Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ben seni mülk-i dile şeh bilürem şāh bilür
Yüzüñe māh direm yigiregin Allāh bilür
Gün yüzüñ māhiyyetin ben ne bilem āy kim
Gün yüzüñ māhiyyetin mihr bilür māh bilür
Gelsün iki gözümüñ birini mesken ḳılsun
Her kişi k’ol ṣanemüñ işigine rāh bilür
Dūr senden yine ey rūḥu revān ḫaste göñül
Gāh bilmez özini derdüñile gāh bilür
Ey Baṣīrī ne bilür sözüñi her ġāfil kim
Ehl-i taḥḳīḳ sözin merdüm-i āgāh bilür

Günümüz Türkçesiyle

1. Ben seni gönül ülkesine padişah bilirim, bunu Şah bilir; yüzüne ay derim, ama aydan daha iyi olduğunu Allah bilir. (Beyit iki türlü okunabilir: "şāh bilür" ikinci mısradaki "Allāh bilür" gibi Tanrı'yı kastederek yemin yerine kullanılmış olabilir, ya da gerçekten padişahı anıyor olabilir.)

2. Ey ay, senin güneş yüzünün mahiyetini ben ne bileyim; güneş yüzünün mahiyetini güneş bilir, ay bilir. (İkinci mısrada güneş ile ayın, yani gökteki iki büyük ışığın, sevgilinin yüzünün özünü ancak kendilerinin bilebileceği söylenir.)

3. O putun eşiğine giden yolu bilen herkes gelsin, iki gözümden birini kendine mesken edinsin.

4. Ey yürüyen can, senden yine uzak düşen hasta gönül, derdinle kâh kendini bilmez, kâh bilir.

5. Ey Basîrî, her gafil senin sözünü ne bilir; hakikati araştırıp bulanların sözünü uyanık insan bilir. ("Ehl-i taḥḳīḳ", tasavvufta hakikate ermiş kişiler için kullanılır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "bilür" kelimesidir; kafiye "-āh" sesidir: şāh, Allāh, māh, rāh, gāh, āgāh. Matlada redif iki kez kullanılır ve "bilürem" kelimesiyle de yankılanır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XX numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

"Bilür" redifi gazeli bir bilgi ve tanıklık şiirine çevirir. Her beyitte bir şeyi kimin bildiği sorulur: sevgilinin gönül ülkesinin padişahı olduğunu, yüzünün aydan güzel olduğunu Tanrı bilir; yüzünün özünü güneş ve ay bilir; eşiğine giden yolu bilen gelip âşığın gözüne yerleşir; hasta gönül kendini kâh bilir kâh bilmez; ehl-i tahkikin sözünü de uyanık insan bilir. Bu dizilişte bilmek, aşkın ve hakikatin bir ölçüsü olur.

Matlada "şeh" ile "şāh" yan yana gelir. Âşık sevgiliyi gönül ülkesinin şahı bilir ve bunun doğruluğunu "şāh bilür" sözüyle pekiştirir. Bu söz Tanrı'yı kastediyor olabilir, çünkü ikinci mısrada aynı yerde "Allāh bilür" vardır; ya da gerçek bir padişahı tanık gösteriyor olabilir. İkinci mısrada âşık sevgilinin yüzüne ay der, ama yüzün aydan daha iyi olduğunu Allah'ın bildiğini ekler; benzetmenin yetersizliği böylece itiraf edilir.

İkinci beyitte "māh", ay ile "māhiyyet", mahiyet kelimeleri arasında bir ses oyunu vardır. Âşık, güneş yüzlü sevgilinin özünü bilemeyeceğini söyler; onu ancak güneş ile ay bilir. Gökteki iki ışığın sevgilinin yüzünü kendi cinsinden sayması, yüzü göğe yükseltir. Üçüncü beyitte âşık, sevgilinin kapısına giden yolu bilen herkesi gözünde ağırlamaya hazırdır; "gözüm üstünde yeri var" deyimini hatırlatan bu söyleyiş, sevgiliye yakın olan her şeyin âşık için değerli olduğunu gösterir.

Dördüncü beyitte "rūḥ-ı revān", yürüyen can, sevgilinin canlılığını ve uzaklaşıp gidişini birlikte anlatır. Hasta gönül, sevgiliden uzakta kâh kendinden geçer, kâh kendine gelir. "Gāh bilmez ... gāh bilür" tekrarı, bilinç ile baygınlık arasındaki bu gidip gelmeyi sesle verir. Makta beytinde şiir tasavvufi bir yöne döner. Basîrî'nin sözünü her gafil anlayamaz; "ehl-i taḥḳīḳ", yani hakikati araştırıp bulanların sözünü ancak uyanık, "āgāh" insan bilir. Gafil ile âgâh arasındaki tezat, gazeli bir okur seçimiyle kapatır. Kartal, Basîrî'nin şiirlerinde tasavvufun önemli bir yer tuttuğunu belirtir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar