Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Bu ḥüsn ü bu melâḥat u bu ḫulḳ u ḫûy ile
Ḳılduñ cihân demâġını tâze bu bûy ile
Cânâ bu cânı sidre ḳadüñ müntehâsına
Teslîm çoḳdan eylemişüz yüzi ṣuyıla
Dil her ne deñlü çekse ġamuñdan belâ senüñ
Döndürmez ol yüzini eger postı ṣoyıla
Zülfüñ ġamını dest-i ezel yazdı başuma
Ṣanma ki tâ ölince bu yazuyı yoyıla
Devlet hümâsı olmış iken ismüñ ey perî
Pervâz urup neden k'uçasın şimdi tüy ile
Hem-râh idinme kendüñe aġyârı sevdügüm
Sen meh ṣıfatlu yürimesün zengi rûy ile
Zencîr ṭutmaz idi bu dîvâne Mihrî'yi
Bend'itdi bend-i zülfüñ anı şimdi mûy ile

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu güzellik, bu tatlılık, bu ahlak ve bu huy ile dünyanın burnunu bu kokuyla tazeledin. (Sevgilinin iyi huyu, çevresine yayılan hoş bir koku gibi düşünülür; "dimağ" burada koku alma yeri, burun anlamındadır.)

2. Ey sevgili, biz bu canı çoktan, yüz akıyla, boyunun Sidre'sinin en uç noktasına teslim etmişiz. (Sidretü'l-müntehâ, Miraç anlatısında göğün en son sınırındaki ağaçtır. Sevgilinin uzun boyu bu ağaca benzetilir; "yüz suyu" ise onur, haysiyet demektir.)

3. Gönül senin derdinden ne kadar bela çekerse çeksin, derisi yüzülse bile yüzünü senden çevirmez.

4. Ezel eli, yani kader, zülfünün derdini başıma yazdı; sanma ki bu yazı ben ölünceye kadar silinsin. (Yazgının alına ya da başa yazıldığı inancına dayanır; "yoyılmak" silinmek, bozulmak anlamındadır.)

5. Ey peri, adın devlet kuşu Hüma olmuşken şimdi neden kanat çırpıp tüy ile uçasın? (Beyit iki türlü okunabilir: düz anlamıyla, talih kuşu sayılan sevgilinin âşıktan uçup uzaklaşmasına sitemdir; "tüy" sevgilinin yüzünde biten ayva tüyü olarak da anlaşılırsa, yüzde tüy belirdi diye güzellik devrinin bittiğini sanıp kaçmaması istenir.)

6. Sevdiğim, kendine yabancıları, rakipleri yol arkadaşı edinme; sen ay gibi parlak yüzlüsün, kara yüzlü biriyle yürümesin. ("Zengî-rûy", Zenci yüzlü demektir; divan şiirinde rakibi kötülemek için kullanılan bir sözdür.)

7. Bu deli Mihrî'yi zincir tutmazdı; zülfünün bağı şimdi onu bir kılla bağladı. (Eskiden delileri zincire vurma âdetine bakar: zincirin zapt edemediği âşık, sevgilinin tek bir saç teline yenik düşmüştür.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve aruzun muzari bahrinden "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel, beyitlerden kurulan, ilk beytinin iki mısraı ve öteki beyitlerin ikinci mısraları birbiriyle kafiyeli olan, son beytinde şairin mahlasını taşıyan kısa nazım şeklidir. Bu şiirde redif "ile" edatıdır; kafiyeyi "ḫûy, bûy, ṣu(yı), ṣo(yı), yo(yı), tüy, rûy, mûy" sözlerindeki "-uy / -üy" sesi taşır. İkinci, üçüncü ve dördüncü beyitlerde "ile" önceki kelimeye kaynaşarak "yüzi ṣuyıla, postı ṣoyıla, yoyıla" biçimine girer; bu, aynı redifin hem edat hem de ek gibi işlediği, kulağa hoş gelen bir oyundur. Divanda "Ḥarfü'l-Hâ", yani redifi "he" harfiyle biten gazeller arasında yer alır ve dört nüshanın dördünde de bulunur. Nüsha farkları küçüktür: Ü nüshasında "yoyıla" yerine "bozıla", F nüshasında "urup" yerine "olup" okunur. Sıtkı Nazik'in redif taramasına göre "ile" redifi Mihrî'nin üç gazelinde (G.149, G.150, G.160) kullanılır ve aynı redif Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin divanında da iki gazelde görülür. Kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk beyti bir övgüyle açılır. Gülşen Kaya, Mihrî'nin sevgili tasavvurunu anlatırken bu beyti örnek gösterir: sevgiliye yalnız âşık değil bütün dünya tutkundur, onun güzelliği, tatlılığı, huyu ve yaradılışı cihana taze kokular saçar. "Ḥüsn, melâḥat, ḫulḳ, ḫûy" sözlerinin arka arkaya dizilmesi bir tenasüp oluşturur; sevgilinin dış güzelliği ile iç güzelliği aynı mısrada buluşur. "Bûy" (koku) kelimesi ise bu soyut nitelikleri duyulur bir şeye çevirir.

İkinci beyitten itibaren gazel âşığın sadakatine döner. Boyun Sidre ağacına benzetilmesi, divan şiirinde servi ve tûbâ ile birlikte uzun boyun bilinen benzetmelerindendir; "müntehâ" sözü de hem Sidretü'l-müntehâ terkibini tamamlar hem de canın varabileceği en son noktayı anlatır. Üçüncü beyitteki "postı ṣoyıla" deyimi, işkenceyle derinin yüzülmesini hatırlatan sert bir sözdür ve âşığın yüz çevirmeyeceğini abartılı bir yoldan söyler. Dördüncü beyitte "yazdı" ile "yazu" kelimeleri arasındaki ilgi ve ezel ile ölüm arasındaki karşıtlık, kader düşüncesini iki ucuyla gösterir: yazı ezelde yazılmıştır ve ölüme kadar silinmez.

Beşinci beyit gazelin en çok yoruma açık beytidir. Hüma, gölgesi kimin başına düşerse onu hükümdar yaptığına inanılan efsanevi kuştur; Kaya, divanda bu kuşun özellikle şehzade ve sultanları anlatmak için kullanıldığını belirtir. "Pervâz urmak" (kanat çırpmak) ve "uçmak" sözleri kuşla ilgili bir tenasüp kurar, "tüy" ise hem kuş tüyünü hem de sevgilinin yüzündeki ayva tüyünü düşündürür. Altıncı beyitte ay ile kara yüz arasındaki renk karşıtlığı, sevgilinin rakiple birlikte görünmesine duyulan kıskançlığı dile getirir. Kaya, "zengî-rûy" ifadesini divandaki kavim adları arasında ele alır ve rakibi yermek için kullanıldığını kaydeder.

Son beyit, mecnun âşık mazmununu zincir ve saç teli karşıtlığına bağlar. Kaya bu beyti, sultanın kölelerinin zincirle bağlı olduğu ve bu zincirin sevgilinin saç bağı olduğu anlatımına örnek verir. "Bend" kelimesinin aynı mısrada iki kez, önce "bağlamak" fiilinin parçası, sonra "bend-i zülf" terkibinde geçmesi bir tekrir ve cinas etkisi yaratır. "Zencîr" ile "mûy" arasındaki tezat da beytin nüktesidir: demir zincirin tutamadığını tek bir kıl tutmuştur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar