Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḳalye ḳoḳusı nesīm-i rūḥ-perverdür baña
Ṣalmanuñ her yapraġı berg-i gül-i terdür baña
Kef geçerem ger ḳavurma gelmezise sofraya
Yaḫni ger irişmese ölmek muḳarrerdür baña
Ṣalmanuñ her biri ṣıfr oldı vü māhīçe elin
Yufḳa evrāḳ-ı ḥisāb u sofra defterdür baña
Ṣunduġumca şekkeri pālūdeye her dem direm
Men midür men kim bugün vaṣlüñ müyesserdür baña
Dimegil baña Baṣīrī var mıdurur iştihāñ
Çün gelūnuñ āyeti Ḥırede ezberdür baña
Günümüz Türkçesiyle
1. Kalyenin kokusu bana can besleyen bir sabah rüzgârıdır; salmanın her yaprağı bana taze bir gül yaprağıdır. (Kalye ve salma etli yemeklerdir. Aşk şiirinde sevgiliden haber getiren rüzgâr ve gül yaprağı, burada yemeğin kokusuna ve yaprağına benzetilir.)
2. Kavurma sofraya gelmezse "kef geçerim"; yahni yetişmezse benim için ölmek kesindir. ("Kef geçmek" ifadesinin anlamı kesin değildir. "Kef" el ayası demek olduğundan "el çekerim, vazgeçerim" diye anlaşılabilir; köpük anlamıyla "ağzım köpürür" türünden bir anlam da düşünülebilir.)
3. Salmanın her biri bir sıfır oldu, "mâhîçe" de...; yufka bana hesap kâğıtları, sofra da hesap defteridir. (Beytin ilk mısraı açık değildir. "Mâhîçe" küçük balık demektir ve neşrin okuyuşudur; "elin" kelimesinin buradaki anlamı anlaşılamamıştır. İkinci mısrada yufka yaprakları hesap kâğıtlarına, yere serilen sofra da açılmış bir deftere benzetilir.)
4. Paluzeye şekeri her sunduğumda ona hep şöyle derim: "Bugün vuslatın bana nasip olan bu kişi ben miyim, gerçekten ben miyim?" (Paluze, nişasta ve şekerle yapılan bir tatlıdır.)
5. Ey Basîrî, bana "İştahın var mı?" deme; çünkü "yiyin" emrinin geçtiği ayeti ben ezbere bilirim. ("Gelū" kelimesi büyük ihtimalle Kur'an'ın birçok ayetinde geçen "külû", yani "yiyin" emridir; Arap harfli yazıda k ile g aynı harfle yazılır. Neşirdeki "Ḥırede" kelimesinin anlamı açık değildir; "ḫıred" (akıl) kelimesiyle ilgili olabilir, öyle okunursa mısra "çünkü 'yiyin' ayeti aklımda ezberlidir" demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "-dür baña" ekiyle birlikte "baña" kelimesidir; kafiye "-er" sesine dayanır: rūḥ-perver, ter, muḳarrer, defter, müyesser, ezber. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XLII numaradadır. Kartal, Basîrî'nin Türkçe şiirlerinde dikkati çeken bir özelliğin, dönemin yemek adlarını içeren ve şairin hangi yemekleri sevip hangilerini sevmediğini anlatan iki gazel olduğunu söyler; bunlar XLII ve XLIV numaralı gazellerdir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Gazelin metni, taranmış bir neşirden elle aktarılmıştır ve birkaç kelimesi anlam bakımından çözülememiştir. İkinci beyitteki "kef geçerem", üçüncü beyitteki "māhīçe elin" ve son beyitteki "gelū" ile "Ḥırede" kelimeleri neşirde böyle basılmıştır; bunların bir kısmının Arap harfli metnin okunuşundan kaynaklanan sorunlar olması mümkündür. Yukarıdaki aktarımda bu yerler açıkça belirtilmiş, kesin olmayan anlam önerileri ayraç içinde verilmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, XLIV numaralı "Bulgur aşını sevmezem" gazeli gibi, aşk şiirinin bütün kalıplarını sofraya taşır. İlk beyit bunun en açık örneğidir. Divan şiirinde "nesîm", yani sabah rüzgârı, sevgilinin kokusunu âşığa getiren ve ona can veren rüzgârdır; "berg-i gül-i ter", taze gülün yaprağı da sevgilinin yanağını ya da güzelliğini hatırlatır. Basîrî bu iki imgeyi kalyenin kokusuna ve salmanın yaprağına verir. Böylece ilk beyitten itibaren sevgilinin yerine yemek geçer ve okur, gazelin ciddi bir aşk şiiri değil, bir şaka olduğunu anlar.
İkinci beyitte şair, sevgiliye kavuşamayan âşığın ölüm tehdidini yahniye uygular: yahni sofraya yetişmezse ölmesi mukarrerdir, yani kesindir. Aşk şiirinde sevgiliden ayrı kalmak ölümle eş tutulur; burada ölüm sebebi bir tencere yahninin gecikmesidir. Üçüncü beyit bir hesap ve divan dili kurar: sıfır, hesap kâğıtları (evrâk-ı hisâb) ve defter kelimeleri arasında bir tenasüp vardır. Yufkanın ince yaprakları hesap kâğıtlarına, yere serilip açılan sofra da bir deftere benzetilir. Beytin ilk mısraı bugünkü okuyuşla tam anlaşılamasa da bu hesap imgesinin, dönemin kâtip ve defterdar çevrelerini iyi tanıyan bir şairden geldiği düşünülebilir.
Dördüncü beyitte paluze, bir sevgilinin yerini alır. Âşık, sevgiliye kavuştuğu gün kendi talihine inanamaz ve "Bu ben miyim?" diye sorar. Basîrî bu şaşkınlığı, paluzeye şeker sunduğu anlara bağlar. "Men" kelimesi "ben" demektir. Makta beytinde şair kendine hitap eder ve iştahının olup olmadığının sorulmasına gerek bırakmaz: "yiyin" emrini taşıyan ayeti ezbere bilmektedir. Kutsal bir metne yapılan bu şakacı gönderme, gazelin hezl, yani şaka ve latife havasını en uç noktaya taşır.
Tarihî Bağlam
Tezkireler Basîrî'yi her şeyden önce nüktedan bir meclis adamı olarak tanıtır. Âşık Çelebi, şiirlerinin "gāh cidd ü gāh hezl", yani bazen ciddi bazen şaka olduğunu, devlet büyükleriyle şakalaştığını ve her meclisin tuzu olduğunu yazar. Kartal da Basîrî'nin nüktelerinin genellikle hezl ve hiciv niteliği taşıdığını, buna rağmen devlet ileri gelenlerinin meclislerinde aranan bir kişi olduğunu belirtir. Bu iki yemek gazeli, Basîrî'nin bu yönünün şiire geçmiş örnekleridir. Gazelde adı geçen kalye, salma, kavurma, yahni, yufka ve paluze, XV-XVI. yüzyıl Osmanlı sofrasında bilinen yemeklerin küçük bir listesini de verir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 180-181, Basîrî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Mehmed Çavuşoğlu, "Basîrî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 105-106, https://islamansiklopedisi.org.tr/basiri.
Kitaplar
- Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, gazel XLII: s. 94; değerlendirme: s. 80, 85, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
Çevrimiçi kaynaklar






