Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

‘Işḳ içinde bulmışam rüsvā-yı ḫalḳ efsāne hem
‘Āḳil aġlar ḥālüme derdüñden ü dīvāne hem
Gāh nāle gāh sūz oldı işüm ‘uşşāḳ ara
Şükr kim derdüñ bilen bülbül men ü pervāne hem
Ḳalmadı bir yer kim anda rāḥat olam bir nefes
Ṭar olupdur başuma kāşāne vü vīrāne hem
Āşıyān-ı ḫānḳāhuma murġ-ı dil meyl eylemez
Zāhidüñ tesbīḥi çünkim dām buldı dāne hem
Ey Basīrī ger basīret ehliyiseñ gözüñ aç
Kim toludur nūr-ı Ḥaḳdan mescid ü meyḫāne hem

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk içinde halka hem rezil hem de dillere destan oldum; senin derdinden halime hem akıllı ağlar hem deli.

2. Âşıklar arasında işim kâh inlemek, kâh yanmak oldu; şükür ki senin derdini bilen benim, bir de bülbül ile pervane. (Bülbül inlemenin, pervane yanmanın simgesidir.)

3. Bir nefes rahat edebileceğim bir yer kalmadı; köşk de virane de başıma dar oldu.

4. Gönül kuşu tekkemin yuvasına meyletmez; çünkü zahidin tespihi hem tuzak hem de yem buldu. (Tespihin ipi tuzağa, taneleri yeme benzetilir; zahidin dindarlığı bir av düzeni olarak gösterilir.)

5. Ey Basîrî, eğer basiret ehliysen gözünü aç; çünkü hem mescit hem de meyhane Hakk'ın nuruyla doludur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "hem" kelimesidir; kafiye "-āne" sesidir: efsāne, dīvāne, pervāne, vīrāne, dāne, meyḫāne. "Hem" redifi her beyitte iki şeyi bir araya getirir: halkın rezili ile efsane, akıllı ile deli, bülbül ile pervane, köşk ile virane, tuzak ile yem, mescit ile meyhane. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XXXI numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Kartal matlaı, Basîrî'nin aşkı yüzünden halk arasında rüsva olduğunu söylediği beyit olarak anar. Âşık hem rezil hem de dillere destan olmuştur; halini görüp ağlayanlar arasında akıllı da vardır, deli de. Akıllı ile deli arasındaki tezat, âşığın durumunun herkesi aynı noktada birleştirdiğini gösterir. İkinci beyitte iki bilinen aşk simgesi yan yana gelir. Bülbül güle duyduğu aşkla inler, pervane mumun ateşinde yanar; âşığın işi de kâh inlemek kâh yanmaktır. İlk mısradaki "nāle" ve "sūz" ile ikinci mısradaki "bülbül" ve "pervāne" sırasıyla eşleşir; bu, leff ü neşr denen sanatın güzel bir örneğidir.

Üçüncü beyitte âşığın huzursuzluğu mekân diliyle anlatılır. "Kāşāne", köşk ile "vīrāne", yıkıntı birbirinin zıddıdır; âşığa ikisi de dar gelmektedir. Zenginlik de yoksulluk da, şehir de ıssızlık da ona rahat vermez. Dördüncü beyit zahide yönelik bir eleştiri taşır. Zahit, dış görünüşe önem veren sofu tipidir. Gönül kuşu tekkenin yuvasına konmak istemez; çünkü zahidin tespihi, ipi ve taneleriyle bir tuzak ve yemden ibarettir. Kuş, yuva, tuzak ve yem arasındaki tenasüp, gösterişli dindarlığı bir av düzeni olarak sunar.

Makta beyti gazelin tasavvufi doruğudur. Kartal bu beyti, Basîrî'nin şiirlerinde tasavvufun önemli bir yer tuttuğunu gösteren örnekler arasında anar. Mescit ile meyhane, divan şiirinde birbirinin karşıtı iki mekândır; biri ibadetin, öteki rindliğin yeridir. Basîrî ikisinin de Hakk'ın nuruyla dolu olduğunu söyler; gerçek görüş sahibi için Tanrı'nın varlığı her yerde görünür. "Basīrī" mahlası ile "basīret", gönül gözü kelimesi aynı kökten gelir; şair kendi adını bir uyarıya çevirerek beyitte ince bir cinas kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar