Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Nāme kim nāmını yazmış bendenüñ sulṭān aña
Ġuṣṣadan āzādelıḳ ḫaṭṭı olur ‘unvān aña
Her elif ki anda var naḳş-ı ḳad-i cānān gibi
Cān içinde yiri var olsun fedā yüz cān aña
Belki her ḥarfi sevād-ı dīde-i cāndur anuñ
Noḳṭalar kim anda düşmiş görinür insān aña
Aynı nergis hāsı ġonce her elif bir serv-i nāz
Yaraşur dirsem bu yüzden Ravża-i Rıḍvān aña
Gözlerüm oldı münevver ol sevād-ı nāmeden
Toz yirine ṭūṭiyā ṣaçmış meger cānān aña
Ḫātemī bilüp şeb-i hecre giriftār olduġum
Raḥm idüp yār eylemiş ta‘vīẕ ile dermān aña

Günümüz Türkçesiyle

1. Sultanın bu kulunun adını üzerine yazdığı mektubun başlığı, kederden azat edildiğimi bildiren bir azatname olur. ("Hat" hem yazı hem de belge anlamına gelir; mektubun başındaki ad, şairi gamdan kurtaran bir azat belgesine benzetilir.)

2. Mektuptaki her elif harfi sevgilinin boyunun resmi gibidir; onun yeri canın içindedir, ona yüz can feda olsun. (Arap harflerinin ilki olan elif, düz ve ince bir çizgidir; divan şiirinde sevgilinin servi gibi boyuna benzetilir.)

3. Hatta onun her harfi can gözünün karasıdır; içine düşmüş noktalar da o gözün bebeği gibi görünür. ("Sevâd" hem mürekkebin siyahı hem de göz karasıdır; "insân" kelimesi burada "insân-ı ayn" yani göz bebeği anlamında kullanılmıştır.)

4. Mektuptaki ayn harfi nergis, he harfi gonca, her elif de nazlı bir servidir; bu yüzden ona cennet bahçesi desem yakışır. (Ayn harfi şekli ve adıyla göze, nergis de divan şiirinde göze benzetilir; yuvarlak he harfi açılmamış goncayı hatırlatır. "Ravza-i Rıdvân", cennetin bekçisi Rıdvân'ın bahçesi, yani cennettir.)

5. O mektubun siyah yazısıyla gözlerim aydınlandı; sevgili onun üzerine kurusun diye toz serpeceği yerde sanki tûtiyâ serpmiş. (Mürekkebin kuruması için yazının üstüne ince bir toz serpilirdi; tûtiyâ ise göze çekilen ve gözü aydınlattığına inanılan sürmedir.)

6. Sevgili, Hâtemî'nin ayrılık gecesine tutsak düştüğünü bilip acımış ve bu mektubu bir muska yapıp derdine derman eylemiş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Vezin tezkirede belirtilmez; beyitlerin ölçüsünden çıkarılmıştır. Redif "aña" kelimesidir, kafiye ise sulṭān, ‘unvān, cān, insān, Rıḍvān, cānān ve dermān kelimelerindeki "-ān" sesiyle kurulur. Gazelin ilk beyti, iki mısraı birbiriyle kafiyeli olan matla‘dır; son beyitte şairin "Ḫātemī" mahlası geçer. Müeyyedzâde'nin bir divanı bugüne ulaşmadığı için gazel, torunu Âşık Çelebi'nin Meşâ‘irü'ş-şu‘arâ'sındaki kayda dayanır. Filiz Kılıç'ın neşrinde gösterilen nüsha farklarına göre mahlas, tezkirenin üç nüshasında "Ḫātemī" yerine "ḥālümi" (hâlimi) diye geçer. Kınalızâde Hasan Çelebi gazelin yalnız son iki beytini aktarır ve son mısrada "ta‘vīẕ" (muska) yerine "ta‘zîb" (azap verme) okuyuşunu verir. Bu okuyuş beytin anlamına uymadığı için burada Âşık Çelebi'nin metni esas alınmıştır. TEİS de gazelin tamamını Âşık Çelebi'den, "Nâme ki" ve "ta’vîz" biçimleriyle aktarır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu bir mektuptur. Şair, kendisine gelen mektubu sevgilinin bir parçası gibi karşılar ve onu harf harf, hatta nokta nokta över. Bu, divan şiirinde yazı ile güzellik arasında kurulan eski bir benzerliğe dayanır: sevgilinin boyu elif harfine, ağzı mim harfine, kaşı nun harfine benzetilir. Hâtemî bu benzerliği tersinden işletir. Mektuptaki elifler sevgilinin boyu, ayn harfi nergis gibi bir göz, he harfi bir gonca, her elif bir servi olunca, yazılı kâğıt bütünüyle bir cennet bahçesine döner. Dördüncü beyitteki benzetmeler arka arkaya sıralanan teşbihlerdir; nergis, gonca ve servi arasında da açık bir tenasüp vardır.

Üçüncü beyit gazelin en ustaca beytidir. "Sevâd" kelimesi hem yazının siyah mürekkebini hem de göz karasını anlatır. "İnsân" kelimesi de ilk anlamıyla insanı, divan şiirindeki kullanımıyla ise "insân-ı ayn" denen göz bebeğini hatırlatır. Böylece harfler bir gözün karası, harflerin noktaları da o gözün bebeği olur; bu iki kelimede tevriye vardır. Beşinci beyit aynı göz imgesini sürdürür. Eskiden mürekkebin dağılmaması için yazının üstüne ince toz serpilirdi. Şair, sevgilinin bu tozun yerine tûtiyâ, yani göze çekilen ve gözü aydınlattığına inanılan sürmeyi serptiğini söyler; mektubu okuyunca gözlerinin aydınlanması bundandır.

Gazelin iki ucundaki beyitler mektubun etkisini anlatır. Matla‘da mektubun başındaki ad, şairi kederden azat eden bir "ḫaṭṭ", yani hem yazı hem de azat belgesidir. Makta‘da ise sevgili, ayrılık gecesinde kalan âşığa acıyıp mektubu bir muska gibi derdine derman yapmıştır. Gazelin dili, alışılmış âşık ile sevgili ilişkisini kullanır: yazan "bende", yani kul, mektubu gönderen ise "sulṭān"dır. Buradaki "sultan" kelimesinin iki anlamı vardır; divan şiirinde sevgilinin unvanıdır, Osmanlı'da ise şehzadelere de "sultan" denirdi.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi bu gazeli, Müeyyedzâde'nin "Sulṭān Aḥmed'den kendüye gelen mektūb muḳābelesinde", yani Şehzade Ahmed'den gelen bir mektuba karşılık yazdığını söyler. Kınalızâde de son iki beyti, onun "Sultân Ahmede gönderdügi cevâb-nâme"den diye aktarır. Şehzade Ahmed, II. Bayezid'in oğludur ve babasının saltanatı boyunca uzun yıllar Amasya sancakbeyi olarak bulunmuştur. Müeyyedzâde ise Amasyalıdır ve gençliğini Bayezid'in Amasya'daki şehzade sarayında geçirmiştir. Mektubun tarihi ve nereden gönderildiği kaynaklarda yazılmaz; bu yüzden gazelin Ahmed'in Amasya yıllarının hangi döneminde yazıldığı bilinmez.

Gazel, iki taraf arasındaki ilişkiyi gösteren bir belge olarak da önemlidir. Kınalızâde ve Âşık Çelebi'nin anlattığına göre, II. Bayezid'in son yıllarında yeniçeriler Sultan Ahmed'den yana sayılan devlet adamlarının evlerini yağmaladığında Müeyyedzâde'nin evi de basılmış ve o, kazaskerlikten çekilmişti. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar da Amasya Tarihi'nde bu azli, onun 917'de (1511) "Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed'i taht-ı saltanata iclâs etmek tarafdârı" sanılmasına bağlar. Yavuz Sultan Selim zamanında ise kıskançlar onu "Sulṭān Aḥmedīdür", yani Ahmed taraftarıdır diye suçlayan kâğıtlar yazıp saraya atmışlardı. Şairin şehzadeye "sultanım" diye hitap eden, onun mektubunu bir azatname ve bir muska sayan bu gazeli, tezkirecilerin Ahmed'le aralarındaki yakınlığa dair verdikleri bilgilerle uyuşur. Gazelin Ahmed'e yazılmış olması da bu yakınlığın edebî bir tanığıdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar