Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḫālī olmaz derd ü miḥnetden bu göñlüm meskeni
Tañrı gūyā kim belāyiçün yaratmışdur meni
Ḫāne-i derd u belādur ‘ışḳ şehrinde tenüm
Gözlerüm her yañadan olmışdur anuñ revzeni
Sīne-i sūzānum içinde vaṭan dutan göñül
Beñzer ol dīvāneye kim mesken itmiş gülḫanı
Zaḫmını şemşīrüñüñ dimek diler dil dōstum
K’āteş-i āhıyile peykāndan itmiş sūzeni
Ey Baṣīrī rūz-i ‘ömrüm āh u zārile giçer
Rūzgārum ger bunuñ gibi giçerse vā beni
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönlümün bu meskeni dertten ve sıkıntıdan hiç boş kalmaz; sanki Tanrı beni belâ için yaratmış.
2. Aşk şehrinde bedenim dert ve belâ evidir; gözlerim de her yanda onun pencereleri olmuştur.
3. Yanan göğsümün içinde yurt tutan gönül, külhanı kendine mesken edinmiş o deliye benzer. (Külhan, hamamın ateşinin yakıldığı ocaktır; evsizlerin ve serserilerin geceleri külhanların sıcak külünde yattıkları bilinir.)
4. Dostum, gönül senin kılıcının yarasını dikmek istiyor; çünkü âhının ateşiyle okun temreninden kendine iğne yapmış. (Neşirde "dimek" diye geçen kelime anlam bakımından "dikmek" olarak okunmuştur; okunuş kesin değildir.)
5. Ey Basîrî, ömrümün günü âh ve inlemeyle geçiyor; zamanım bunun gibi geçerse vay bana.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-eni" sesidir: meskeni, meni, revzeni, gülḫanı, sūzeni, beni. Üçüncü beyitteki "gülḫanı" kafiyeye ancak yaklaşık olarak uyar. Dördüncü beytin ilk mısraındaki "dimek" kelimesi, anlamın gerektirdiği "dikmek" yerine neşirde bu biçimde basılmıştır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XXV numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ana teması, belâ için yaratılmış olma duygusudur. Matlada âşığın gönlü, dert ve mihnetin hiç ayrılmadığı bir meskendir; şair, Tanrı'nın kendisini sanki belâ için yarattığını söyler. "Belā" kelimesi divan şiirinde sık sık Elest bezmine, yani ruhların yaratılışta Tanrı'ya "evet" anlamında "belâ" dedikleri ana bağlanarak bir tevriye kurar; bu beyitte de böyle bir çağrışım sezilebilir, ama beyit bunu açıkça işlemez.
İkinci ve üçüncü beyitler bir şehir ve ev tasviri kurar. Aşk şehrinde âşığın bedeni bir dert ve belâ evidir; gözleri de bu evin her yana açılan pencereleridir. Ev, şehir ve pencere kelimeleri arasındaki tenasüp, bedenin bir yapıya dönüştüğü bir görüntü yaratır. Üçüncü beyitte bu ev bir hamamın külhanına döner. Âşığın gönlü, yanan göğsünün içinde yaşar ve külhanı mesken tutmuş bir deliye benzer. Külhan, hamamın ateşinin yakıldığı ocaktır ve sıcak külünde barınan evsizler divan şiirinde bilinen bir görüntüdür. Göğsün yanması ile külhanın ateşi, gönül ile deli arasında kurulan bu benzerlik, beyti hem acı hem de nükteli kılar.
Dördüncü beyitte âşık, sevgilinin kılıcının açtığı yarayı dikmek ister; bunun için gerekli iğneyi de âhının ateşinde okun temreninden dövmüştür. Ateş, temren ve iğne kelimeleri bir demirci ocağını hatırlatır. Sevgilinin attığı ok bile âşığın elinde kendi yarasını dikecek bir araca dönüşür. Makta beytinde "rūz", gün ile "rūzgār", zaman ve devir kelimeleri arasında bir ses bağı vardır. Ömrün günleri âh ve inlemeyle geçmektedir ve şair, hayatı böyle sürerse diye kendine acır. Konuşma dilindeki "vā beni", vay bana ünlemi gazeli sade bir yakınmayla kapatır.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XXV: s. 91, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
Çevrimiçi kaynaklar






