Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḫār-ı ġamdan ol ki ṣad-çāk oldı dāmenüm durur
Ol ki çākin kimsene dikmez girībānum durur
Meyl iderse baña n’ola her perī-ruḫsār kim
Dāġ yir yir sīnede mühr-i Süleymānum durur
Pīr-i ‘ışḳam ḫānḳāh-ı derdde āhum ‘aṣā
Ḫūn-ı dilden ḳaṭreler tesbīḥ-i mercānum durur
Ol siyeh-çeşmüñ cefāsıdur baña ‘ayn-ı vefā
Ḳahrı anuñ maḥż-ı luṭf u derd-i dimāġum durur
Ruḫlarında ḫālile zülfüñ perīşān olduġı
Ey Baṣīrī ṣūret-i ḥāl-i perīşānum durur

Günümüz Türkçesiyle

1. Gam dikeninden yüz parça olan şey eteğimdir; yırtığını kimsenin dikemediği şey de yakamdır. (Yakayı yırtmak divan şiirinde çılgınlığın ve derin acının işaretidir.)

2. Her peri yüzlü bana meyletse buna şaşılır mı; göğsümdeki yer yer dağlar benim Süleyman mührümdür. (Hz. Süleyman'ın mühürlü yüzüğüyle cinlere ve perilere hükmettiğine inanılır; aşk yarası için göğse vurulan dağlar bu mühre benzetilir.)

3. Dert tekkesinde ben aşkın pîriyim; âhım asamdır, gönül kanından damlalar da mercan tespihimdir.

4. O kara gözlünün cefası bana vefanın ta kendisidir; onun kahrı saf lütuf, derdi de ... (Mısra sonundaki "derd-i dimāġum" kafiyeyi bozar ve anlamı belirsiz bırakır; kafiyeye göre burada "dermānum" gibi "-ānum" ile biten bir kelime beklenir. "Derd-i dermānum" okunursa anlam "derdi de dermanımdır" olur. Neşirdeki okunuş korunmuştur.)

5. Ey Basîrî, yanağındaki benle birlikte zülfünün dağınık oluşu, benim perişan halimin resmidir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "-um durur" ekidir; kafiye "-ān" sesidir: dāmen, girībān, Süleymān, mercān, perīşān. Matladaki "dāmen" ile "girībān" kafiyesi tam değildir. Dördüncü beytin sonundaki "dimāġum" ise kafiyeye uymaz; Kartal'ın Çavuşoğlu'na dayanarak Basîrî'nin şiirlerini kafiye bakımından hemen hemen kusursuz bulduğu göz önüne alınırsa, burada bir okuma ya da istinsah hatası olması muhtemeldir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XVIII numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla âşığın giysisini bir acı haritasına çevirir. Eteği gam dikenine takılıp yüz parça olmuştur; yakası ise kimsenin dikemeyeceği biçimde yırtılmıştır. Etek ile yaka, diken ile dikiş arasındaki tenasüp, Mecnun'dan beri âşığın simgesi olan yırtık giysiyi iki yönden tasvir eder.

İkinci beyitte Süleyman peygamberin mühürlü yüzüğüne telmih vardır. Rivayete göre Süleyman bu mühürle cinlere ve perilere hükmederdi. Âşığın göğsünde aşk yüzünden vurulmuş dağlar, yani yanık izleri vardır ve bunlar onun Süleyman mührüdür; bu yüzden peri yüzlü güzellerin ona meyletmesine şaşmamak gerekir. Peri ile Süleyman, dağ ile mühür arasındaki tenasüp beytin nüktesini kurar.

Üçüncü beyit Kartal'ın, Basîrî'nin kendini dert hangâhında "aşk pîri" olarak gösterdiği beyit diye andığı beyittir. Âşık bir tekkenin yaşlı şeyhine benzetilir. Âhı, eğri ve uzun bir asa gibidir; gönül kanından akan damlalar da kırmızı mercan tespih tanelerine dönüşmüştür. Hankâh, pîr, asa ve tespih kelimeleri tasavvuf hayatından alınmış bir tenasüp dizisi oluşturur.

Dördüncü beyitte tezat öne çıkar: cefa vefa, kahır da lütuf olarak görülür. Sevgilinin eziyetini ikram sayan bu tavır Basîrî'nin başka gazellerinde de görülür. Makta beytinde sevgilinin yanağına dağılmış zülfü ve beni, âşığın perişan halinin bir resmi olur. "Perīşān" kelimesinin hem dağınık saç hem de perişan hal için kullanılması, sevgilinin güzelliği ile âşığın sefaletini aynı kelimede buluşturur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar