Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Şöyle teşḫîṣ eyledüm cânânı bayrâm irtesi
Ġâlib ider derdüme dermânı bayrâm irtesi
La‘l-i nâbından şeker senbûsesine dilberüñ
Urmaz isem ben ‘aceb dendânı bayrâm irtesi
‘Ārif oldur nâzenînler der-peyince seyr idüp
Her kenâra eyleye seyrânı bayrâm irtesi
Ḫûblaruñ zülfi ṣalıncaġında cânlar ṣalınur
Zeyn olıcaḳ ḥüsninüñ meydânı bayrâm irtesi
Ummasun kim ṣalına ol yâr ile eydüñ raḳîb
Ṣalınur ḥâżırdur uş urġânı bayrâm irtesi
Gerçi ‘îd-i vaṣlına ḳurbân idi Mihrî anuñ
Lîk teslîm itdi yâre cânı bayrâm irtesi
Çoḳ mübârek demlere irmişdük ammâ râstî
Olmaya ol dem gibi âh ḳanı bayrâm irtesi
Günümüz Türkçesiyle
1. Bayramın ertesi günü sevgiliyi şöyle teşhis ettim: dertlerimin dermanı büyük ihtimalle odur. ("Teşhîs" hekimlik terimidir; âşık kendi hastalığının ilacını bulmuş bir hekim gibi konuşur.)
2. Bayram ertesi, dilberin lal gibi parlak dudağının şekerli senbûsesine dişimi geçirmezsem buna şaşılır. (Senbûse, bayramlarda yapılan içi dolgulu bir hamur tatlısıdır; dudak bu tatlıya benzetilir. Kelimenin içindeki "bûse" öpücük demektir; beyit bu yüzden öpücük dileğini de sezdirir.)
3. Gönül ehli, ârif kişi odur ki bayram ertesi nazlı güzellerin ardından gidip onları seyreder ve her kıyıya gezintiye çıkar.
4. Bayram ertesi güzellik meydanı süslenince, güzellerin saçlarından kurulan salıncakta canlar sallanır.
5. Rakip, bayramda o sevgiliyle birlikte salıncakta sallanmayı ummasın; o da sallanacak, işte bayram ertesi ipi hazırdır. ("Salınmak" hem salıncakta sallanmak hem de darağacında asılı kalmak; "urgan" hem salıncak ipi hem de idam ipi demektir. İlk mısradaki "eydüñ" kelimesi bağlama göre "bayramın" anlamında okunmuştur.)
6. Mihrî gerçi onun kavuşma bayramına kurban olacaktı; ama canını yâre bayram ertesi teslim etti.
7. Doğrusu, nice mübarek zamanlara erdik; ama ah, bayram ertesindeki o an gibisi olmaz, nerede o an.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yüz doksan beşinci gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "bayrâm irtesi" (bayram ertesi), kafiyesi "-ânı" sesidir: cânânı, dermânı, dendânı, seyrânı, meydânı, urġânı, cânı, ḳanı. Gazel Arslan neşrinde yalnız Ü nüshasına dayanır. Havlioğlu'nun elektronik metninde 200 numarayla yer alır; redif orada "bayrām ertesi" diye okunmuştur. Gazelin bir bayram vesilesiyle yazıldığı redifinden bellidir; ancak kime sunulduğuna ya da hangi yılın bayramıyla ilgili olduğuna dair bir kayıt yoktur. Mehmet Arslan, Mihrî'nin kasidelerinin çoğunun Şehzade Ahmed'e ramazan ve kurban bayramı tebriki olarak sunulduğunu belirtir; bu gazelde ise bir memduh anılmaz, şiir baştan sona sevgili ve bayram eğlencesi üzerine kuruludur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gülşen Kaya, divanda bayramın sevinç, coşku ve canlılık olarak anlatıldığını belirtir ve bu gazeli ayrıca anar: ona göre "bayram irtesi" redifli gazelde bayram, sosyal yönden zengin bir içerikle işlenmiş, bayramlarda senbûse denilen hamur tatlısının yapıldığı, güzellerin süslenip gezintiye çıktığı, salıncakların kurulup meydanların süslendiği anlatılmıştır. Mustafa İsmet Uzun da bayram konulu şiirlerde ziyaretlerin, mesire yerlerinin, bayram yerlerindeki salıncakların ve çocukların sevincinin şiire girdiğini, bayram konusunun yalnız bayram kasidelerinde kalmayıp divan şiirinin beyitlerine yayıldığını yazar. Mihrî'nin gazeli bu yaygın malzemenin bir gazel içinde, bir sevgili hikâyesine bağlanarak kullanıldığı bir örnektir.
İlk beyit hekimlik dilinden yararlanır: "teşḫîṣ", "derd" ve "dermân" kelimeleri tenasüp kurar. Âşık, bayram ertesi sevgiliyi görür ve derdinin ilacının o olduğuna karar verir. İkinci beyitte sevgilinin dudağı bayram tatlısı senbûseye benzetilir. Kaya, lokma, pelte ve senbûse gibi şölen ve bayram tatlılarının divanda sevgilinin dudaklarını ve sözlerini ifade ettiğini belirtir ve bu beyti örnek gösterir. Havlioğlu'nun metninde aynı yer "şeker sen būsesine" biçiminde ayrı yazılmıştır; bu okuyuş kelimenin içindeki "bûse" (öpücük) anlamını öne çıkarır. Neşirdeki "senbûse" okuyuşu esas alındığında da bu çağrışım kaybolmaz, beytin inceliği de buradan gelir.
Üçüncü beyitte "‘ârif" kelimesi hem bilgili, anlayışlı kişi hem de tasavvufta Allah'ı bilen kişi demektir. Şair, gerçek ârifin bayram ertesi güzellerin ardından gezintiye çıkan kişi olduğunu söyleyerek bu kelimeye şakacı bir anlam yükler. Dördüncü ve beşinci beyitler bayramın salıncaklarını şiire taşır. Dördüncü beyitte güzellerin saçları salıncak olur ve canlar bu salıncakta sallanır. Beşinci beyitte ise "ṣalınmak" ve "urġan" kelimeleri tevriyeli kullanılır: rakip sevgiliyle salıncakta sallanmayı ummasın, onun için de bir ip hazırdır. Kelimelerin ikinci anlamı öne çıkınca bu ip, salıncak ipinden çok darağacı ipini hatırlatır. Bayram neşesinin içine yerleştirilen bu sert şaka gazelin en canlı beytidir.
Altıncı beyit bayramın kurban bayramı olduğunu düşündürür. "‘Îd-i vaṣl" (kavuşma bayramı) ve "ḳurbân" kelimeleri kurban bayramına işaret eder. Kaya, kurban olma ifadesinin daha çok "‘îd-i aḍḥâ" olarak geçen kurban bayramı dolayısıyla yazılmış şiirlerde yer aldığını belirtir ve bu beyti örnek verir. Şair, kavuşma bayramında kurban edilmesi gereken canını yâre ancak bayram ertesi teslim ettiğini söyler. Son beyit, nice mübarek günlere erildiğini ama bayram ertesindeki o an gibisinin bulunmadığını söyleyerek bir hatırayla kapanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 153, Gazel 195 (Ü 73a); giriş s. 6. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 43, 107-108, 178, 195, 288. openaccess.firat.edu.tr
Kitaplar
- Mustafa İsmet Uzun, "Iydiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 19, İstanbul 1999, s. 222-224. islamansiklopedisi.org.tr
Diğer kaynaklar
- Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 200. gazel).
Çevrimiçi kaynaklar






