Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Boyuñ bir serv-i ra‘nādur güli var
Semen üzre perīşān sünbüli var
Ne nāzüḳdür cemālüñ gülşeni kim
Gül-i ter üzre miskīn kāküli var
İnanma zülfinüñ ‘ahdine Ṣāfī
Kim anuñ bir başı vü biñ dili var

Günümüz Türkçesiyle

1. Boyun güzel bir selvidir, ama bu selvinin gülü var; yasemin üzerinde dağınık sümbülü var. (Selvi gül açmaz; sevgilinin boyu selviye, yanağı güle, beyaz teni yasemine, saçı sümbüle benzetilir.)

2. Güzelliğinin gül bahçesi ne kadar nazik ki taze gül üzerinde zavallı kâkülü duruyor. (Bazı nüshalarda "miskîn", yani zavallı yerine "müşkîn", yani misk kokulu okunur.)

3. Ey Sâfî, onun zülfünün verdiği söze inanma; çünkü onun bir başı ve bin dili var. (Zülüf tek bir yerden çıkıp bin tel halinde dağılır; "dil" burada hem tel, saç lülesi hem de söz söyleyen dil anlamındadır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu üç beyit, tezkireci Sehî Bey'in Heşt-Bihişt adlı eserinde Kasım Paşa maddesinde "Ve bu birḳaç beyt anuñ eş‘ārındandur" (bu birkaç beyit onun şiirlerindendir) kaydıyla verilir. İlk beyit iki mısraı kafiyeli bir matla, son beyit mahlaslı bir makta olduğuna göre üç beyit bir gazelin başından, ortasından ve sonundan seçilmiştir; gazelin tamamı bilinmiyor. Vezin aruzun hezec bahrinden "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıdır. Redif "-i var", kafiye "-ül" sesidir: sünbüli, kâküli, dili. Sehî'nin neşrinde ikinci beyitteki "miskīn" kelimesi bazı nüshalarda "müşkīn" diye geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, divan şiirinin bilinen benzetmelerini bir araya getirir, ama onlara küçük bir şaşırtma ekler. Sevgilinin boyu selviye benzetilir; selvi uzun ve düzgündür, fakat gül açmaz. Şair, sevgilinin selvi gibi boyunun bir de "gülü", yani gül renkli yanağı olduğunu söyleyerek onu tabiattaki selviden üstün gösterir. İkinci mısrada beyaz ten yasemine, dağınık saç sümbüle benzetilir; yasemin üzerine dağılmış sümbül, beyaz yüzün çevresine dökülmüş siyah saçın görüntüsüdür.

İkinci beyitte sevgilinin güzelliği bir gül bahçesidir ve bu bahçe çok naziktir. Taze gülün, yani yanağın üzerinde kâkül durmaktadır. Kâküle "miskîn", yani zavallı denmesi, sevgilinin yüzüne düşmüş saçı ayağa düşmüş bir dilenciye benzetir. Bazı nüshalardaki "müşkîn" okuyuşu ise saçı misk kokulu ve siyah olarak niteler; divan şiirinde siyah saç ile misk sık sık birlikte anılır. İki kelime Arap harfli yazıda birbirine çok yakındır ve ikisi de beyte uygun düşer.

Makta beyti, Sâfî'nin tezkirelerde övülen yönünü, yani atasözü ve halk deyişlerini şiire taşıma ustalığını gösterir. Zülüf bir yerden çıkar ve bin tel halinde dağılır; şair bunu "bir başı vü biñ dili var" diye anlatır. Bu söz, bir yandan saçın görünüşünü tasvir eder, bir yandan da halk arasında söz verip tutmayan, her yere başka türlü konuşan kişiler için söylenen bir deyişi çağrıştırır. "Dil" kelimesi hem saç teli hem söz söyleyen dil anlamında kullanıldığı için beyitte bir tevriye vardır. Zülfün "ahdine", yani verdiği söze inanılmaması gerektiği sonucu da buradan çıkar: bin dili olan bir şey verdiği sözü tutmaz.

Tarihî Bağlam

Sehî, bu beyitleri verdiği maddede Kasım Paşa'nın hayatını kısaca anlatır. Ona göre Kasım Paşa Edirneli yaşlı bir kadının kulu idi; kadın onu oğlu gibi büyütmüş ve okutmuştu. İlim tahsil ederken Mahmud Paşa'ya bağlanmış, onun himayesinde yetişmiş, Sultan Bayezid Amasya'da Çelebi Sultan iken onun defterdarı olmuş, Bayezid tahta çıkınca da vezir olmuştur. Bir süre vezirlik yaptıktan sonra Selanik'e gönderilmiş, orada sancakbeyi iken ölmüştür. Sehî onu "Vilāyet-i Rūmuñ mu‘teber şā‘irlerinden" sayar ve şiirini "ḫoş-ṭab‘ mes̱el-gūy ḫayāl-engīz ve ems̱āl-āmīz", yani hoş tabiatlı, mesel söyleyen, hayal uyandıran ve atasözleriyle karışık diye niteler. Bu üç beyit, özellikle son beyitteki deyişle, tezkirecinin hükmünü doğrulayan bir örnektir.

Kaynakça

  • Sehî Beg, Heşt-Bihişt, hzl. Günay Kut, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), s. 31-32, Kâsım Paşa maddesi; nüsha farkı için aynı sayfanın dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
  • İsmail E. Erünsal, "Kasım Paşa, Cezerî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 545-546. islamansiklopedisi.org.tr