Özgün Metin
Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fa‘lün
Ten-i ża‘īf senüñ yārum armaġānumdur
Kim anda nāme-i sencīde üstüḫᵛānumdur
Tenūr-ı āteş-i ġam ola sīne-i sūzān
Anuñ içindeki od şu‘lesi zebānumdur
Kimesne bilmeyiser ża‘f u nā-tüvānlikden
Ki ben miyüm yire düşmiş yaḫūd nişānumdur
Fiġān enīs şeb ü rūz vü nāle hem-nefesem
Elem muṣāḥib u ġam-ı yār mihribānumdur
Bu eşk-i sīmile oldum Baṣīrīyā ḫarāb
Gözüm ḳarası mihek-ḫānesi dükkānumdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgilim, zayıf bedenim sana armağanımdır; onun içinde kemiklerim özenle tartılıp yazılmış bir mektuptur. (Kemiklerin incelmiş çizgileri bir mektubun satırlarına benzetilir.)
2. Yanan göğsüm gam ateşinin tandırı olsun; onun içindeki ateşin alevi benim dilimdir. (Alevin kıvrılarak yükselen ucuna "zebāne", yani dil denir.)
3. Zayıflıktan ve takatsizlikten, yere düşmüş olan ben miyim yoksa izim mi, kimse bilemez.
4. Feryat gece gündüz dostumdur, inilti nefesimin arkadaşıdır; elem sohbet yoldaşım, sevgilinin gamı da şefkatli dostumdur.
5. Ey Basîrî, bu gümüş gözyaşlarıyla harap oldum; gözümün karası, dükkânımın mihenk taşı odasıdır. (Gümüşün ayarı kara mihenk taşına sürülerek anlaşılır; gümüş gözyaşları gözün karasında sınanır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun müctess bahrinden "mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fa‘lün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "-umdur" ekidir; kafiye "-ān" sesidir: armaġān, üstüḫᵛān, zebān, nişān, mihribān, dükkān. Mahlas son beyitte "Baṣīrīyā", ey Basîrî biçiminde geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XXVI numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ana teması âşığın zayıflığıdır. Divan şiirinde aşk hastası, eriyip incelmiş bir beden olarak çizilir; Basîrî bu zayıflığı her beyitte başka bir görüntüye bağlar. Matlada âşık, zayıf bedenini sevgiliye armağan eder. Bedenin içindeki kemikler, "nāme-i sencīde", yani özenle tartılıp düzenlenmiş bir mektuptur. İncelmiş kemiklerin çizgileri mektubun satırlarına benzer; âşığın bedeni, sevgiliye yollanmış ve okunmayı bekleyen bir aşk mektubuna dönüşür.
İkinci beyitte göğüs bir tandıra çevrilir. Gam ateşi bu tandırda yanar ve alevin kıvrılan ucu âşığın dilidir. Farsçada alevin ucuna "zebāne", yani dilcik denmesi, "zebān", dil kelimesiyle bir tenasüp kurar: âşığın konuşması, içindeki ateşin dışarı vuran alevidir. Üçüncü beyitte zayıflık en uç noktasına varır. Âşık öyle incelmiştir ki yerde yatan kendisi midir yoksa yalnızca izi mi, kimse ayırt edemez. "Nişān" kelimesi hem iz hem de işaret anlamına gelir; bedenin bir gölgeye ya da bir çizgiye indirgenmesi mübalağanın güzel bir örneğidir.
Dördüncü beyitte âşığın yalnızlığı bir dostlar meclisi gibi anlatılır. Ama bu meclisin üyeleri feryat, inilti, elem ve gamdır. Enîs, hemdem, musahib ve mihriban kelimeleri, sohbet arkadaşlığını anlatan bir tenasüp dizisi kurar; bu sıcak kelimelerin acı adlarına bağlanması beyte acı bir ironi verir.
Makta beyti kuyumculuk dilinden alınmıştır. Âşığın gözyaşları gümüş gibidir ve onu harap etmiştir. Gümüşün ayarı, kara bir taş olan mihenk taşına sürülerek anlaşılır; âşığın gözünün karası da bu mihenk taşıdır. Böylece göz, gözyaşının sınandığı bir dükkâna döner. Gümüş ile mihenk, dükkân ile ayar arasındaki tenasüp, beyaz gözyaşı ile kara göz arasındaki renk karşıtlığıyla birleşir.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XXVI: s. 91, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
Çevrimiçi kaynaklar






