Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Dem-be-dem ḫūn-ı cigerdür içdigüm ṭolu saña
Gözlerüm cāmı ṭolubdur dōstum yāhū saña
Māhuñ ol yüzi mi var kim öyküne ruḫsāruña
Āfitābuñ cānı mı var kim gele ḳarşu saña
İtmişem Mecnūn gibi kūhile ṣaḥrāyı vaṭan
Tā giriftār olmışam ey gözleri āhū saña
Ol nigāruñ zülfine öykünmek imiş ‘ādetüñ
Var ögün ‘ālemde ey ‘anber ḳalursa bū saña
Āhū-yı çeşmine bir daḫı Baṣīrī uyma gel
Kim neler itmişdürür bilmezsüñ ol āhū saña
Günümüz Türkçesiyle
1. Her an içtiğim ciğer kanıdır, "dolu sana" diye senin şerefine; dostum, gözlerimin kadehi doludur, "yâ hû" sana. ("Dolu sana", meclislerde birinin şerefine kadeh kaldırırken söylenen sözdür. "Yâ hû" bir seslenme ve dervişlerin zikir nidasıdır; burada da kadehi sunarken söylenmiş bir söz gibidir.)
2. Ayın o yüzü mü var ki yanağına özensin; güneşin canı mı var ki senin karşına gelsin.
3. Ey ceylan gözlü, sana tutsak olalı beri Mecnun gibi dağı ve çölü yurt edindim.
4. Ey amber, o sevgilinin zülfüne özenmek senin âdetin imiş; haydi, sende koku kalırsa dünyada kendini öv. (Amber güzel kokusuyla bilinir; sevgilinin zülfünün kokusu karşısında amberde koku kalmayacağı söylenir.)
5. Ey Basîrî, gel, onun ceylan gözüne bir daha uyma; o ceylan sana neler etmiştir, bilmezsin. ("Uymak" hem peşinden gitmek hem de aldanmak demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar ve birkaç Türkçe hecede imale gerektirir. Redif "saña" kelimesidir; kafiye "-ū / -u" sesine dayanır: ṭolu, yāhū, ḳarşu, āhū, bū, āhū. "Āhū" kelimesi üçüncü ve beşinci beyitte iki kez kafiye olur; üçüncü beyitte "gözleri āhū" sıfatının, beşincide ise ceylanın kendisinin adıdır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XLIII numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir meclis sahnesiyle açılır. Meclislerde birinin şerefine kadeh kaldırırken "dolu sana" denirdi; Basîrî bu sözü âşığın kanıyla dolu kadehine uygular. Âşığın içtiği şarap değil ciğer kanıdır ve gözleri de bu kanla dolu bir kadehtir. İkinci mısradaki "yāhū" hem bir seslenme hem de dervişlerin zikirde kullandığı "Ey O" nidasıdır; meyhane ile tekke dili tek bir mısrada yan yana gelir. Böylece âşığın acısı, sevgilinin şerefine kaldırılan bir kadehe dönüşür.
İkinci beyitte ay ile güneş sevgilinin karşısında küçük düşürülür. Ayın sevgilinin yanağına benzeyecek bir yüzü, güneşin de onun karşısına çıkacak cesareti yoktur. "Yüz" kelimesi burada hem çehre hem de cesaret, yüzü olmak anlamında kullanılır; "canı var mı" deyimi de güneşin karşısına çıkmaya korkmasını anlatır. Gök cisimlerini kişileştiren bu soru biçimi, beyte konuşma diline yakın bir canlılık verir.
Üçüncü beyitte Mecnun telmihi gelir. Leylâ'ya tutulan Mecnun dağlara ve çöllere düşmüş, ceylanlarla dost olmuştu; Basîrî de ceylan gözlü sevgiliye tutsak olalı dağı ve çölü yurt edinmiştir. Kartal, Basîrî'nin şiirlerinde kendini sık sık Mecnun ile karşılaştırdığını belirtir. Dördüncü beyit amberle konuşur: amber, sevgilinin zülfüne özenmeyi âdet edinmiştir, ama o zülfün kokusu karşısında kendisinde koku kalırsa övünebilir. "Bū" (koku) kelimesi kısa bir kafiye olarak beytin sonuna yerleşir.
Son beyitte ceylan imgesi geri döner ve gazeli toplar. Şair kendine, sevgilinin ceylan gözüne bir daha "uymamasını" öğütler. "Uymak" kelimesi hem bir şeyin peşinden gitmek hem de aldanmak anlamına gelir; ceylan peşinden koşulan bir av, göz ise âşığı aldatan bir güzellik olarak düşünülür. Mecnun'un ceylanlarla kurduğu dostluk, burada âşığı yaralayan bir aldanışa dönüşür.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XLIII: s. 94; değerlendirme: s. 84, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
- Mehmed Çavuşoğlu, "Basîrî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 105-106, https://islamansiklopedisi.org.tr/basiri.
Çevrimiçi kaynaklar






