Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün

Baña zekāt-ı ḥüsnüñ bir būse ḳıl revāne
Ḫayr it begüm kümeyt sen ben bir nā-tüvāne
Pervāne olmaġ ister dil meclisinde tā kim
Sūz-i derūn diyesin şem‘a yana yana
Cevr ü sitemde da‘vā itdi senüñle ammā
Gördi ki başa çıḳmaz uydı saña zamāne
Yanmış ża‘īf cismüm itlere virin çünkim
Meyl eylemez bilürsin seg yanmış üstüḫāne
Muṭrib terāneyi ḳo kim bezm-i ġamda her dem
Dīvāne hay u hūyı yeter baña terāne
Ta‘līm-ḫāne oldı sīneñ senüñ Basīrī
Üstündeki dögünler cevr oḳına nişāne

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzelliğinin zekâtı olarak bana bir öpücük gönder; beyim, hayır işle, sen ... , ben ise bir zavallıyım. (Mısradaki "kümeyt" kelimesi bu bağlamda anlam vermez ve mısra vezne göre bir hece eksiktir; zekâtı zenginin yoksula verdiği düşünülürse burada "zengin" anlamında bir söz beklenir. Okunuş kesin değildir.)

2. Gönül, meclisinde pervane olmak istiyor; ta ki sen yana yana içinin ateşini muma anlatasın. (Beyit iki türlü okunabilir: "yana yana" sözü gönle ya da sevgiliye bağlanabilir; anlam, gönlün pervane gibi yanmasının sevgiliye mumun hikâyesini hatırlatmasıdır.)

3. Zaman, cevirde ve sitemde seninle yarıştı; ama başa çıkamayacağını görünce sana uydu.

4. Yanmış zayıf bedenimi köpeklere verin; çünkü bilirsiniz, köpek yanmış kemiğe meyletmez.

5. Ey çalgıcı, nağmeyi bırak; gam meclisinde her an delinin "hay" ve "hu" diye bağırması bana nağme olarak yeter.

6. Ey Basîrî, senin göğsün bir talim hanesi, yani ok talimi yeri oldu; üzerindeki dövünme izleri cevir okuna nişan, yani hedef oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir gazeldir ve aruzun muzâri bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Bu kalıp her mısraı iki eşit yarıya böler ve şiire bir tekrar ritmi verir. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-āne" sesidir: revāne, nā-tüvāne, yana, zamāne, üstüḫāne, terāne, nişāne. İkinci beyitteki "yana yana" kafiyeye ancak yaklaşık olarak uyar. Matlanın ikinci mısraı neşirde vezne göre bir hece eksiktir ve "kümeyt" kelimesi anlam vermez; burada bir okuma ya da istinsah sorunu olduğu açıktır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XXX numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, dinî bir terimi aşk diline taşır. Zekât, zenginin malından yoksula vermesi gereken paydır; âşık da sevgiliden güzelliğinin zekâtı olarak bir öpücük ister. Güzelliği bir servet, âşığı da bu servetten pay bekleyen bir yoksul olarak gösteren bu benzetme divan şiirinde bilinir. "Ḫayr it begüm", beyim hayır işle sözü konuşma dilinin sesini taşır.

İkinci beyitte mum ile pervane mazmunu işlenir. Pervane mumun ateşine atılarak yanan kelebektir ve âşığın simgesidir. Gönül sevgilinin meclisinde pervane olmak ister; böylece içinin yanışı muma anlatılacaktır. Üçüncü beyitte zaman, yani felek, sevgiliyle cevir ve sitemde yarışmış, ama onu geçemeyeceğini anlayınca ona uymuştur. Feleğin bile sevgilinin zulmüne yetişemediğini söyleyen bu beyit, sevgilinin acımasızlığını mübalağayla anlatır.

Dördüncü beyit acı bir alçakgönüllülük taşır. Divan şiirinde sevgilinin sokağındaki köpekler âşıktan daha şanslı sayılır; âşık da bedenini onlara vermeyi ister. Ama bedeni aşk ateşinde öyle yanmıştır ki köpekler bile yanmış kemiğe yüz vermez. Beşinci beyitte çalgıcıya seslenilir. Gam meclisinde nağmeye gerek yoktur; delinin "hay" ve "hu" diye bağırması âşığa müzik olarak yeter. Mutrib, terane ve meclis kelimeleri bir eğlence sahnesi kurar, ama bu eğlence gamın meclisidir.

Makta beyti okçuluk dilinden alınmıştır. "Ta‘līm-ḫāne", okçuların talim yaptıkları yerdir. Basîrî'nin göğsü böyle bir talim yerine dönmüştür; acıdan göğsünü dövmesinin bıraktığı izler de cevir oklarının hedefi, "nişān"ı olmuştur. Göğüs, ok, talim ve nişan arasındaki tenasüp, âşığın bedenini sevgilinin ok talimi yaptığı bir alana çevirir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar