Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Zülfüñ ü ḳaşuñ ḳadüñ gördüm ki cân andan çıḳar
Bunlara cân virmeyen elbette cânândan çıḳar
Tîr-i ġamzeñ ṭutmasun jengâr ġamdan dostum
Yüregümi yar gel peykânuñı ḳandan çıḳar
Bî-güneh maḥbûsdur çâh-ı zenaḫdânuñda dil
Zülfüñe aṣ ḳurtar ol miskîni zindândan çıḳar
Ben vefâ umduḳça ol bî-raḥm dilber âh kim
Cevri ḥadden aşurur nâz ile orandan çıḳar
Ġamzesi düzdi bulup dilde ḫayâli ḫaznesin
Didi el-ḥaḳdur ki dirler genc vîrândan çıḳar
Zülfüñe baş ḳoşdı ġamzeñ yaḳdı diller şehrini
Şimdi fitne ‘âleme sen çeşmi fettândan çıḳar
Müdde‘î sözi ile elden çıḳardum yâri âh
Her ki şeyṭâna uyar elbette îmândan çıḳar
Ey Belâ-keş Mihrî sen beñzer Belâyî neslisin
Saña dâ’im bî-vefâlar ġâlibâ andan çıḳar
Günümüz Türkçesiyle
1. Saçını, kaşını ve boyunu gördüm de anladım ki can onlar yüzünden bedenden çıkar; bunlara canını vermeyen elbette sevgiliden (sevgilinin katından) olur.
2. Dostum, bakışının oku gamdan pas tutmasın; gel, yüreğimi yar da temrenini kandan çıkar. ("Ḳandan" hem "kandan, kanlı gönülden" hem "nereden" anlamına gelir: "yüreğimi yar, okunun ucunu nerede kaldıysa oradan çıkar" diye de okunabilir.)
3. Gönül, çene çukurunun kuyusunda suçsuz yere hapistir; onu saçına as, o zavallıyı kurtar, zindandan çıkar. (Saç, kuyuya sarkıtılan ip gibi düşünülür.)
4. Ah, ben vefa umdukça o merhametsiz güzel eziyetini haddinden aşırır, nazla ölçüyü de aşar.
5. Onun bakışı bir hırsız gibi gönülde hayalinin hazinesini buldu ve "Doğruymuş, hazinenin yıkıntıdan çıktığını söylerler" dedi. (Yıkık gönül, eski inanışa göre hazinelerin gizlendiği harabeye benzetilir.)
6. Bakışın saçınla birleşip gönüller şehrini yaktı; şimdi dünyaya kargaşa senden, fitneci gözlüden çıkar.
7. Ah, rakibin sözüne uyup sevgiliyi elden çıkardım; kim şeytana uyarsa elbette imandan çıkar.
8. Ey belalara katlanan Mihrî, sen Belâyî'nin soyundan geliyorsun galiba; sana hep vefasızların çıkması herhalde bundandır. (Belâyî, şairin babasının mahlasıdır; kelime aynı zamanda "belaya ait" demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın otuz dokuzuncu gazeli sekiz beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-ân/-an" sesidir (cân, cânân, ḳan, zindân, oran, vîrân, fettân, îmân), redif ise "-dan çıḳar"dır. Redifteki "çıḳar" kelimesi gazel boyunca iki ayrı görevde kullanılır: kimi beyitlerde geniş zamanlı bir bildirme ("çıkar, meydana gelir"), kimilerinde ise sevgiliye yöneltilmiş bir emirdir ("çıkar, dışarı al"). İkinci ve üçüncü beyitlerde emir, ötekilerde bildirme anlamı öne geçer. Gazel dört nüshada da bulunur (F 37b, M 52b, S 39b, Ü 36a).
Anlam ve Söz Sanatları
Matla beyti, sevgilinin saçı, kaşı ve boyu karşısında canın bedenden çıktığını söyler ve hemen ardından "cân" ile "cânân" kelimelerini karşı karşıya getirir: bu güzelliğe can vermeyen, cânândan, yani sevgiliden olur. İki kelime arasındaki ses ve kök yakınlığı, beytin anlamını taşıyan bir söz oyunudur.
İkinci beyitte sevgilinin bakışı (gamze) bir oktur ve okun ucu (peykân) âşığın yüreğinde kalmıştır. Gülşen Kaya bu beyitte "ḳandan" kelimesinin hem "kanlı gönülden" hem "nereden" anlamına geldiğini belirtir; bu, aynı sözün iki anlamını birlikte işleten tevriye sanatıdır. Okun gamdan pas tutmaması dileği de âşığın acıyı şikâyet değil, sevgilinin silahının parlak kalması kaygısıyla anlattığını gösterir.
Üçüncü beyitte çene çukuru kuyuya, saç ise kuyudan çıkmaya yarayan ipe benzetilir. Kaya, çâh (kuyu) ve zindan imgelerini birlikte ele aldığı bölümde bu beyti örnek gösterir. Suçsuz yere kuyuya atılıp sonra zindana düşen Hz. Yusuf'un hikâyesi bu ikili imgenin arka planındadır ve beyitteki "bî-güneh" (suçsuz) sözü o hikâyeyi hatırlatır. Dördüncü beyitte ise "oran" kelimesi ölçü anlamındadır; sevgili nazla ölçünün dışına çıkar. Kaya bu beyti, cevir ve cefanın âşıkta sitem doğurduğu örnekler arasında anar.
Beşinci beyit eski bir atasözüne dayanır: hazine harabede bulunur. Bakış bir hırsızdır ve yıkık gönülde sevgilinin hayalinden oluşan hazineyi bulur. Kaya, divanda gamzenin hırsız olarak yalnız bu beyitte anıldığını belirtir. Altıncı beyitte gamze ile zülüf "baş koşar", yani birlik olur ve gönüller şehrini yakar; Kaya, gözün gamze yardımıyla fitne çıkaran, âşığın gönlünü karıştıran bir unsur olarak düşünüldüğünü bu beyitle örnekler.
Yedinci beyit rakibi şeytana benzetir. Kaya'ya göre divanda şeytan çoğunlukla rakibi anlatmak için kullanılır ve rakip sevgiliyi yoldan çıkarmaya uğraşır; bu beyitte ise şair, diğer örneklerden farklı olarak, şeytanın yani rakibin âşığın kendisini yoldan çıkardığını söyler. "Elden çıkardım" ile "imandan çıkar" arasındaki bağ, sevgiliyi kaybetmeyi bir iman kaybı gibi gösterir ve aşk yolunun doğru yol olduğu düşüncesini öne çıkarır.
Tarihî Bağlam
Gazelin son beyti, Mihrî'nin ailesi hakkında divandan çıkan en açık bilgilerden biridir. Şair kendine "Belâ-keş Mihrî" (belaya katlanan Mihrî) diye seslenir ve kendisini "Belâyî neslinden" sayar. Belâyî, babasının şiirlerinde kullandığı mahlastır; beyit bu adla "belâ" kelimesi arasındaki bağı kullanarak tevriye kurar: hem "babası Belâyî olan" hem "belaya ait bir soydan gelen" anlamı birlikte işler. Vefasızların hep onu bulması, bu soyun mirası gibi gösterilir.
Mehmet Arslan, neşrinin girişinde Mihrî'nin babasının Belâyî mahlasıyla şiir yazan Kadı Hasan Amasyevî olduğunu söyler, divanın iki nüshasındaki (F ve S) "Dîvân-ı Mihrî Duhter-i Mevlânâ Belâyî" (Mevlânâ Belâyî'nin kızı Mihrî'nin divanı) başlığını aktarır ve Mihrî'nin babasının adını divanda iki yerde açıkça andığını belirterek bu beyitle Tażarru‘-nâme'nin 425. beytini gösterir. TDV İslâm Ansiklopedisi de babanın adını aynı şekilde verir ve dedesinin Halvetî şeyhlerinden Pîr İlyas olduğunu kaydeder. Gönül Ayan ise Belâyî'nin asıl adını Mehmed Çelebi b. Yahya olarak verir; yani babanın asıl adı kaynaklarda farklı geçer, ama Belâyî mahlası ve kadılığı konusunda birleşirler. Kaya da divandaki kişi adlarını incelediği bölümde Belâyî'yi bu beyit üzerinden anar ve Mihrî'nin talihsizliğinden yakınırken babasının adını "belâ" ilgisiyle zikrettiğini söyler.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 70-71, Gazel 39 (F 37b, M 52b, S 39b, Ü 36a); giriş, s. 4. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 37, 69, 119, 157, 161, 163, 233. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (gazelin karşılaştırmalı metni).
Kitaplar
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, Ankara 2020, s. 37-38. islamansiklopedisi.org.tr
- Gönül Ayan, "Mihri Hatun ve Şiirleri", Erdem V/13 (1989), s. 23-30.
Çevrimiçi kaynaklar






