Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

Sen bu mektūbuñ eger bilmek dilerseñ kātibin
Ġāfil olma ḫusrevā Ḳullāb ile Keẕẕābdan

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey padişah, bu mektubu yazanı öğrenmek istersen, Kullâb ile Kezzâb'dan gafil olma; onlardan bil. (Kullâb ile Kezzâb, mektubu yazdığı anlaşılan iki kişinin lakabıdır. "Kezzâb" çok yalan söyleyen, "kullâb" ise çengel demektir; beyit bu adların anlamıyla da oynar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu tek beyitlik bir müfreddir, yani kendi başına söylenmiş, mısraları birbiriyle kafiyelenmeyen bir beyittir. Aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; vezin tezkirelerde belirtilmez, beytin ölçüsünden çıkarılmıştır. Beyit Âşık Çelebi'nin Meşâ‘irü'ş-şu‘arâ'sında ve Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkiresinde, söylendiği olayla birlikte anlatılır. Filiz Kılıç'ın neşrinde gösterildiğine göre tezkirenin üç nüshasında "Ḳullāb ile" yerine "Ḳullāb u" okunur. Kınalızâde'de ise ikinci mısra "Gâfil olma Hüsrevâ Kullâb ile Kezzâbdur" (onlar Kullâb ile Kezzâb'dır) biçimindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Beyit bir soruya verilmiş manzum bir cevaptır ve dili bir şiirden çok bir ihbar kadar açıktır. Ama yine de bir şairin elinden çıkmıştır. Padişaha "ḫusrev" diye hitap edilir; bu, eski İran hükümdarlarının unvanından gelen ve divan şiirinde padişahlar için kullanılan bir sözdür. Asıl nükte, suçluların lakaplarındadır. Âşık Çelebi'ye göre bu iki kişi "Ḳullāb-ı Siyāh" ve "Keẕẕāb-ı Siyāh", yani Kara Kullâb ve Kara Kezzâb diye bilinirdi. "Kezzâb" kelimesi çok yalan söyleyen demektir; böylece adını anmak, aynı zamanda suçunu söylemek olur. "Kullâb" ise çengel, kanca anlamına gelir. Beyit, mektubun yazarlarını adlarıyla gösterirken bu adların anlamını da onların aleyhine işletir. Mektup, kâtip, yazmak ve bilmek kelimeleri arasında da tenasüp vardır.

Tarihî Bağlam

Beytin hikâyesini Âşık Çelebi ve Kınalızâde birbirine yakın biçimde anlatır. Yavuz Sultan Selim tahta çıktıktan sonra Müeyyedzâde'yi yeniden kazasker yaptı ve onu sık sık özel meclisine çağırdı. Bunu çekemeyen bazı ulema, onu "Sulṭān Aḥmedīdür", yani Selim'in taht rakibi Şehzade Ahmed'in taraftarıdır diye suçlayan kâğıtlar yazdı ve bunları okla padişahın sarayına attı. Ahmed, II. Bayezid zamanında uzun yıllar Amasya sancakbeyi olmuştu; Müeyyedzâde'nin ona yakınlığı da biliniyordu. Selim kâğıdı Müeyyedzâde'ye gönderdi ve Âşık Çelebi'nin anlatımıyla, onun "ḥads u ferāset"ini, yani sezgisini ve zekâsını sınamak için kâğıdı kimin yazdığını bulmasını istedi.

Müeyyedzâde hemen bir kâğıt yazıp gönderdi ve bu beyitle işi yapanların Sarı Gürz lakaplı kazaskerin mülâzımlarından Kara Kullâb ile Kara Kezzâb olduğunu bildirdi. Âşık Çelebi'ye göre ikisinin odaları arandı, kâğıtların müsveddeleri bulundu ve suçlarını Sarı Gürz'ün kışkırtmasıyla işlediklerini itiraf ettiler. Sarı Gürz azledildi; Âşık Çelebi çadırının padişahın emriyle başına yıkıldığını yazar. Kınalızâde ise iki suçlunun cezalandırıldığını, Sarı Gürz'ün sadâretten, yani kazaskerlikten alınıp yerine Müeyyedzâde'nin getirildiğini söyler. İki tezkire ayrıntıda ayrılır, ama beytin Selim'in sorusuna verilen cevap olduğu konusunda birleşir. Bu olay, Müeyyedzâde'nin Şehzade Ahmed'e yakınlığının yıllar sonra bile aleyhine kullanılmak istendiğini gösterir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar