Pontus Krallığı'nın tarihi iki kentin adıyla anlatılır. İlki, Yeşilırmak'ın açtığı derin vadide, kayalığın dibine kurulu Amaseia'dır; ikincisi, Karadeniz'e doğru uzanan dar bir yarımadanın boynunda yer alan Sinope. Hanedan iç yaylaların kayalık bir kale-kentinden yola çıkmış, iki yüzyıl kadar sonra Roma'ya karşı savaşını bir liman kentinden yönetmişti. Aradaki geçiş, antik kaynaklarda tek bir "taşınma kararı" olarak görünmez; bir fetih ve onu izleyen yavaş bir ağırlık değişimi olarak okunur. I. Pharnakes'in hayatı ve kral kaya mezarları başka yazıların konusudur; burada yalnız başkentlik yükünün Amaseia'dan Sinope'ye nasıl ve hangi gerekçelerle kaydığı ele alınıyor.
Amaseia: Kayanın İçindeki Merkez
Hanedanın kurucusu Mithridates Ktistes, Antigonos'un elinden kaçtıktan sonra önce Paphlagonia'daki Kimiata'ya, oradan Kapadokya'nın kuzeyindeki Amaseia çevresine geçti. Strabon, Kimiata'yı Olgassys Dağı'nın eteğindeki sağlam bir kale olarak anar ve Ktistes'in kendisini Pontus'un efendisi ilan ederken buradan hareket ettiğini, soyundan gelenlerin de Eupator'a kadar iktidarı sürdürdüğünü yazar. Krallık yaklaşık MÖ 281'de ilan edildi; Ktistes'in oğlu Ariobarzanes, Karadeniz kıyısındaki ilk önemli liman olan Amastris'i MÖ 279'da ele geçirdi. Buna karşın hanedanın siyasi ve törensel merkezi uzun süre iç bölgede kaldı. Modern özetler Amaseia'yı Pontus'un erken dönem başkenti, kralların sarayı ile kral mezarlarının bulunduğu iç bölge kenti olarak tanımlar.
Strabon, kendi memleketi olan Amaseia'yı olağanüstü bir doğal savunma düzeneği olarak betimler. Kent, İris'in (Yeşilırmak) geçtiği geniş ve derin bir vadidedir ve ırmağa doğru dimdik inen bir kayanın üzerinde yükselir. Kayanın bir yanında nehir kıyısındaki yerleşimi çeviren sur, öbür yanında zirvelere tırmanan duvarlar vardır; birbirine doğal olarak bağlanan iki tepe görkemli kulelerle donatılmıştır ve Strabon, kralların saraylarıyla anıtlarının bu surun içinde bulunduğunu özellikle belirtir. İki zirveyi birleştiren boyun dardır; boynun iki yanındaki yamaç ırmak kıyısından ve banliyöden çıkıldığında beş altı stadion yüksekliğindedir, boyundan zirvelere ise bir stadionluk, hiçbir kuvvetin aşamayacağı sarp bir tırmanış kalır. Kayanın içine, biri ırmağa, biri boyuna doğru iki boru biçiminde kanal oyulmuş, böylece kuşatma altında bile susuz kalınmaması sağlanmıştır. Irmağın üzerinde iki köprü bulunur: biri kentten banliyöye, öteki banliyöden dış toprağa geçer.
Bu tarif, Amaseia'nın neden uzun süre hanedanın güvenli merkezi olarak kaldığını açıklar. Yayla krallığının ihtiyacı, ticaret yollarına açılmaktan önce, ova ile dağ arasında sağlam bir sığınaktı. Strabon'a göre vadi, Kiliokomon denilen ovaya, sonra Diakopene ve Pimolisene bölgelerine açılır ve Halys'e kadar uzanan verimli topraklara bağlanır; Amaseialıların ülkesi kuzeyden güneye Zelitis'e ve Büyük Kapadokya'ya dek uzanır, Ximene'de ise ırmağa adını verdiği düşünülen kaya tuzu ocakları bulunur. Pontus'un iç bölümünde başka kral konutları da vardı; Strabon, Gaziura'yı "eski bir kral oturağı, şimdi ıssız" diye anar. Amaseia bunların en sağlamı ve en uzun süre kullanılanı oldu. Kral mezarlarının kayalıktaki yeri ve bunların kime ait olduğu ise ayrı bir tartışmadır.
Kıyıdaki Engel: Bağımsız Sinope
Pontus'un Karadeniz'e açılma isteği krallıkla yaşıttı. Kıyı şeridi Yunan kentlerinin elindeydi ve bunların en önemlisi Sinope'ydi. Miletoslular tarafından kurulan kentin tarihi MÖ yedinci, belki sekizinci yüzyıla çıkar; Sinope kendi parasını basmış, koloniler kurmuş, adını Kapadokya'da çıkarılıp antik dünyanın her yerinde kullanılan kırmızı toprak boyaya, sinopia'ya vermişti. Strabon bölgenin en dikkate değer şehri saydığı Sinope'nin bir deniz üssü kurduğunu, Kyaneai Kayaları'nın içindeki denize hükmettiğini, bu kayaların ötesindeki birçok Yunan mücadelesine de katıldığını yazar. Kent, iki yanında liman ve demirleme yerleri bulunan bir yarımadanın boynuna oturduğundan hem savunması kolay hem ticarete elverişliydi. Kıyıları kayalık ve oyuklarla kaplı olduğu için denizden yaklaşmak güçtü; deniz yükseldiğinde sularla dolan bu kaya boşluklarına halk "choenicides" derdi. Yamaçların üstündeki topraklar bahçelerle süslü ve verimliydi, kentin kendisi sur, gymnasion, agora ve sütunlu galerilerle donanmıştı. Strabon, Kynik filozof Diogenes'i Sinope'nin yetiştirdiği seçkin kişiler arasında sayar.
Kent iç bölgeyle ilişkisini de erken kurmuştu. Sinope MÖ dördüncü yüzyıla kadar iç topluluklardan görece yalıtık kalmış, sonrasında kıyı ile iç bölge arasındaki ekonomik hareketin arttığı görülmüştür. Pontus krallarının Sinope'ye göz diktiği çok erken ortaya çıkar. Polybios'un aktardığına göre Pontus kralı MÖ 220 dolayında kenti kuşattı; Sinopeliler Rodos'tan yardım alarak saldırıyı savuşturdu. Kimi anlatımlar bu kralı II. Mithridates olarak verir. Böylece Sinope, iç yaylalardan gelen ilk hamleye karşı ayakta kalmış, yönünü Rodos gibi denizci güçlere çevirebilen bir kent olarak özerkliğini bir süre daha sürdürmüştü. Bu kuşatmanın başarısızlığı, kıyının fethi için salt bir yayla ordusunun yetmeyeceğini gösteriyordu; kent ancak uygun bir siyasi fırsatta ve beklenmedik bir hamleyle alınabilirdi.
MÖ 183 Dolayında Fetih
İkinci yüzyılın ilk yarısında durum değişti. I. Pharnakes, Bithynia Kralı I. Prusias'la birlikte Bergama Kralı II. Eumenes'e karşı yürütülen savaşa katıldı; barış MÖ 183'te yapıldı. Pharnakes'in Sinope'yi aldığı tarih kaynaklarda kesin değildir: kimi anlatımlar kentin MÖ 183'ten önce düştüğünü söyler, kimileri MÖ 182'yi verir. Başlıca tanıklık Strabon'dur. Strabon, Sinope'nin iki kez ele geçirildiğini yazar; ilkinde Pharnakes kente beklenmedik biçimde, birdenbire saldırmıştır, ikincisinde Lucullus kenti hem içeriden hem dışarıdan kuşatmıştır. Aynı yerde kentin önce Pharnakes tarafından, sonra onun halefleri tarafından Eupator'a ve Eupator'u deviren Romalılara kadar köleleştirildiği söylenir. Bu ifade, Pontus yönetiminin kıyı kenti üzerindeki ağır baskısını da anlatır.
Rodoslular fethi öğrenince Roma'ya bir elçilik gönderip şikâyette bulundu; Senato bu şikâyetten bir sonuç çıkarmadı. Polybios bu elçiliği ve Roma'nın sessizliğini kaydeder. Pharnakes aynı yıllarda yalnız Sinope ile yetinmedi. Kotyora'yı, adını kendisinden alan Pharnakeia'yı ve doğuda Trapezus'u da alarak Anadolu'nun kuzey kıyısının büyük bölümünü denetimine aldı. Ardından Eumenes ve Kapadokya Kralı IV. Ariarathes'le MÖ 181'de başlayan savaş, yaklaşık MÖ 179'da Pharnakes'in Galatia ve Paphlagonia'daki kazanımlarını, Tium dahil, geri vermesiyle kapandı. Yalnız Sinope elinde kaldı. Başkent meselesi bakımından asıl önemli olan da budur: kıyıdaki öteki kazanımlar geri verilirken Sinope krallığın elinde kaldı ve kalıcı bir deniz merkezine dönüşebildi.
Başkentin Yer Değiştirmesi
Antik kaynaklarda "başkent Amaseia'dan Sinope'ye taşındı" biçiminde tek bir cümle ya da resmî bir karar yoktur. Elimizde olan, sonradan ortaya çıkan tablodur. Strabon, Mithridates Eupator'un Sinope'de doğup büyüdüğünü, kente özel bir şeref tanıdığını ve onu krallığın metropolis'i, yani ana kenti saydığını yazar. Pontus Krallığı'nı özetleyen modern anlatımlar da Sinope'nin ele geçirildikten sonra Pontus başkenti olduğunu belirtir; krallığın başkenti olarak Amaseia ve Sinope birlikte anılır. Pharnakes'in fethi ile Eupator'un kenti ana merkez sayması arasındaki süre, geçişin tek bir yılda değil, birkaç kuşağa yayılan bir süreçle gerçekleştiğini düşündürür.
Aynı çizgide, V. Mithridates Euergetes'in MÖ 121-120 dolayında Sinope'de suikasta uğradığı bildirilir. Olayın ayrıntıları belirsizdir, ama kralın o sırada kıyı kentinde bulunması, hanedanın gündelik işlerini artık burada yürüttüğüne işaret eder. Yine de bu, Amaseia'nın terk edildiği anlamına gelmez. Strabon'un tarifinde Amaseia, kralların saraylarını ve anıtlarını surları içinde barındıran bir kenttir. Mithridates'in en değerli hazinelerinin saklandığı Kainon Chorion gibi sarp kaleler de kralların iç bölgedeki varlığını sürdürdüğünü gösterir. İç bölge, hanedanın hazinesi ve sığınağı olmayı sürdürüyordu.
Neden Deniz?
Kaynaklar geçişin gerekçelerini bir bildiriyle vermez, ama nedenler antik anlatımdan okunabilir. Birincisi ticaretti. Strabon, Sinopelilerin palamut avında ikinci payı aldığını, kentin iki yanında limanlar ve demirleme yerleri bulunduğunu yazar; kuzey ve güney kıyıları arasındaki deniz yolunun üzerindeki böyle bir kent, iç bölgedeki bir kale-kentin hiçbir zaman sağlayamayacağı bir gelir ve ilişki ağı demekti. Pontus topraklarının kıyı kesimi kereste, balık ve zeytin bakımından zengindi; Pharnakeia yakınlarındaki madenlerden demir ve gümüş çıkarılıyor, Khalybes dağlarının çeliği Yunanistan'da ün yapıyordu. Kıyıdaki bir başkent bu zenginliğin akışına iç bölgedeki bir saraydan çok daha yakındı.
İkincisi donanmaydı: Sinope önceden bir deniz üssü kurmuş, Kyaneai Kayaları'nın içindeki denize hükmetmişti. Bir kral için bu, hazır bir tersane ve gemi gücü demekti. Üçüncüsü Yunan dünyasıyla ilişkiydi. Pharnakes'in Atina'ya yaptığı bir bağış ve Delos'taki Atinalıların kendisine ve karısı Nysa'ya verdiği altın taç ile diktikleri bronz heykeller, hanedanın bu dönemde Ege dünyasına yöneldiğini gösterir. Delos yazıtı MÖ 160 ya da 159 tarihlidir ve bağışın tam niteliği bilinmez. Hellenleşme sonraki kralların döneminde de sürdü: V. Mithridates Ege'den geniş ölçekte Yunan paralı asker topladı, Delos'ta onurlandırıldı ve paralarında kendisini Apollon olarak betimletti. Bir kıyı başkenti bu bağları kurmak ve sürdürmek için iç yaylalardan çok daha elverişliydi.
Savunma bakımından da Sinope hanedana yabancı bir ortam sunmuyordu. Kent yarımadanın boynuna kurulu, çevresi kayalık ve sur içindeydi; Strabon bu duvarları "güzel" diye niteler. Kimi anlatımlara göre kale ve surlar, yedinci yüzyıldaki Kimmer yıkımından sonra, IV. Mithridates döneminde onarılıp bugünkü genişliğine kavuşturulmuştur; bu bilgi tartışmalıdır ve tarihlemesi kesin değildir. Amaseia'nın kaya kalesinden sonra hanedan yine doğal bir savunmanın içinde kalıyordu; fark, bu kez önünde deniz bulunmasıydı. Ama kıyı kenti iç kale kadar güvenli de değildi: Strabon, Lucullus'un kuşatması sırasında kral tarafından garnizon komutanı atanan Bakkhides'in, içerideki ihanet kuşkusuyla sürekli zulüm ve cinayet işlediğini, bunun halkı kenti savunmaktan da barışa razı olmaktan da soğuttuğunu anlatır.
İki Merkezli Bir Düzen
Pontus Krallığı tek bir başkente sıkışmış bir devlet gibi çalışmadı. Strabon'un dolaştığı Pontus'ta Amaseia, Sinope, Amisos, Kabeira, Gaziura gibi birçok kral oturağı ya da kale-saray bulunur. Kabeira çevresinde, Ameria köyünde, Pharnakes adına anılan Mên tapınağı vardı ve krallar bu tapınağa öyle saygı gösterirdi ki resmî yeminlerini "Kralın Talihi'ne ve Pharnakes'in Mên'ine" diye ederlerdi. Bu ayrıntı, Pharnakes'in iç bölgedeki dinsel yapıyla da ilgilendiğini ve yeni deniz merkezinin iç bölgeden koparılmadığını düşündürür. Pharnakes'in oğullarından biri olan Arsakes'in Sagylion kalesinde, Pompeius dönemine yakın bir zamanda, yiyeceksiz kalarak yakalandığını da Strabon yazar; kalenin su haznesi Pompeius'un emriyle kullanılmaz hâle getirilmişti. Bu anlatı, iç bölgedeki kalelerin sonraki yıllarda da hanedan çekişmelerinde kullanıldığını gösterir.
Bu nedenle başkent değişimi, bir şehrin ötekinin yerini alması olmaktan çok, ağırlık merkezinin kaymasıydı. Sinope hanedanın gündelik siyasetinin, denizle ilişkisinin ve ticari gücünün merkeziydi; Amaseia ise kalesi, kral saraylarıyla anıtlarının bulunduğu merkezi ve iç bölgenin kilidi olarak önemini korudu. Sinope'nin ağırlığı Eupator'un MÖ 120'de tahta çıkmasından sonra doruğa ulaştı. Eupator, doğup yetiştiği bu kenti krallığın ana kenti saydı ve Roma'ya karşı mücadelesinin büyük bölümünü deniz kıyısındaki bu merkezden yönetti.
Gömü Geleneği Üzerine
Yaygın bir anlatıya göre ilk beş kral Amaseia'daki kaya mezarlarına gömülmüş, Pharnakes'ten sonraki krallar Sinope'ye gömülmeye başlamıştır. Bu anlatının tümü antik kaynaklarla doğrulanamamıştır. Strabon yalnızca kralların saraylarının ve anıtlarının Amaseia surları içinde bulunduğunu söyler. Modern özetlerde ise Eupator'un Sinope'de doğduğu ve gömüldüğü yazılır. Böylece hanedanın son büyük hükümdarının gömü yerinin deniz kenti olduğu, daha eski kralların anıtlarının ise Amaseia'da kaldığı görülür. Kaya mezarlarının kimlere ait olduğu ayrı bir tartışma konusudur ve burada ele alınmaz.
Sonrası
Sinope'ye Lucullus MÖ 70'te girdi. Strabon, onun kentin süslerine dokunmadığını, yalnız Billaros'un küresini ve Sthenis'in yaptığı, kentlilerin kurucu sayıp tanrısal onurla andığı Autolykos heykelini götürdüğünü yazar; kentte Autolykos'un bir kehanet yeri de vardı. Eupator'un yenilgisinin ardından Pompeius'un düzenlemeleriyle Pontus'un batı yarısı ve kıyıdaki Yunan kentleri, Sinope dahil, Bithynia et Pontus eyaletine katıldı; iç bölge ve doğu kıyısı bir süre daha bağımlı krallık olarak kaldı. Caesar MÖ 47'de Sinope'ye bir Roma kolonisi, Colonia Iulia Felix kurdu; Strabon da kentin Romalı yerleşimcileri barındırdığını ve toprağının bir kısmının onlara ait olduğunu yazar. Amaseia ise Strabon'un deyişiyle hâlâ çok iyi korunan bir şehirdi. Strabon bu kenti kendi yurdu olarak anar ve Mithridates savaşlarının iç bölgede bıraktığı yıkık kaleleri, boşalmış toprakları da aynı yerde kayda geçirir; ona göre Amaseia önce krallara verilmiş, sonra bir eyalet olmuştu.
Başkentin Amaseia'dan Sinope'ye geçişi böylece Pontus'un iç yaylalardan Karadeniz kıyısına doğru genişleyen bir devlet olmasının en görünür işaretidir. Süreci başlatan olay Pharnakes'in MÖ 183 dolayındaki Sinope fethidir; sonrası ise tek bir kararın değil, birkaç kuşağa yayılan bir dengenin ürünüdür.
Kronoloji
MÖ 281 dolayı: Mithridates Ktistes krallığını ilan eder; merkez Amaseia çevresindedir.
MÖ 279: Ariobarzanes, kıyıdaki ilk önemli liman olan Amastris'i ele geçirir.
MÖ 220: Pontus kralı Sinope'yi kuşatır, kenti alamaz.
MÖ 183 (kimi anlatımlarda 182): I. Pharnakes Sinope'yi ele geçirir; Rodos Roma'ya şikâyette bulunur, sonuç alamaz.
MÖ 181-179: Eumenes ve Ariarathes'le savaş; Pharnakes barış karşılığında Galatia ve Paphlagonia'daki kazanımlarını bırakır, Sinope'yi saklar.
MÖ 160 ya da 159: Delos'taki Atinalılar Pharnakes ve Nysa'yı altın taç ve heykellerle onurlandırır.
MÖ 121-120: V. Mithridates Sinope'de öldürülür.
MÖ 120-63: VI. Mithridates Eupator dönemi; Sinope krallığın ana kenti sayılır.
MÖ 70: Lucullus Sinope'yi ele geçirir.
MÖ 47: Caesar Sinope'de Roma kolonisi kurar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Coğrafya (Geographika), XII. kitap, 3. bölüm (Sinope, Amaseia, Pontus'un iç bölgeleri).
Diğer kaynaklar
- Polybios, Tarih, IV. 56; XXIII. 9; XXIV. 1-9 (Sinope kuşatmaları, Pharnakes savaşları).
- Pharnaces I of Pontus, Wikipedia: https://en.wikipedia.org/wiki/Pharnaces_I_of_Pontus
- Kingdom of Pontus, Wikipedia: https://en.wikipedia.org/wiki/Kingdom_of_Pontus
- Sinop, Wikipedia: https://en.wikipedia.org/wiki/Sinop,_Turkey
- Mithridates III of Pontus, Wikipedia: https://en.wikipedia.org/wiki/Mithridates_III_of_Pontus
- B. C. McGing, The Foreign Policy of Mithridates VI Eupator, King of Pontus, Brill, 1986.
Çevrimiçi kaynaklar









