Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Tīġ-i cefāyile yüregüm pāre eyledüñ
Bir yare bitmeden daḫı bir yare eyledüñ
Yā Rab ḳara beñi bigi ol māhpārenüñ
Baḫtum sitāresini n’içün ḳara eyledüñ
Gül-gūn ḳabā geyüp yine ey serv gül gibi
Ṣabrum yaḳasını yine ṣad-pāre eyledüñ
Derdine çāre yoḳ dirimişsin bu zār içün
Daḫı ne çāre kim beni bīçāre eyledüñ
Yüzidür āfitāb Baṣīrī ne vechile
Mihr-i sipihr adını ruḫsāre eyledüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Cefa kılıcıyla yüreğimi parça parça ettin; bir yara kapanmadan bir yara daha açtın.

2. Yâ Rab, o ay parçası güzelin kara beni gibi talihimin yıldızını niçin kara ettin? (Kara talih, kötü bahttır; sevgilinin siyah beni de bir yıldız gibi düşünülür.)

3. Ey servi boylu, yine gül renkli bir kaftan giyip gül gibi sabrımın yakasını yüz parça ettin. (Açan gül, yakası yırtılmış birine benzetilir; sevgilinin kırmızı kaftanı âşığın sabrını paramparça eder.)

4. Bu inleyen âşık için "derdine çare yok" demişsin; daha ne çare var ki, beni çaresiz ettin.

5. Ey Basîrî, onun yüzü güneştir; göğün güneşinin adını ne yüzden yanağa verdin? ("Vech" hem yüz hem de sebep, yol demektir. Beyit, sevgilinin yüzünün asıl güneş olduğunu, göğün güneşinin adının ona verilmesinin bile eksik kaldığını söyler.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun muzâri bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; neşir vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "eyledüñ" kelimesidir; kafiye "-āre / -are" sesine dayanır: pāre, yare, ḳara, ṣad-pāre, bīçāre, ruḫsāre. Türkçe "yara" ve "ḳara" kelimeleri kafiyeye kısa ünlüyle katılır; "pāre" kelimesi de birinci ve üçüncü beyitte iki kez kafiye olur. Mahlas son beyitte geçer. Gazel Ahmet Kartal'ın neşrinde XLVII numaradadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün beyitleri sevgiliye ya da Tanrı'ya yöneltilmiş bir sitem olarak kurulur; "eyledüñ" redifi her beyitte karşıdakinin yaptığını sayar. İlk beyitte cefa bir kılıçtır ve âşığın yüreğini parçalar. "Bir yara bitmeden daha bir yara" sözü, yaraların üst üste açıldığını gösterir. İkinci beyitte hitap Tanrı'ya döner. Sevgilinin yüzü ay parçasıdır, beni de bu ayın yanında siyah bir yıldızdır; âşık, kendi talih yıldızının da o ben gibi kara olmasından yakınır. Ay ile yıldızın, beyaz ile siyahın bir arada kullanılması beyte bir tenasüp kazandırır.

Üçüncü beyitte divan şiirinin bilinen bir imgesi işlenir. Gül açarken yaprakları ayrılır ve bu, yakasını yırtan bir âşığa benzetilir. Basîrî bu imgeyi tersine çevirir: gül renkli kaftan giyen sevgili gül gibi açılır, ama yırtılan yaka âşığın sabrının yakasıdır. "Ṣad-pāre", yani yüz parça, gülün yüz yapraklı oluşunu da hatırlatır. Dördüncü beyit "çāre" ile "bīçāre" arasındaki iştikak üzerine kuruludur: sevgili âşığın derdine çare olmadığını söylemiştir, ama onu çaresiz bırakan da sevgilinin kendisidir.

Son beyitte "ne vechile" sözü bir tevriye taşır. "Vech" hem "yol, sebep" hem de "yüz" demektir; mısra hem "ne sebeple" hem de "hangi yüzle" diye anlaşılabilir. Sevgilinin yüzü zaten güneştir; şair kendine, göğün güneşinin adını onun yanağına nasıl verdiğini sorar. Sevgiliyi güneşe benzetmenin bile onun hakkını vermediğini söyleyen bu soru, divan şiirinde benzetmenin yetersizliğini dile getiren bilinen bir söyleyiş biçimidir. Gazel, kısa ve sade beyitleriyle Çavuşoğlu'nun Basîrî için söylediği rahat söyleyişe örnek sayılabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar