İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · BİRİNCİ DEVRE

Çelebi Sultân Mehmed Hân

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 3. Cilt, s. 457–464 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Osmanlı imparatorluğunun beşinci pâdişâhı olan Sultân Mehmed, Yıldırım Hân'ın şehzâdesidir. 805 senesi ilkbahârı olan şevvâl ayında Kara Devletşâh'ı perîşân edib Amasya'ya geldi. Müstakillen Amasya emîri oldu.

"Kitâbü'l-İnbâ"da mezkûr olduğu üzere Gömlüoğlu Alî Paşa Çelebi Sultân'ın lalası, vezîri, cümletü'l-mülkü olup Yâkût Paşa [173] beylerbeyi ve Amasya muhâfızı, fazl ve dirâyetiyle kendisini beğendiren Gümüş kadısı el-Hâc Halîl Efendi nişâncı, Gümüşlüzâde Hâce Celâl Çelebi defterdâr oldu.

Amasya ulemâsından Niğdelizâde Sofî Bâyezîd Çelebi sûret-i zâhirede mu'allim-i sultânî, hakîkat-i hâlde müsteşâr-ı saltanat olmuşdu. Sofî-i müşârün-ileyh Amasya'nın kutb-ı idâresi, medâr-ı sa'âdeti sayılırdı. Amasya hey'et-i ilmiyyesiyle Çelebi Sultân nâmına bu zât temâs ediyor, Çelebi Sultân bile aralıkda meclis-i ulemâya geliyordu.

Amasya emîr-i sâbıkı Şâdgeldi Bey'e tesliye olmak üzere hemşîresi ve Devâtdâr Ahmed Paşa'nın en küçük kerîmesi Şehzâde Hâtun, henüz on yedi yaşına giren Çelebi Sultân Mehmed'e tezvîc edildi.

Amasya emâreti, Çelebi Sultân'ın vürûduyla Amasya, Sivas, Tokat, Çorum, Canik, Karahisâr-ı Şarkî, Ankara vilâyetlerinden müteşekkil bir dâ'ire-i cesîmeden ibâret olup merkez-i saltanat Amasya şehri idi.

Çelebi Sultân'ın en büyük birâderi Süleyman Bey Edirne'de ikâmet edib Rûmeli hükümdârı, diğer birâderi Îsâ Bey de Bursa'da ikâmet edib Bursa havâlîsine hükümdâr olmuşdu.

Kezâlik Karamânîler, Timur'un fermânıyla Konya'da i'âde-i ikbâl ederek Karamânzâde Mehmed Bey emîr olmuş, diğer eski beyler de emâretlerine ermişlerdi. Bu sûretle Osmanlı Türkler'inin te'sîs etmeye çalışdıkları vahdet-i milliye Timur'un darbesiyle perîşân olmuşdu.

Haleb'e firâr eden Hânkâh-ı Mes'ûdî şeyhi Şihâbeddîn Ahmed Çelebi [174] yerine fuzalâ-yı meşâyihden İmâdeddîn Ömer el-Fızzavî, ya'nî Gümüşlü Ömer Çelebi Hânkâh-ı Mes'ûdî şeyhi olup Atabeyiyye müderrisi iken Kudüs'e firâr eden Şemseddîn Ahmed Çelebi yerine de Tâceddîn İsrâfil el-Lâdikî müderris oldu.

Amasya ümerâsından Yazarlıoğlu Ya'kûb Paşa Ankara, Kutluşâhoğlu Kutlu Paşa Tokat, Torumtayoğlu Kaya Paşa Çorumlu beylerbeyi oldular. Her biri ma'iyyetleriyle çıkıp gitdiler.

Ancak Osmâncık emîri Koca Mahmûd Bey Tokat'a kaldırılıp yerine birâderzâdesi Hasan Bey bin Abdullah Çelebi ta'yîn edildi. Sivas'ı müdâfa'a eden Kürtoğlu Mezîd Bey arz-ı itâ'at etmekle yerinde kaldı. Sivas a'yânından Kadı Burhân'ın dayızâdesi Yıldızlıoğlu Mehmed Bey'in hizmeti sebk etmişdi.

Lâkin Samsun emîri Kubâdoğlu Alâ'eddîn Alî Bey, neseb ve şecâ'atine, Timur'un himâyesine mağrûr olarak Çelebi Sultân'ı küçük gördü. Amasya beylerinin kendisine uyacağını umuyordu. Bu sebebden kendi başına emâret etmeye kalkışdı.

Kezâlik Çonkar Aşîreti'ne ve Timur'un himâyesine güvenen İnaloğlu Tâceddîn İbrâhim Bey, Tokat havâlîsine müstevlî olup kendi başına hareket, ovalarda bayağı hükûmet ediyordu. Fakat Tokat a'yânı şehre yanaşdırmıyordu.

Canik beyi olan Alp Arslan Bey, Kubâdoğlu hilâfına Çelebi Sultân'a mutî'âne hareket ederek Alî Bey'e adâvet ediyordu. Taşan [175] Oğulları Alî, Ahmed Beyler Köprü, Havza, Zeytûn kazâlarını kabza-i idârelerine almışlardı. Çelebi Sultân'a itâatleri vardı.

Kubâdoğlu'nun serkeşâne hareketi İbrâhim Bey'e nisbetle şâyân-ı ehemmiyetdi. Çünkü Alp Arslan'ı mağlûb ederek Niksâr'ı muhâsara etmişdi. Amasya'dan giden bir kuvve-i kâfiye, Kubâdoğlunu perîşân ederek Taşanoğlu'na ilticâ etmişdi. Taşanzâde Ahmed Bey'e Samsun emâreti verildi. Ali Bey'in hayâtı da hitâma erdi.

Tokat emâretine ta'yîn edilen Kutlu Paşa ma'iyyetine oldukça mühim bir kuvvet terfîk edilmişdi. Kutlu Paşa ibtidâ Tokat kalesini zabt edib sonra İnaloğlu'na Amasya emâreti hudûdundan çıkıp gitmesini teklîf etdi.

İbrâhim Bey bu teklîfe müstehziyâne cevâb-ı red verdiğinden Kutlu Paşa ta'kîbâta koyuldu. İbrâhim Bey'in başında yirmi bin kadar süvârî vardı. Amasya'dan gönderilen kuvvetle Kutlu Paşa kuvveti birlikde hareket ederek İbrâhim Bey'in kuvveti fenâ hâlde kırıldı. Tokat havâlîsi şerrinden kurtuldu.

Yine bu esnâda Karahisâr-ı Şarkî havâlîsine musallat olan Gözleroğlu'nun tecâvüzâtından Melik Ahmed Beyzâde Hasan Bey şikâyet ve istimdâd etmişdi. İnaloğlu'nun vak'asından sonra Gözleroğlu da perîşân edilerek Amasya havâlîsi eşkıyâdan oldukça temizlenmişdi.

Şu tasfiye vekâyi'i 806 senesinde olup Amasya emâreti her tarafa kendisini tanıtmış, Çelebi Sultân'a ve müdebbirân-ı hükûmeti olan erkâna [176] halkın ve beylerin emniyet ve i'timâdı artmışdı.

Fakat Çelebi Sultân'ın en büyük emeli birâderi Îsâ Bey'in hükûmet etdiği Bursa'yı ele geçirip Anadolu'da te'mîn-i vahdet etmekdi. Bu da kuvve-i mâliyyenin müsâ'adesine ve esliha-i cedîde tedârikine bağlı idi.

Amasya hükûmetinin en büyük derdi para idi. Aksak Timur herkesin elindeki nukûdunu vesîleler îcâd ederek ahz ve gasb etmişdi. Altun ve gümüş tedâriki müşkilâta uğramışdı.

Defterdâr Hâce Celâl Çelebi gâyet muhâsib ve muktesid bir zât idi. Bir tarafdan Hacı Şâdgeldi Paşa'nın darbhânesi Mağribî İlyâsoğlu Bedreddîn Mahmûd Çelebi tarafından işletilmekde olup gümüş akçeler kesiliyordu. Mahmûd Çelebi bu sebebden "Darbhâneci" demekle meşhûr olmuşdu.

Diğer tarafdan "çav, çavik" nâmıyla kağıd para yapılıp altın ve gümüş akçe yerine sürülmekde idi. Buhâralı olan Hâce Şemseddîn Mehmed Çelebi "çavik" yapılmasına me'mûr olmuş, buna da Amasya'da "Çavikçi, Çevikçi" denmişdi. Buna "Kırtâsî" de denirdi.

Amasya hey'et-i ilmiyyesi gâyet müdrik zevâtdan mürekkebdi. Milletin vahdetini parçalayan Timur felâketi pek mühim zararlar îkâ' etmiş idi. Birincisi, ahlâk-ı umûmiyye fenâ hâlde sarsılmışdı. İkincisi, duygusuz derebeyiler, îmânsız eşkıyâ her tarafı kasıp kavuruyordu. Üçüncüsü, şahsî menfa'atler herkesi birbirine düşürüyordu.

Hey'et-i ilmiyye, bu acı derdleri tedâvî etmeğe pek ziyâde çalışıyorlar, [177] bütün kuvvetleriyle erkân-ı hükûmete müzâharet ederek herkese fezâ'il-i dîniyye ve ahlâkıyyeyi telkîn, dînî cihâdı, ferâgat-ı nefsi ta'lîm ederek halkın ma'neviyâtını yükseltiyorlardı.

O zamân Amasya hey'et-i ilmiyyesinde "Gümüşlüzâde Abdurrahmân, Taftazânî tilmîzi Tokâdî Kara Sinan, Vâ'iz Ömer, Lâdikli İsrâfîl, Şeyh Hamîdeddîn, Halifetzâde Hasan, Hatîb Abdulkâdir, Muslihzâde Abdulhay ve Muhammed Şâh Efendiler" pek mühim şahsiyetlerdi.

Bu zevâtın himmetleriyle halkda askerliğe, millî birliğe büyük ve sarsılmaz bir şevk ve heyecân uyanmışdı. Bütün halk, askerliğe bütün kalbiyle giriyor, gönül rızâsıyla can atıyor, olanca fedâkârlığı yapıyordu.

Târîhen pek meşhûrdur ki Amasya hükûmeti, bıyıklarında demir tarak durmayan gençleri askerliğe almıyordu. Amasya delikanlılarından bıyığı henüz terleyen bir genç, Çelebi Sultân'ın huzûrunda demir tarağı üst dudağına batırır, bıyığımda demir tarak duruyor, diyerek askerliğe kabûl edilmesini ricâ eder. Bu sûretle kabûl edilir.

Atâ Bey'in Enderûn Târîhi'nde mestûr olan bu fıkradan anlaşılır ki Amasya hey'et-i ilmiyyesinin hidemât-ı mebrûresi halk üzerinde pek yüksekdi. Amasya halkının da millî şu'ûr ve irfânı bu âlimlerin telkînâtıyla pek yükselmişdi.

Sekbânbaşı Kabûlî Ağa fa''âl, işgüzâr, gâyet dîndâr bir zât idi. Yeniçeri yetişdirmesini, askerin ta'lîm ve terbiyesini, askerliği pek güzel bilirdi. Bâyezîd Paşa süvârîlikde, bu da piyâdelikde pek mâhir idiler. [178]

Amasya'da açılan asker ocağı iki kısma bölünmüşdü: Sipâhî, yeniçeri. Sipâhî süvârî demekdi. Buna mukâbil yayalar yeniçeri idi. Bunlar Amasya'nın ok meydânında her gün ta'lîm edilir, Suluova'da manevralar yapılırdı.

Askerin eslihası pek mükemmeldi. Çelebi Sultân'ın sırr-ı muvaffakiyyeti Amasya'da îcâd edilen yeni toplardı. Amasya ricâlinde ve halkında fedâkârlık en yüksek derecesini bulmuşdu. Çelebi Sultân, işte bu yüksek ma'neviyyât, fedâkârlık, ricâlindeki akıl ve dehâ sâyesinde işlerinde muvaffak olmuşdu.

Bâyezîd Paşa pek yüksek, dâhî bir zât idi. Çelebi Sultân'ın hem erkân-ı harbiyye re'îsi hem de müdebbir-i yegânesi idi. Nişâncı Hacı Halîl Çelebi, akıl ve dehâca Bâyezîd Paşa'dan da yüksekdi. Bunlara nisbetle Alî Paşa, Yâkût Paşa ikinci derecede kalırdı. Bâyezîd Paşa'da ferâgat-ı nefsin en yüksek derecesi vardı.

806 senesinde Amasya kadısı İzzeddîn Hasan Çelebi vefât edib yerine nâibi olan Kadı İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi kadı oldu. Amasya'da fırka kumandanlarından Atabeyzâde Yörgüç Bey, Çelebi Sultân'ın hizmet-i hâssasına alınmışdı. Çünkü aralarında karâbet-i sıhriyye vardı.

Timur Hân, Amasya'da rüşd ve kâbiliyetini isbât eden Çelebi Sultân'ı sûret-i zâhirede kendisine dâmâd etmek üzere gönderdiği Hâce Muhammed'le yanına da'vet, kendisine karşı fenâ bir kasdı olmadığını her türlü mevâsîk [179] ile te'kîd etmişdi.

Amasya erkânı bu da'vete icâbeti muvâfık görmedi. Fakat Timur Hân gibi şedîdü'ş-şekîme bir adama karşı da cevâb-ı red vermek kâr-ı âkil değildi. Çelebi Sultân'ın da'vete sûret-i zâhirede icâbet cevâbı verildi. Fakat yol üzerinde bulunan beylere de ta'lîmât-ı hafiyye verilip nümâyişler tertîb edildi.

Çelebi Sultân, mu'allimi Sofi Bâyezîd ile beraber Timur'un elçisi Hâce Muhammed'e katılıp Amasya'dan Osmancık’a kadar gitdi. Osmancık'dan ileride Kara Yahyâ Bey'in, daha ileride Savcı Beyzâde Alî Bey'in ta'arruzâtına uğradı. Ca'lî müsâdemelerle daha ileri gidilmesi gayr-i mümkün olduğu elçiye gösterilip anlatıldı.

Bunun üzerine mu'allim-i sultânî Sofi İmâdeddîn Bâyezîd Çelebi tertîb edilen hedâyâ-yı seniyye ile huzûr-ı Timur Hân'a elçi gönderildi. Çelebi Sultân dönüp Amasya'ya geldi. Buradan Tokat'a gitdi. Amasya ulemâsından Sabuncuoğlu Mevlânâ el-Hâc İlyâs Çelebi pek mâhir bir tabîb olduğu münâsebetle Çelebi Sultân'a Hekimbaşı oldu.

Şehzâde Mûsâ Çelebi, pederinin vefâtından sonra Amasya'ya gelip kardaşı Çelebi Sultân'a kavuşdu. Amasya'nın meşhûr beylerinden Şâdî Beyzâde Şâh Melik Bey Mûsâ Çelebi'ye lala oldu. Bunun birâderi Burâk Bey meşhûr-ı ümerâdan idi.

806 senesi evâhirinde Çelebi Sultân Mehmed'in bir oğlu doğdu. Adı Murâd kondu. Sultân Murâd'ın vâlidesi, Devâtdâr Ahmed Paşa'nın [180] kerîmesi Şehzâde Hâtun olduğu zann olunur.

Çelebi Sultân Tokat'da bulunduğu esnâda Dulkadiroğlu Suli Bey'den sadâkati müş'ir bir mektûb aldı. Kerîmesini tezevvüc etmesini ricâ ediyordu. Suli Bey'in kızını ve hedâyâ-yı semînesini alıp hudûd-ı hükûmetini te'mîn etdi.

Çelebi Sultân'ın en büyük düşüncesi Bursa ve havâlîsini alıp Anadolu kısmında tefrikayı kaldırmakdı. Bütün beyleri ve askerleri bunu cândan özlerdi. Bu gâyeye erdirecek kuvve-i mâliyye ve askeriyye yoluna konmuşdu. Bursa ve havâlîsine hükûmet eden kendi kardaşı Îsâ Çelebi idi.

Çelebi Sultân Mehmed 807 senesinde muntazam askeriyle, müdebbir kumandanlarıyla kalkıp Ankara'ya gitdi. Ankara Beylerbeyi Ya'kûb Paşa'dan aldığı fırka-i askeriyyeyi de kendi kuvvetlerine ilâve ederek Bursa üzerine yürüdü.

İki kardaş arasında çetin muhârebeler oldu. Nihâyet Ulubad Irmağı kenârında yapdıkları kanlı muhârebede Çelebi Sultân'ın vezîri Alî Paşa gibi birçok erler maktûl olduysa da askerin sebâtı sâyesinde Îsâ Çelebi bozulup İstanbul'a kaçdı. Çelebi Sultân Bursa ve havâlîsini aldı.

Çelebi Sultân'ın bu muvaffakiyyeti büyük kardaşı olan Rûmeli hükümdârı Sultân Süleyman'ı gayrete getirmiş olduğu gibi Anadolu beylerine de kuvvet ve iktidârını parlak bir sûretde göstermişdi. [181]

Sultân Süleyman büyük bir gayretle topladığı askerini alıp Anadolu'ya geçdi. Bursa üzerine yürüdü. Çelebi Sultân'ın askeri hem yorgun hem de azalmışdı. Erkân-ı hükûmet harbi muvâfık görmedi.

Bunun üzerine Çelebi Sultân, askerini alıp Ankara'ya döndü. Sultân Süleyman kardaşını ta'kîb edib Ankara havâlîsine kadar gelmişdi. Çelebi Sultân harb etmek istedi. Fakat Bâyezîd Paşa, Mukbil Bey gibi zevâtın re'yiyle Amasya'ya avdet ve Ankara'yı güzel muhâfaza etmesini Ya'kûb Paşa'ya tenbîh etdi.

Amasya muhâfızı olan Yâkût Paşa, Alî Paşa'nın vefâtıyla vezîr olup Amasya muhâfazasına Tokat Beylerbeyi Kutlu Paşa me'mûr oldu. Tokat emâretine de Biçaroğlu Nûreddîn Hamza Bey ta'yîn edildi.

Çünkü Amasya erkân ve askerinin Bursa harbiyle meşgûl olduğunu gören meşhûr Köpekoğulları Hasan, Hüseyin, Suli Beyler Tokat havâlîsine musallat olmuşlardı. Bunlar Kadı Burhân'ın ümerâsından meşhûr Körpe Bey'in oğulları idi.

Köpekoğulları, Sivas beylerbeyi Kürtoğlu Mezîd Bey'in rûhuna girip onu i'lân-ı istiklâle, Çelebi Sultân'ı tanımamağa teşvîk ediyorlar, Mezîd Bey'i Kadı Burhân'a halef biliyorlardı. Karamânoğulları'nın teşvîkâtı da Mezîd Bey'e tatlı bir ümîd veriyordu.

Bundan tamâmiyle haberdâr olan Bâyezîd Paşa, bu gâ'ilenin def'ini her şeyden mühim görüyordu. Bunun için Ankara'dan sür'atle dönmüşlerdi. Biçaroğlu Hamza Bey'in Tokat emâretine ta'yîni, Çelebi Sultân'ın Bâyezîd Paşa ile [182] Amasya'ya vusûlünden az sonra Tokat'a gitmesi işin ehemmiyetli olduğunu gösteriyordu.

Çelebi Sultân ile Bâyezîd Paşa, Amasya'dan aldıkları kuvvetlerle Kazova'da Köpekoğulları'nı yakaladılar. Kanlı bir muhârebeden sonra perîşân ve Köpekoğulları'na uyanları tenkîl ve istîsâl ederek Tokat'a gitdiler.

Sivas beylerbeyi Mezîd Bey, Köpekoğulları'nın âkıbetini işitdiği anda onlardan tebri'e-i zimmet ederek te'kîd-i sadâkat etmişdi. Yâkût Paşa'nın afv ve müsâmahası ricâsına binâ'en Mezîd Bey Yâkût Paşa'ya bağışlandı.

Sultân Süleyman, Çelebi Sultân'ın Ankara'dan döndüğünü haber aldıkda birtakım hiyel ve desâyisle Ankara'yı almış, Ya'kûb Paşa fenâ hâlde aldatılmış idi. Çelebi Sultân, Candarlıoğlu vezîr Alî Paşa'nın tezvîrine vâkıf oldukda Tokat'dan Amasya'ya geldi.

808 (1405) senesinde ma'iyyetine aldığı bir kuvve-i mühimme ile ikinci def'a Burûsa üzerine yürüdü. İznik civârında vâki' olan kanlı muhârebede vezîr Alî Paşa maktûl⁵⁴⁸ ve Ya'kûb Paşa'nın tedâbîr-i sâ'ibesiyle Sultân Süleyman Rûmeli'ne gitmeğe mecbûr oldu. Bu sûretle Bursa ikinci def'a alındı. [183]

Meşâhîr-i ümerâdan Timurtâş Paşa Bursa beylerbeyi ta'yîn ve Ankara beylerbeyiliğine Ya'kûb Paşa i'âde edilmiş; Saruhân, Germiyân, Menteşeoğulları Çelebi Sultân'a arz-ı inkıyâd ederek Anadolu'da kuvvetli bir Türk hükûmeti belirmişdi.

Bunu çekemeyen Sultân Süleyman, İstanbul'a ilticâ eden birâderi Îsâ Bey'i tabî'î fedâkârlık mukâbilinde Rûm imparatorunun muvâfakatıyla celb ederek ona mâl ve asker vermiş, Bursa üzerine göndermiş, Çelebi Sultân'ı bir müddet oyalamak istemişdi.

Îsâ Bey, Timurtaş'ı ve Bursâ a'yânını iknâ' ederek Bursa ve havâlîsini istîlâ ve ikinci def'a i'lân-ı emâret etdi. Bu sûretle Anadolu'da Osmanlı Türklerinin arasına bir kundak daha girmişdi.

808 senesinde Amasya kadısı el-Hâc Bedreddîn Mahmûd Çelebi vefât edib, yerine Sivas'dan gelen nâibi Halâtîzâdeler'den Ziyâ'eddîn Mes'ûd Çelebi ta'yîn edildi. İçerişehir'de "Mahmûd Çelebi Tekkesi" demekle meşhûr zâviye ve imâret merhûmun eser-i hayrıdır.

Bu sene cihânı âteşe veren Aksak Timur, vefât eylediğinden dolayı ıtlâk edilen Amasya'nın medâr-ı iftihârı Hazret-i Pîr İlyâs ve yeğeni Ahmed Çelebi bin Hüsâmeddîn Çelebi 809 senesi evâ'ilinde Amasya'ya geldi. Gümüşlüzâde Şemseddîn Ahmed Çelebi, ahlâka dâ'ir te'lîf eylediği eserini Çelebi Sultân'a arz ve takdîm ederek teveccüh gördü.

Bu esnâda Kadı Burhân'ın ümerâ ve avenesi birleşerek Sivas beylerbeyi Mezîd Bey'i iğfâl edib Kadı Burhân'ın oğlu Zeynelâbidîn Alî Şâh [184] denilen tecrübesiz bir genci makâm-ı emârete iclâs etmek dâ'iyesine düşmüşlerdi. Bunu en ziyâde tervîce çalışan Köpekoğlu Hüseyin Bey idi.

Mezîd Bey, Yâkût Paşa tarafından fevkalâde sıkışdırıldıkça sadâkatde sâbit-kadem, her türlü hizmete hâzır olduğunu yazıyor, Zeynelâbidîn'in emâreti efsâne olduğunu, hâlbuki Zeynelâbidîn'in dayısı Yıldızlıoğlu Yûsuf Beyzâde Mehmed Bey de hakîkat olduğunu arz ediyordu.

Kadı Burhân'ın dayısı mezkûr Yûsuf Bey, Kadı Burhân tarafından katl edilmişdi. Bu sebebden Yûsuf Beyzâde Mehmed Bey, Kadızâde Zeynelâbidîn Çelebi'ye husûmet edebilirdi. Bu sebeb, erkân-ı hükûmeti pek düşündürüyordu.

Bu esnâda Yâkût Paşa'nın Amasya'da başlatdığı zâviyesi, imâret ve mektebi hitâma ermiş olduğundan 810 senesi evâ'ilinde emlâk ve çiftlikâtını bu hayrâtı mesâlihine vakf ederek vakfiyesini tanzîm etdirmişdir.

Vakfiyesinin başlangıcı şöyledir:

أميراألمراء الكرام وزير الوزاء الفخام الدستورالكبير المعظم مستعبد أرباب السيف والقلم فلكي الهمم ملكي
الشيم مربى طوائف األمم صاحب مراتب العوالى مصاحب السالطين األعالى مجمع المعالى والمفاخر مرجع
األعالى واألفاخر آصف العهد والزمان خالصة األناصر واألركان مالذ الفقراء والمساكين معين اإلسالم
والمسلمين نظام المملكة الباهرة قوام السلطنة الظاهرة عضد الدولة القاهرة بدر الدولة والدين ياقوت پاشا أوصله
هللا تعالى بالخير والسعادةوالسالمة إلى كل مايشاء⁵⁴⁹.

[185] Zâviye-i mezkûrenin meşîhatı "Yârî-i Şîrâzî" demekle meşhûr kıdvetü'l-muhakkikîn Alâ'üddûn Alî bin Siyâvuş ed-Difrikî, ya'nî Divriklizâde Şeyh Yâr Alî Çelebi'ye tevcîh edildi. Şeyh-i müşârün-ileyh hakîkaten muhakkikîn-i sûfiyyeden idi.

Nihâyet asdikâ-i ümerâdan Mukbil Bey, gizlice Sivas'a i'zâm edildi. Mukbil Bey'in yapdığı tahkîkât ve müşâhedâtıyla Mezîd Bey'in kizb ve gafleti anlaşıldı. Bâyezîd Paşa, bir kuvve-i kâfiyye ile Sivas'a gitdi.

Köpekoğlu Hüseyin Bey, Bâyezîd Paşa'nın hareketini haber aldığı anda Zeynelâbidîn'i alıp Malatya taraflarına kaçdı. Bâyezîd Paşa Burhânîler'i perîşân edib Mezîd Bey'i tutdu. Çelebi Sultân'a takdîm etdi.

Yâkût Paşa'nın hâtırına ri'âyet, Mezîd Bey'in dökdüğü gözyaşlarına merhamet edilerek Mezîd Bey afv edildi. Sivas beylerbeyiliğine de Yıldızlıoğlu Mehmed Paşa ta'yîn olundu. Fakat Yâkût Paşa oldukça gözden düşdü.

Yine bu sene defterdâr Hâce Celâl Çelebi, akrabâsından Pîr Şücâ'eddîn İlyâs Çelebi için Gümüşlüzâde Mahallesi'nde şimdiki Gümüşlüzâde Câmii yerinde âlî bir zâviye-i Halvetiyye binâ ederek Halvetî sûfîlerini sevindirdi.

Kezâlik yine 810 senesi evâ'ilinde Amasya kadısı Mes'ûd Çelebi yerine Turhal ve Tâziye kadısı Mevlânâ Rükneddîn Mahmûd [186] bin Muhammed el-Buhârî Amasya kadısı olmuşdu.⁵⁵⁰

811 senesi muharreminde Şeyh Şâdî köyünde münzevî olan kutbu'l-ârifîn eş-Şeyh Şihâbeddîn Şâdî Çelebi vefât edib yerine mahdûmu Abdu'l-Mennân Çelebi kâ'im oldu. Zâviyesi mesâlihine 812 gurre-i rebî'ulevvelinde ümerâdan Baytimuroğlu Musliheddîn Mûsâ Bey bin İmâdeddîn Süleyman Bey emlâkini vakf etdi.

Bursa mes'elesi erkân-ı hükûmeti pek ziyâde meşgûl ediyordu. Bu sene üçüncü def'a olarak Çelebi Sultân büyük bir kuvvetle Bursa üzerine yürüdü. Îsâ Bey bu muhârebede yine mağlûb olup kaçdı. Bursa beylerbeyi Timurtaş Paşa maktûl olup yerine Tokatlı Fahreddîn Bâyezîd oğlu Hacı İvaz Paşa beylerbeyi oldu (812).

Lâkin Sultân Süleyman, Çelebi Sultân'ın Bursa'dan avdetini işitdikde yine Îsâ Bey'e mu'âvenet edib Bursa üzerine taslît eyledi. Sonra kendisi de ordusuyla gelip Bursa ve havâlîsini oldukça sıkışdırdı. Hacı İvaz Paşa Amasya hükûmetinden istimdâd etdi.

Çelebi Sultân 813 senesinde yine bir kuvve-i mühimme ile Bursa'ya gidip Îsâ Bey'le tekrâr harb ederek onu kat'î bir inhizâma uğratdı. Îsâ Bey her tarafdan me'yûs olarak tegayyüb etdi. Sultân Süleyman da Bursa hamâmında zevk ederken basdırıldı. Ma'iyyeti perîşân edildi. [187]

813 şevvâlinde Gümüşlüzâde Pîr Şücâ'eddîn Ebu'l-Bekâ İlyâs irtihâl-i dâr-ı na'îm etdi. Müşârün-ileyhin cesedi gasl edilirken serîrin bir ayağı kırılıp eğilmiş olduğundan düşmemek için bir eliyle serîri tutduğu âmmeyi dûçâr-ı hayret etmişdi.⁵⁵¹

Şeyh-i müşârün-ileyhin meşâhîr-i hulefâsından eş-Şeyh Şerefeddîn Hamza Çelebi bin Îsâ, zâviye-i Halvetiyye şeyhi olarak kâ'im-makâmı oldu. Diğer halîfesi ve dâmâdı Amasya müftüsü Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi idi. Buna da "Pîr Celâl Çelebi" denirdi.

813 senesinde Sultân Süleyman'ın Anadolu'ya tecâvüzâtını kırmak için Çelebi Sultân, küçük birâderi Mûsâ Çelebi'yi kendisinin en ziyâde mazhar-ı i'timâdı olan Şâdî Beyzâde Şâh Melik Bey'le beraber Rûmeli'ne gönderdi.

814 senesi zilka'desinde mu'allim-i sultânî Sofi İmâdeddîn Bâyezîd Çelebi vefât edib Üçler Mahallesi'nde medfen-i mahsûsuna defn edildi. Oğulları Mahmûd, Hamza, Hüseyin Çelebiler Sofizâdelik'le meşhûr oldular.

Bu sene Anadolu beylerbeyi Hasan Paşa bin Abdullah Bey Amasya'ya celb edilip yerine Torumtayzâde Kaya Paşa Anadolu beylerbeyi olarak Ankara'ya gitdi. Sofi Bâyezîd'in yerine de Halifetzâde İzzeddîn Hasan Çelebi mu'allim-i sultânî oldu. [188]

Yine bu sene meşâhîr-i şu'arâdan Mevlânâ Ahmedî Amasya'da vefât etdi. Dîvân-ı hümâyûn kâtibi idi. Yerine Amasya şu'arâsından Mahmûd Gubârî Çelebi dîvân kâtibi oldu. Hattât-ı meşhûr Yahyâ-yı Rûmî mahdûmu olup hem hattât hem de şâir idi.

814 senesi evâ'ilinde Rûmeli'ne giden şehzâde Mûsâ Bey, birâderi aleyhine Edirne havâlîsine kadar geldi. Meşgûl-i zevk olan birâderini mağlûb edib Edirne'de müstakillen i'lân-ı saltanat ederek Sultân Salâheddîn Mûsâ Hân unvânını aldı. Amasyalı Şâh Melik Paşa'yı vezîr ve meşhûr Bedreddîn Mahmûd Çelebi'yi kazasker nasb etdi.

Hâlbuki Mûsâ Bey, Edirne ve bütün Rûmeli bilâdını büyük birâderi Çelebi Sultân Mehmed nâmına zabt ve istîlâya me'mûr idi. Hilâf-ı me'mûl i'lân-ı saltanat etmiş, bundan dolayı Şâh Melik Paşa müşkil bir mevki'de kalmışdı.

Edirne'de Sultân Mûsâ'nın i'lân-ı saltanatı Çelebi Sultân'a pek girân geliyor, kendisi bu kadar cân ve mâl fedâkârlığında bulunduğu hâlde kardaşının hulf-i va'd etmesi gücüne gidiyordu.

Vezîr Yâkût Paşa Çelebi Sultân'ı tesliye edecek bir ordu hazırlamışdı. Bâyezîd Paşa sabr ve te'ennî edilmesini beyân etdiği hâlde 815 senesinde Çelebi Sultân ile beraber Amasya'dan kalkıp Rûmeli'ne geçdi.

Fakat Sultân Mûsâ'nın askeri çokdu. İstanbul civârında İncügez mevki'inde yapılan muhârebede Yâkût Paşa telef oldu. Çelebi [189] Sultân'ın kendisi ve askeri büyük zâyi'âta uğradı. Bi'l-mecbûriyye Amasya'ya geldi. 815 senesi zilka'desinde esbak Ankara beylerbeyi Yazarlıoğlu Ya'kûb Paşa Amasya'da Beyler Sarayı civârında başlatdığı mu'azzam câmi, medrese ve zâviyesi hitâm bulmağla emlâkini bu hayrâtına vakf etdi.

Bu vakfiyeyi tescîl eden Amasya kadısı "Sarı Kadı" demekle meşhûr Mevlânâ Rükneddîn Mahmûd bin Muhammed el-Buhârî el-Bûrânî idi. Amasya'nın meşâhîr-i ulemâsından Muslihzâde Kemâleddîn Abdulhay Çelebi bin Ahmed Çelebi bu esnâda Çelebi Sultânın kazaskeri idi.

Yâkût Paşa'nın yerine on yıldan beri nişâncı sıfatıyla müdebbir-i memleket olarak akıl ve dirâyetiyle temâyüz eden İmâmzâde Hacı Halil Paşa vezîr oldu. Bâyezîd Paşa Amasya muhâfızı olup Gümüşlüzâde Şemseddîn Ahmed Çelebi de nişâncı oldu.

815 senesi gurre-i ramazânında Sofi Bâyezîd'in akrabâsından Niğdelioğlu Feyzullâh Çelebi vefât etdi. Üçler Mahallesi'nde medfen-i mahsûsasına defn edildi. Seng-i mezârında târîh-i vefâtı mahkûkdur. Defterdâr Hâce Celâl Çelebi de bu sene vefât edib yerine Osmâncıklı Hâce Nizâmeddîn Mehmed Çelebi defterdâr oldu.

Sultân Mûsâ Edirne'de biraz cebbârâne hareket ediyor, Rûmeli beylerini kızdırıyordu. Bunu tahkîk eden Hacı Halîl Paşa ile Bâyezîd Paşa Rûmeli beylerine mektûblar yazıp Çelebi Sultân'a itâ'at etmelerini tavsiye ederek onlardan muvâfakat cevâbları almışlardı. [190]

816 senesi evâ'ilinde bu cevâblar üzerine tertîb edilen büyük bir kuvvetle Çelebi Sultân ma'iyyetinde Hacı Halîl Paşa ve Bâyezîd Paşa Rûmeli'ne geçdiler. Rûmeli beylerinden çokları Çelebi Sultân'a gelip arz-ı sadâkat etdiler.

Nihâyet Çamurlu sahrâsında yapılan muhârebede Sultân Mûsâ'nın askeri perîşân ve kendisi de esîr oldu. Kendi yayının kirişiyle boğuldu. Çelebi Sultân Mehmed Hân 816 cumadelâhiresinde Edirne'de bütün Osmân İli'ne müstakillen pâdişâh oldu.

Çelebi Sultân Mehmed'in istiklâline, dolayısıyla Osmanlı Türklerinin arasında birliği te'mîne pek fedâkârâne çalışan erlerin başında Amasya ve Tokat halkı ve a'yânı olduğu muhakkakdır.

Hâssaten Amasyalılar'ın Türklüğe îfâ etdikleri büyük hizmetleri, şanlı himmetleri târîhen unutulmuz mesâ'î-i meşkûredendir. İkbâlin zirvesine kadar yükselmiş olan garb Türkleri'ne Aksak Timur'un indirdiği darbe-i felâketi on bir yıl gibi pek kısa bir zamânda telâfî ederek eski büyüklüğü canlandıran Amasyalılar'dır.

Çelebi Sultân Mehmed, Edirne'de garb hâkânlığı tahtına cülûs etdikde vezâret-i uzmâ mesnedinde Amasya'nın yetişdirdiği İmâmzâde el-Hâc Hayreddîn Halîl Paşa'yı ibkâ edib⁵⁵² Rûmeli beylerbeyiliğine Amasyalı Bâyezîd [191] Paşa'yı, Amasya beylerbeyiliğine de Amasyalı Yörgüç Paşa'yı ta'yîn etmişdir.

Dipnotlar

  • 548 Türkiye Târîhi'nde vezîr Alî Paşa'nın 814 senesinde vefâtı yazılıdır. Ancak Paşa'nın İznik'de kâ'in seng-i mezârında 808 senesinde vefâtı mahkûk olduğunu Bursa'da mülgâ Mısrî Niyâzî Dergâhı şeyhi Şemseddîn Efendi birâderimiz görmüş okumuşdur. Kezâlik 811 târîhli Timurtaş Bey bin Abdullah'ın vakfiyesinde "Atîk el-merhûm Alî Paşa" yazılıdır. 814 senesinde vefât eden vezîr Alî Paşa değil, bunun yerine vezîr olan Kara Alî Alâ'eddîn-zâde Hasan Paşa'dır.
  • 549 Yakut Paşa’ya övgülerle sonunda dua içeren ifadelerdir. (Ed.)
  • 550 Bu Mahmûd Çelebi Amasya'da "Sarı Kadı" demekle meşhûr olup şeyhu'l-hattâtîn Amasyalı Hamdullâh Efendi'nin ceddidir. Yâkût Paşa'nın vakfiyesi bâlâsında bu zâtın imzâsı vardır.
  • 551 Bu hâlet-i meşhûde 815 senesinde tanzîm edilen Ya'kûb Paşa'nın vakfiyesinde mestûr olduğunu gördüm. Kezâlik "Nefehâtü'l-Üns" tercümesinde de vardır.
  • 552 Türkiye Târîhi'nde Çelebi Sultân'ın istiklâlinde ilk vezîr-i a'zamı Candarlı-zâde İbrâhîm Paşa gösterilmekdedir. Bunun ne bir münâsebeti ne de bir mevki'i yokdur. 818 senesinde tanzîm edilen Umur Bey vakfiyesinde vezâret mevki'inde Hacı Halîl Paşa ve şuhûd arasında İbrâhîm Çelebi bin Halîl Paşa görülmekdedir. Kezâlik Hacı Halîl Paşa'nın vefâtından sonra tanzîm edilen 820 târîhli vakfiyesinde vezîr-i a'zam olduğu musarrahdır.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Osmanlı İmparatorluğu'nun beşinci padişahı olan Sultan Mehmed, Yıldırım Han'ın şehzadesidir. 805 [1402-03] yılı ilkbaharında, şevval ayında Kara Devletşah'ı dağıtıp Amasya'ya geldi ve tek başına Amasya emiri oldu.

"Kitâbü'l-İnbâ"da yazıldığına göre Gömlüoğlu Ali Paşa, Çelebi Sultan'ın lalası, veziri ve memleket işlerinin tamamından sorumlu kişisi oldu. Yâkût Paşa beylerbeyi ve Amasya muhafızı, bilgisi ve becerisiyle kendini beğendiren Gümüş kadısı el-Hac Halil Efendi nişancı, Gümüşlüzâde Hace Celal Çelebi de defterdar oldu.

Amasya âlimlerinden Niğdelizâde Sofi Bayezid Çelebi görünüşte padişahın hocası, gerçekte ise saltanatın danışmanı olmuştu. Adı geçen Sofi, Amasya yönetiminin direği ve şehrin mutluluğunun dayanağı sayılırdı. Amasya'nın ilim heyetiyle Çelebi Sultan adına bu zat görüşüyor, Çelebi Sultan da arada bir âlimler meclisine geliyordu.

Amasya'nın önceki emiri Şadgeldi Bey'i teselli etmek üzere, onun kız kardeşi ve Devatdar Ahmed Paşa'nın en küçük kızı Şehzade Hatun, yeni on yedi yaşına basmış olan Çelebi Sultan Mehmed'le evlendirildi.

Çelebi Sultan'ın gelişiyle Amasya emareti; Amasya, Sivas, Tokat, Çorum, Canik, Karahisar-ı Şarkî ve Ankara vilayetlerinden oluşan geniş bir daire hâline gelmişti. Saltanatın merkezi Amasya şehriydi.

Çelebi Sultan'ın en büyük ağabeyi Süleyman Bey Edirne'de oturup Rumeli hükümdarı olmuştu. Öteki kardeşi İsa Bey de Bursa'da oturup Bursa çevresinin hükümdarı olmuştu.

Karamanoğulları da Timur'un fermanıyla Konya'da yeniden güçlenmiş, Karamanzâde Mehmed Bey emir olmuştu. Öteki eski beyler de emirliklerine kavuşmuşlardı. Böylece Osmanlı Türklerinin kurmaya çalıştığı millî birlik, Timur'un vurduğu darbeyle dağılmıştı.

Halep'e kaçan Hankâh-ı Mesûdî şeyhi Şihâbeddin Ahmed Çelebi'nin yerine, şeyhler içinde bilgisiyle seçkin olanlardan İmâdeddin Ömer el-Fızzavî, yani Gümüşlü Ömer Çelebi Hankâh-ı Mesûdî şeyhi oldu. Atabeyiyye müderrisi iken Kudüs'e kaçan Şemseddin Ahmed Çelebi'nin yerine de Tâceddin İsrâfil el-Lâdikî müderris oldu.

Amasya emirlerinden Yazarlıoğlu Yakub Paşa Ankara, Kutluşahoğlu Kutlu Paşa Tokat, Torumtayoğlu Kaya Paşa Çorum beylerbeyi oldular. Her biri maiyetiyle birlikte yola çıkıp gitti.

Yalnız Osmancık emiri Koca Mahmud Bey Tokat'a nakledilip yerine kardeşinin oğlu Hasan Bey bin Abdullah Çelebi atandı. Sivas'ı savunan Kürtoğlu Mezid Bey itaatini bildirdiği için yerinde kaldı. Sivas ileri gelenlerinden Kadı Burhan'ın dayısının oğlu Yıldızlıoğlu Mehmed Bey'in hizmeti de daha önce geçmişti.

Ne var ki Samsun emiri Kubadoğlu Alâeddin Ali Bey, soyuna ve cesaretine, Timur'un himayesine güvenip Çelebi Sultan'ı küçümsedi. Amasya beylerinin kendisine uyacağını umuyordu. Bu yüzden kendi başına emirlik etmeye kalkıştı.

Çonkar Aşireti'ne ve Timur'un himayesine güvenen İnaloğlu Tâceddin İbrahim Bey de Tokat çevresini ele geçirmiş, kendi başına hareket ediyor, ovalarda açıkça hükümranlık yürütüyordu. Ancak Tokat'ın ileri gelenleri onu şehre yaklaştırmıyordu.

Canik beyi olan Alp Arslan Bey, Kubadoğlu'na karşı Çelebi Sultan'a bağlı davranıp Ali Bey'e düşmanlık ediyordu. Taşanoğulları Ali ve Ahmed Beyler Köprü, Havza ve Zeytun kazalarını yönetimleri altına almışlardı. Çelebi Sultan'a bağlılıkları vardı.

Kubadoğlu'nun başkaldırısı İbrahim Bey'inkine göre daha önemliydi. Çünkü Alp Arslan'ı yenerek Niksar'ı kuşatmıştı. Amasya'dan giden yeterli bir kuvvet Kubadoğlu'nu dağıtınca o Taşanoğlu'na sığınmıştı. Taşanzâde Ahmed Bey'e Samsun emirliği verildi. Ali Bey'in hayatı da sona erdi.

Tokat emirliğine atanan Kutlu Paşa'nın maiyetine oldukça önemli bir kuvvet katılmıştı. Kutlu Paşa önce Tokat kalesini ele geçirdi, sonra İnaloğlu'na Amasya emareti sınırlarından çıkıp gitmesini teklif etti.

İbrahim Bey bu teklife alaylı bir ret cevabı verince Kutlu Paşa onu takibe koyuldu. İbrahim Bey'in komutasında yirmi bin kadar süvari vardı. Amasya'dan gönderilen kuvvetle Kutlu Paşa'nın kuvveti birlikte hareket etti ve İbrahim Bey'in kuvveti perişan hâlde kırıldı. Tokat çevresi onun kötülüğünden kurtuldu.

Yine bu sırada Karahisar-ı Şarkî çevresine saldıran Gözleroğlu'nun saldırılarından Melik Ahmed Beyzâde Hasan Bey şikâyet etmiş ve yardım istemişti. İnaloğlu olayından sonra Gözleroğlu da dağıtılmış, Amasya çevresi eşkıyadan oldukça temizlenmişti.

Bu temizlik olayları 806 [1403-04] yılında olmuş, Amasya emareti kendisini her yana tanıtmış, Çelebi Sultan'a ve hükümeti idare eden ileri gelenlere halkın ve beylerin güveni artmıştı.

Fakat Çelebi Sultan'ın en büyük amacı, kardeşi İsa Bey'in yönettiği Bursa'yı ele geçirip Anadolu'da birliği sağlamaktı. Bu da mali gücün elverişli olmasına ve yeni silahlar sağlanmasına bağlıydı.

Amasya hükümetinin en büyük derdi paraydı. Aksak Timur, çeşitli bahaneler bularak herkesin elindeki parayı almış ve el koymuştu. Altın ve gümüş sağlamak güçleşmişti.

Defterdar Hace Celal Çelebi son derece hesaplı ve tutumlu bir zattı. Bir yandan Hacı Şadgeldi Paşa'nın darphanesi Mağribî İlyasoğlu Bedreddin Mahmud Çelebi tarafından işletiliyor, gümüş akçe basılıyordu. Mahmud Çelebi bu yüzden "Darphaneci" diye tanınmıştı.

Öte yandan "çav, çavik" adıyla kâğıt para yapılıp altın ve gümüş akçe yerine dolaşıma sürülüyordu. Buharalı Hace Şemseddin Mehmed Çelebi "çavik" yapmakla görevlendirilmişti; ona da Amasya'da "Çavikçi, Çevikçi" denmişti. Buna "Kırtâsî" de denirdi.

Amasya ilim heyeti, işin bilincinde olan kişilerden oluşuyordu. Milletin birliğini parçalayan Timur felaketi çok önemli zararlar vermişti. Birincisi, genel ahlak kötü biçimde sarsılmıştı. İkincisi, duygusuz derebeyleri ve imansız eşkıya her yanı kasıp kavuruyordu. Üçüncüsü, kişisel çıkarlar herkesi birbirine düşürüyordu.

İlim heyeti bu acı dertleri tedavi etmeye çok gayret ediyor, bütün güçleriyle hükümet ileri gelenlerine destek olarak herkese dinî ve ahlaki erdemleri öğütlüyor, dinî cihadı ve nefsinden fedakârlığı öğreterek halkın manevi duygularını yükseltiyordu.

O zaman Amasya ilim heyetinde "Gümüşlüzâde Abdurrahman, Taftazânî'nin öğrencisi Tokatlı Kara Sinan, Vaiz Ömer, Lâdikli İsrâfil, Şeyh Hamîdeddin, Halifetzâde Hasan, Hatip Abdülkadir, Muslihzâde Abdülhay ve Muhammed Şah Efendiler" çok önemli şahsiyetlerdi.

Bu zatların gayretiyle halkta askerliğe ve millî birliğe karşı büyük ve sarsılmaz bir istek ve heyecan uyanmıştı. Bütün halk bütün gönlüyle askerliğe giriyor, gönül rızasıyla can atıyor, her türlü fedakârlığı yapıyordu.

Tarihte çok meşhurdur ki Amasya hükümeti, bıyığında demir tarak durmayan gençleri askere almıyordu. Amasyalı delikanlılardan bıyığı daha yeni terlemiş bir genç, Çelebi Sultan'ın huzurunda demir tarağı üst dudağına batırır, "bıyığımda demir tarak duruyor" diyerek askerliğe kabul edilmesini rica eder. Böylece kabul edilir.

Atâ Bey'in Enderun Tarihi'nde yazılı olan bu fıkradan anlaşılır ki Amasya ilim heyetinin övgüye değer hizmetleri halk üzerinde çok yüksekti. Amasya halkının millî bilinci ve irfanı da bu âlimlerin öğütleriyle çok yükselmişti.

Sekbanbaşı Kabulî Ağa çalışkan, işgüzar ve son derece dindar bir zattı. Yeniçeri yetiştirmeyi, askerin eğitimini ve terbiyesini, askerliği çok iyi bilirdi. Bayezid Paşa süvarilikte, bu zat da piyadelikte çok usta idiler.

Amasya'da kurulan asker ocağı iki kısma ayrılmıştı: sipahi ve yeniçeri. Sipahi süvari demekti. Buna karşılık yayalar yeniçeriydi. Bunlar Amasya'nın ok meydanında her gün talim ediyor, Suluova'da manevralar yapılıyordu.

Askerin silahları çok mükemmeldi. Çelebi Sultan'ın başarısının sırrı, Amasya'da icat edilen yeni toplardı. Amasya ileri gelenlerinde ve halkında fedakârlık en yüksek derecesini bulmuştu. Çelebi Sultan, işte bu yüksek manevi güç, fedakârlık, ileri gelenlerindeki akıl ve dehâ sayesinde işlerinde başarılı olmuştu.

Bayezid Paşa çok yüksek, deha sahibi bir zattı. Çelebi Sultan'ın hem genelkurmay başkanı hem de tek tedbir sahibi idi. Nişancı Hacı Halil Çelebi akıl ve dehâca Bayezid Paşa'dan da yüksekti. Bunlara göre Ali Paşa ve Yâkût Paşa ikinci derecede kalırdı. Bayezid Paşa'da nefsinden fedakârlığın en yüksek derecesi vardı.

806 yılında Amasya kadısı İzzeddin Hasan Çelebi ölüp yerine naibi olan Kadı İmâdzâde Bedreddin Mahmud Çelebi kadı oldu. Amasya'da fırka komutanlarından Atabeyzâde Yörgüç Bey, Çelebi Sultan'ın özel hizmetine alınmıştı. Çünkü aralarında kayın hısımlığı vardı.

Timur Han, Amasya'da olgunluğunu ve yeteneğini kanıtlayan Çelebi Sultan'ı görünüşte kendisine damat yapmak üzere, gönderdiği Hace Muhammed'le yanına çağırdı ve ona karşı kötü bir niyeti olmadığını her türlü belgeyle pekiştirdi.

Amasya ileri gelenleri bu çağrıya uymayı uygun görmedi. Fakat Timur Han gibi çok sert huylu bir adama karşı ret cevabı vermek de akıllı kişinin işi değildi. Çelebi Sultan'ın çağrıya görünüşte uyduğu cevabı verildi. Fakat yol üzerindeki beylere gizli talimat verilip gösteriler düzenlendi.

Çelebi Sultan, hocası Sofi Bayezid'le birlikte Timur'un elçisi Hace Muhammed'e katılıp Amasya'dan Osmancık'a kadar gitti. Osmancık'tan ileride Kara Yahya Bey'in, daha ileride Savcıbeyzâde Ali Bey'in saldırısına uğradı. Sahte çatışmalarla daha ileri gidilemeyeceği elçiye gösterilip anlatıldı.

Bunun üzerine padişah hocası Sofi İmâdeddin Bayezid Çelebi, hazırlanan değerli hediyelerle Timur Han'ın huzuruna elçi gönderildi. Çelebi Sultan dönüp Amasya'ya geldi. Buradan Tokat'a gitti. Amasya âlimlerinden Sabuncuoğlu Mevlânâ el-Hac İlyas Çelebi usta bir hekim olduğu için Çelebi Sultan'a hekimbaşı oldu.

Şehzade Musa Çelebi, babasının ölümünden sonra Amasya'ya gelip kardeşi Çelebi Sultan'a kavuştu. Amasya'nın tanınmış beylerinden Şâdî Beyzâde Şah Melik Bey Musa Çelebi'ye lala oldu. Bunun kardeşi Burak Bey ünlü emirlerdendi.

806 yılı sonlarında Çelebi Sultan Mehmed'in bir oğlu doğdu. Adı Murad kondu. Sultan Murad'ın annesinin, Devatdar Ahmed Paşa'nın kızı Şehzade Hatun olduğu sanılır.

Çelebi Sultan Tokat'ta bulunduğu sırada Dulkadiroğlu Suli Bey'den bağlılığını bildiren bir mektup aldı. Suli Bey kızını almasını rica ediyordu. Çelebi Sultan Suli Bey'in kızını ve değerli hediyelerini alıp hükümet sınırlarını güvenceye aldı.

Çelebi Sultan'ın en büyük düşüncesi Bursa'yı ve çevresini alıp Anadolu tarafındaki ayrılığı kaldırmaktı. Bütün beyler ve askerler bunu candan isterlerdi. Bu amaca ulaştıracak mali ve askerî güç hazırlanmıştı. Bursa ve çevresini yöneten kendi kardeşi İsa Çelebi idi.

Çelebi Sultan Mehmed 807 [1404-05] yılında düzenli askeriyle ve tedbirli komutanlarıyla kalkıp Ankara'ya gitti. Ankara Beylerbeyi Yakub Paşa'dan aldığı askerî birliği de kendi kuvvetlerine ekleyip Bursa üzerine yürüdü.

İki kardeş arasında çetin savaşlar oldu. Sonunda Ulubat Irmağı kıyısında yaptıkları kanlı savaşta Çelebi Sultan'ın veziri Ali Paşa gibi birçok er öldürüldüyse de askerin direnmesi sayesinde İsa Çelebi bozguna uğrayıp İstanbul'a kaçtı. Çelebi Sultan Bursa'yı ve çevresini aldı.

Çelebi Sultan'ın bu başarısı, büyük kardeşi olan Rumeli hükümdarı Sultan Süleyman'ı harekete geçirdiği gibi Anadolu beylerine de gücünü ve kudretini parlak biçimde göstermişti.

Sultan Süleyman büyük bir gayretle topladığı askeri alıp Anadolu'ya geçti ve Bursa üzerine yürüdü. Çelebi Sultan'ın askeri hem yorgun hem de azalmıştı. Hükümet ileri gelenleri savaşı uygun görmedi.

Bunun üzerine Çelebi Sultan askerini alıp Ankara'ya döndü. Sultan Süleyman kardeşini takip edip Ankara çevresine kadar gelmişti. Çelebi Sultan savaşmak istedi. Fakat Bayezid Paşa ve Mukbil Bey gibi zatların görüşüyle Amasya'ya dönüp Ankara'yı iyi korumasını Yakub Paşa'ya tembihledi.

Amasya muhafızı olan Yâkût Paşa, Ali Paşa'nın ölümü üzerine vezir oldu; Amasya'nın korunmasına Tokat Beylerbeyi Kutlu Paşa görevlendirildi. Tokat emirliğine de Biçaroğlu Nûreddin Hamza Bey atandı.

Çünkü Amasya ileri gelenlerinin ve askerinin Bursa savaşıyla meşgul olduğunu gören ünlü Köpekoğulları Hasan, Hüseyin ve Suli Beyler Tokat çevresine saldırmışlardı. Bunlar Kadı Burhan'ın emirlerinden ünlü Körpe Bey'in oğullarıydı.

Köpekoğulları, Sivas beylerbeyi Kürtoğlu Mezid Bey'in aklını çelip onu bağımsızlık ilan etmeye ve Çelebi Sultan'ı tanımamaya özendiriyorlar, Mezid Bey'i Kadı Burhan'ın halefi sayıyorlardı. Karamanoğulları'nın özendirmeleri de Mezid Bey'e tatlı bir umut veriyordu.

Bunu tamamen haber alan Bayezid Paşa, bu belanın giderilmesini her şeyden önemli görüyordu. Bunun için Ankara'dan hızla dönmüşlerdi. Biçaroğlu Hamza Bey'in Tokat emirliğine atanması, Çelebi Sultan'ın Bayezid Paşa'yla Amasya'ya varışından kısa süre sonra Tokat'a gitmesi, işin önemli olduğunu gösteriyordu.

Çelebi Sultan ile Bayezid Paşa, Amasya'dan aldıkları kuvvetlerle Kazova'da Köpekoğulları'nı yakaladılar. Kanlı bir savaştan sonra onları dağıtıp, Köpekoğulları'na uyanları cezalandırıp kökünü kazıdıktan sonra Tokat'a gittiler.

Sivas beylerbeyi Mezid Bey, Köpekoğulları'nın sonunu duyduğu anda onlardan ilişiğini kesip bağlılığını pekiştirdi. Yâkût Paşa'nın af ve hoşgörü rica etmesi üzerine Mezid Bey, Yâkût Paşa'ya bağışlandı.

Sultan Süleyman, Çelebi Sultan'ın Ankara'dan döndüğünü haber alınca bir takım hile ve desiselerle Ankara'yı almış, Yakub Paşa kötü biçimde aldatılmıştı. Çelebi Sultan, Candarlıoğlu vezir Ali Paşa'nın tezvirini öğrenince Tokat'tan Amasya'ya geldi.

808 (1405) yılında maiyetine aldığı önemli bir kuvvetle ikinci defa Bursa üzerine yürüdü. İznik çevresinde olan kanlı savaşta vezir Ali Paşa öldürüldü; Yakub Paşa'nın yerinde tedbirleriyle de Sultan Süleyman Rumeli'ne gitmek zorunda kaldı. Böylece Bursa ikinci defa alındı.

Ünlü emirlerden Timurtaş Paşa Bursa beylerbeyi atandı, Ankara beylerbeyiliğine Yakub Paşa geri getirildi; Saruhanoğulları, Germiyanoğulları ve Menteşeoğulları Çelebi Sultan'a bağlılıklarını bildirdiler ve Anadolu'da güçlü bir Türk hükümeti belirmişti.

Bunu çekemeyen Sultan Süleyman, İstanbul'a sığınan kardeşi İsa Bey'i, doğal bir karşılık olarak, Rum imparatorunun izniyle yanına çağırmış, ona mal ve asker verip Bursa üzerine göndermiş, böylece Çelebi Sultan'ı bir süre oyalamak istemişti.

İsa Bey, Timurtaş'ı ve Bursa ileri gelenlerini ikna edip Bursa'yı ve çevresini işgal etti ve ikinci defa emirliğini ilan etti. Böylece Anadolu'da Osmanlı Türklerinin arasına bir kıvılcım daha girmişti.

808 yılında Amasya kadısı el-Hac Bedreddin Mahmud Çelebi ölüp yerine Sivas'tan gelen naibi, Halâtîzâdeler'den Ziyâeddin Mesud Çelebi atandı. İçerişehir'de "Mahmud Çelebi Tekkesi" adıyla ünlü zaviye ve imaret merhumun hayır eseridir.

Bu yıl dünyayı ateşe veren Aksak Timur ölmüş, bu nedenle serbest bırakılan Amasya'nın övünç kaynağı Hazret-i Pîr İlyas ile yeğeni Hüsâmeddin Çelebi'nin oğlu Ahmed Çelebi 809 [1406-07] yılı başlarında Amasya'ya geldi. Gümüşlüzâde Şemseddin Ahmed Çelebi, ahlâka dair kaleme aldığı eserini Çelebi Sultan'a sunup ilgi gördü.

Bu sırada Kadı Burhan'ın emirleri ve adamları birleşip Sivas beylerbeyi Mezid Bey'i kandırarak Kadı Burhan'ın oğlu Zeynelâbidin Ali Şah adında deneyimsiz bir genci emirlik makamına oturtmak amacına düşmüşlerdi. Bunu en çok yaymaya çalışan Köpekoğlu Hüseyin Bey idi.

Mezid Bey, Yâkût Paşa tarafından olağanüstü sıkıştırıldıkça bağlılığında sabit olduğunu, her türlü hizmete hazır bulunduğunu yazıyor, Zeynelâbidin'in emirliğinin bir masal olduğunu, hâlbuki Zeynelâbidin'in dayısı Yıldızlıoğlu Yusuf Beyzâde Mehmed Bey'in de gerçek olduğunu bildiriyordu.

Kadı Burhan'ın dayısı adı geçen Yusuf Bey, Kadı Burhan tarafından öldürülmüştü. Bu yüzden Yusuf Beyzâde Mehmed Bey, Kadızâde Zeynelâbidin Çelebi'ye düşmanlık edebilirdi. Bu durum hükümet ileri gelenlerini çok düşündürüyordu.

Bu sırada Yâkût Paşa'nın Amasya'da yapımına başladığı zaviye, imaret ve mektep tamamlanmış olduğundan, 810 [1407-08] yılı başlarında mülklerini ve çiftliklerini bu hayır eserlerinin ihtiyaçları için vakfedip vakfiyesini düzenlettirdi.

Vakfiyesinin başlangıcı şöyledir:

Cömert emirlerin emiri, görkemli vezirlerin veziri, büyük ve yüce başvezir, kılıç ve kalem sahiplerini kendine bağlayan, himmeti göklere, huyları meleklere yakışan, milletlerin topluluklarını yetiştiren, yüksek rütbelerin sahibi, yüce sultanların yoldaşı, yüceliklerin ve övünç kaynaklarının toplayıcısı, yüksek ve seçkin kişilerin başvuru yeri, zamanın Âsaf'ı (Hz. Süleyman'ın veziri), yardımcıların ve direklerin özü, yoksulların ve düşkünlerin sığınağı, İslam'ın ve Müslümanların yardımcısı, parlak ülkenin düzeni, görünür saltanatın dayanağı, galip devletin kolu, devletin ve dinin dolunayı Yâkût Paşa. Yüce Allah onu hayır, mutluluk ve esenlikle dilediği her şeye ulaştırsın.

Yukarıdaki, vakfiyenin başındaki Arapça ibarenin anlamıdır.

Adı geçen zaviyenin şeyhliği, "Yârî-i Şîrâzî" diye ünlü, araştırmacıların seçkini Alâeddin Ali bin Siyâvuş ed-Difrikî, yani Divriklizâde Şeyh Yâr Ali Çelebi'ye verildi. Adı geçen şeyh gerçekten de araştırmacı sûfîlerdendi.

Sonunda emirlerin dostlarından Mukbil Bey gizlice Sivas'a gönderildi. Mukbil Bey'in yaptığı araştırma ve gözlemlerle Mezid Bey'in yalancılığı ve dikkatsizliği anlaşıldı. Bayezid Paşa yeterli bir kuvvetle Sivas'a gitti.

Köpekoğlu Hüseyin Bey, Bayezid Paşa'nın hareketini haber aldığı anda Zeynelâbidin'i alıp Malatya taraflarına kaçtı. Bayezid Paşa Burhanîler'i dağıtıp Mezid Bey'i yakaladı. Çelebi Sultan'a sundu.

Yâkût Paşa'nın hatırına saygı gösterilip Mezid Bey'in döktüğü gözyaşlarına acınarak Mezid Bey affedildi. Sivas beylerbeyiliğine de Yıldızlıoğlu Mehmed Paşa atandı. Fakat Yâkût Paşa oldukça gözden düştü.

Yine bu yıl defterdar Hace Celal Çelebi, akrabasından Pîr Şücâeddin İlyas Çelebi için Gümüşlüzâde Mahallesi'nde şimdiki Gümüşlüzâde Camii'nin yerinde yüksek bir Halvetiyye zaviyesi yaptırıp Halvetî sûfîlerini sevindirdi.

Yine 810 yılı başlarında Amasya kadısı Mesud Çelebi'nin yerine Turhal ve Taziye kadısı Mevlânâ Rükneddin Mahmud bin Muhammed el-Buhârî Amasya kadısı olmuştu.

811 [1408-09] yılı muharreminde Şeyh Şâdî köyünde inzivaya çekilmiş olan kutbu'l-ârifîn eş-Şeyh Şihâbeddin Şâdî Çelebi ölüp yerine oğlu Abdülmennân Çelebi geçti. Zaviyesinin ihtiyaçları için 812 [1409-10] yılı rebîülevvel ayının başında emirlerden Baytimuroğlu Musliheddin Musa Bey bin İmâdeddin Süleyman Bey mülklerini vakfetti.

Bursa meselesi hükümet ileri gelenlerini çok meşgul ediyordu. Bu yıl üçüncü defa olarak Çelebi Sultan büyük bir kuvvetle Bursa üzerine yürüdü. İsa Bey bu savaşta yine yenilip kaçtı. Bursa beylerbeyi Timurtaş Paşa öldürülüp yerine Tokatlı Fahreddin Bayezid oğlu Hacı İvaz Paşa beylerbeyi oldu (812).

Fakat Sultan Süleyman, Çelebi Sultan'ın Bursa'dan dönüşünü duyunca yine İsa Bey'e yardım edip Bursa üzerine saldırttı. Sonra kendisi de ordusuyla gelip Bursa'yı ve çevresini oldukça sıkıştırdı. Hacı İvaz Paşa Amasya hükümetinden yardım istedi.

Çelebi Sultan 813 [1410-11] yılında yine önemli bir kuvvetle Bursa'ya gidip İsa Bey'le tekrar savaştı ve onu kesin bir yenilgiye uğrattı. İsa Bey her yandan umudunu yitirip ortadan kayboldu. Sultan Süleyman da Bursa hamamında eğlenirken basıldı. Maiyeti dağıtıldı.

813 yılı şevvalinde Gümüşlüzâde Pîr Şücâeddin Ebü'l-Bekâ İlyas ölüp ahirete göçtü. Adı geçenin cenazesi yıkanırken tabutun bir ayağı kırılıp eğilmişti. Düşmemesi için bir eliyle tabutu tutması, halkı şaşkına çevirmişti.

Adı geçen şeyhin ünlü halifelerinden eş-Şeyh Şerefeddin Hamza Çelebi bin İsa, Halvetiyye zaviyesinin şeyhi olarak onun vekili oldu. Öteki halifesi ve damadı Amasya müftüsü Celâleddin Abdurrahman Çelebi idi. Ona da "Pîr Celâl Çelebi" denirdi.

813 yılında Sultan Süleyman'ın Anadolu'ya saldırılarını kırmak için Çelebi Sultan, küçük kardeşi Musa Çelebi'yi, kendisinin en çok güvendiği Şâdî Beyzâde Şah Melik Bey'le birlikte Rumeli'ne gönderdi.

814 [1411-12] yılı zilkadesinde padişah hocası Sofi İmâdeddin Bayezid Çelebi ölüp Üçler Mahallesi'ndeki özel mezarına gömüldü. Oğulları Mahmud, Hamza ve Hüseyin Çelebiler "Sofizâdelik"le ünlendiler.

Bu yıl Anadolu beylerbeyi Hasan Paşa bin Abdullah Bey Amasya'ya çağrılıp yerine Torumtayzâde Kaya Paşa Anadolu beylerbeyi olarak Ankara'ya gitti. Sofi Bayezid'in yerine de Halifetzâde İzzeddin Hasan Çelebi padişah hocası oldu.

Yine bu yıl ünlü şairlerden Mevlânâ Ahmedî Amasya'da öldü. Divan-ı hümayun kâtibiydi. Yerine Amasya şairlerinden Mahmud Gubârî Çelebi divan kâtibi oldu. Ünlü hattat Yahya-yı Rûmî'nin oğlu olup hem hattat hem de şairdi.

814 yılı başlarında Rumeli'ne giden Şehzade Musa Bey, kardeşi aleyhine Edirne çevresine kadar geldi. Eğlenceyle meşgul olan kardeşini yenip Edirne'de tek başına saltanatını ilan ederek Sultan Salâheddin Musa Han unvanını aldı. Amasyalı Şah Melik Paşa'yı vezir, ünlü Bedreddin Mahmud Çelebi'yi kazasker atadı.

Hâlbuki Musa Bey, Edirne'yi ve bütün Rumeli ülkesini büyük kardeşi Çelebi Sultan Mehmed adına ele geçirmekle görevliydi. Beklenmedik biçimde saltanatını ilan etmiş, bu yüzden Şah Melik Paşa güç bir durumda kalmıştı.

Edirne'de Sultan Musa'nın saltanat ilan etmesi Çelebi Sultan'a çok ağır geliyor, kendisi bu kadar can ve mal fedakârlığında bulunduğu hâlde kardeşinin sözünden dönmesi gücüne gidiyordu.

Vezir Yâkût Paşa, Çelebi Sultan'ı teselli edecek bir ordu hazırlamıştı. Bayezid Paşa sabır ve yavaşlık gösterilmesini söylediği hâlde 815 [1412-13] yılında Çelebi Sultan'la birlikte Amasya'dan kalkıp Rumeli'ne geçti.

Fakat Sultan Musa'nın askeri çoktu. İstanbul yakınında İncügez mevkiinde yapılan savaşta Yâkût Paşa öldü. Çelebi Sultan'ın kendisi ve askeri büyük kayıplara uğradı. Mecburen Amasya'ya geldi. 815 yılı zilkadesinde önceki Ankara beylerbeyi Yazarlıoğlu Yakub Paşa, Amasya'da Beyler Sarayı çevresinde yapımına başladığı büyük cami, medrese ve zaviyesi tamamlanınca mülklerini bu hayır eserine vakfetti.

Bu vakfiyeyi kaydeden Amasya kadısı, "Sarı Kadı" diye ünlü Mevlânâ Rükneddin Mahmud bin Muhammed el-Buhârî el-Bûrânî idi. Amasya'nın ünlü âlimlerinden Muslihzâde Kemâleddin Abdülhay Çelebi bin Ahmed Çelebi bu sırada Çelebi Sultan'ın kazaskeriydi.

Yâkût Paşa'nın yerine on yıldan beri nişancı sıfatıyla memleketin tedbir sahibi olarak aklı ve becerisiyle öne çıkan İmâmzâde Hacı Halil Paşa vezir oldu. Bayezid Paşa Amasya muhafızı oldu; Gümüşlüzâde Şemseddin Ahmed Çelebi de nişancı oldu.

815 yılı ramazan ayının başında Sofi Bayezid'in akrabasından Niğdelioğlu Feyzullah Çelebi öldü. Üçler Mahallesi'ndeki özel mezarına gömüldü. Mezar taşında ölüm tarihi kazılıdır. Defterdar Hace Celal Çelebi de bu yıl ölüp yerine Osmancıklı Hace Nizâmeddin Mehmed Çelebi defterdar oldu.

Sultan Musa Edirne'de biraz zorbaca davranıyor, Rumeli beylerini kızdırıyordu. Bunu araştıran Hacı Halil Paşa ile Bayezid Paşa, Rumeli beylerine mektuplar yazıp Çelebi Sultan'a itaat etmelerini öğütleyerek onlardan uygun cevaplar almışlardı.

816 [1413-14] yılı başlarında bu cevaplar üzerine hazırlanan büyük bir kuvvetle, Çelebi Sultan'ın maiyetinde Hacı Halil Paşa ve Bayezid Paşa Rumeli'ne geçtiler. Rumeli beylerinden birçoğu Çelebi Sultan'a gelip bağlılıklarını bildirdiler.

Sonunda Çamurlu sahrasında yapılan savaşta Sultan Musa'nın askeri dağıldı, kendisi de esir oldu. Kendi yayının kirişiyle boğuldu. Çelebi Sultan Mehmed Han 816 yılı cumadelâhiresinde Edirne'de bütün Osman İli'nin tek padişahı oldu.

Çelebi Sultan Mehmed'in bağımsızlığına, dolayısıyla Osmanlı Türkleri arasında birliği sağlamaya çok fedakârca çalışan erlerin başında Amasya ve Tokat halkının ve ileri gelenlerinin bulunduğu kesindir.

Özellikle Amasyalılar'ın Türklüğe yaptıkları büyük hizmetler ve şanlı gayretleri, tarihte unutulmayacak övgüye değer çabalardandır. Yükselişin zirvesine ulaşmış olan batı Türklerine Aksak Timur'un indirdiği felaket darbesini on bir yıl gibi çok kısa bir sürede telafi edip eski büyüklüğü canlandıranlar Amasyalılar'dır.

Çelebi Sultan Mehmed, Edirne'de batı hükümdarlığı tahtına oturduğunda, vezir-i âzamlık makamında Amasya'nın yetiştirdiği İmâmzâde el-Hac Hayreddin Halil Paşa'yı bırakıp Rumeli beylerbeyiliğine Amasyalı Bayezid Paşa'yı, Amasya beylerbeyiliğine de Amasyalı Yörgüç Paşa'yı atamıştır.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • emîr, emâret: bey, beylik; bir bölgeyi yöneten kişi ve onun yönetimi
  • lala: şehzadenin eğitiminden ve yönetimde yetişmesinden sorumlu görevli
  • nişancı: fermanlara padişah imzasını (tuğra) çeken, resmî yazışmaları yürüten üst düzey görevli
  • defterdâr: devletin gelir ve giderlerinden sorumlu kişi, bugünkü maliye müdürü
  • muhâfız: bir şehrin ya da kalenin korunmasından sorumlu komutan
  • mu'allim-i sultânî: padişahın ya da şehzadenin hocası
  • hey'et-i ilmiyye: âlimler topluluğu, ilim heyeti
  • tezvîc: evlendirme
  • tenkîl, istîsâl: cezalandırma, kökünü kazıma
  • darbhâne: para basılan yer, darphane
  • kazasker: ordu kadısı, askerî davalara ve kadı atamalarına bakan yüksek yargı görevlisi
  • mîrlivâ: sancak beyi
  • seng-i mezâr, mahkûk: mezar taşı; üzerine kazılmış
  • vakfiye: bir malın hayır işi için vakfedildiğini ve nasıl yönetileceğini yazan belge
  • zâviye: dervişlerin kaldığı, misafir ağırlanan ve ibadet edilen küçük tekke

Çelebi Mehmed'in Amasya Yılları

Çelebi Mehmed, Yıldırım Bayezid'in 1391'deki Canik seferi sırasında Amasya'nın Osmanlı'ya geçmesinden sonra buranın sancak beyi oldu ve 1402'ye kadar bu görevde kaldı. Kimi kaynaklara göre Ankara Savaşı'nda ordunun artçısını yönetiyordu ve bozgundan az kayıpla çıkanlar arasındaydı. Savaştan sonraki on bir yıllık Fetret Dönemi'nde Süleyman, İsa, Musa ve Mehmed arasındaki taht mücadelesi sürdü. Mehmed bu yılların büyük bölümünde Amasya, Tokat ve Sivas bölgesini, yani Rum vilayetini yönetti. Fark, siyasi tablonun yorumundadır. Hüsameddin'in metni Çelebi Mehmed'i Timur'un çağrısına karşı koyan, ona karşı oyun kuran bağımsız bir emir olarak gösterir. Yaygın kronolojilerde ise Mehmed'in bu yıllarda Timur'un üstünlüğünü tanıdığı yazılır.

Hüsameddin'in verdiği Musa Çelebi'nin sonu da bugünkü bilgiyle uyuşur. 1413 yılında Çelebi Mehmed, kardeşi Musa'yı yenerek Osmanlı'yı tek başına yönetmeye başladı. Yaygın kaynaklarda bu tarih 5 Temmuz 1413 olarak verilir. Hüsameddin 816 yılını (1413-14) ve Çamurlu'yu anar. Bayezid Paşa'nın Musa Çelebi'nin öldürülmesinde rol oynadığı da bilinir.

Bayezid Paşa ve Sofi Bayezid

Metinde birbirine karışması kolay iki ayrı Bayezid geçer. Biri Çelebi Mehmed'in hocası Niğdelizâde Sofi Bayezid, öteki sonradan vezir-i âzam olan Bayezid Paşa'dır. Bayezid Paşa Amasya doğumlu sayılır ve babasının adı vakfiyesinde Yahşi olarak geçer. Kökeni tartışmalıdır. Bizans tarihçisi Doukas onun Arnavut asıllı bir köle olduğunu yazar, bir Amasyalı müellif Boşnak hanedanına bağlar, Hüsameddin ise Amasyalı bir aileden gelen bir Türk olduğunu savunur. Bunlar arasında kesin hüküm vermek güçtür. Aynı Doukas, Ankara bozgununun ardından çocuk yaştaki şehzadeyi sırtında taşıyıp köy köy ekmek toplayarak Amasya'ya ulaştırdığını anlatır; bu anlatı rivayet olarak okunmalıdır. Bayezid Paşa 1413'ten sonra vezir-i âzam ve Rumeli beylerbeyi oldu. 1421'de II. Murad'ın ilk günlerinde Düzmece Mustafa üzerine gönderildi, askerlerinin çoğunun karşı tarafa geçmesi üzerine öldürüldü. Hüsameddin'in kitapta yer alan dipnotlarında Çandarlı İbrahim Paşa'nın bu dönemde vezir-i âzam olmadığını söylemesi, bugünkü bilgiyle uyumludur: Çandarlı İbrahim'in vezir-i âzamlığı 1421-1429 arasında gösterilir ve Bayezid Paşa'ya duyduğu kıskançlığın onun Rumeli'ye gönderilişinde payı olduğu belirtilir.

Yâkût Paşa, Yâkub Paşa ve Halvetî Zaviyeleri

Metinde adları birbirine yakın iki paşa vardır. Yâkût Paşa, Çelebi Mehmed'in vezirlerinden olup 810 yılında Amasya'daki zaviye, imaret ve mektebini vakfetmiştir. Yazarlıoğlu Yâkub Paşa ise Ankara beylerbeyidir ve 815 zilkadesinde bir cami, medrese ve zaviyeyi vakfetmiştir. Yâkub Paşa'nın Amasya'nın Pîrler semtindeki tekkesi bugün de ayaktadır. Halk arasında Çilehâne Tekkesi diye de anılan yapı, 1412'de Halvetî tarikatına bağlı olarak yaptırılmıştır. Vakfiyesi, Hüsameddin'in metinde de andığı Sarı Kadı lakaplı Mevlânâ Rükneddin Mahmud tarafından 1413 Şubatında kaydedilmiştir. Yapı, erken Osmanlı döneminden özgün hâliyle günümüze ulaşmış nadir tarikat yapılarından sayılır; 1939 Erzincan depreminde zarar görmüş, 1967'de onarılmıştır. TDV maddesi kurucunun soyadını Pazarlıoğlu olarak yazar; Hüsameddin ise Yazarlıoğlu der. Hangisinin doğru olduğu burada belirlenemedi. Hüsameddin'e göre tekke Yâkub Paşa Konağı'nın içinde yer alır.

Tekke, Halvetî şeyhi ve müftü Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi için kurulmuştur; bu ad Hüsameddin'in metninde de Halvetiyye şeyhleri arasında geçer. TDV maddesi onun ölümünü 1497-98 olarak verir. Hüsameddin'in anlattığı 815-818 yıllarındaki müftü ve şeyh aynı adı taşıyan başka biri olabilir; bu ayrım kaynaklardan doğrulanamadı.

Metindeki Doğrulanamayan Anlatılar

Metin iki anlatıyı Hüsameddin'in kendi kaynaklarına dayandırarak verir: bıyığında demir tarak durmayan gençlerin askere alınmaması fıkrası ve Çelebi Sultan döneminde "çavik" adıyla kâğıt para basıldığı. Birincisinin dayanağı olarak Atâ Bey'in Enderun Tarihi gösterilir. Bu iki anlatının başka bir kaynakta karşılığı araştırmamızda bulunamadı. Bu nedenle bunlar Hüsameddin'in aktardığı bilgiler olarak okunmalıdır. Kitabın Hüsameddin tarafından konulmuş dipnotları da önemlidir. Vezir Ali Paşa'nın ölümü hakkında, bir tarih kitabındaki 814 yerine İznik'teki mezar taşında 808 yılının yazılı olduğunu ve 811 tarihli bir vakfiyede "merhum Ali Paşa" ifadesinin geçtiğini belirtir. Bir sonraki Ali Paşa ise Kara Ali Alâeddinzâde Hasan Paşa olup 814'te ölen odur. Yani Hüsameddin, iki ayrı vezirin karıştırıldığını ileri sürer. Bu iddia belgelere dayanır ama bağımsız bir doğrulaması yapılamamıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 457–464. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

3. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.