Bir şehzade sancağı, küçük ölçekte bir devletti. Amasya'ya sancakbeyi olarak gönderilen şehzade, sancağında bir hükümdar gibi hareket eder; etrafında da merkezdeki teşkilatın örnek alındığı bir idari kadro bulunurdu. Kaynaklarda "çelebi sultan" diye anılan bu şehzadelerin yanında divan toplayan bir lala, gelirleri yöneten bir defterdar, yazışmaları yürüten bir nişancı ve kâtipler, kapıyı bekleyen ağalar, sofrayı, ahırı ve çadırları işleten kalabalık bir hizmet kadrosu yer alırdı. Haldun Eroğlu'nun tespitine göre şehzade maiyetlerinde görev yapanların sayısı XVI. yüzyılda iki bin kişiye kadar yükselmişti. Bu kadronun adları çoğu zaman büyük olayların gölgesinde kalmıştır, fakat sancağın gündelik idaresi büyük ölçüde onların elinden geçiyordu. Amasya'nın camilerinden, medreselerinden ve hamamlarından birçoğu da şehzadelerin yanında bu şehre gelmiş devlet adamlarının ve kapı ağalarının eseridir.
Çelebi Sultan ve Sancağın Küçük Devleti
Osmanlılar ilk dönemlerde yeni ele geçirdikleri toprakları, eski Türk devletlerindeki uygulamaya benzer biçimde sancak hâline getirip hanedan üyelerinin idaresine bırakırdı. Şehzadelerin sancaklara gönderilmesine "sancağa çıkma" denir, sancağa çıkan şehzadeye de "çelebi sultan" adı verilirdi. Bu uygulamanın birkaç amacı vardı: Şehzade devlet idaresini yaşayarak öğrenecek, hanedanın bölgedeki temsilcisi olarak merkezin varlığını hissettirecek, sancağın gelirleri de ona tahsis edildiği için hazinenin yükü hafifleyecekti. Eroğlu'nun belirttiği üzere bir yerin şehzade sancağı sayılması için uç bölgede bulunması, eski bir beyliğin merkezi olması ve bir kültür ve ticaret şehri niteliği taşıması gözetilirdi. Kadı Burhâneddin'in topraklarından alınan Amasya bu şartların hepsini taşıyordu. Yıldırım Bayezid'in Amasya'yı almasından sonra veliaht sayılan şehzadeler bu sancağa gönderilmeye başlandı, Yavuz Sultan Selim'den sonra ise ağırlık Manisa'ya kaydı.
Amasya'da sancakbeyliği yapan şehzadelerin listesi uzundur. Yıldırım Bayezid oğlu Mehmed Çelebi'ye Amasya'yı vermiş, Çelebi Mehmed de tahta çıktıktan sonra büyük oğlu Murad'ı doğu sınırı olan bu şehre göndermişti. II. Murad'ın büyük oğlu Alâeddin Ali, Fâtih'in büyük oğlu Bayezid, II. Bayezid'in oğlu Ahmed, Kanûnî'nin oğulları Mustafa ve Bayezid de Amasya'da çelebi sultan olarak bulundu. Fâtih döneminde imparatorluğun düzeni yerleştiğinde Manisa, Amasya ve Konya dışında çelebi sultan sancağı kalmamıştı ve bu üç sancak padişahın üç oğlunun elindeydi. Amasya bu ayrıcalığını 1559'a kadar korudu. Şehzade Bayezid'in İran'a kaçması üzerine şehir çelebi sultan sancakları arasından çıkarıldı ve bundan sonra Amasya'da hiçbir şehzade görev yapmadı.
Şehzadenin sancağa çıkışı törenle olurdu. Uzunçarşılı'nın Topkapı Sarayı Arşivi'ndeki belgelere dayanarak anlattığına göre padişah adına veziriâzam tarafından ona tabl, alem ve yeşil bayrak verilir; altın ve gümüş eyerler, at koşumları, kaftanlar, kürkler, ipekli kumaşlar, mutfak takımları, at, katır ve deve kafileleri teslim edilirdi. Şehzade annesiyle birlikte yola çıkar ve onun nezareti altında bulunurdu. Bu hazırlığın en önemli bölümü maiyetin "tertibi"ydi. Kanûnî'nin oğlu Şehzade Mehmed'in sancağa çıkışından altı ay önce lalasından, hocasından, defterdarından ve nişancısından başlayarak kapıcılar kethüdasına, çavuşbaşısına, reisülküttabına, imrahoruna kadar görevliler belirlenmiş, sipahi, silahdar, ulufeci, sekban, solak bölükleri ile ahır ve kiler hizmetlilerinden iki binden fazla kişi bu maiyete yazılmıştı.
Şehzade Divanı
Maiyetin merkezinde şehzade divanı bulunurdu. Uzunçarşılı bu kurulu Dîvân-ı Hümâyun'un küçük bir örneği olarak tarif eder: Vezir makamında lala, yanında nişancı, defterdar, reisülküttap, çavuşbaşı, kapıcılar kethüdası ve divan kâtibi yer alırdı. Eroğlu'ya göre divan haftanın belli günlerinde toplanır ve şehzadenin yetki alanındaki meseleleri karara bağlardı; asıl üyeleri lala, defterdar ve nişancıydı, kâtip ve saka da hazır bulunur, görüşülen işle ilgili başka kişiler de çağrılabilirdi. Sancaktaki davalar, dirlik ve vergi işleri, asayiş meseleleri, merkeze gönderilecek arzlar burada görüşülürdü. Genç şehzade divanın başında otururken işlerin nasıl tartıldığını, bir kararın hangi defter ve kanuna dayanılarak verildiğini burada öğrenirdi.
Şehzadenin yetkileri geniş, fakat sınırsız değildi. Maiyetindeki görevlileri tayin ve azledebilir, timar ve maaş verebilir, mevcut dirliklere terakki yapabilir, ceza verebilir ya da affedebilirdi. Sancağın iktisadi, ticari, imar ve sosyal işlerinden de sorumluydu. Buna karşılık bu işleri merkeze bildirmek ve onay almak zorundaydı. Uzunçarşılı, çelebi sultanların sancaklarında yaptıkları tevcihlerin merkeze bildirildiğini, kabul edildiği takdirde asıl kütükte düzeltme yapıldığını ve bu iş için şehzadelerin yanında "küçük bir nişancı maiyeti" bulunduğunu yazar. Şehzadelerin isteklerinin kabulü de çoğu zaman merkezdeki veziriâzamın nüfuzuna bağlıydı. Antalya'daki Şehzade Korkud'un haslarının veziriâzam Hadım Ali Paşa'ya verilmesi ve Korkud'un itirazının reddedilmesi iki taraf arasında açık bir küskünlüğe yol açmıştı.
Divanın çıkardığı belgeler bir hükümdar divanının belgelerini andırırdı. Şehzadeler onay aldıkları işler için kendi tuğralarıyla hüküm yazarlardı. Şehzade tuğraları padişah tuğraları gibi üç flamalı ve iki kavisliydi; bu tuğralı hükümlere de padişah hükümlerinde olduğu gibi "tevkî-i hümâyun" denirdi. Elde bulunan en eski şehzade tuğralı hükmü, Konya'da bulunan Şehzade Şehinşah'ın maiyetindeki mehterlerin ücretleri için 1510 başında gönderdiği emirdir. Önemli tayinlerin tuğralı fermanlarla yapıldığı da olurdu. Uzunçarşılı, bu tür fermanların özellikle şehzade ile merkezin arasının açıldığı bunalımlı zamanlarda çıkarıldığına dikkat çeker. Amasya'dan bunun bilinen bir örneği vardır: Şehzade Bayezid, Amasya'da babasına karşı muhalif bir tavır aldığı sırada Sonisa hasları ile çeltik gelirleri padişah haslarına katılınca bu haslara kulu İsfendiyar'ı tayin etmiş ve eline berat vermişti. Belge hicrî 966 yılına, yani 1559 başlarına aittir.
Şehzade divanı merkezle yazışırken belli kalıplara uyardı. Çelebi sultan divandaki vezirlere yazdığı mektuplara "Huzûr-ı Pâşâyân-ı izâm ve Lalayân-ı fihâm" ya da benzeri bir hitapla başlar, sonunu "Muhibb-i bî-iştibâh Şehinşâh" veya "Muhibbü'l-müştâk Korkud" gibi bir ibareyle bağlardı. Padişaha doğrudan yazdığı arzların sonuna ise "bende" ya da "abdü'l-fakîr" kaydını düşerdi. Bu yazışmalar yalnızca idari işlerle sınırlı kalmazdı. Sancakbeyi şehzadeler casuslar aracılığıyla sınır ötesinden aldıkları haberleri de Dîvân-ı Hümâyun'a bildirirdi. Amasya valisi Şehzade Ahmed'in oğlu Karahisar sancakbeyi Murad'ın divana gönderdiği bir arz bunun güzel bir örneğidir: Murad, Arapkir beyi Seydi Ahmed Bey'in sadakatinden ve Tebriz'den gelen adamlarından aldığı haberlere dayanarak Timurlu hükümdarının ölümünü, Akkoyunlu hükümdarının Horasan'a göz diktiğini ve Memlük tarafından gelen haberleri merkeze aktarmıştı.
Padişahın şehzadeye yazdığı fermanların başındaki elkab da bu ilişkinin dilini gösterir. Fâtih Sultan Mehmed'in Amasya valisi oğlu Bayezid'e gönderdiği fermanda "ferzend-i es'ad-ı erşed, ercümend nûr-ı hadaka-i saltanat, nevver-i hadîka-i memleket, nûrü'd-devleti ve'd-dîn oğlum Bayezid tâle bekāhu" hitabı kullanılmıştı. Kanûnî'nin Şehzade Mustafa'yı Manisa'dan Amasya'ya naklederken yazdığı ferman da benzer biçimde uzun ve süslü bir elkabla başlıyordu. Uzunçarşılı, bu hitapların babanın oğluna karşı duyduğu sevgiyi ya da ona vereceği hizmet dolayısıyla gururunu okşama isteğini yansıttığını söyler. Şehzadenin cevabı ise son derece mütevazı olur ve "bende", "kulun" gibi ifadelerle imzalanırdı.
Lala
Maiyetin başı ve en önde geleni lalaydı. Kelime Farsçada "efendinin çocuğuna bakmakla yükümlü hizmetkâr" anlamına gelir, zamanla hükümdar çocuklarının eğitiminden ve yetişmesinden sorumlu kişileri ifade eder olmuştur. Fâtih'in Teşkilât Kanunnâmesi şehzade lalalığının resmî bir nitelik kazandığını gösteren ilk açık belgedir; burada lalanın protokoldeki yeri mal defterdarının altında gösterilir. Bu makam XVI. yüzyılda giderek önem kazanmış ve yükselmiştir. Lalalar çoğunlukla Enderun'dan yetişmiş, tecrübeli ve güvenilir kişiler arasından titizlikle seçilir ve merkezden tayin edilirdi. İlk dönemlerde yerli ümera ailelerinden gelenler de bu göreve getirilmiş, XV. yüzyıl sonlarından itibaren ise genellikle kul kökenli devlet adamları tercih edilmişti. Uzunçarşılı lala seçiminin Dîvân-ı Hümâyun'un çok dikkat ettiği bir iş olduğunu, padişahın bu konuda divan heyetini sorumlu tuttuğunu belirtir.
Lalanın görevleri şehzadenin terbiyesinin çok ötesine uzanırdı. Şehzade divanına vezir sıfatıyla başkanlık eder, sancak askeriyle sefere çıkar ya da sefer sırasında bölgenin muhafazasını üstlenir, merkezle şehzade arasındaki bağı kurar, gerektiğinde merkezle doğrudan yazışarak tedbir alırdı. Şehzadenin ahlakını ve davranışlarını gözetmek de onun işiydi ve uygunsuz bir hareket görürse durumu divana bildirirdi. Bu denetim tek yönlü değildi. Lalanın kendisi şehzadeyi yoldan çıkarmaya kalkarsa şehzadenin annesi durumu padişaha arz ederek lalayı şikâyet edebilirdi. II. Bayezid'in oğlu Âlemşah'ın annesi Gülruh Hatun, oğlunun lalasının "cümle fesada baş" olduğunu, oğlunu ve çevresindekileri içkiye alıştırdığını yazarak lalanın değiştirilmesini istemişti.
Lalanın gerçek ağırlığı şehzadenin yaşına ve kişiliğine göre değişirdi. Şehzade küçükse idarenin yükü fiilen lalanın omuzlarındaydı. Yetişkin ve iradesi güçlü şehzadelerin yanında ise lala çoğu zaman ikinci planda kalır, görevi merkezle şehzade arasında aracılığa dönüşürdü. Lalalık kurumunu inceleyen araştırmalara göre II. Bayezid'in oğulları Selim, Korkud ve Ahmed gibi şehzadelerin yanındaki lalaların idari etkileri çok azdı, âdeta isim olarak tayin edilmiş bir mevkide kalmışlardı. Buna karşılık Fâtih'in, Kanûnî'nin, II. Selim'in, III. Murad'ın ve III. Mehmed'in lalaları siyasi ve idari bakımdan öne çıkmıştı. Lalaların görev süresi sancakbeylerininki gibi iki üç yıl kadardı. Sık sık değiştirilmelerinin başlıca sebebi, şehzadeyi etki altına alarak kendi başlarına bir güç odağı hâline gelmelerini önlemekti.
Amasya'nın lalaları Osmanlı devlet adamlarının önemli bir bölümünü kapsar. Çelebi Mehmed'in Amasya'daki sancakbeyliği sırasında yakın maiyetinde yer alan Amasyalı Bayezid Paşa, Fetret döneminde de bu şehzadeye bağlı kalmış, 1413'te veziriâzamlığa ve Rumeli beylerbeyiliğine yükselmişti; Amasya'daki cami, imaret ve medresesinin vakfiyeleri 1418 ve 1420 tarihlerini taşır. Çelebi Mehmed, 1414'te on iki yaşındaki oğlu Murad'ı Rum vilayeti beyliğiyle Amasya'ya gönderdiğinde Yörgüç Paşa'yı lala olarak yanına vermişti. Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancık bölgelerini içine alan bu vilayette Moğol ve Türkmen unsurlar huzursuzluk çıkarıyordu ve genç şehzade tedbirli lalasının yardımıyla düzeni sağlamaya çalıştı. Yörgüç Paşa'nın camisinin kitabesinde geçen "atabeg" unvanının babasına ait olmadığı, büyük ihtimalle kendi lalalığına işaret ettiği düşünülür.
Fâtih'in oğlu Bayezid yedi yaşında Amasya'ya gönderildiğinde idarenin ağırlığı doğal olarak lalalarına düşüyordu. Çandarlı İbrâhim Paşa ve Yahyâ Paşa gibi tecrübeli devlet adamları ona lala tayin edildi. Hüseyin Hüsâmeddin'in aktardığına göre Atabeyzâde Hayreddin Hızır Paşa da Bayezid'e lalalık yapmış, 1466'da Amasya'da kendi adıyla anılan mahallede bir medrese ve bir hamam yaptırmıştır. Cezerî Kasım Paşa'nın durumu ise bir şehzade maiyetinde ilerleyen bir kariyerin iyi bir örneğidir. Dîvân-ı Hümâyun'da görev yaptıktan sonra Mahmud Paşa'nın teveccühünü kazanmış ve Fâtih tarafından Amasya'daki Şehzade Bayezid'in defterdarlığına tayin edilmişti. Hüsâmeddin, kaynak göstermeden, Kasım Paşa'nın 1473-74'te Bayezid'e lala olarak Amasya'ya gittiğini ve 1479'da Vezir Mustafa Paşa'nın bu göreve getirilmesi üzerine İstanbul'a dönüp nişancı olduğunu yazar.
II. Bayezid'in oğlu Ahmed'in lalaları hakkında da bazı kayıtlar vardır. Gelibolulu Mustafa Âlî'ye göre Hadım Yakub Paşa, kapıcıbaşılık ve miralemlikten sonra Şehzade Ahmed'in lalalığını yapmış, ardından Aydın ili sancakbeyiyken Şehzade Şehinşah'a lala olmuştur. Taht mücadelesi yıllarında Ahmed'in lalası, Yularkısdı lakabıyla tanınan Sinan Bey'di. I. Selim'e ulaşan casus raporlarına göre Sinan Bey Rumeli askerlerinden on on beş bin kişi toplayarak Ankara'ya gelmiş ve Rumeli'ye geçme hazırlığına girişmişti. Bu kayıt, lalanın kriz anında şehzadenin en önemli askerî dayanağı hâline gelebildiğini gösterir.
Defterdar ve Sancağın Malî İşleri
Şehzadenin malî düzeni has gelirlerine dayanıyordu. Çelebi sultan bulunduğu sancağın has gelirlerine sahip olduğu gibi şehrin ticaretinden alınan vergiler de ona ayrılırdı. XVI. yüzyıla kadar bağımsız harekâtlarda ya da serdar olarak katıldığı seferlerde elde edilen ganimetin beşte biri de önemli bir gelir kalemiydi. Bunlara merkezden ödenen salyane ve hediyeler eklenirdi. Kanûnî, 1558'de oğullarını birbirinden uzaklaştırmak için Selim'i Konya'ya, Bayezid'i Amasya'ya naklederken her birinin haslarına 300.000 akçe terakki vermişti. Gelirlerin yetmediği zamanlar da olurdu. Şehzadeler böyle durumlarda ya gelirlerinin artırılmasını ister ya da borç alırlardı. Şehzade Şehinşah'ın 1501'de bir tüccardan 125.000 akçe borç alınmasını istemesi bunun bilinen örneklerindendir.
Bu gelirlerin yönetimi defterdarın işiydi. Defterdar has gelirlerini kayda geçirir, giderleri karşılar, hükümlerin malî kısmını yazardı. Merkez bu görevin sınırlarını da gözetirdi. Şehinşah'a gönderilen bir emirde haslara dair hükümleri defterdarın yazacağı ve bunun 24 akçelik harcının defterdara ait olduğu hatırlatılmış, lalanın "tarih akçesi" adıyla aldığı 12 akçenin ise bid'at olduğu için alınmaması istenmişti. Defterdarların geçimi de çoğunlukla kendilerine verilen timar ve zeametlerle sağlanırdı. Kanûnî'nin oğlu Mehmed'in 1542 tarihli maiyet listesinde defterdarın yanında ruznameci, mukataacı, matbah emini, arpa emini, hassa harç emini ve matbah kâtibi gibi malî görevlilerin de adları ve gündelikleri yer alır.
Amasya'da şehzade defterdarı olarak görev yapanlardan birkaçının adı bilinmektedir. Şehzade Bayezid'in defterdarlarından biri, yukarıda anılan Cezerî Kasım Paşa'dır. Bir diğeri, şair, münşi ve hattat olarak tanınan Tâcî Bey'dir. Latîfî ve Âşık Çelebi'nin kayıtlarına göre Tâcî Bey Amasya'da Şehzade Bayezid'in defterdarı olarak hizmet etmiş ve Amasya seraskerliği görevinde bulunmuştur. Oğulları Câfer ve Sâdî Çelebiler Amasya'da doğdu ve ikisi de devrin önde gelen münşileri arasına girdi. Şehzade Ahmed'in taht mücadelesi sırasında defterdarı olan Muslihiddin'e gönderdiği bir hükümde paşaların, beylerin, ağaların, kapı halkının, atlıların ve yayaların mektupla kendisine bağlılık bildirdiği anlatılır. Bu belge, defterdarın yalnızca hesap tutan bir memur olmadığını, kriz anında şehzadenin taraftar toplama faaliyetinin de içinde yer aldığını gösterir.
Defterdarın ve lalanın birlikte merkeze yazdığı arzlar, maiyetin şehzade üzerindeki denetim işlevini de ortaya koyar. Uzunçarşılı'nın yayımladığı bir belgede lala Murad ile defterdar Hacı İvaz, şehzadenin çevresine sokulan bazı kişilerin onu afyona ve berşe alıştırdığını, kendilerinin bunu engellemeye çalıştıklarını, şehzadenin bir gün bir gece baygın yattığını ve suçluların silahdarbaşı Ali ile merkeze gönderildiğini bildirmişlerdi. Uzunçarşılı bu arzı Konya valisi Şehzade Şehinşah'a bağlar. Hamit Şafakcı ise Murad Paşa'nın II. Bayezid'in lalalarından olduğunu hatırlatarak belgenin II. Bayezid'in şehzadeliğiyle, dolayısıyla Amasya dönemiyle ilgili olabileceğini düşünür. Belgenin hangi şehzadeye ait olduğu kesin olarak çözülmüş değildir.
Nişancı, Reisülküttap ve Divan Kâtipleri
Divanın kalemi nişancının elindeydi. Nişancı şehzadenin tuğrasını çeker, hükümleri, beratları ve merkeze giden arzları hazırlatır, sancaktaki tevcihlerin kayıtlarını tutardı. Onun altında reisülküttap ve divan kâtipleri çalışırdı. Erken bir örnek Manisa'dan gelir: II. Murad'ın gazalarını anlatan anonim esere göre Şehzade Mehmed, Manisa'daki idareciliğini yanındaki iki lalası Kassaboğlu Mahmud Bey ve Nişancı İbrâhim Bey'e danışarak yürütmüştü. Bu kayıt nişancının daha XV. yüzyılın ortasında şehzade divanının çekirdek üyelerinden biri olduğunu gösterir. Şehinşah'ın maiyetinde Hüsrev Çelebi, Bali Bey, Hasan Bey ve Sinan Bey gibi nişancıların adları geçer ve nişancıların oğullarına da timar verildiği görülür.
Amasya'daki şehzade divanları devrin kâtiplik ve inşa geleneğiyle iç içe gelişti. Bayezid'in Amasya defterdarı Tâcî Bey'in oğlu Câfer Çelebi, 1452'de Amasya'da doğmuş, ilk derslerini burada almış, 1497'de Dîvân-ı Hümâyun'a nişancı olmuştu. Kaynaklara göre seleflerinin defterdarların altında yer almasına karşılık o derece bakımından defterdarın üstünde bir mevki elde etmiş, divan kitabetinde çığır açmış, tuğra ve divanî yazılarını ıslah etmişti. Kardeşi Sâdî Çelebi de Arapça inşada üstün bir kalem olarak tanındı; Câfer Çelebi'nin öldürülmesinden sonra Memlük sultanına yazılacak bir mektup için saraya çağrılmış ve yazdığı mektup çok beğenilmişti. Hüsâmeddin, Sâdî Çelebi'nin Amasya'nın güzelliklerini anlatan Hayrü'l-ahlâm adlı bir eser yazdığını kaydeder. Cezerî Kasım Paşa'nın Amasya'daki görevlerinden sonra 1481'de nişancılığa getirilmesi de şehzade divanı ile merkezî kalemin ne kadar yakın olduğunu gösterir.
Şehzade divanının kalemi ile Amasya'nın hat geleneği arasında da bir bağ vardı. Şehzade Bayezid Amasyalı Şeyh Hamdullah'tan hat dersleri almış, tahta çıkmak üzere 1481'de Amasya'dan ayrılırken hocasını ailesiyle birlikte İstanbul'a davet etmişti. Şehzadenin yazı hocasının aynı zamanda devrin en büyük hattatı olması, Amasya divanında yazılan hükümlerin ve arzların da özenli bir kalem çevresinde hazırlandığını düşündürür.
Kapı Halkı, Ağalar ve Hizmet Bölükleri
Divanın dışında kalan büyük kadro "kapı halkı" diye anılırdı. Bu kadronun bir bölümü merkez tarafından seçilirdi. Şafakcı'nın Eroğlu'na dayanarak verdiği bilgiye göre lala, silahdar, kapıcıbaşı, miralem, mirahur, kapı ağası, solak ve peyk gibi görevliler hükümet tarafından belirlenir; nişancı, defterdar, reisülküttap, çavuşbaşı ve kapıcılar kethüdası da hükümet memuru sıfatıyla şehzadenin yanında bulunurdu. Uzunçarşılı bu listeye tabip, cerrah, göz hekimi, şehzadenin hocası, matbah emini, arpa emini, çaşnigirbaşı ve çaşnigirler ile divan çavuşlarını ekler. Bunların yanında şehzadenin yaşına, derecesine ve önemine göre sayısı değişen sipahi, silahdar ve garip bölükleri, çadır mehterleri, ruznameci, mukataacı, imam ve müezzin bulunurdu. Bu görevliler yalnızca şehzadeye hizmet etmez, kendilerine tahsis edilen timar ve zeametlerdeki reayanın da idarecisi olurlardı.
Bir şehzade kapısının büyüklüğü hakkında en açık fikri Uzunçarşılı'nın yayımladığı belgeler verir. Şehzade Korkud'un hicrî 888 (1483) yılı sonunda sancağa çıkmadan önceki tahsisat kaydında çelebi sultana günde 100 akçe, lalası İbrâhim Ağa'ya ve annesine günde ellişer akçe, kapı ağasına beş, dayesine yedi, dadısına beş akçe ayrılmış, altı oğlana ve üç kapıcıya da gündelik bağlanmıştı. Korkud'un ilk cemaati on dört sipahi oğlanı, on bir silahdar, yirmi ulufeci, üç çadır mehteri ve beş aşçıdan oluşuyordu. Kanûnî'nin oğlu Mehmed'in 1542 tarihli kapı halkı listesi ise bir hükümdar maiyetini andıracak kadar kalabalıktır. Ağalar bölümünde hoca, nişancı, emir-i alem, kapıcıbaşılar, emirahur, çaşnigirbaşı, çakırcıbaşı, sipahi oğlanları ağası, silahdarbaşı, ulufeciler ağası, garipler ağası, çavuşbaşı, kapıcılar kethüdası, imam, ruznameci, divan kâtipleri, mukataacı, mehterbaşıları, solakbaşı, terzibaşı ve eminler yer alır.
Aynı listede altı kişilik bir hekim heyeti de vardır; birinci, ikinci ve üçüncü tabiplerin yanında bir göz hekimi ve iki cerrah sayılır ve tabipler arasında Yahudi Abraham adlı bir hekim de bulunur. Bunları on beşer akçe gündelikli çavuşlar, çaşnigirler, altmış sipahi oğlanı, elli silahdar, otuz ulufeci, yirmi beş garip, kapıcılar ve meşaleciler izler. Ahır hizmetinde saraçlar, arabacılar, katırcılar, erkek ve dişi deve bölükleri, seyisler; mutfakta aşçılar, helvacılar, ekmekçiler, kilerciler, yoğurtçu, tavukçu, mumcu ve kalaycı; ayrıca terziler, çamaşırcılar, sakalar, on bir kişilik alem mehterleri ve kırk iki kişilik çadır mehterleri kayıtlıdır. Sancağa çıkan şehzadelere verilen çadır listeleri de bu kadronun ölçeğini gösterir. Şehzade Mustafa'ya verilen takımda otağ-ı hümâyunlar, divanhane çadırları, hazine, kiler, saraçhane ve matbah çadırları, kapı ağası, kilercibaşı, hassa oğlanları, terziler, ekmekçiler, helvacılar, sakalar ve kasaplar için ayrı ayrı çadırlar sayılır.
Amasya'da şehzade kapısının bıraktığı en somut izler, kapı ağalarının yaptırdığı yapılardır. II. Bayezid'in şehzadeliği yıllarında kapı ağalarından olan ve Büyük Kapu Ağası diye anılan Hüseyin Ağa, Helkıs Köprüsü'nün güneyindeki Kazancı Mahallesi'nde 1483'te bir bedesten, Şamlılar Mahallesi'nde de 1489'da bir medrese yaptırmıştır. Kapıağası ya da Hüseyniye adıyla da bilinen bu medrese bugün Büyük Ağa Medresesi olarak tanınır. Küçük Kapu Ağası olarak bilinen Ayas Ağa b. Abdurrahman da aynı mahallede 1495'te Ayas Ağa ya da Şamlılar Medresesi diye anılan bir medrese, Bayezid Paşa Mahallesi'nde de yine 1495'te Kumacık Hamamı'nı yaptırmıştır. Bu yapıların çoğu Bayezid'in tahta çıkmasından sonraki yıllara aittir. Şehzadenin kapısında yükselen ağaların, efendileri padişah olduktan sonra da yetiştikleri şehre yatırım yapmaya devam ettikleri anlaşılır.
Maiyet ve Şehir Halkı
Bu kadar kalabalık bir maiyetin şehir hayatına karışması kolay olmazdı. Uzunçarşılı, çelebi sultanların kalabalık maiyetleriyle şehir ve kasabaların dışında, şehrin kenarındaki çadırlı mekânlarda oturduklarını, zaman zaman çadırların yerine ahşap binalar yapıldığını, fakat sancakbeyi maiyetinin esas olarak çadır sayısına ve çadır kapasitesine göre düzenlendiğini yazar. Maiyet mensuplarından görevli olanlar dışındakilerin şehirli ile ilişki kurmasına izin verilmezdi. Bu tedbirin sebebi, tecrübesiz şehzadelerin başıboş kalan adamlarının halka karşı taşkınlık etmesinden duyulan endişeydi.
Bu endişenin yersiz olmadığını gösteren belgeler de vardır. II. Bayezid zamanında Kastamonu'da bulunan Şehzade Orhan'ın maiyetinden bir sekban oğlanı, kasabada bir kişinin oğluna sarkıntılık etmiş, olay sancakbeyine şikâyet edilip sekban cezalandırılınca şehzade kapısının kapıcıları gece şikâyetçinin evine gelerek onu tehdit etmiş, günlerce kapısını beklemişlerdi. Uzunçarşılı, kasabanın dışında çadırlarda oturan bekâr maiyetin şehir halkının rahatını kaçırdığını tahmin etmenin güç olmadığını, bu tür şikâyetlerin çoğunun örtbas edildiğini, gizlenemeyecek kadar yaygın olanların ise kadı ya da ayan tarafından merkeze bildirildiğini yazar. Amasya için benzer bir şikâyet kaydı yayımlanmış değildir, fakat Amasya'daki maiyetlerin de aynı düzen içinde yaşadığı açıktır.
Askerî Güç ve Taht Mücadelelerinde Maiyet
Şehzadenin askerî gücünü kapı halkı ile sancağın sipahileri oluştururdu. Yavuz Sultan Selim zamanına kadar şehzadeler babalarının isteğiyle sefere katılabilir, sancaklarındaki isyancılara karşı çıkabilir, komşu devletlerin saldırılarına karşılık verebilirdi. Amasya'nın doğu sınırına yakınlığı bu görevi daha da önemli kılıyordu. Amasya valisi Şehzade Bayezid 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda ordunun sağ kolunda yer almış, İran'dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine gönderdiği kuvvetler 1479'da Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına katmıştı. Uzunçarşılı, Otlukbeli'nden sonraki Osmanlı seferlerinde şehzadelerin kol kumandanı olarak bulunmadığını belirtir. II. Bayezid'in oğulları içinde yalnızca Amasya valisi Ahmed ile oğulları, Şahkulu isyanında veziriâzam Hadım Ali Paşa'ya yardım etmek üzere harekete geçmişti.
Kanûnî'nin oğlu Mustafa'nın Amasya'ya nakli de bu askerî rolle ilgiliydi. 1541 tarihli fermanda padişahın Macaristan seferine çıkacağı, Kızılbaşların sınır bölgelerine zarar verme ihtimaline karşı veziriâzam Süleyman Paşa'nın kapı halkı ve yeniçerilerle doğuya gönderildiği, Amasya'nın da düşman tarafında bulunduğu için şehzadenin oraya sevk edildiği anlatılır. Ferman, bir saldırı olursa şehzadenin gecikmeden askerin içine katılmasını istiyordu. Uzunçarşılı'ya göre yeniçeriler, padişahın yaşlanması ve seferlere pek çıkamaması yüzünden otuz dokuz yaşındaki Mustafa'ya meyilliydi. Mustafa'nın maiyetinin ve çevresinin giderek büyüyen bu ağırlığı, 1553'teki Ereğli faciasını hazırlayan gerginliklerin bir parçasıydı.
Şehzade maiyetinin bir devlet aygıtı gibi işleyebildiği en açık örnek, Şehzade Ahmed'in 1512-1513'teki taht mücadelesidir. Ahmed, Amasya'daki sancakbeyliğini otuz yılı aşan bir süre yürütmüş ve babası dahil devlet adamlarının önemli bir bölümü tarafından veliaht sayılmıştı. Selim'in tahta çıkmasından sonra Ahmed hükümdarlığını ilan etti ve kendi tuğrasını taşıyan emirnamelerle kadılara, subaşılara, köy kethüdalarına ve imamlara ulaklar gönderdi. Bu belgelerde "Sultân-ı selâtîn-i zamân pâdişâhımız Sultan Ahmed Han" ifadesi kullanılıyor, bazı hükümler "saltanatü'l-mahsûs bi-gâye el-melik Ahmed" şerhiyle yazılıyordu. Kendisine katılacaklara sultan olursa sipahi oğlanları bölüğüne çıkanlara yirmişer, silahdar bölüğüne çıkanlara on sekiz akçe ulufe, timara çıkanlara on beşer bin akçelik timar vaat etti. Yayalara da Amasya'ya gelip toplanmaları için ek timar ve in'am sözü verdi. Kayseri sancağını tuğralı bir beratla 500.000 akçe ile Süleyman Bey'e tevcih etmesi de bu dönemin belgeleri arasındadır.
Bu mücadelede Ahmed'in kapısı hem bir ordu hem de bir istihbarat şebekesi gibi çalıştı. Casus raporlarında lalası Sinan Bey'in yanı sıra çavuşbaşısı Bali Bey'in, ulufecilerbaşının ve azepler ağasının adları geçer. Selim'in karşı istihbaratı, Ahmed'in casusu olduğu anlaşılan Çaşnigirbaşı İsak'ı yakalayarak planlanan bir sızma girişimini önlemişti. Ahmed taht peşindeyken Amasya'nın idaresini oğlu Murad üstlenmişti. Raporlara göre Amasya, Kargı ve Tosya gibi yerlerde halktan çeltik akçesi toplanarak askere ulufe dağıtılmış, Murad'ın kuvvetleri halka ağır baskılar uygulamıştı. Ahmed'in 1513'te Yenişehir yakınında yenilip öldürülmesinden sonra Amasya'da babasına vekâleten bulunan oğlu Osman da ortadan kaldırıldı.
Amasya'nın son çelebi sultanı Kanûnî'nin oğlu Bayezid'in macerası da maiyetin askerî ağırlığını gösterir. Bayezid Kütahya'dan Amasya'ya naklini bir hakaret saymış, elli beş gün süren bir yolculuktan sonra 21 Aralık 1558'de Amasya'ya ulaşmıştı. Babasına gönderdiği bir arzda "bu Amasya'da hâlim mükedderdir, Allah rızası için beni âzâd edesiz, bana Engürü sancağın inâyet edesiz" diyerek Ankara sancağını istemişti. Bu sırada "yevmlü" denilen ücretli askerleri dağıtmadı, kısa sürede çevresinde otuz bini bulan bir kuvvet topladı. Kaynaklar onun alçakgönüllü, ahlaklı ve cesur kişiliği yüzünden maiyeti ve devlet erkânı tarafından çok sevildiğini kaydeder. 1559 Mayısında Konya önlerinde yenilen Bayezid Amasya'ya döndü, 7 Temmuz'da oğullarıyla birlikte şehirden ayrıldı ve İran'a sığındı.
Maiyetten Devlet Kademesine
Şehzade maiyeti, merkez bürokrasisine adam yetiştiren bir mektep işlevi de görürdü. Lalalıkta süresini dolduranlar çoğu zaman daha yüksek taşra görevlerine gönderilir, efendilerinin padişah olması ise onlara büyük nüfuz kazandırırdı. Amasya bu yükselişin birçok örneğini verir. Çelebi Mehmed'in Amasya maiyetinden Bayezid Paşa veziriâzam oldu. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa, 1422-1435 arasında Amasya beylerbeyiliği yaptı ve şehirde cami, medrese, imaret ve hamamlar bıraktı. Bayezid'in Amasya defterdarı Cezerî Kasım Paşa, efendisi tahta çıkınca nişancılığa, ardından vezirliğe yükseldi. Amasyalı Câfer Çelebi'nin Dîvân-ı Hümâyun nişancılığına kadar uzanan kariyeri de bu çevrenin bir ürünüdür.
Taht mücadeleleri ise maiyet mensuplarının kaderini efendilerininkine bağlıyordu. Kaybeden şehzadenin adamları ya cezalandırılır ya da yeni bir efendi arardı. Şehinşah'ın ölümünden sonra onun ve oğlunun adamlarından 47 sipahi, 56 silahdar ve 78 ulufecinin 1512 tarihli bir mevâcib defterinde Selim'in yanında kayıtlı olması, bir şehzade kapısının başka bir şehzade için nasıl asker kaynağı olabildiğini gösterir. Şehinşah'ın annesi Hüsnüşah Hatun da oğlunun adamlarına yeni görevler bulunması için I. Selim'le yazışmıştı.
Şehzade Bayezid olayı bu düzenin sonunu getirdi. Bu iç savaştan sonra şehzadelerden yalnızca en büyüğüne sancak verilmeye başlandı ve şehzade sancağı olarak sadece Manisa kaldı. Lalaların yetkileri arttırıldı, merkezden gönderilen hükümler artık şehzade yerine lala adına yazılır oldu. 1595'te III. Mehmed'in tahta çıkmasıyla sancağa çıkma geleneği fiilen sona erdi. Lalalık idari yönünü yitirerek sarayın içinde hadım ağalardan seçilen "başlala"nın eğitim görevine dönüştü. Amasya'da divan kuran, defter tutan, tuğra çeken ve kapı bekleyen şehzade maiyetlerinin dönemi böylece kapanmış oldu.
Kronoloji
1414: Çelebi Mehmed, on iki yaşındaki oğlu Murad'ı Rum vilayeti beyliğiyle Amasya'ya gönderdi, Yörgüç Paşa'yı lalası olarak yanına verdi.
1418-1420: Çelebi Mehmed'in Amasya maiyetinden yetişen Bayezid Paşa'nın Amasya'daki cami, imaret ve medresesinin vakfiyeleri düzenlendi.
1466: Şehzade Bayezid'in lalalarından Atabeyzâde Hayreddin Hızır Paşa, Amasya'da kendi adıyla anılan mahallede medrese ve hamam yaptırdı.
1473: Amasya valisi Şehzade Bayezid, Otlukbeli Savaşı'nda ordunun sağ kolunda yer aldı. Hüsâmeddin'e göre Cezerî Kasım Paşa aynı yıllarda Bayezid'e lala olarak Amasya'ya geldi.
1479: Bayezid'in gönderdiği kuvvetler Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı; Vezir Mustafa Paşa Bayezid'in lalalığına getirildi.
1481: Bayezid tahta çıkmak üzere Amasya'dan ayrıldı; Cezerî Kasım Paşa nişancılığa getirildi.
1483: II. Bayezid'in şehzadeliğinde kapı ağası olan Hüseyin Ağa, Amasya'da bedesten yaptırdı. Şehzade Korkud'un sancağa çıkış tahsisatı kaydedildi.
1489: Hüseyin Ağa, Şamlılar Mahallesi'nde Büyük Ağa Medresesi'ni yaptırdı.
1495: Küçük Kapu Ağası Ayas Ağa, Amasya'da medrese ve Kumacık Hamamı'nı yaptırdı.
1497: Amasyalı Tâcîzâde Câfer Çelebi Dîvân-ı Hümâyun nişancısı oldu.
1512-1513: Amasya valisi Şehzade Ahmed hükümdarlığını ilan ederek kendi tuğralı hükümleriyle taraftar topladı; 1513'te yenilip öldürüldü.
1541: Şehzade Mustafa, Manisa'dan Amasya'ya nakledildi.
1542: Şehzade Mehmed'in Manisa'ya çıkışı için hazırlanan kapı halkı listesi düzenlendi.
1558: Şehzade Bayezid Kütahya'dan Amasya'ya nakledildi ve 21 Aralık'ta şehre ulaştı.
1559: Bayezid'in Konya'da yenilmesi ve İran'a kaçmasından sonra Amasya çelebi sultan sancakları arasından çıkarıldı.
1595: III. Mehmed'in tahta çıkmasıyla şehzadelerin sancağa çıkması fiilen sona erdi.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. "Sancağa Çıkarılan Osmanlı Şehzadeleri". Belleten, XXXIX/156 (1975), s. 659-696. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2614837
- Eroğlu, Haldun; Küçükaşcı, Mustafa Sabri. "Şehzade". TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 38 (2010), s. 480-483. https://islamansiklopedisi.org.tr/sehzade
- "Lala". TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 27 (2003), s. 70-71. https://islamansiklopedisi.org.tr/lala
- Şafakcı, Hamit. "II. Bayezid'in Oğlu Şehzade Şehinşah'ın Hayatı". Bitlis Eren Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11/2 (2022), s. 190-209. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2754764
- Ertaş, İkram. "I. Selim'in Taht Mücadelesinde İstihbaratın Rolü". Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 11/2 (2024), s. 1299-1322. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3913625
- Özcan, Selim. "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri". Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 5. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19685
- "Kāsım Paşa, Cezerî". TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/kasim-pasa-cezeri
- "Tâcîzâde Câfer Çelebi". TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-cafer-celebi
- "Tâcîzâde Sâdî Çelebi". TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-sadi-celebi
- Turan, Şerafettin. "Bayezid II". TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5 (1992). https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-ii
- Turan, Şerafettin. "Bayezid, Şehzade". TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5 (1992). https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-sehzade
- "Yörgüç Paşa". TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/yorguc-pasa
- "Bayezid Paşa". TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-pasa
- "Osmanlı'da Şehzade Eğitimi". Huma Dergisi. https://humadergisi.com/osmanlida-sehzade-egitimi/
Resmî kaynaklar
- Amasya Valiliği. "Osmanlı Dönemi". https://www.amasya.gov.tr/osmanli-donemi
Kitaplar
- "Osmanlı'da Şehzade Eğitimi Nasıl Yapılırdı?". Webtekno. https://www.webtekno.com/osmanli-sehzade-egitimi-h132258.html
Çevrimiçi kaynaklar
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2614837
- https://islamansiklopedisi.org.tr/sehzade
- https://islamansiklopedisi.org.tr/lala
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2754764
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3913625
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19685









