Özgün Metin

Vezin: müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün

Ehl-i ma‘ānī didiler itdükce ol māha naẓar
Lām-ı muṭavvel zülfine aġzına mīm-i muḫtaṣar
Rūşen ne yüzden olmasun merd-i cihān dil-ḫānesi
Kim nāveki zaḫmı anuñ her yañadan revzen açar
Gün yüzlülerden dūr olup ben dīdeden kevkeb dökem
Gök ḳarşuma geçmiş benüm her gice bir yanı ḳuçar
Çeşmüñdürür ‘ayn-ı belā zülfüñdürür lām-ı elem
Ḳaşuñdurur nūn-ı güneş aġzuñdurur mīm-i ḳamer
Miskīn Baṣīrī iy ne yirde baş ḳutara kim
Zülfüñ ucından her ṭaraf başına ġavġalar ḳopar

Günümüz Türkçesiyle

1. Mana ehli o aya baktıkça onun zülfüne "uzun lâm", ağzına da "kısa mim" dediler. (Arap harflerinden lâm uzun ve kıvrık, mim küçük ve yuvarlaktır. "Mutavvel" ve "Muhtasar" aynı zamanda belâgat ilminin, yani ilm-i meânînin medreselerde okutulan iki ünlü kitabının adıdır.)

2. Dünya erinin gönül evi nasıl aydın olmasın ki onun okunun yarası her yandan bir pencere açar. (Okun açtığı yaralar, gönül evine ışık giren pencerelere benzetilir.)

3. Güneş yüzlülerden uzak kalıp gözümden yıldızlar dökerim; gök karşıma geçmiş, her gece bir yanımı kucaklar. (Yıldızlar gözyaşlarıdır; gece göğü, âşığın gözyaşlarıyla dolu bir yoldaş gibi onun yanında durur. Mısraın tam anlamı kesin değildir.)

4. Gözün belânın ta kendisidir (belânın "ayn"ıdır), zülfün elemin lâmıdır; kaşın güneşin nûnu, ağzın da kamerin mimidir. (Ayn hem göz hem de bir şeyin kendisi demektir ve göze benzeyen bir harftir; lâm zülfe, yay biçimindeki nûn kaşa, küçük mim ağza benzetilir. "Elem" kelimesinde lâm, "güneş" kelimesinde nûn, "kamer" kelimesinde mim harfi vardır.)

5. Zavallı Basîrî nerede başını kurtarsın ki, zülfünün ucundan her taraftan başına kavgalar kopar. (Baş kurtarmak ile başına kavga kopmak deyimleri karşı karşıya getirilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun recez bahrinden "müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ar" sesine dayanır: naẓar, muḫtaṣar, açar, ḳuçar, ḳamer, ḳopar. Dördüncü beyitteki "ḳamer" kafiyeye "-er" sesiyle katılır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XLI numaradadır ve neşrin 93. ve 94. sayfalarına yayılır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin en belirgin özelliği harf benzetmeleridir. Divan şiirinde Arap harflerinin biçimleri güzelin yüzündeki unsurlara benzetilir: uzun ve kıvrık lâm saça, küçük ve yuvarlak mim ağza, yay gibi nûn kaşa, göz biçimindeki ayn göze. Basîrî bu geleneği ilk ve dördüncü beyitlerde yoğun biçimde kullanır. İlk beyitte benzetmeyi yapanlar "ehl-i ma‘ānī", yani mana ehlidir. Bu söz, belâgatin bir dalı olan ilm-i meânîyi bilenleri de anlatır. Bu bilginlerin zülfe "lâm-ı mutavvel", ağza "mîm-i muhtasar" demeleri bir tevriyedir: Sa‘deddin et-Teftâzânî'nin belâgat ilmine dair iki ünlü kitabı el-Mutavvel ve el-Muhtasar adlarını taşır. El-Mutavvel, Hatîb el-Kazvînî'nin Telhîsü'l-Miftâh adlı eserine yazılmış bir şerhtir ve Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuştur; el-Muhtasar onun kısaltılmışıdır. Böylece mısra hem "uzun lâm, kısa mim" diye düz anlamıyla, hem de medrese kitaplarının adlarıyla okunabilir.

Dördüncü beyit aynı oyunu dört parçalı bir diziyle sürdürür. Göz "ayn-ı belâ"dır; "ayn" hem göz hem de bir şeyin özü, kendisi demektir, böylece göz belânın ta kendisi olur. Zülüf "lâm-ı elem"dir: uzun lâm harfi, elem kelimesinin içindedir. Kaş "nûn-ı güneş", ağız "mîm-i kamer"dir; nûn güneş kelimesinin, mim de kamer kelimesinin harflerindendir. Güneş ile kamerin aynı beyitte buluşması, yüzü bir gökyüzü haline getirir. Bu tür harf oyunları, Mehmed Çavuşoğlu'nun Basîrî için söylediği "çağdaşlarının çoğunun anlam üzerinde yaptığı sanat oyunlarına onda pek rastlanmaz" hükmüne karşı bir örnek sayılabilir.

Gazelin ortasındaki iki beyit daha duygusaldır. İkinci beyitte sevgilinin okunun açtığı yaralar gönül evine pencere açar ve ev aydınlanır; yaralanmak, ışığa kavuşmak olarak görülür. Üçüncü beyitte âşık, güneş yüzlü güzellerden uzak gecelerinde gözünden yıldız gibi yaşlar döker. Gökyüzü de yıldızlarıyla onun karşısında durur ve bir yanını kucaklar. Mısraın kesin anlamı açık değildir; göğün âşığın gözyaşlarıyla dolup ona yoldaşlık ettiği düşünülebilir. Son beyitte "baş" kelimesi iki deyimde tekrar eder: baş kurtarmak ve başına kavga kopmak. Sevgilinin karışık zülfü, kavganın çıktığı yer olarak düşünülür.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar