Osmanlı hanedanının tarihinde taht değişikliklerine eşlik eden şehzade katlleri, devletin en ağır ve en çok tartışılan uygulamalarından biridir. Bir şehzadeler şehri olan Amasya, bu meselenin hemen her safhasında sahnenin bir köşesinde durmuştur. Fetret yıllarında Çelebi Mehmed kardeşleriyle mücadelesini buradan yürütmüş, II. Bayezid babasının ölüm haberini burada almış, Şehzade Ahmed otuz yıla yakın bir süre bu sancağı yönetmiş, Kanunî devrinde Şehzade Mustafa ile Şehzade Bayezid'in kaderleri de Amasya'dan geçmiştir. Bu yüzden şehrin hafızasında şehzade katli, sokaklarında yaşamış ve camilerinde namaz kılmış tanıdık insanların hikâyesi olarak yer tutar.
Bu hatırayı anlamak, geçmişi kendi şartları içinde görmeyi ve orada yaşanan acılara insanî bir merhametle yaklaşmayı gerektirir. Kardeş katli, devletin bölünmesini önleme kaygısıyla meşrulaştırılmış, dönemin hukukçularınca büyük ölçüde onaylanmış, ama aynı dönemin şairleri, halkı ve askerleri tarafından derin bir üzüntüyle karşılanmıştı. Amasya'nın camileri, türbeleri ve yerel tarih yazımı bu iki yüzü birlikte taşır.
Taht Verasetinde Belirsizlik ve Kardeş Katlinin Kökleri
Osmanlılar ilk asırlarında belirli bir veraset usulüne sahip değildi. Eski Türk siyasî geleneğinde hükümranlık hanedanın ortak malı sayılırdı ve bu anlayışa ülüş denirdi. Hanedanın her erkek mensubu taht üzerinde eşit hak sahibi kabul edildiğinden, bir hükümdarın ölümü çoğu zaman kardeşler arasında uzun bir mücadelenin başlangıcı olurdu. Hukuk tarihçisi Ekrem Buğra Ekinci, Hun, Göktürk, Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu devletlerinin büyük ölçüde bu yüzden parçalandığını hatırlatır ve Osmanlıların bu tecrübeden ders çıkararak "acı ilacı" kendilerinin içtiğini yazar. Halk arasında kardeş katli diye bilinen uygulama, hanedan mensuplarının nizâm-ı âlem, yani kamunun düzeni ve menfaati gerekçesiyle öldürülmesidir.
Uygulamanın kökleri devletin kuruluş yıllarına kadar uzanır. Rivayete göre Osman Gazi, kendi aleyhine çalışıp tekfurlarla iş birliği yapan amcası Dündar Bey'i 1298 civarında öldürtmüştü. I. Murad'ın oğlu Savcı Bey babasına karşı ayaklanmış, yenilip öldürülmüştü. 1389'da Kosova Savaşı'nda Sultan Murad şehit düşünce devlet ileri gelenleri Bayezid'e biat etmiş ve kardeşi Yakub Çelebi'yi derhal öldürmesini öğütlemişti. Yakub Çelebi, isyan etmediği halde yalnızca devletin dirliği için öldürülen ilk Osmanlı şehzadesi sayılır. Bu olaydan sonra birkaç yüzyıl boyunca hemen her padişahın saltanatında hanedan mensupları devlet için bir sorun olarak görülmüş, taht iddiasıyla ortaya çıkan şehzadeler çoğu zaman Anadolu beyliklerinin, Bizans'ın ya da Venedik'in desteğini arkalarına almışlardır.
Şehzadelerin sancağa çıkma usulü bu rekabeti hem eğitimli hem de silahlı kılıyordu. Her şehzade belli bir yaştan itibaren bir sancağa bey olarak gönderilir, burada lalası ve maiyetiyle birlikte devlet yönetimini öğrenirdi. Babanın ölümünde başkente ilk ulaşan şehzadenin tahta oturması, merkeze yakınlığı başlı başına bir avantaja dönüştürüyordu. Her şehzadenin arkasında sancağının askerî gücü, saray çevresinden, ulemadan ve ordudan kendisine bağlanmış bir taraftar halkası oluşuyordu. Yıldırım Bayezid'in Amasya'yı almasından sonra veliaht şehzadeler bu sancağa gönderilmeye başlanmış, Amasya bu sayede tahta en yakın sancaklardan biri olarak görülmüştü. Bu ayrıcalığın öbür yüzü, taht kavgalarının da sık sık bu şehrin adıyla birlikte anılmasıydı.
Fatih Kanunnamesi ve Nizâm-ı Âlem Maddesi
Daha önce örfe dayanan uygulama, Fatih Sultan Mehmed'in Teşkilât Kanunnâmesi'ndeki ünlü maddeyle yazılı bir dayanağa kavuştu. Madde şöyledir: "Ve her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizâm-ı âlem içün katl itmek münâsibdir. Ekser ulemâ dahi tecviz etmişlerdir. Anınla âmil olalar." Ekinci, metinde "lâzımdır" ya da "vâcibdir" yerine "münâsibdir" kelimesinin seçilmesine dikkat çeker ve kanunnamenin hükümdara bir yükümlülük getirmekten çok izin verdiğini savunur. Aynı araştırmacı, Bizans tarihçilerinin aksine Fatih'in kendisinin bir kardeşini öldürtmediğini, çünkü tahta çıktığında hayatta kardeşi bulunmadığını belirtir.
Kanunnamenin sahih olup olmadığı da uzun süre tartışıldı. Bazı araştırmacılar metnin Fatih'e sonradan yakıştırıldığını ileri sürmüş, ancak dönem vakayinamelerindeki atıflar ve yeni bir nüshanın bulunması, bugün ilmî çevrelerde metnin gerçekliği yönündeki kanaati güçlendirmiştir. Kanunname bir veraset usulü getirmemişti. Tahta en güçlü ve talihi yâver giden şehzadenin geçeceği, hanedanın taht iddiasında bulunabilecek diğer erkek mensuplarının bertaraf edilebileceği esası formüle edilmişti. Ekinci'nin ifadesiyle bu düzenleme, İslâm hukukundaki hâkimiyetin bölünmezliği ilkesini, hanedan mensuplarının canı pahasına da olsa Osmanlı siyaset hayatına yerleştirmiştir.
Uygulamanın hukukî gerekçeleri, devrin âlimlerince iki ayrı durum üzerinden tartışıldı. İlki, taht iddiasıyla ayaklanan şehzadeydi; meşru hükümdara karşı silahlı isyan bağy sayılır ve cezası ölümdü. Savcı Bey'in, Cem Sultan'ın ve Kanunî'nin oğlu Şehzade Bayezid'in hareketleri bu çerçevede değerlendirilmiştir. İkinci durum ise henüz isyan etmemiş şehzadelerin, ileride fitneye yol açabilecekleri endişesiyle öldürülmesiydi. Hukukçuların çoğu bunu fesat çıkarma suçu içinde ve ta'zir kapsamında görmüş, Hoca Sadeddin Efendi gibi şeyhülislâmlık yapmış âlimler fitnenin öldürmekten daha ağır olduğunu bildiren ayetlere dayanmıştır. Aynı dönemde bu görüşe karşı çıkan, ileride işlenebilecek bir suç için ceza verilemeyeceğini hatırlatan hukukçular da vardı ve uygulamanın şer'î dayanağı hiçbir zaman tartışmasız kabul görmedi.
Fetret Devrinde Amasya ve Çelebi Mehmed
Amasya'nın bu tarihteki ilk büyük rolü, 1402 Ankara Savaşı'nın ardından gelen Fetret Devri'nde ortaya çıktı. Yıldırım Bayezid'in oğlu Mehmed Çelebi, 1399'da Amasya, Tokat, Sivas ve Ankara'yı içine alan Rum vilâyetine vali olarak gönderilmişti. Ankara bozgunundan sonra kardeşleri Süleyman, Îsâ ve Mûsâ ile girdiği taht mücadelesinde Tokat ve Amasya onun üssü oldu. Rakiplerine karşı otoritesini kurarken Amasya ulemasının ve şehir eşrafının desteğini aldığı bilinir. 1403-1404'te Süleyman Çelebi karşısında Bursa ve Ankara'yı kaybettiğinde yine Tokat-Amasya hattına çekilmişti.
On yıl süren iç savaş kardeşlerin birer birer ortadan kalkmasıyla sona erdi. Îsâ Çelebi Mehmed'e yenildikten sonra kaynaklarda farklı biçimlerde anlatılan bir sonla öldü; Elizabeth Zachariadou, onun 1403'te Süleyman tarafından öldürüldüğünü belirtir. Süleyman Çelebi 1411'de hayatını kaybetti. Mûsâ Çelebi ise 5 Temmuz 1413'te Çamurluova'da Mehmed'e yenildi, yaralı halde Eflak'a kaçmak isterken yakalanıp boğduruldu. Böylece Amasya'dan yola çıkan şehzade, devletin tek hâkimi olarak tarihe Çelebi Sultan Mehmed adıyla geçti. Timurlu hükümdarı Şahruh, kardeşlerini öldürtmesinin töreye aykırı olduğunu bildiren bir mektup yazdığında Mehmed'in verdiği cevap uzun süre aktarılmıştır: "Atalarım bazı müşkülleri tecrübeyle halletmiştir. İki padişah bir ülkede barınamaz."
Fetret yıllarının hatırası Amasya'da yerel tarih yazımının da önemli bir bölümünü oluşturur. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Târihi'nin üçüncü cildi, Mehmed Çelebi'nin şehirdeki faaliyetlerini uzun uzun anlatır ve sonraki araştırmacılar bu bölüme sıkça başvurur.
Amasya'dan Tahta: II. Bayezid ve Cem Sultan
Fatih Sultan Mehmed'in oğlu Bayezid, yedi yaşında Amasya sancak beyliğine gönderilmiş ve uzun yıllar bu şehirde kalmıştı. Oğlu Selim, yani geleceğin Yavuz Sultan Selim'i de babasının sancak beyi olduğu Amasya'da doğmuştu. 1481'de Fatih öldüğünde Bayezid Amasya'daydı, kardeşi Cem ise 1474'ten beri sancak beyi olarak Konya'da bulunuyordu. Bayezid başkente önce ulaşarak tahta çıktı. Cem, babasının kendisini seçtiğini ve Bayezid'in haksız yere başa geçtiğini ileri sürerek ordu topladı, Bursa'ya girdi ve ağabeyine ülkeyi bölüşmeyi teklif etti. Buna göre kendisi Bursa'da Anadolu'nun, Bayezid ise İstanbul'da Rumeli'nin padişahı olacaktı.
Bayezid bu teklifi devletin bekası için tehlikeli bularak reddetti. Cem, 22 Haziran 1481'de Yenişehir'de yenilip Mısır'a kaçtı, ertesi yıl yeniden şansını denedikten sonra 29 Temmuz 1482'de Rodos şövalyelerine sığındı. Sonraki on üç yıl boyunca Avrupa saraylarında bir rehine gibi el değiştiren şehzade, 25 Şubat 1495'te Napoli yakınlarında öldü ve büyük bir ihtimalle zehirlendiği rivayet edildi. Cesedi 1499'da Osmanlılara teslim edilerek Bursa'da Muradiye hazîresine defnedildi. Cem'in oğlu Oğuz Han da öldürülmüş, şehzade bu ölüm üzerine kederli bir babanın acısını yansıtan bir mersiye yazmıştı. Cem olayı, öldürülmeyen bir şehzadenin düşman devletlerin elinde nasıl bir siyasî koz haline gelebileceğini gösteren en açık örnekti ve sonraki kuşakların kararlarını derinden etkiledi.
Bayezid'in Amasya ile bağı tahta çıktıktan sonra da sürdü. Oğlu Şehzade Ahmed eliyle şehirde yaptırdığı cami, medrese, imaret ve şadırvandan oluşan külliye 1481-1486 yılları arasında tamamlandı. Bu külliye, birkaç on yıl sonra yaşanacak hanedan trajedisinin en somut hatırasını da barındıracaktı.
Şehzade Ahmed ve Oğullarının Akıbeti
II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed, 1466 civarında Amasya'da doğduğu kabul edilen ve babasının saltanatı boyunca bu sancağı yöneten şehzadedir. Ağabeyi Abdullah'ın 1483'te ölmesinden sonra hayattaki en büyük oğul olarak babasının gözdesi sayıldı ve Sadrazam Hadım Ali Paşa başta olmak üzere divanın büyük bölümü onu destekledi. Şair ve âlim kimliğiyle de tanınan Ahmed, Amasya'da Mihrî Hatun gibi şairlerin bulunduğu bir edebî çevrenin hamisiydi. Kardeşleri Korkud Antalya'da, Selim Trabzon'da bulunuyordu ve sancakların başkente uzaklığı, verasette kimin şansının yüksek olduğunu büyük ölçüde belirliyordu. Ahmed'in itirazı üzerine Selim'in oğlu Süleyman'ın İstanbul'a yakın Bolu yerine uzak Kefe'ye gönderilmesi, iki kardeş arasındaki gerginliği daha da artırdı.
Selim bu durumu kabullenmedi. 1511'de babasının kuvvetlerine yenilip Kırım'a çekildiyse de, Ahmed'in Şahkulu isyanı sırasındaki tutumu ve Hadım Ali Paşa'nın bu isyanda ölmesi dengeleri değiştirdi. Ahmed Konya'yı alıp kendisini hükümdar gibi gösterdi, ardından başkente yürüdü, ama Üsküdar'a kadar geldiği halde yeniçerilerin muhalefeti yüzünden şehre giremedi. İstanbul'daki yeniçeriler Selim'i istediklerini açıkça ilan ettiler. Selim 1512'de babasını tahttan çekilmeye zorladı. II. Bayezid, Dimetoka'ya giderken 10 Haziran 1512'de Abalar köyünde öldü. Selim'in babasını zehirlettiğine dair söylentiler özellikle Batı kaynaklarında yer alır, ancak başka kaynaklarla doğrulanamamaktadır.
Bursa İdamları, Korkud ve Yenişehir
Yavuz Sultan Selim tahta çıktıktan sonra önceliği, taht üzerinde hak iddia edebilecek kardeşlerinin ve yeğenlerinin bertaraf edilmesine verdi. Ahmed bu sırada Konya'da hükümdar gibi davranıyor, oğlu Alâeddin'i Bursa'ya göndererek burayı ele geçirmeye çalışıyordu. Selim'in Anadolu'ya geçmesi üzerine Ahmed Afyon'dan Ankara'ya, oradan Amasya'ya ve Darende'ye çekildi. Selim, 1512 kışını geçirmek için 23 Kasım'da Bursa'ya geldiğinde ağabeyiyle yazıştığı suçlamasıyla Vezîriâzam Koca Mustafa Paşa'yı idam ettirdi. Aynı günlerde şehirde bulunan yeğenleri, Şehzade Mahmud'un oğulları Mûsâ, Orhan ve Emîr ile Âlemşah'ın oğlu Osman ve Şehinşah'ın oğlu Mehmed de saltanatın bekası gerekçesiyle öldürüldü. Bunların babaları daha önce ölmüş, kendileri hiçbir taht mücadelesine katılmamıştı.
Ardından sıra Manisa'daki Şehzade Korkud'a geldi. Anlatıldığına göre merkezdeki bazı vezir ve askerler Korkud'a mektup yazarak onu padişah görmek istediklerini bildirmiş, Korkud da bu mektuplara olumlu cevap vererek maaşlarını artıracağını vaat etmişti. Mektubun Selim'in eline geçmesi şehzadenin sonu oldu ve Korkud 1513'te yakalanıp öldürüldü. Artık Selim'in karşısında yalnızca ağabeyi Ahmed ve onun oğulları kalmıştı. Ahmed bu sırada Amasya'yı yeniden denetimi altına almış, kendisine gelen mektuplara güvenerek 1513 başında Bursa üzerine yürümüştü. Yenişehir ovasında yapılan savaşta bozguna uğrayan şehzade, savaş meydanından kaçmaya çalışırken yakalanıp öldürüldü. Savaşın tarihi kimi kaynaklarda 15 Nisan, kimilerinde 24 Nisan 1513 olarak verilir. Ahmed'in naaşı Bursa'ya götürüldü ve Muradiye'de, Yavuz Sultan Selim'in kardeşi için yaptırdığı türbeye defnedildi; annesi Bülbül Hatun da aynı türbede yatmaktadır.
Ahmed'in Oğulları
Şehzade Ahmed'in en az yedi oğlu olduğu bilinir ve bunların hemen hepsinin hayatı 1512-1518 yılları arasında trajik biçimde sona erdi. Osmancık sancak beyi Osman 1513'te öldürüldü. Süleyman ile Alâeddin Memlük topraklarına sığınmış, 1513'te Kahire'de vebadan ölmüşlerdi. Ali ile Mehmed adlı iki küçük oğul da 1513'te Selim'in emriyle öldürüldü. Kasım ise Yavuz'un Mısır seferinden sonra, 30 Ocak 1518'de Kahire'de öldürüldü. Bolu sancak beyliği yapmış olan Murad ise Safevîlere sığındı ve 1519 civarında Erdebil'de öldü; kız kardeşi Fatma Sultan da onunla birlikte İran'a gitmişti. Yavuz'un son yıllarında doğu sınırındaki karışıklıklar arasında yeğeni Şehzade Murad'ın faaliyetleri de sayılır. Nevin Zeynep Yelçe'nin çalışmasına dayanan bazı kayıtlar, Murad'ın Mustafa ve Mehmed adlı iki oğlunun da 1512-1513 yıllarında Amasya'da öldürüldüğünü bildirir; bu ayrıntı Türkçe kaynaklarda yeterince işlenmemiştir.
Ahmed ailesinin kadınları da şehrin hafızasında yer alır. Şehzadenin eşlerinden Gülçiçek Hatun'un Amasya'da gömülü olduğu, Amasya Târihi'ne dayanılarak kaydedilir. Böylece Amasya, otuz yıla yakın bir süre bir şehzade sarayına ev sahipliği yaptıktan sonra, o sarayın mensuplarının bir kısmının mezarlarını da üzerinde taşıyan şehir oldu.
Şehzade Osman Türbesi
Amasya'daki Sultan II. Bayezid Külliyesi'nde, caminin güneydoğusunda ve kıble duvarı hizasında, kare planlı ve kubbeyle örtülü küçük bir türbe bulunur. Kesme taş ile üç sıra tuğla hatıllı almaşık teknikte inşa edilmiş, önünde ahşap bir giriş saçağı olan bu yapı, külliyeye sonradan eklenmiştir. Türbe, Şehzade Ahmed'in 1513'te Yavuz Selim tarafından öldürtülen oğlu Şehzade Osman Bey'e ait kabul edilir. Yerel kayıtlar ise buradan Şehzade Ahmed'in küçük yaşta ölen oğlu Osman'ın türbesi olarak söz eder.
Osman'ın ölüm yeri ve tarihi konusunda kaynaklar birbirini tutmaz. Bir anlatıya göre babasıyla birlikte Yenişehir Savaşı'nda bulunmuş, savaşın kaybedilmesi üzerine yakalanıp boğdurulmuştur. Yelçe'ye dayanan kayıtlar ise onun 14 Nisan 1513'te Amasya'da öldürüldüğünü ve Sultan Bayezid Camii'ne defnedildiğini bildirir. Kesin ölüm yeri belgeyle doğrulanamamakla birlikte Osman'ın 1513'te genç yaşta hayatını kaybettiği ve Amasya'da babasının yaptırdığı külliyenin yanında gömülü olduğu kabul edilir. Annesinin Sittişah Hatun olduğu da kaynaklarda geçer. Şehirde ayakta kalan bu küçük türbe, Ahmed'in Amasya yıllarından geriye kalan en dokunaklı yapı olarak görülür.
Kanunî Devrinde Amasya: İki Şehzade
Yavuz Sultan Selim'in saltanatından sonra veliaht şehzadelerin gönderildiği sancak olarak Manisa öne çıktı, ama Amasya önemini Kanunî Sultan Süleyman devrinde de korudu. Bu dönemde şehre gönderilen iki şehzadenin, Mustafa ile Bayezid'in, ikisi de babalarının emriyle hayatını kaybetti. Her iki olayın Amasya ile bağı farklıdır: Mustafa sancağını Amasya'da yönetirken çağrılıp öldürülmüş, Bayezid ise Amasya'ya istemeyerek gelmiş ve isyanını buradan yürütmüştü.
Şehzade Mustafa
Kanunî'nin büyük oğlu Şehzade Mustafa, Manisa'dan alınarak 16 Haziran 1541'de Amasya'ya gönderildi ve annesi Mâhidevran Sultan onun yanında bulundu. Ordu ve halk arasında sevilen bir şehzadeydi. 1553 Nahçıvan seferi sırasında padişah, Konya Ereğlisi yakınlarındaki Aktepe mevkiinde kurulan ordugâhta oğlunu çadırına çağırttı ve Mustafa 6 Ekim 1553'te burada boğduruldu. Naaşı Bursa'ya gönderilip Muradiye'ye defnedildi, Bursa'da bulunan küçük oğlu Mehmed de öldürüldü. Şehzadenin Amasya'daki hayatı, sarayı ve ölümünü hazırlayan gelişmeler sitemizde ayrı bir yazıda ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Mustafa'nın ölümü, Amasya'nın bu konudaki hafızasına bir başka katman ekledi. Kanunî sefer dönüşünde Amasya'da bulundu ve Safevîlerle yapılan ilk antlaşma olan Amasya Antlaşması 1555 baharında bu şehirde imzalandı. Habsburg elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq de padişahla Amasya'da görüştü. Busbecq'in mektuplarında Şehzade Mustafa'dan söz ederken yazdığı cümleler, şehzade katli hakkında çağdaş bir yabancının en çok aktarılan gözlemidir: Türk padişahlarının oğlu olmak büyük bir talihsizlikti, çünkü birisi tahta çıkınca diğerleri ölüme hazırlanmalıydı. Elçi, padişahın hayatta bir kardeşi bulundukça yeniçerilerin isteklerinin sona ermediğini, istekleri kabul edilmeyince "Allah kardeşini eksik etmesin" diye bağırdıklarını da ekler.
Şehzade Bayezid'in Amasya Yılları
Kanunî'nin Hürrem Sultan'dan olan oğlu Şehzade Bayezid, ağabeyi Mustafa'nın ölümünden sonra kardeşi Selim ile taht için rekabete girdi. Bayezid, Fatih Kanunnâmesi'nin kardeş katli maddesinin kendisine uygulanmasından da çekiniyordu. Hürrem Sultan'ın 15 Nisan 1558'de ölmesiyle en güçlü koruyucusunu kaybedince taraftar toplamaya başladı. Oğullarını birbirinden uzaklaştırmak isteyen Kanunî, 6 Eylül 1558'de Selim'i Konya'ya, Bayezid'i Kütahya'dan Amasya'ya nakletti ve her birinin haslarını 300.000 akçe artırdı. Bayezid bu tayini bir hakaret saydı, çeşitli bahanelerle Kütahya'da kalmaya çalıştı ve ancak babasının ısrarı üzerine 28 Ekim'de yola çıktı. Amasya'ya gitmeyi "cennetten cehenneme doğru" bir yolculuk olarak niteleyen şehzade, elli beş gün süren uzun bir yolculuktan sonra 21 Aralık 1558'de şehre ulaştı.
Amasya, bundan sonraki aylarda bir isyanın merkezi oldu. Bayezid "yevmlü" denilen ücretli askerler topladı ve babasının oyalayıcı vaatleri karşısında "Padişah olan yalan söyler mi" diyerek onu suçlamaya başladı. Kanunî, Selim'in de asker toplamasını istedi ve Sokullu Mehmed Paşa ile bazı beylerbeyilerini ona yardıma gönderdi. Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi ve diğer âlimlerden alınan fetvalarda Bayezid, padişaha itaatten çıkıp kaleleri ele geçiren, halktan zorla mal alan ve asker toplayan bir "bâgī" olarak tanımlandı ve katlinin vâcip olduğu bildirildi. Amasya'dan Ankara'ya gelen Bayezid, 30.000'i bulan kuvvetleriyle 29 Mayıs 1559'da Konya önlerine vardı. 30 Mayıs'ta başlayan ve iki gün süren savaşı, daha düzenli olan Selim'in kuvvetleri kazandı.
Bayezid süratle Amasya'ya döndü ve Müftü Muhyiddin Cürcânî'yi babasına göndererek affını diledi. Kanunî oğlunu affa layık görmedi ve derhal yakalanmasını emretti. Bunun üzerine Bayezid, oğulları Orhan, Osman, Mahmud ve Abdullah'ı yanına alarak 7 Temmuz 1559'da Amasya'dan ayrıldı. Doğu sınırına yaklaşırken Sa'd Çukuru'nda kendisine yetişen sancak beylerini yendi, ama Osmanlı topraklarında barınamayacağını anlayınca Ağustos ortalarında İran'a sığındı. Kazvin'de Şah Tahmasb tarafından görkemli bir törenle karşılandı, fakat şah kısa süre sonra bir suikast hazırlandığı iddiasıyla askerlerini dağıttı ve 16 Nisan 1560'ta şehzadeyi oğullarıyla birlikte hapsettirdi.
Uzun pazarlıklar sonunda Tahmasb'a 1.200.000 altın ödenmesi, Kars Kalesi'nin İran'a bırakılması ve Selim'in padişah olduğunda İran'la dost kalacağına dair bir ahidnâme vermesi kararlaştırıldı. Bayezid, 23 Temmuz 1562'de Kazvin'de Selim'in çavuşbaşısı Ali Ağa'ya teslim edildi ve orada boğularak öldürüldü; dört oğlu da aynı akıbete uğradı. Naaşları Sivas'a getirilerek surların dışına defnedildi ve Melik-i Acem Türbesi diye tanınan bu yapı günümüze ulaşmadı. Bayezid'in Bursa'da bulunan üç yaşındaki beşinci oğlu da öldürüldü. Şâhî mahlasıyla şiirler yazan, Kütahya'da âlim ve şairlerden bir çevre oluşturan şehzadenin "baba" redifli manzum afnâmesi devrinde ülkenin her tarafında okunmuştu. Bayezid olayı, yeniçerilerin muhafız olarak Anadolu'ya yayılması ve şehzadelerden yalnızca en büyüğüne sancak verilmesi gibi idarî değişikliklere de yol açtı. Bundan sonra Manisa veliaht sancağı haline geldi ve yalnızca veliaht şehzade sancağa gönderildi; Amasya'nın şehzade sancağı olarak öne çıktığı dönem de böylece kapanmış oldu.
Çağdaşların Tepkisi: Fetvalar, Mersiyeler ve Halkın Hafızası
Şehzade katlinin hukuken meşru görülmesi, toplumun bu olayları duygusal olarak kabullendiği anlamına gelmiyordu. Kemalpaşazâde, Hoca Sadeddin Efendi ve Bostanzâde Yahya Efendi gibi hukukçu tarihçiler uygulamayı nizâm-ı âlem gerekçesiyle savunmuş, Bayezid isyanında olduğu gibi her kritik anda fetva alınmıştı. Buna karşılık şairler, özellikle Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra açıkça itiraz eden mersiyeler yazdılar. Taşlıcalı Yahyâ'nın "Bunun gibi işi kim gördü kim işitti aceb / Ki oğluna kıya server-i Ömer-meşreb" mısraları ve Sâmî'nin "Yok yere kan edesin ya'ni hilâfet bu mudur / Mustafâ n'oldı kanı n'eyledin â padişehim" beyti, dönemin vicdanının sesi olarak aktarılır. Olay için halk arasında "mekr-i Rüstem" sözüyle tarih düşürülmüştü.
Tepkinin siyasî yüzü de vardı. Mustafa'nın ölümünden bir yıl sonra onun adı etrafında toplananlar Rumeli'de Düzme Mustafa ayaklanmasını başlattı. Kanunî, tepkilerin Sadrazam Rüstem Paşa üzerinde yoğunlaşacağını görerek onu görevden aldı. Haldun Eroğlu, III. Mehmed'in 1595'te tahta çıkarken on dokuz kardeşini öldürtmesinin halk ve idareciler nezdinde yarattığı tepkinin, uygulamanın terk edilmesinde etkili olduğunu belirtir. Ekinci'nin derlediği sayıma göre altı yüz yılı aşkın Osmanlı tarihinde 61 şehzade bu gelenek yüzünden hayatını kaybetmiş, bunların beşi XIV, sekizi XV, kırk ikisi XVI, beşi XVII ve biri XVIII. yüzyılda öldürülmüştür. Bu şehzadelerin 22'si fiilen isyan ettiği için öldürülmüştür.
Uygulamanın değerlendirilmesinde bugün de farklı yaklaşımlar vardır. Ekinci gibi hukuk tarihçileri, olayların kendi zamanının şartları içinde ele alınması gerektiğini ve kardeş katlinin devletin bölünmesini önlemek için başvurulan bir zorunluluk olduğunu savunur. Başka araştırmacılar ise uygulamanın şer'î dayanağının zayıf olduğunu, örfî hukuka dayandığını ve henüz suç işlememiş bir kişinin cezalandırılmasının İslâm hukukunun genel ilkeleriyle bağdaşmadığını vurgular. Şehzade Mustafa üzerine yazılan ansiklopedi maddesi de, Osmanlı kaynaklarının bu olayı Hürrem Sultan ile Rüstem Paşa'nın entrikasına bağlamasının, çiftbozan reâyâ ile timarlı sipahilerin şehzadenin etrafında toplanmasının sebeplerini açıklamaktan uzak kaldığını not eder.
Sancak Usulünün Sona Ermesi ve Ekberiyet
XVI. yüzyılın sonlarına doğru şehzadelerin sancağa çıkarılması giderek sınırlandı ve nihayet terk edildi. Orhan Bey'den I. Ahmed'e kadar geçen yaklaşık üç asırda tahta çıkan on üç hükümdardan, I. Mehmed ve Yavuz Sultan Selim dışındaki on biri hayatta kalan en büyük evlat olarak tahta geçmişti. Bu yüzden resmî olmasa da büyük evladın tahtın vârisi sayılması bir gelenek haline gelmişti. I. Ahmed 1603'te tahta çıktığında henüz çok genç olduğu ve bir veliaht bırakıp bırakmayacağı bilinmediği için kardeşi Mustafa'ya dokunulmadı.
1617'de I. Ahmed öldüğünde tahta oğullarından biri yerine kardeşi I. Mustafa'nın geçmesiyle üç asırlık gelenek sona erdi. Bundan sonra hanedanın en büyük ve en olgun erkek üyesinin tahta çıkmasını ifade eden ekberiyet ve erşediyet usulü yerleşti. Şehzadeler artık sancaklara gönderilmedi, Topkapı Sarayı'nda Harem'e bitişik ve şimşir ağaçlarıyla çevrili olduğu için Şimşirlik denilen, kafes adıyla da anılan dairelerde gözetim altında yaşadılar. Bu düzen şehzade katlini büyük ölçüde ortadan kaldırdı, ama yerine şehzadelerin dünyadan yalıtılmış biçimde yetişmesi gibi yeni bir sorun getirdi. IV. Murad'ın bir isyanı bastırabilmek için askerin tahta çıkarmak istediği suçsuz kardeşini feda etmesi gibi istisnalar görülse de, XVII. yüzyıl başından itibaren kardeş katli fiilen terk edilmiş sayılır.
Bu değişiklik Amasya için de bir dönemin kapanması anlamına geliyordu. Yıldırım Bayezid'den Kanunî'nin oğullarına kadar yaklaşık iki asır boyunca şehzade sarayına ev sahipliği yapan şehir, sancak usulünün bitmesiyle bu rolünü kaybetti. Amasya'nın "Şehzadeler Şehri" unvanı, bundan sonra yaşayan bir kurumun adı olmaktan çıkıp şehrin tarihî kimliğini anlatan bir hatıraya dönüştü.
Amasya'nın Hafızasında Şehzade Katli
Amasya'da şehzade katlinin hatırası her şeyden önce yapılarda yaşar. Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin yanındaki Şehzade Osman Türbesi, babasının yaptırdığı caminin gölgesinde yatan genç bir şehzadenin mezarıdır. Şehzade Ahmed'in kendisi ise Bursa'da, kardeşi Yavuz Sultan Selim'in onun için yaptırdığı türbede, annesi Bülbül Hatun ile birlikte yatar. Sekiz köşeli ve önünde kemerli mermer girişi olan bu türbenin içi mavi-beyaz bordür çinileri ve firuze ile lacivert altıgen levha çinilerle süslüdür. Bir şehzadeyi öldürten hükümdarın onun için türbe yaptırması, hanedanın kendi ölülerine gösterdiği saygının ve bu acılarla yüzleşme biçiminin bir ifadesi olarak yorumlanır. Şehzade Mustafa ile Cem Sultan da aynı Muradiye hazîresinde yatar ve Amasya'dan çıkan şehzadelerin önemli bir kısmının son durağı Bursa olmuştur.
Hafızanın ikinci katmanı yazılı kültürdür. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Târihi, Mehmed Çelebi'nin şehirdeki mücadelesinden Şehzade Bayezid'in Amasya yıllarına kadar bu olayların ayrıntılarını yerel kaynaklarla birlikte kaydetmiş ve bu konudaki ansiklopedi maddelerinde sıkça başvurulan bir kaynak olmuştur. Amasya'da sancak beyliği yapan şehzadeleri konu alan akademik çalışmalar, şehrin Medinetü'l-Hükemâ, Bağdâdü'r-Rûm ve Dârü'n-Nasr gibi unvanlarının yanında, burada yetişen şehzadelerin trajik akıbetlerini de anlatır. Şehzade Bayezid'in babasına hitaben yazdığı manzum afnâme ile Şehzade Mustafa için yazılan mersiyeler, bu edebî hafızanın en tanınmış parçalarıdır.
Şehrin halkı yüzyıllar boyunca bu türbeleri ziyaret etmiş, orada yatan genç şehzadeler için dua etmiştir. Bugün şehirdeki müzeler arasında Şehzadeler Müzesi adını taşıyan bir müzenin bulunması da, şehzadelik kurumunun Amasya'nın tarihî kimliğindeki yerini gösterir. Bu anma kültüründe tahta çıkan padişahların yanında Ahmed, Osman, Mustafa ve Bayezid gibi tahta ulaşamayan şehzadelerin hikâyeleri de şehrin geçmişinin ayrılmaz bir parçası sayılır.
Bu tarihe bakarken en sağlıklı tutum, olayları kendi dönemlerinin siyasî ve hukukî şartları içinde anlamaya çalışmak, ama orada yaşanan insanî acıları da gözden kaçırmamaktır. Osmanlı devletinin bütünlüğü uğruna verilen kararlar, Amasya'nın sokaklarında büyümüş, medreselerinde okumuş, camilerinde namaz kılmış genç insanların hayatına mal olmuştu. Şehrin türbeleri ve yazılı hafızası, bu iki gerçeği birlikte taşır ve tarihin güç mücadelelerinin yanında kırılgan insan hayatlarının da hikâyesi olduğunu hatırlatır.
Kronoloji
1389: Kosova Savaşı'nda I. Murad şehit düşer; Bayezid tahta çıkar ve kardeşi Yakub Çelebi öldürülür.
1399: Mehmed Çelebi, Amasya ve Tokat'ı da içine alan Rum vilâyetine vali olarak gönderilir.
1402-1413: Fetret Devri; Mehmed Çelebi Amasya-Tokat üssünden kardeşleriyle mücadele eder.
5 Temmuz 1413: Mûsâ Çelebi, Çamurluova'da yenildikten sonra yakalanıp boğdurulur.
1481: Fatih ölür; Amasya sancak beyi Bayezid tahta çıkar, Cem ile mücadele başlar. Amasya'daki Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin inşasına başlanır (1481-1486).
22 Haziran 1481: Cem Sultan Yenişehir'de yenilir.
25 Şubat 1495: Cem Sultan Napoli yakınlarında ölür.
10 Haziran 1512: Tahttan çekilen II. Bayezid, Abalar köyünde ölür.
Kasım-Aralık 1512: Yavuz Sultan Selim, Bursa'da yeğenleri Mûsâ, Orhan, Emîr, Osman ve Mehmed'i öldürtür.
1513: Şehzade Korkud yakalanıp öldürülür.
15 Nisan 1513: Yenişehir Savaşı (kimi kaynaklarda 24 Nisan); Şehzade Ahmed yakalanıp öldürülür. Oğlu Şehzade Osman da aynı yıl öldürülür ve Amasya'da defnedilir.
30 Ocak 1518: Ahmed'in oğlu Şehzade Kasım Kahire'de öldürülür.
16 Haziran 1541: Şehzade Mustafa Amasya sancağına gönderilir.
6 Ekim 1553: Şehzade Mustafa Konya Ereğlisi yakınlarındaki ordugâhta boğdurulur.
1555: Kanunî Amasya'da kalır; Safevîlerle Amasya Antlaşması imzalanır.
21 Aralık 1558: Şehzade Bayezid Kütahya'dan Amasya'ya ulaşır.
30 Mayıs 1559: Konya Savaşı başlar; Bayezid yenilir.
7 Temmuz 1559: Bayezid dört oğluyla Amasya'dan ayrılır ve İran'a sığınır.
23 Temmuz 1562: Şehzade Bayezid ve dört oğlu Kazvin'de öldürülür.
1595: III. Mehmed tahta çıkarken on dokuz kardeşini öldürtür.
1617: I. Ahmed'in ölümüyle tahta kardeşi I. Mustafa geçer; ekberiyet usulü yerleşmeye başlar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsameddin [Yasar], Amasya Târihi, c. III.
Akademik çalışmalar
- Haldun Eroğlu, "Şehzade (Osmanlılar'da)", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 38, İstanbul 2010, s. 480-483: https://islamansiklopedisi.org.tr/sehzade
- Ekrem Buğra Ekinci, "Osmanlı Hukukunda Şehzâde Katli", DergiPark: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2896600
- "Bayezid (Şehzade)", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-sehzade
- "Mustafa Çelebi (Kanûnî Sultan Süleyman'ın oğlu)", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-celebi
- "Selim I", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/selim-i
- "Bayezid II", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-ii
- "Cem Sultan", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/cem-sultan
- "Mehmed I" ve "Mûsâ Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-i
- "Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Amasya)", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-ii-camii-ve-kulliyesi--amasya
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", DergiPark: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/19685
Resmî kaynaklar
- "Sultan II. Bayezid Külliyesi", Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü: https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59535/sultan-ii-bayezid-kulliyesi.html
- "Şehzade Ahmed Türbesi", Kültür Portalı (Bursa).
Kitaplar
- O. G. de Busbecq, Türk Mektupları (trc. Hüseyin Cahit Yalçın), İstanbul 1939.
Diğer kaynaklar
- "Şehzade Ahmed (son of Bayezid II)", Wikipedia: https://en.wikipedia.org/wiki/Şehzade_Ahmed_(son_of_Bayezid_II)
- "Şehzade Ahmed Türbesi" (blog yazısı): https://blog.murber.com/sehzade-ahmed-turbesi/
- "Sancağa Çıkma Usulü": https://tarihportali.net/sancaga-cikma-usulu-sancak-sistemi-nedir/
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/sehzade
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2896600
- https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-sehzade
- https://islamansiklopedisi.org.tr/selim-i
- https://islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-ii-camii-ve-kulliyesi--amasya
- https://en.wikipedia.org/wiki/Şehzade_Ahmed_(son_of_Bayezid_II)









