Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Nice bir feryâda vara nâle vü âhum sana
Gün gibi rûşen degül mi hâlüm ey mâhum sana
Bir meh-i nâ-mihrbânsın key sakın kim irmeye
Nâle-i şeb-gîr-ile âh-ı seher-gâhum sana
Sana sengîn-dil disem gönlüne katı gelmesün
Taşlara kâr itdi âhir itmedi âhum sana
Zülf-i kec-reftâruna uydumsa güm-râh olmadum
Her ne yüzden gözlesem togru varur râhum sana
Yüz çevürdün ehl-i dilden dil-berâ zülfün gibi
Yohsa yanlış söz mi dir agyâr-ı bed-hâhum sana
Serverâ hüsn-i cihân-efrûzunı bir kez gören
Pâdişâh-ı dehr olursa kul ola şâhum sana
Sâfiyem kim sen Muhammed hürmetiy-çün umaram
Ben şikeste-hâtırı vasl ide Allâh’um sana
Günümüz Türkçesiyle
1. İniltim ve âhım daha ne zamana kadar feryat ederek sana ulaşmaya çalışacak; ey ay yüzlüm, halim sana güneş gibi apaçık değil mi?
2. Sen sevgisiz, merhametsiz bir aysın; iyi sakın, gece yarısı inleyişimle seher vaktindeki âhım sana erişmesin. ("Mihr" hem güneş hem sevgi demektir; "nâ-mihrbân" ay hem sevgisiz hem güneşsiz, yani kendi ışığı olmayan bir ay olarak düşünülebilir. Gece ve seher vaktinde edilen âhın, yani bedduanın tutacağına inanılır.)
3. Sana taş yürekli desem gönlüne ağır gelmesin; âhım sonunda taşlara bile tesir etti, sana etmedi.
4. Eğri gidişli zülfüne uyduysam da yolumu şaşırmadım; hangi yüzden, hangi yönden baksam yolum dosdoğru sana varır. ("Yüz" hem yön hem sevgilinin yüzü anlamına gelir; eğri zülfe uyan âşığın yolu, yüze, yani sevgiliye çıkar.)
5. Ey dilber, zülfün gibi gönül ehlinden yüz çevirdin; yoksa kötülüğümü isteyen rakipler sana hakkımda yanlış bir söz mü söylüyor? (Zülüf, yüzün iki yanından sarkıp yüzden yana dönük durduğu için "yüz çeviren" bir şey olarak düşünülür.)
6. Ey ulu sevgili, cihanı aydınlatan güzelliğini bir kez gören, zamanın padişahı da olsa, ey şahım, sana kul olur.
7. Ben Sâfî'yim; Muhammed hürmetine umarım ki Allah'ım, gönlü kırık olan beni sana kavuşturur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "sana", kafiye "-âhum" sesidir: âhum, mâhum, seher-gâhum, râhum, bed-hâhum, şâhum, Allâhum. "Âhum" kelimesi hem matlada hem üçüncü beyitte kafiye yerinde geçer. Mahlas son beyitte "Sâfiyem" biçiminde kullanılır. Metin, Cezerî Kasım Paşa divanının Ahmet Sevgi ile Hakan Sevindik tarafından yapılan neşrinden (s. 117-118) İsmail E. Erünsal'ın Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki maddesinde aktarılan metindir. Gazelin kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, âşığın feryadının sevgiliye ulaşmamasından duyduğu sitemle açılır. İlk iki beyit ay ve güneş imgeleri üzerine kurulur. Sevgili "mâh", yani aydır; âşığın hali ise güneş gibi apaçıktır. İkinci beyitte sevgili "meh-i nâ-mihrbân" diye anılır. Bu tamlama iki türlü anlaşılır: "mihr" kelimesi hem güneş hem sevgi demek olduğu için ay hem sevgisiz, merhametsiz hem de güneşsiz, yani kendi ışığı olmayan bir ay olarak düşünülebilir. Kelimenin bu iki anlamı arasında kurulan bağ bir tevriye örneğidir. Âşık, gece yarısı inleyişinin ve seher âhının sevgiliye erişmemesi için onu uyarır. Divan şiirinde seher vakti edilen âhın, tutan bir beddua gibi etkili olduğuna inanılır; şair bu inancı yarı şaka yarı ciddi bir tehdit olarak kullanır.
Üçüncü beyit taş imgesine geçer. Sevgiliye "taş yürekli" demek onun gönlüne "katı gelebilir"; "katı" kelimesi hem ağır gelmek deyiminin parçası hem de taşın sertliğini çağrıştıran bir sıfattır. Âşığın âhı taşları bile etkilemiştir, ama sevgiliyi etkilememiştir; bu da sevgilinin gönlünü taştan da katı gösterir. Dördüncü beyitte eğri ile doğru karşıtlığı öne çıkar. Sevgilinin zülfü "kec-reftâr", yani eğri gidişlidir; ona uyan kişinin yolunu kaybetmesi beklenir. Ama âşık hangi yüzden, hangi yönden bakarsa baksın yolu doğru sevgiliye varır. "Yüz" kelimesinin hem yön hem çehre anlamı burada da işe yarar: zülfe uyan, sonunda yüze ulaşır. Eğri ile doğru arasındaki bu karşıtlık bir tezat örneğidir.
Beşinci beyitte zülüf yeniden karşımıza çıkar. Zülüf, yüzün iki yanından sarkar ve yüzden öbür yana dönük durur; şair bu görüntüden yola çıkarak sevgilinin "zülfü gibi" gönül ehlinden yüz çevirdiğini söyler. Ardından bu ilgisizliğin sebebini rakiplere bağlar: belki kötü niyetli rakipler sevgiliye âşık hakkında yanlış sözler söylemiştir. Altıncı beyit sevgilinin güzelliğini en yüksek noktaya çıkarır. Onu bir kez gören, zamanın padişahı bile olsa ona kul olur. Bu beyitte sevgiliye "server" ve "şâh" diye seslenilir. Şiirin, II. Bayezid'e vezirlik etmiş bir devlet adamının kaleminden çıktığı düşünülürse, padişahın bile kul olacağı bir güzellikten söz edilmesi dikkat çekicidir; divan şiirinde sevgiliyi hükümdar, âşığı kul olarak gösteren bu dil, şairin gerçek mevkiinden bağımsız olarak geleneğin ortak dilidir.
Makta beyti duayla biter. Şair, Peygamber hürmetine Allah'ın gönlü kırık olan kendisini sevgiliye kavuşturmasını umar. Mahlas beytinde Peygamber'in anılması, Sâfî'nin divanının Hz. Hüseyin'e yazılmış bir kasideyle açılmasıyla birlikte düşünüldüğünde şairin dinî duyarlılığını yansıtır. "Şikeste-hâtır", yani gönlü kırık sözü, sitemle başlayan gazelin alçakgönüllü bir yakarışla kapanmasını sağlar.
Kaynakça
- Ahmet Sevgi - Hakan Sevindik (hzl.), Cezerî Kasım Paşa Sâfî Dîvânı, Konya: Palet Yay., 2016, s. 117-118 (İsmail E. Erünsal, "Sâfî, Cezerî Kâsım Paşa", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/safi-cezeri-kasim-pasa, maddesindeki aktarımla).
- İsmail E. Erünsal, "Kasım Paşa, Cezerî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 545-546. islamansiklopedisi.org.tr
Çevrimiçi kaynaklar






