Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ger bilem kim ‘azm benden yañadur tīrüñ senüñ
Çeşmümi idem o dem ey dōst zih gīrüñ senüñ
Cāvidānī cān bilür tīgünle ölen gūyıyā
Çeşme-i ḥayvāndan içmiş ṣuyı şemşīrüñ senüñ
Ger şikārüñde bulınsa āhu-yı Çīn ey perī
Göz ḳarardup cān atar olmaga naḫcīrüñ senüñ
Lāle ruḫsārında olan ḫāl gibi ey göñül
Ol Ḫalīl-i cān u dil od eyledi yirüñ senüñ
Sübḥası şeyḫüñ egerçi dāneyile dāmdur
Ey dil-i dīvāne tesbīḥ oldı zencīrüñ senüñ
Her ṭarafdan çeşm-i ‘āşıḳ ider saña naẓar
Yüzüñ üzre ḥalḳa-i zülfüñ girihgīrüñ senüñ
Hiç elden ḳomaz olmışsın ṭarīḳ-i meykede
Ey Baṣīrī böyle mi gösterdi yol pīrüñ senüñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey dost, okunun benim tarafıma yöneldiğini bilsem, o anda gözümü senin zihgirin yaparım. (Zihgir, okçunun kirişi çekerken başparmağına taktığı halkadır; yuvarlak göz bu halkaya benzetilir.)
2. Senin kılıcınla ölen kişi canını ebedî bilir; sanki kılıcın suyunu âb-ı hayat çeşmesinden içmiştir. (Kılıcın "suyu", çeliğin parlaklığı ve keskinliğidir; bu su, ölümsüzlük veren hayat suyuna benzetilir.)
3. Ey peri, senin avında Çin ceylanı bulunsa, gözünü karartıp senin avın olmak için kendini atar. (Çin ceylanı, misk veren ceylandır; göz karartmak, her şeyi göze alıp atılmak demektir.)
4. Ey gönül, can ve gönlün Halil'i olan o sevgili, lale yanaktaki ben gibi senin yerini ateş yaptı. (Kırmızı yanağın üstündeki ben ateşin içinde durur gibidir; Halil, ateşe atılan Hz. İbrahim'dir.)
5. Şeyhin tespihi tanesiyle bir tuzaktır, ama ey divane gönül, senin zincirin senin tespihin oldu. ("Dâne" hem tespih tanesi hem tuzağa konan yem tanesidir. Mecnun gibi zincire vurulan divanenin zinciri, onun tespihi sayılır.)
6. Âşığın gözü her taraftan sana bakar; yüzünün üzerindeki zülüf halkası da senin "girihgîr"indir. ("Girihgîr" kelimesinin buradaki anlamı kesin değildir; düğüm tutan, kıvrım kıvrım olan anlamına gelebilir. Beytin düşüncesi, yüzdeki zülüf halkalarının âşıkların her yandan bakan gözlerine benzetilmesi olmalıdır.)
7. Meyhane yolunu hiç elden bırakmaz olmuşsun; ey Basîrî, pirin sana yolu böyle mi gösterdi?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "senüñ" kelimesidir ve iyelik ekiyle birlikte "-üñ senüñ" diye duyulur; kafiye "-īr" sesine dayanır: tīr, zih-gīr, şemşīr, naḫcīr, zencīr, girihgīr, pīr. Dördüncü beyitteki Türkçe "yir" kelimesi kafiyeye kısa ünlüyle katılır. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XXXIX numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk üç beyti av ve savaş imgeleriyle kurulur. Sevgili bir okçu ve kılıç sahibidir; âşık ise onun okuna, kılıcına ve avına hevesle kendini sunar. İlk beyitte göz, okçunun başparmağındaki zihgir halkasına dönüşür: âşık, sevgilinin okunu kendi gözüyle çekmeye razıdır. İkinci beyitte kılıcın "suyu" ile hayat suyu arasında bir tevriye kurulur. Çeliğin suyu, onun parlaklığını ve keskinliğini anlatan bir deyimdir; Basîrî bu suyun hayat çeşmesinden içildiğini söyleyerek, sevgilinin kılıcıyla ölmeyi ebedî hayata kavuşmak olarak gösterir. Üçüncü beyitte misk veren Çin ceylanı bile sevgilinin avı olmak için kendini atar; "göz karartmak" deyimi ceylanın kara gözünü de hatırlatır.
Dördüncü beyit bir telmihe dayanır. Halil, yani Hz. İbrahim, Nemrut'un ateşine atılmış ve ateş onu yakmamıştır. Sevgili, "can ve gönlün Halil'i" olarak anılır ve âşığın gönlüne ateşi yurt yapar. Bu ateş, lale gibi kırmızı yanaktaki siyah bene benzetilir; ben, kırmızı yanağın ortasında ateşte duran bir şey gibi görünür. Beşinci beyitte şeyhin tespihi ile divanenin zinciri karşılaştırılır. "Dâne" kelimesi hem tespih tanesi hem de kuşları tuzağa çekmek için serpilen yem tanesidir; bu tevriye sayesinde şeyhin tespihi bir tuzak olarak görülür. Divane gönlün zinciri ise onun tespihidir. Gösterişli dindarlığa karşı aşkın samimiyetini öne çıkaran bu düşünce, divan şiirinde zahit ile rind arasındaki bilinen karşıtlığın bir örneğidir.
Altıncı beyitteki "girihgîr" kelimesinin anlamı tam olarak çözülememiştir; aktarımda bu durum belirtilmiştir. Son beyitte şair kendine hitap eder ve meyhane yolunu hiç bırakmadığını söyler. "Pīr" hem tarikat yolunun mürşidi hem de meyhanenin yaşlı sahibidir. Kartal, Basîrî'nin şiirlerinde tasavvufun önemli bir yer tuttuğunu belirtir; bu beyitte de meyhane, pir ve yol kelimeleri tasavvuf dilinin bilinen mecazlarıdır. Şairin kendine sorduğu soru, rind tavrını hem kınayan hem de onaylayan bir şakacılık taşır.
Kaynakça
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XXXIX: s. 93; değerlendirme: s. 84, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
- Mehmed Çavuşoğlu, "Basîrî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 105-106, https://islamansiklopedisi.org.tr/basiri.
Çevrimiçi kaynaklar






