Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Gerçi dil mecrûḥdur hecrüñle gözde nem de var
Ḥamdü-lillah kim viṣâlüñden aña merhem de var
Dil ġarîbin nâr-ı hicrân ger yaḳarsa ġam yime
Saña ey ḳanlu yaşum âhum gibi hem-dem de var
Tîġ-i ḳahruñdan cigerler pârelendi gerçi âh
Āteş-i ‘aşḳuñ yanar sînemde gûyâ dem de var
Atmasun mı tîr-i ġamzeñden kemân-ebrûlaruñ
Yalıñuz cânum degül aña hedef sînem de var
Hem-dem olduñsa ḥabîbe ġırre olma müdde‘î
Bu cihândur şâdlıḳ ṣoñunda lâ-büd ġam da var
Sâye-i dildâr ile germ olma sen ‘âşıḳlara
Dilberüñ la‘li nebâtın dişlemiş âdem de var
Bu cihân bâġında Mihrî nice nâlân olmasun
Bir senüñ gibi ḫuṣûṣâ ġonca-leb gül-fem de var

Günümüz Türkçesiyle

1. Gerçi gönül senin ayrılığınla yaralıdır, gözde de ıslaklık (yaş) var; ama Allah'a şükür, onun için senin kavuşmandan bir merhem de var.

2. Ayrılık ateşi garip gönlü yakarsa gam yeme; ey kanlı gözyaşım, senin de âhım gibi bir yoldaşın var. (Beyit iki türlü okunabilir: "gam yime" sözü gönüle de gözyaşına da yöneltilmiş sayılabilir; her iki okumada da yanan gönlün yanında gözyaşı ile âhın birbirine arkadaş olduğu anlatılır.)

3. Ah, kahrının kılıcından ciğerler gerçi parça parça oldu; ama aşkının ateşi göğsümde yanıyor, sanki onu besleyen bir nefes de var. ("Dem" Farsçada nefes, körüğün üflediği hava; Arapçada ise kan demektir. F nüshasında "yanar" yerine "yeter" okunur.)

4. Senin yay kaşların bakışının okunu atmasın mı; ona hedef yalnız canım değil, göğsüm de var.

5. Ey rakip, sevgiliye yoldaş olduysan buna güvenip aldanma; bu dünyadır, sevincin ardından mutlaka gam da var.

6. Sevgilinin gölgesine sığınarak âşıklara karşı kızışma (böbürlenme); sevgilinin dudağının şekerini ısırmış adam da var. (Kelime oyunu: "âdem" hem insan, adam hem Hz. Âdem demektir; Hz. Âdem'in yasak meyveyi yemesine telmih yapılır. F, M ve Ü nüshalarında "olma sen" yerine "olmasun" okunur.)

7. Bu dünya bağında Mihrî nasıl inlemesin; hele senin gibi gonca dudaklı, gül ağızlı biri de varken.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın kırk dördüncü gazeli yedi beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-em/-am" sesidir (nem, merhem, hem-dem, dem, sînem, ġam, âdem, gül-fem), redif ise "de var / da var"dır. Gazel dört nüshada da bulunur (F 43a, M 60a, S 45a, Ü 37b). Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

"De var" redifi gazelin düşünce düzenini belirler. Her beyitte önce bir sıkıntı ya da bir durum söylenir, sonra ikinci mısrada "...de var" diyerek onun yanında başka bir şeyin daha bulunduğu hatırlatılır: yaranın yanında merhem, ateşin yanında yoldaş, kılıcın yanında nefes, canın yanında göğüs, sevincin yanında gam. Bu yapı, şiire teselli ile uyarı arasında gidip gelen bir ton kazandırır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla beyti tıp dilinden alınmıştır. Gönül ayrılıktan yaralanmıştır, merhem ise kavuşmadır. Gülşen Kaya, divanda dönemin bazı tedavi yollarına rastlandığını, yaraya merhem sürüldüğünü ve bu merhemin sevgiliye kavuşmak olduğunu söyler ve bu beyti örnek verir. Hicr ile visal, yara ile merhem arasındaki karşıtlıklar beyti tezat üzerine kurar.

İkinci beyit, Kaya'nın üç ayrı yerde andığı bir beyittir. Kaya "dil ġarîbi" terkibinin âşığın gönlünü anlattığını belirtir; başka bir yerde ayrılığın gam tandırında yanan bir ateş olduğunu, âşığın bu ateşte yansa bile gözyaşı gibi bir arkadaşı olduğu için içinin rahat olduğunu söyler; âh bahsinde de kanlı yaşın yoldaşının âh olduğunu kaydeder. Ateş, yaş ve âh arasındaki ilgi beyitte bir tenasüp kurar: ateş yakar, yaş akar, âh duman gibi yükselir.

Üçüncü beyitte "dem" kelimesi tevriyeli kullanılmış görünür. Ateşin göğüste sürekli yanmasının sebebi, onu körük gibi besleyen bir "dem"dir, yani nefestir; aynı kelime Arapçada kan anlamına da gelir ve ilk mısradaki parçalanmış ciğerlerle ilgi kurar. Dördüncü beyit okçuluk dünyasından alınmıştır. Kaya, divanda meydanda yapılan okçuluk müsabakasının hemen her beyitte sevgilinin gamzesi ve kirpikleriyle, hedefin de âşığın göğsü ve gönlüyle anlatıldığını söyler ve bu beyti örnek verir. Kaş yaya (kemân-ebrû), bakış oka benzetilir; âşık hedef olmaktan kaçmaz, tersine canından başka göğsünü de hedef olarak sunar.

Beşinci ve altıncı beyitler rakibe yöneltilmiştir. Kaya, âşıkla yoldaş olmayan sevgilinin rakibe yoldaş olmasının olmaması gereken bir hal olarak anlatıldığını belirtir ve beşinci beyti bu bağlamda anar. Şair rakibi dünyanın değişkenliğiyle uyarır: bu dünyada sevincin ardından mutlaka gam gelir. Altıncı beyitte ise "âdem" kelimesiyle bir telmih yapılır. Kaya'ya göre divanda Hz. Âdem'den yasak meyveyi yemesi yönüyle söz edilir ve yasak meyve divan şiirinde çoğunlukla buğday olarak geçse de Mihrî sevgilinin lal gibi kırmızı dudağını yasak meyveye benzetmiştir; Kaya örnek olarak bu beyti verir. Beyit böylece iki anlamı birlikte taşır: sevgilinin dudağının tadına bakmış başka biri de vardır, ve o dudak bir yasak meyve gibidir.

Makta beytinde Mihrî kendini dünya bağında inleyen bülbül gibi düşünür; inlemesinin sebebi "gonca dudaklı, gül ağızlı" sevgilidir. Kaya, dudakların goncaya benzetilmesinin âşığın ve gönlünün dudakların hasretiyle bülbüle benzetilmesine dayandığını belirtir ve bu beyti örnek verir. Bağ, gonca, gül ve inleyen bülbül kelimeleri aynı bahçe dünyasına aittir ve gazeli bir tenasüp içinde kapatır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 73-74, Gazel 44 (F 43a, M 60a, S 45a, Ü 37b). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 17, 98, 101, 105, 110, 180, 227, 235. openaccess.firat.edu.tr
  • Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (gazelin karşılaştırmalı metni).

Çevrimiçi kaynaklar