Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Rîsmân-ı zülfüñe dil tâ ki cânın baġladı
Ḫıdmetüñe ṣıdḳ ile tende miyânın baġladı
Bâġ-ı ḥüsnüñde görüp dil bülbülinüñ nâlesin
‘Andelîbân ṣaḥn-ı gülşende zebânın baġladı
Ṣatdı ‘aşḳuñ tâciri ben bendesin hecr ü ġama
Müdde‘îye ḫoş feraḥlar armaġânın baġladı
Gördiler leylî ṣaçuñ bendinde mecnûn göñlümi
Ehl-i diller Leyli vü Mecnûn dîvânın baġladı
Ḫûnını ‘âşıḳlaruñ çeşmüñ meger dökmek diler
Neşter-i müjgânuña ḳaşuñ kemânın baġladı
Almadan bir berg-i gül ḫaddüñden irdi ḫaṭṭuñ âh
Ḫârlar ol gül-‘iẕâruñ çevre yanın baġladı
Mihrî şevḳ-i ‘aşḳuñ içre leblerüñ yâd idicek
Bu şirîn güftârı şekkerler dükânın baġladı
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül canını senin saçının ipine bağladığından beri, sana içtenlikle hizmet etmek için bedende belini bağladı. ("Bel bağlamak" bir işe hazırlanmak, kendini hizmete adamak demektir; âşık, saç ipiyle bağlanmış bir köle gibi düşünülür.)
2. Senin güzellik bahçende gönül bülbülünün iniltisini görünce, gül bahçesindeki bülbüller dillerini bağladı, yani sustular.
3. Aşkının tüccarı, kölesi olan beni ayrılığa ve gama sattı; rakibe ise hoş sevinçlerden armağan bağladı. (Âşık acıya satılırken rakip hediyelerle ödüllendirilir.)
4. Gönlümü senin gece gibi kara saçının bağında Mecnun olmuş görünce, gönül ehli Leylâ ile Mecnun divanını düzdü. ("Leylî" hem "gece gibi siyah" hem de Leylâ'ya ait demektir; saç Leylâ'ya, âşığın gönlü Mecnun'a benzetilmiştir.)
5. Senin gözün galiba âşıkların kanını dökmek istiyor; kaşın, kirpiklerinin neşterine yayını bağladı. (Kaş yaya, kirpik neştere ve oka benzetilmiştir.)
6. Ah, daha yanağından bir gül yaprağı bile koparamadan ayva tüyün (sakalın) bitti; dikenler o gül yanağın çevresini sardı.
7. Mihrî aşkının coşkusu içinde dudaklarını andıkça, bu tatlı söz şekerci dükkânlarını kapattı. (Şairin sözü öyle tatlıdır ki şekercilere iş kalmaz.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yüz doksan dördüncü gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "baġladı", kafiyesi "-ânın" sesidir: cânın, miyânın, zebânın, armaġânın, dîvânın, kemânın, yanın, dükânın. Gazel Arslan neşrinde yalnız Ü nüshasına dayanır. Havlioğlu'nun elektronik metninde 199 numarayla yer alır ve küçük imla farkları dışında aynıdır. Sıtkı Nazik'in Mihrî ile Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin redifleri üzerine hazırladığı tabloda bu gazel "baġladı" redifiyle yer alır. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ustalığı rediften gelir. "Bağlamak" fiili her beyitte başka bir deyimin parçası olur ve her seferinde farklı bir anlam kazanır: can bağlamak, bel bağlamak, dil bağlamak, armağan bağlamak, divan bağlamak, yay bağlamak, çevresini bağlamak ve dükkân bağlamak. Böylece aynı kelime yedi beyit boyunca tekrar edildiği hâlde tekdüze bir etki bırakmaz. Bu kullanım, divan şiirinde redifin yalnız ses için değil, anlam için de nasıl işletildiğini gösteren iyi bir örnektir.
İlk beyit sevgilinin saçını bir ipe (rîsmân) benzetir. Gülşen Kaya, canların sevgilinin ip gibi saçına bağlı olduğunu, kölelerin bağlı oluşuna telmihle gönlün de sevgilinin hizmetine koşan, belinden bağlı bir köle olarak düşünüldüğünü açıklar. İkinci beyitte gönül bir bülbüldür; onun iniltisini duyan gerçek bülbüller susar. Böylece âşığın feryadı, divan şiirinde feryadın simgesi olan bülbülünkini bile geride bırakır. Üçüncü beyit ticaret dilinden yararlanır: aşk bir tüccar, âşık onun satılık kölesidir. Kaya bu beyti, sevgilinin kölesi olan âşığı hicran ve gama satarken rakibe armağan sunduğu tasavvurun örneği olarak verir. "Tâcir", "ṣatmak", "bende" ve "armaġan" kelimeleri arasında tenasüp vardır.
Dördüncü beyit Leylâ ile Mecnun hikâyesine telmih yapar. "Leylî ṣaç" ifadesindeki "leylî" kelimesi Arapça "leyl" (gece) kökünden "gece gibi siyah" demektir ve aynı zamanda Leylâ adını hatırlatır; bu çift anlam tevriyedir. Saçın bağında Mecnun olan gönlü gören gönül ehli bir "Leylâ vü Mecnûn" divanı düzer; yani âşığın hâli, yazılmaya değer bir aşk hikâyesine dönüşür. Beşinci beyitte kaş yaya, kirpikler neştere benzetilir. Kaya, kanın neşterle alınarak hastalıkların iyileştirildiğini hatırlatır ve görünüşte âşığın kanını döken kirpiğin aslında onu iyileştirdiğini yorumlar. Altıncı beyitte sevgilinin yanağı gül, yanağında yeni biten ayva tüyleri ise diken olarak düşünülür. Kaya bu beyti, âşık gül yanağın bir yaprağını bile alamadan çevresini hattın dikeninin sardığını anlatan örnek olarak gösterir. Divan şiirinde sevgilinin sakalının çıkması güzelliğinin sona erdiğinin işaretidir.
Makta beyti bir fahriye niteliği taşır. Şair, sevgilinin dudaklarını andıkça söylediği sözün o kadar tatlı olduğunu söyler ki şekerciler dükkânlarını kapatmak zorunda kalır. Kaya, şairin burada şiirini överek sözünü şekere benzettiğine dikkat çeker. "Leb", "şîrîn" ve "şekker" kelimeleri tatlılık anlam alanında birleşir; "şîrîn" kelimesi Hüsrev ile Şirin hikâyesini de akla getirir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 152-153, Gazel 194 (Ü 72b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 90-91, 139, 164, 171, 197. openaccess.firat.edu.tr
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 136 (Mihrî'nin redifleri tablosu).
Diğer kaynaklar
- Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 199. gazel).
Çevrimiçi kaynaklar






