Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Leşker-gehüñdürür felek encüm saña sipāh
Meh bir ḳuluñdurur geyer altunlu şeb-külāh
Ṭāḳ-ı sarāyuñ üzre güneş cām-ı zer nigār
Ordu-yı ḳadruñ üzre felek kuḥlī bārgāh
Kerrūbiler çıḳara göğüñ iki gözini
Ger mihr göziyile saña itmeye nigāh
Çarḫ üzre görinen giceler kehkeşān degül
Gerdūn-serāñı seyr ideyin diyü ḳıldı rāh
Medḥüñde iñen oḳıdı bir derd-mend-i ‘ışḳ
Bu maṭla‘ı vü eyledi biñ dürlü āh u vāh
Ölsem saçuñ hevāsile ey ‘iẕār-ı māh
Şem‘-i siyāh olur başum ucında dūd-ı āh
Ben pādişāh-ı memleket-i derd ü miḥnetüm
Āhum livā vü ṭabl fiġān u yaşum sipāh
Sevmek seni günāhise ey serv-i nāzenīn
Öldür beni ki çoḳdurur bende bu günāh
Raḥm eyle ben ḳuluña iñen ẓulm itme kim
Nāgāh vāḳıf ola şehinşāh-ı ‘izz ü cāh
İskender-i zamāne vü Keyḫüsrev-i zamān
Şāh-ı sipihr-mertebe Sulṭān Selīmşāh
Ṣādıḳdurur iderse kerem da‘visini kim
Bu ma‘niye du-dest-i zer-efşānıdur güvāh
Peykānını iderdi zebān tīr-i medḥine
Bir kez göz ucıyla aña eylese nigāh
Ḳularuñ üsküfin güne teşbīh eyledüm
Fi’l-ḥāl germ olup göge atdı güneş külāh
Bir pādişāh-ı çarḫ-mekānsın ki şāhlar
Nāmuñ işitseler ḳamu ḳorlar yire ḥayāh
Elburz kūhına güẕer eylerse leşkerüñ
Eylerler anı sümm-i sütūrile şāh-rāh
Ey āfitāb-ı devlet vey sāye-i Ḫudā
Ey Ḥātem-i zamāne vey şāh-ı dīn-penāh
Çeşm-i ‘ināyetile Baṣīrī ḳuluña baḳ
Kim ḥāli zülf gibi perīşāndur vü tebāh
Çarḫuñ ‘arūsı tābınuñ altunlular geye
Tā kim öñüñde āyīneler ola mihr ü māh
‘Ömrüñ libāsın itmeye pūşīde rūzgār
Devlet kemer hemīşe sa‘ādet saña külāh

Günümüz Türkçesiyle

1. Felek senin ordugâhındır, yıldızlar senin askerin; ay da altın işlemeli gece külahı giyen bir kulundur.

2. Sarayının kemeri üzerinde güneş, altın bir kadeh gibi süs; yüce makamının ordusu üzerinde de felek, sürme renkli bir otağdır. (Göğün koyu mavisi, sürme rengindeki bir çadıra benzetilir.)

3. Göğün iki gözü, yani güneş ile ay, eğer güneş gözüyle sana bakmazsa, Kerrûbî melekler o iki gözü oyup çıkarır.

4. Gecelerin gökte görünen beyaz yolu Samanyolu değildir; felek, gök kubbe gibi yüce sarayını seyretmek için bu yolu açmıştır.

5. Aşk derdine düşmüş biri senin övgünde bu matlaı defalarca okudu ve bin türlü ah vah etti. (Bu beyit, ardından gelen ikinci matlaı haber verir.)

6. Ey ay yanaklı, saçının sevdasıyla ölürsem, âhımın dumanı başucumda kara bir mum olur.

7. Ben dert ve mihnet ülkesinin padişahıyım; âhım sancağım, feryadım davulum, gözyaşım askerimdir.

8. Ey nazlı selvi, seni sevmek günahsa öldür beni, çünkü bende bu günah çoktur.

9. Kuluna merhamet et, ona fazla zulmetme; yoksa izzet ve şeref sahibi şehinşah bir gün bundan haberdar olabilir. (Bu beyit, sevgiliden padişaha geçişi sağlar.)

10. O şehinşah, zamanın İskender'i ve Keyhüsrev'i, felek mertebeli şah Sultan Selim Şah'tır.

11. Cömertlik davasında bulunursa doğru söylemiş olur; çünkü bu anlama altın saçan iki eli şahittir.

12. O, övgüsünün okuna bir kez göz ucuyla baksa, ok temrenini dil yapardı. (Padişahın bakışı, ok gibi uçan övgüyü bile dile getirip konuşturacak kadar etkilidir; beytin anlamı tam açık değildir.)

13. Kullarının üsküfünü güneşe benzettim; güneş o anda kızıp göğe külahını attı. (Üsküf, yeniçerilerin giydiği uzun başlıktır. Güneş, üsküfe benzetilmekten öyle sevinir ya da öyle gurur duyar ki külahını göğe fırlatır.)

14. Sen gök mekânlı bir padişahsın; şahlar adını işitince hepsi utançla başlarını yere koyarlar.

15. Ordun Elburz dağından geçecek olsa, onu hayvanların toynaklarıyla geniş bir şah yoluna çevirirler.

16. Ey devletin güneşi, Allah'ın gölgesi; ey zamanın Hâtem'i, dini koruyan şah. (Hâtem-i Tâî cömertliğiyle tanınmış eski bir Arap beyidir.)

17. Kulun Basîrî'ye inayet gözüyle bak; çünkü hali zülüf gibi perişan ve harap.

18. Feleğin gelini senin parlaklığının altın süslerini giysin; ta ki önünde güneş ile ay ayna olsun. (Gelinin önünde ayna tutulması eski bir düğün âdetidir.)

19. Zaman ömrünün elbisesini eskitip örtmesin; devlet sana her zaman kemer, saadet de külah olsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on dokuz beyitlik bir kasidedir ve aruzun muzâri bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez. Redif yoktur; kafiye "-âh" sesidir: sipāh, külāh, bārgāh, nigāh, rāh, vāh, āh, günāh, cāh, Selīmşāh, güvāh, ḥayāh, şāh-rāh, penāh, tebāh, māh. Kaside, Ahmet Kartal'ın neşrinde XLV numaradadır ve Basîrî'nin divanının sonundaki Türkçe şiirler arasındaki tek kasidedir. "Nigāh" ve "külāh" kelimeleri ikişer kez kafiye olarak kullanılır.

Kaside, klasik kasidenin bölümlerini kısa bir çerçeve içinde barındırır. İlk dört beyit padişahın göklere benzetilen büyüklüğünü anlatan bir girişle başlar. Beşinci beyitte şair, "bu matlaı" okuduğunu söyleyerek yeni bir bölüm açar; altıncı beyit, iki mısraı da "-âh" ile biten ikinci bir matladır. Kaside geleneğinde buna "tecdîd-i matla", yani matlaın yenilenmesi denir. Altıncı beyitten dokuzuncu beyte kadar süren kısım bir aşk bölümüdür: şair sevgiliye seslenir, onun saçının sevdasıyla öleceğini, dert ülkesinin padişahı olduğunu söyler. Dokuzuncu beyitte sevgiliye "kuluna zulmetme, şehinşah duyabilir" diyerek padişaha geçilir; bu geçiş beytine girizgâh denir. Onuncu beyitten on altıncı beyte kadar padişahın övgüsü, on yedinci beyitte şairin kendi hali, son iki beyitte de dua yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin övgü bölümleri gök imgeleriyle doludur. Felek padişahın ordugâhı, yıldızlar askeri, ay da altın işlemeli külah giymiş bir kuludur. Güneş sarayının kemerinde altın bir kadeh, gökyüzü ordusunun üzerinde sürme renkli bir otaktır. Samanyolu bile, feleğin padişahın sarayını seyretmek için açtığı bir yol olarak açıklanır. Bu açıklamalar hüsn-i talil sanatının örnekleridir: tabiattaki olaylara padişahın büyüklüğüyle ilgili şairane sebepler bulunur. On üçüncü beyitteki benzetme de aynı türdendir: şair padişahın kullarının, yani yeniçerilerin başlığı olan üsküfü güneşe benzetmiştir; güneş bu benzetmeden öyle etkilenir ki külahını göğe atar.

Aşk bölümünde şair kendini "dert ve mihnet ülkesinin padişahı" olarak tanıtır: âhı sancağı, feryadı davulu, gözyaşı askeridir. Bu beyit, padişahın gerçek ordusuyla âşığın manevî ordusu arasında bir paralellik kurar ve kasidenin iki bölümünü birbirine bağlar. Sancak, davul ve asker kelimelerinin âh, feryat ve gözyaşıyla sırayla eşleştirilmesi leff ü neşr sanatının bir örneğidir. Altıncı beyitte âhın dumanının başucunda "kara bir mum" olması, ölünün başucunda mum yakma âdetine yapılan bir göndermedir.

Padişah övgüsünde geleneğin bilinen isimleri kullanılır: İskender ve Keyhüsrev cihangirliği, Hâtem cömertliği temsil eder. Padişahın iki elinin altın saçması cömertliğine şahittir; ordusu Elburz dağından geçse onu toynaklarıyla şah yoluna çevirir. On yedinci beyitte şair, "hali zülüf gibi perişan" olan kendine inayet gözüyle bakılmasını ister. Kartal bu beyti Basîrî'nin geçim sıkıntısına bir örnek olarak verir; Basîrî'nin padişaha ve devlet büyüklerine sunduğu kasideler karşılığında aldığı câizelerle geçindiği TDV İslâm Ansiklopedisi'nde de belirtilir.

Tarihî Bağlam

Kasidede övülen padişah "Sulṭān Selīmşāh"tır. Kartal makalesinde kasideden iki beyit aktarırken onu "Sultan II. Selim'e yazdığı bir kaside" diye anar. Ancak Basîrî, Âşık Çelebi ve Kınalızâde'ye göre 941 (1534-35), Hüsameddin'e göre 940 yılında ölmüştür; II. Selim ise 1566'da tahta çıkmıştır. Bu durumda kaside ancak I. Selim'e, yani Yavuz Sultan Selim'e (1512-1520) sunulmuş olabilir.

Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi'nde Basîrî hakkında tezkirelerden farklı bir hayat hikâyesi verir. Ona göre Basîrî Amasya'da büyümüş, Şehzade Ahmed'in nedimi ve özel şairi olmuştur; 918'de Şehzade Ahmed'in ölümünden sonra Amasya'da kalmış, 920 (1514) yılında Sultan Selim Amasya'ya geldiğinde bir "Zafer kasîdesi" sunarak onun iltifatını kazanmış ve İstanbul'a gitmiştir. Bu kasidenin o kaside olup olmadığı kaynaklarda belirtilmez. Elimizdeki metinde bir zaferden ya da belirli bir seferden söz edilmez; on beşinci beyitteki Elburz dağı da bir varsayım olarak anılır. Hüsameddin'in bilgisi kaynak göstermediği ve tezkirelerle çeliştiği için bu bağ ancak bir ihtimal olarak anılabilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 180-182, Basîrî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
  • Abdizâde Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi 6-8. Cilt, ed. Songül Keçeci Kurt - Recep Orhan Özel - Metin Hakverdioğlu, Amasya: Amasya Belediyesi, 2022, s. 418-419. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar