Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Vaṣluñıla ṭāli‘um bir laḥẓa fīrūz olmadı
Geldi nev-rūz u şeb-i hicrānımuz rūz olmadı
Her kişi ‘ayş u ṭarabda ben ġam u endūhda
Ḫalḳa nev-rūz oldı ammā baña nev-rūz olmadı
Dīde-i giryānum ol çābük-süvārı göricek
Ol ḳadar aġladı meydānında kim toz olmadı
Çekdiler şām-ı ġamuñda āh ‘āşıḳlar velī
Şu‘le-i āhum bigi biri şeb-efrūz olmadı
Bezm-i miḥnetde Baṣīrī āh-ı āteş-bārla
Şem‘ gibi şükr kim bir laḥẓa bī-sūz olmadı
Günümüz Türkçesiyle
1. Talihim senin vuslatınla bir an bile muzaffer olmadı; nevruz geldi, ama ayrılık gecemiz gündüze dönmedi. (Nevruz, gündüzlerin gecelere üstün gelmeye başladığı bahar başlangıcıdır.)
2. Herkes eğlence ve sevinç içinde, ben gam ve keder içindeyim; halka nevruz geldi, ama bana nevruz gelmedi.
3. Ağlayan gözüm o çevik atlıyı görünce onun meydanında öyle ağladı ki hiç toz kalkmadı.
4. Âşıklar senin gamının akşamında âh çektiler, ama hiçbirinin âhı benim âhımın alevi gibi geceyi aydınlatmadı.
5. Şükür ki Basîrî, mihnet meclisinde ateş yağdıran âhıyla, mum gibi bir an bile yanmadan kalmadı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "olmadı" kelimesidir; kafiye "-ūz" sesidir: fīrūz, rūz, nev-rūz, toz, şeb-efrūz, bī-sūz. Türkçe "toz" kelimesi Farsça kafiye kelimeleri arasına ustalıkla yerleştirilmiştir. İkinci beyitte "nev-rūz" kelimesinin iki mısrada tekrarı bilinçli bir söyleyiştir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XIX numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk iki beyti nevruz üzerine kuruludur. Nevruz baharın ve yeni yılın başlangıcıdır; gündüzün geceye üstün gelmeye başladığı gündür. Âşık için ise ayrılık gecesi bu günde bile sabaha dönmemiştir. "Fīrūz", muzaffer ve mutlu demektir; "rūz", gün ve "nev-rūz", yeni gün kelimeleriyle ses bakımından bir zincir kurar. Gece ile gündüz, talih ile zafer arasındaki tezat, bayram sevincinin âşığa uğramadığını anlatır. İkinci beyit bu düşünceyi daha sade bir dille tekrar eder: herkes eğlencededir, âşık ise gamdadır; halk için nevruz gelmiştir, kendisi için gelmemiştir. Tezkirelerin Acem diyarından geldiğini söylediği bir şairin bayram sevincini nevruz üzerinden anlatması dikkat çeker; ancak nevruz Osmanlı şiirinde de baharın bilinen bir mazmunudur ve beyitlerden şairin hayatına ilişkin bir sonuç çıkarılamaz.
Üçüncü beyit gazelin en canlı sahnesini çizer. Sevgili "çābük-süvār", yani çevik bir atlıdır ve meydanda at koşturmaktadır. At koşturulan meydanda toz kalkması beklenir; ama âşığın gözü öyle ağlamıştır ki yaşları meydanı ıslatmış, toz kalkmamıştır. Atlı, meydan ve toz kelimeleri arasındaki tenasüp, mübalağalı bir sonuçla birleşir.
Dördüncü ve beşinci beyitler âhın ateşini işler. Gam akşamında birçok âşık âh çekmiştir, ama hiçbirinin âhı Basîrî'ninki gibi "şeb-efrūz", geceyi aydınlatan bir alev olmamıştır. Makta beytinde şair kendini mihnet meclisindeki bir muma benzetir. Mum yanarak meclisi aydınlatır; Basîrî de ateş saçan âhıyla bir an bile yanmadan kalmamıştır. Beyitteki "şükr kim", şükür ki sözü acıyı bir nimet gibi karşılayan âşık tavrını gösterir. Akşam, gece, alev ve mum kelimeleri, ilk beyitlerdeki gün ve nevruz kelimeleriyle karşıtlık içinde gazelin ışık ile karanlık arasında kurulmuş düzenini tamamlar.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XIX: s. 90; şairin kökeni: s. 78, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
Çevrimiçi kaynaklar






