Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fa‘lün

Çâk olan dest-i cefâ ile girîbânumdur
İlişen ḫâr-ı ġam u miḥnete dâmânumdur
Eşk-i çeşmiyle ḫadengini ṣuvarsam n’ola kim
Bâġ-ı sînemde biten serv-i ḫırâmânumdur
Tîġ-ı mûjgânına cân virmesi sehl idi eger
Ol cefâ-pîşe bir aġız dise ḳurbânumdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Cefa eliyle yırtılan yaka benim yakamdır; gam ve mihnet dikenine takılan etek de benim eteğimdir. (Yakanın yırtılması, aşk acısından kendini kaybetmenin; eteğin dikene takılması da derde tutulmanın bilinen anlatımlarıdır.)

2. Onun okunu gözümün yaşıyla sulasam buna şaşmamalı; çünkü o ok, göğsümün bahçesinde biten salınan servimdir. (Sevgilinin attığı ok âşığın göğsüne saplanmış, orada bir servi fidanı gibi yükselmiştir; âşık da onu gözyaşıyla sular.)

3. Onun kirpik kılıcına can vermek kolay bir işti; yeter ki o cefa düşkünü bir kez "o benim kurbanımdır" desin. (Kirpikler, âşığı yaralayan kılıca benzetilir; "bir ağız demek" bir kez söylemek demektir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bugüne ulaşan biçimiyle şiir üç beyittir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fa‘lün" kalıbıyla yazılmıştır. Vezin tezkirelerde belirtilmez; beyitlerin ölçüsünden çıkarılmıştır. Redif "-umdur" ekidir, kafiye ise girîbân, dâmân, ḫırâmân ve ḳurbân kelimelerindeki "-ân" sesiyle kurulur. Kınalızâde Hasan Çelebi şiirden "gazel" diye söz eder, ama hiçbir tezkire mahlaslı son beyti vermez. Elimizdeki üç beyit, gazelin tezkirelere seçilmiş parçalarıdır; tamamı bilinmez.

Şiir Müeyyedzâde'nin tezkirelerde en çok anılan Türkçe beyitlerindendir. Burada esas alınan metin, üç beyti birden veren Latîfî'nindir. Beyânî ve Kınalızâde birinci ve üçüncü beyti verir; Beyânî üçüncü beyitte "Zahm-ı müjgânına" (kirpiğinin yarasına), Kınalızâde ise "Tîg-i müjgânına" der. Âşık Çelebi yalnız matla‘ı aktarır. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar da Amasya Tarihi'nde Müeyyedzâde'nin şiirlerine örnek olarak bu matla‘ı verir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla‘, aşk acısını bir giysinin hâli üzerinden anlatır. Divan şiirinde yakasını yırtmak, aşkın verdiği çılgınlığın ve dayanılmaz acının işaretidir; eteğin dikene takılması ise insanın bir derde tutulup ondan kurtulamamasını anlatır. Şair her iki hâli de kendine mal eder: yırtılan yaka da, dikene takılan etek de onundur. Yaka ile etek arasında tenasüp, cefa ile gam ve mihnet arasında da anlam yakınlığı vardır. Mısraların sonundaki "benimdir" vurgusu, âşığın bu acıları bir tür mülk gibi sahiplenmesini gösterir.

İkinci beyitte sevgilinin oku âşığın göğsüne saplanmış ve orada bir servi gibi yükselmiştir. Divan şiirinde servi, sevgilinin uzun ve salınan boyunun benzetildiği ağaçtır; bu yüzden ok ile servi arasındaki benzerlik, oku sevgilinin kendisine bağlar. Göğüs bir bahçe olunca âşığın gözyaşı da o bahçeyi sulayan su olur. Benzetmeler birbirine eklenerek küçük bir bahçe tablosu kurulmuştur. Üçüncü beyit ise sevgilinin kirpiklerini âşığı yaralayan kılıca benzeten yaygın bir istiareye dayanır. Âşık, o kılıca canını vermeyi kolay bulur; tek dileği, cefa etmeyi huy edinmiş sevgilinin bir kez onu "kurbanım" diye anmasıdır. "Can vermek" ile "kurban" kelimeleri arasında tenasüp vardır.

Tarihî Bağlam

Kınalızâde, beyitleri aktardıktan sonra "Bu gazeli Sultân Bâyezîd zemânında dimişdür" der. Bu kayıt gazelin II. Bayezid zamanında yazıldığını bildirir, ama Bayezid'in Amasya'daki şehzadelik yıllarını mı, yoksa padişahlık yıllarını mı kastettiğini belirtmez. Müeyyedzâde, Bayezid'in Amasya sancakbeyi olduğu yıllarda onun yakın çevresinde bulunmuş, padişahlığı sırasında da kadılık ve kazaskerlik yapmıştı; bu yüzden gazelin hangi döneme ait olduğu bilinmez.

Âşık Çelebi bu matla‘a dair küçük bir aile hikâyesi anlatır. Müeyyedzâde onun anne tarafından dedesidir. Âşık Çelebi, dedesinin bu matla‘ını görmeden kendisinin de benzer bir matla‘ söylediğini, bunu da dedesinden kendisine miras kalmış bir ruh hâline bağladığını yazar: Fiġān kim dest-i miḥnetden alınmadı giribānum / Dırīġā kim ilişdi ḳaldı ḫār-ı hecre dāmānum (Eyvah ki yakam mihnetin elinden kurtarılamadı, yazık ki eteğim ayrılık dikenine takılıp kaldı). İki matla‘ın yaka ve etek imgesinde buluşması, beytin aile içinde bile hatırlandığını gösterir. Âşık Çelebi dedesinin matla‘ı için "ġāyet ‘āşıḳānedür", yani pek âşıkanedir der.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar