Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Şöyle kim dil ḫânesinde mihr-i cânân gizlüdür
Nitekim cânda elif ten içre hem cân gizlüdür
Dâmenin öp devlet isterseñ yüzüñ sür pâyına
Derdine vir cânuñ ey dil k'anda dermân gizlüdür
Ḳaşı bismillâh ile oḳı cemâli muṣḥafın
Küfr-i zülfinde gör anuñ nice îmân gizlüdür
Leblerinden dişleri naẓmın gören dir gûyiyâ
Ḥoḳḳa-i yâḳût içinde dürr ü mercân gizlüdür
Müdde‘îyi güldürüp aġlatmasun diñ beni yâr
Ġarḳa virür ‘âlemi yaşumda ṭûfân gizlüdür
Ġam degül ṭutsa ḫaṭı yârüñ ‘iẕârı çevresin
Ẓulmetüñ içinde lâ-büd âb-ı ḥayvân gizlüdür
Ġamzesi oḳlarına sînem nişân olalı âh
Yâr bilür yüregümde nice peykân gizlüdür
Ġuṣṣasın dilde görüp ṣordı ḫayâli ben didüm
Ḫayli müddetdür derûnumda bu mihmân gizlüdür
Āşikâre bûse cerr itdüm lebinden didi yâr
‘Ārif ol ‘ârif ḳatında luṭf u iḥsân gizlüdür
‘Aşḳ bir sırr-ı İlâhîdür ne bilsün mübtedî
Ḥamdü-lillâh Mihrî câhilden bu ‘irfân gizlüdür
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül evinde sevgilinin sevgisi öyle gizlidir ki, tıpkı "cân" kelimesinin içinde elif harfinin, bedenin içinde de canın gizli olması gibi. (Arap harfleriyle "cân" kelimesi cim, elif ve nun harfleriyle yazılır; elif ortada, iki harfin arasında saklıdır. "Mihr" hem sevgi hem güneş demektir; şairin mahlası da bu kelimeden gelir.)
2. Devlet ve mutluluk istersen onun eteğini öp, ayağına yüz sür; ey gönül, canını onun verdiği derde ver, çünkü derman o dertte gizlidir.
3. Yüzünün mushafını kaşının besmelesiyle başlayarak oku; saçının küfründe ne çok imanın gizli olduğunu gör. (Yüz Kur'an sayfasına, kaş o sayfanın başındaki besmeleye benzetilir. "Küfür" kelimesinin bir anlamı da örtmek, karanlıktır; siyah saç yüzü örttüğü için küfre benzetilir.)
4. Dudaklarının arasından dişlerinin dizilişini gören "Sanki yakut bir kutunun içinde inci ve mercan gizli" der. (Kırmızı dudaklar yakut kutuya, beyaz dişler inciye benzetilir. "Naẓm" hem dizi hem şiir demektir.)
5. Sevgiliye söyleyin, rakibi güldürüp beni ağlatmasın; gözyaşımda dünyayı boğacak bir tufan gizlidir. (F ve S nüshalarında "diñ" yerine "dek" okunur: "Sevgili rakibi güldürüp de beni ağlatmasın.")
6. Sevgilinin yanağının çevresini ayva tüyleri sarsa da üzülmeye gerek yok; karanlığın içinde mutlaka bengisu gizlidir. (Yanak bengisuya, onu çevreleyen tüyler bengisuyun bulunduğu karanlık ülkeye, Zulumât'a benzetilir.)
7. Ah, göğsüm onun bakışının oklarına hedef olalı, sevgili bilir ki yüreğimde ne çok ok ucu gizlidir.
8. Hayali, gönlümdeki kederi görünce sordu; ben de "Bu misafir uzun zamandır içimde gizlidir" dedim. (Beyit iki türlü okunabilir: içte gizlenen misafir keder olabileceği gibi, gönülde yerleşmiş olan sevgilinin hayalinin kendisi de olabilir.)
9. Herkesin gözü önünde dudağından bir öpücük istedim (aldım); sevgili "Ârif ol; ârif olanın katında lütuf ve ihsan gizli tutulur" dedi.
10. Aşk ilahî bir sırdır, acemi onu nereden bilsin; Mihrî, Allah'a şükür, bu irfan cahillerden gizlidir. (Beyit iki türlü okunabilir: "Mihrî" kelimesi seslenme olarak alınırsa anlam budur; "Mihrî'den ve cahilden gizlidir" diye de anlaşılabilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın kırk birinci gazeli on beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-ân" sesidir (cânân, cân, dermân, îmân, mercân, ṭûfân, ḥayvân, peykân, mihmân, iḥsân, ‘irfân), redif ise "gizlüdür"dür. Gazel dört nüshada da bulunur (F 44b, M 60b, S 46b, Ü 36b). F nüshasında altıncı ve sekizinci beyitlerin yerleri değişiktir. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
"Gizlüdür" redifi gazelin bütününe bir düzen verir: her beyit görünenin ardında saklı olan bir şeyi gösterir. Gönülde sevgi, dertte derman, küfürde iman, dudakta inci, gözyaşında tufan, karanlıkta bengisu, yürekte ok ucu, içte bir misafir, sevgilinin katında lütuf ve en sonda cahilden saklı irfan. Şiir böylece bir dizi gizli hazineyi sırayla açar.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla beyti harf ve kelime üzerine kurulmuştur. "Cân" kelimesi Arap harfleriyle yazıldığında elif harfi iki harfin arasında kalır; şair bunu, bedenin içinde saklı duran can ile ve gönül evinde saklı duran sevgi ile yan yana koyar. "Mihr" kelimesinin hem sevgi hem güneş anlamına gelmesi, şairin mahlasıyla da bir ilgi kurar.
İkinci beyitte etek öpmek ve ayağa yüz sürmek, bir büyükten lütuf ve yardım dilemenin eski tavırlarıdır. Gülşen Kaya, divanda "etek öpmek, eteği tutmak" gibi deyimlerle medet umma ve istekte bulunmanın anlatıldığını söyler ve bu beyti örnek gösterir. Mısranın sonundaki dert ile derman karşıtlığı tezat sanatıdır: dermanı derdin kendisinde aramak, divan şiirinde aşk acısının sevilen bir acı olduğu düşüncesine dayanır.
Üçüncü beyit, sevgilinin yüzünü Kur'an'a benzeten eski bir mazmunu kullanır. Kaya, yüzün mushafa benzetilmesinin kaşın da bu kutsal sayfanın ve ayetin başındaki "bismillâh"a benzetilmesine yol açtığını belirtir. Saçın "küfr" diye anılması ise siyahlığı ve yüzü örtmesi yüzündendir; şair küfür ile iman kelimelerini aynı mısrada buluşturarak tezat kurar. Saçın küfründe imanın gizli olması, karanlık saçın aydınlık yüzü içinde barındırması diye anlaşılır.
Dördüncü beyit, divan şiirinde dudak ve diş tasvirinin bilinen bir örneğidir. Kaya, dudakların şekli ve kırmızılığıyla "ḥoḳḳa-i yâḳût" (yakut kutu) olarak anıldığını, dişlerin de bu kutudaki mücevherlere benzetildiğini söyler; incinin beyazlığı ve parlaklığıyla dişler için benzetme unsuru olduğunu, hemen her beyitte mercanla birlikte anıldığını da ekler. "Naẓm" kelimesinin hem dizi hem şiir anlamına gelmesi, dişlerin dizilişini bir şiirin mısralarına bağlar.
Altıncı beyit telmih sanatıyla kurulmuştur. Kaya, yanağı kaplayan ayva tüylerinin âb-ı hayatın içinde bulunduğu karanlık ülke Zulumât'a benzetildiğini belirtir ve bu beyti iki ayrı bölümde örnek verir. Beyitteki "ġam degül" (üzülmeye gerek yok) sözü, tüylerin belirmesini bir kayıp gibi görenlere verilmiş bir cevap gibi durur; şair karanlığı bir eksilme olarak değil, ölümsüzlük suyunu saklayan bir örtü olarak gösterir.
Dokuzuncu beyit kısa bir konuşma sahnesidir. Âşık sevgilinin dudağından açıkça öpücük ister, sevgili ise ârif olmasını, lütfun gizli tutulması gerektiğini söyler. Âşikâre (açıkça) ile gizli arasındaki karşıtlık ve "‘ârif ol ‘ârif" tekrarı beytin ahengini kurar.
Makta beyti gazeli tasavvufi bir düşünceyle kapatır. Kaya'ya göre irfan medresede öğrenilen bir bilgi değildir, ancak aşk yoluyla ve gönülle, Allah'ın bir lütfu olarak elde edilir; ilahî bir sır olan aşk da ancak ârife kapılarını açar. Kaya bu beytin iki türlü anlaşılabileceğini de belirtir: "Mihrî, çok şükür ki cahilden bu irfan gizlidir" diye okunabileceği gibi, bu bilginin Mihrî'den de gizli olduğu anlamı çıkarılabilir. Bir önceki beyitteki "‘ârif" kelimesiyle bu beyitteki "‘irfân" aynı kökten gelir ve son iki beyti birbirine bağlar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 72, Gazel 41 (F 44b, M 60b, S 46b, Ü 36b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 53, 76, 153, 170, 178, 291, 293. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (gazelin karşılaştırmalı metni ve nüsha notları).
Çevrimiçi kaynaklar






