Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Görmegiçün nūr-ı Ḥaḳḳı dōst sīmāsında ben
Sākin oldum kūy-ı yārüñ Ṭūr-ı sīnāsında ben
Sevdigümden ayru Firdevsi baña ‘arż itse Ḥaḳ
Ṭurmazam maḥbūbsuz Firdevs-i a‘lāsında ben
Āhu gözlüm firḳatüñden olmışam Mecnūn gibi
Leylī-yi zülfüñ ucından ‘ışḳ ṣaḥrāsında ben
Nicesi terk eyleyem ol la‘l-i leb ẕikrini kim
Cān-ı şīrīn bulmışam la‘l-i şeker-ḫāsında ben
Ey Basīrī ṭañ mıdur dīvāne olsam şimdi kim
Yıllar olmışdur yilerüm zülf-i sevdāsında ben
Günümüz Türkçesiyle
1. Hakk'ın nurunu dostun yüzünde görmek için ben, sevgilinin sokağının Tûr-ı Sînâ'sına yerleştim. (Hz. Musa'nın Tanrı'nın nurunu Tûr dağında gördüğü anlatılır.)
2. Hak bana sevdiğimden ayrı olarak cenneti sunsa, ben sevgilisiz Firdevs'in en yücesinde bile durmam.
3. Ey ceylan gözlüm, ayrılığından, zülfünün Leylâ'sı yüzünden aşk çölünde Mecnun gibi oldum. ("Leylī" hem Mecnun'un sevgilisinin adı hem de gece demektir; siyah zülfe uygun düşer.)
4. O yakut dudağın anılmasını nasıl bırakayım; ben tatlı canı onun şeker çiğneyen yakutunda buldum.
5. Ey Basîrî, şimdi divane olsam şaşılır mı; yıllardır zülfün sevdasında koşup duruyorum. ("Sevdā" hem tutku hem de eski tıpta deliliğe yol açtığına inanılan kara safradır; siyah zülfe bağlanır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "-ında ben" sözüdür; kafiye "-ā" sesidir: sīmā, sīnā, a‘lā, ṣaḥrā, şeker-ḫā, sevdā. Kafiyeli mısraların hep "ben" kelimesiyle bitmesi, gazele birinci tekil kişinin ağır bastığı bir ses verir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XXXIII numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla Hz. Musa kıssasına telmihte bulunur. Kur'an'da Musa'nın Tûr dağında Tanrı'yı görmek istediği, Tanrı'nın tecellisiyle dağın paramparça olduğu anlatılır. Basîrî sevgilinin sokağını bir Tûr-ı Sînâ'ya benzetir; orada oturmasının sebebi, Hakk'ın nurunu dostun yüzünde görmektir. "Dōst", tasavvuf dilinde hem sevgili hem de Tanrı için kullanıldığından beyit iki düzlemde okunabilir: güzel bir yüze duyulan aşk ile Tanrı'nın güzelliğinin o yüzde tecellisi. "Sīmā", yüz ile "sīnā" arasındaki ses yakınlığı da beyte bir cinas katar.
İkinci beyitte âşık cennete bile sevgiliyle birlikte değilse girmeyeceğini söyler. Firdevs cennetin en yüce katıdır; ama sevgilisiz cennet âşık için bir anlam taşımaz. Bu cesur mübalağa, aşkın her şeyin üstünde tutulduğu divan şiiri tavrının tipik bir örneğidir. Üçüncü beyitte Leylâ ile Mecnun hikâyesi işlenir. Sevgilinin gözü ceylana benzer; Mecnun da çölde ceylanlarla dolaşan âşık olarak bilinir. Zülfün "Leylī"si hem Leylâ'yı hem de geceyi, yani siyahlığı hatırlatır; ceylan, çöl ve Mecnun arasında güçlü bir tenasüp kurulur.
Dördüncü beyitte dudak yakuta benzetilir ve "şeker-ḫā", şeker çiğneyen diye anılır. Âşık, tatlı canı bu dudakta bulduğunu söyler. "Cān-ı şīrīn", tatlı can deyimi ile şeker kelimesi tat bakımından bir tenasüp oluşturur; "Şīrīn" adı da Ferhad ile Şirin hikâyesini çağrıştırır. Makta beytinde şair, yıllardır zülfün sevdasında koşup durduğu için şimdi delirmesinin şaşılacak bir şey olmadığını söyler. Sevda kelimesinin kara safra anlamı ile siyah zülüf arasındaki bağ, aşk ile delilik arasındaki eski ilişkiyi bir kez daha hatırlatır.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XXXIII: s. 92, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
- Kur'ân-ı Kerîm, A'râf 7/143 (Musa ve Tûr dağı).
Çevrimiçi kaynaklar






