Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Görmedüñ āh yüzi lālemizi
Dilber-i ‘anberīn külālemizi
İçmezüz şīşe-i felekden mey
Ger melāl eylese piyālemizi
Da‘va-yı ḳan ider göñül güzele
Bir güzel ḳul idüñ ḥavālemizi
O ṣanem zīr ü bemm terāne ṣanur
İşidürse fiġān u nālemizi
Ey Basīrī o ḳara yüzlü raḳīb
Alile ala gözi alamızı

Günümüz Türkçesiyle

1. Âh, lale yüzlümüzü, amber kokulu kâkülleri olan gönül alıcımızı görmedin.

2. Felek kadehimizi kederle doldursa da biz feleğin şişesinden şarap içmeyiz. (Mısra iki türlü okunabilir: "melāl eylese" kadehin kederle dolması ya da kadehin usanıp boş kalması anlamına gelebilir.)

3. Gönül o güzele kan davası açıyor; ona borcumuzu güzel bir kul olarak havale edin. (Beyit iki türlü okunabilir: kan bedeli yerine güzel bir kulun âşığa havale edilmesi istenebilir; ya da "bir güzel" sözü "güzelce" anlamında alınarak alacağımızı bir kula havale edin denebilir.)

4. O put, feryadımızı ve iniltimizi işitirse onu ince ve kalın tellerden gelen bir nağme sanır. ("Zīr ü bem", sazın ince ve kalın telleri, dolayısıyla tiz ve pes sesler demektir.)

5. Ey Basîrî, o kara yüzlü rakip hileyle ala gözlümüzü alır. (Beyit "al", "ala" ve "almak" kelimeleri üzerine kurulu bir söz oyunudur; anlamı tam kesin değildir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun hafif bahrinden "fā‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "-mizi" ekidir; kafiye "-āle" sesidir: lāle, külāle, piyāle, ḥavāle, nāle. Makta beytindeki "alamızı" kafiyeye kalın ünlüleriyle ancak yaklaşık olarak uyar. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XXVII numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin "-mizi" redifi, âşığın kendinden "biz" diye söz ettiği bir söyleyiş kurar; sevgili de "lālemiz", "dilberimiz" diye sahiplenilir. Matlada sevgilinin yüzü lale gibi kırmızı, kâkülleri amber gibi kokuludur; "külāle", kâkül kelimesi kafiyede "lāle" ile güzel bir ses uyumu kurar. Beyit, sevgiliyi görmemiş birine onu anlatmaya çalışan bir konuşma tonundadır.

İkinci beyitte felek bir saki gibi düşünülür. Feleğin şişesinden şarap içilmez, çünkü o kadehe ancak keder doldurur. Şişe, mey ve piyale arasındaki tenasüp, gökyüzünü bir içki meclisine çevirir. Üçüncü beyit hukuk ve ticaret dilini kullanır. Gönül sevgiliye "da‘va-yı ḳan", kan davası açmıştır; çünkü sevgili onu öldürmüştür. Âşık, bunun karşılığında güzel bir kulun kendisine havale edilmesini ister. Dava, kan bedeli ve havale kelimeleri, aşk acısını bir mahkeme dosyası gibi gösterir.

Dördüncü beyitte âşığın feryadı sevgilinin kulağında bir müziğe döner. "Zīr ü bem", sazın ince ve kalın telleridir; sevgili âşığın inleyişini tiz ve pes notalardan oluşan bir nağme sanır. Âşığın acısının sevgili için eğlence olması, beyte acı bir ironi katar. Fiġān, nāle, zīr ü bem ve terāne kelimeleri ses ve müzik alanından bir tenasüp kurar.

Makta beyti söz oyunlarıyla örülüdür. "Ḳara yüzlü" rakip, utanılacak işler yapan bir kişidir; "āl" hile demektir; "ala göz" iri ve parlak, açık renkli gözdür; "alamızı" kelimesi de "ala olanımızı", yani ala gözlü sevgilimizi anlatır. Kara ile ala arasındaki renk karşıtlığı ve "al", "ala", "almak" kelimeleri arasındaki cinas beyti taşır. Kaynaklara göre Basîrî, abraş hastalığı yüzünden "Alaca Basîrî" diye anılıyordu; beyitteki "ala" kelimesinin bu lakaba bir gönderme olup olmadığı bilinmez ve yalnız bir okuma ihtimali olarak düşünülebilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar