gice", yani gece kelimesiyle uyumludur. Dördüncü beyitte derviş giyimi ile saray giyimi karşı karşıya gelir. Âşığın sabrı bir cübbeye benzetilmiştir ve dertle yüz parça olmuştur; sevgili ise kaftan giymiş bir servidir. Cübbe ile kabâ arasındaki tezat, sabırlı derviş ile süslü güzeli yan yana koyar.

Makta beyti Nûh tufanına telmihte bulunur. Kur'an'da tufanın tandırın kaynamasıyla başladığı anlatılır. Şair, dünyayı baştan başa suya boğan tufanın, gönül tandırından kaynayan gözyaşı seli olabileceğini söyler. Tandır ile ateş, kaynama ile tufan arasındaki tenasüp, aşk acısının ateşini ve gözyaşının çokluğunu tek bir görüntüde toplar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar