Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Leblerüñi gördügümce dostum cân imrenür
Yalıñuz bir ben miyem kâfir müselmân imrenür
Göreli zülfüñ şebinde yüzüñüñ envârını
Çarḫ ser-gerdân olupdur mâh-ı tâbân imrenür
Serv-ḳaddüñ nâz ile seyr itdügince bâġda
Her yaña aġzı ṣuy'aḳar aña bustân imrenür
Bâġ-ı ḥüsnüñde ṣabâ depretdügince zülfüñi
Ġoncalar ḫandân olup zülfüñe reyḥân imrenür
Düşmişem çâh-ı zenaḫdânuña gerçi râḥatam
Ḥamdü-lillâh ḥâlüme her ehl-i zindân imrenür
Ḥoḳḳa-i yâḳût içre billah ol dür-dâneye
Kim ola cân virmeye ol baḥre her kân imrenür
Derdini derdine dermân idinelden dilberüñ
Mihrî'nüñ her vechile derdine dermân imrenür

Günümüz Türkçesiyle

1. Dostum, dudaklarını gördükçe can imrenir. Yalnız ben mi? Kâfir de imrenir, müslüman da.

2. Saçının gecesinde yüzünün parıltısını göreli felek başı dönmüş hâlde dolaşıp duruyor; parlak ay da sana imrenir. ("Ser-gerdân", hem başı dönmüş, şaşkın hem de durmadan dönen demektir; feleğin dönüşü sevgiliye hayranlıktan doğmuş gibi gösterilir.)

3. Servi boyun bahçede nazla gezindikçe bahçenin her yanından ağzının suyu akar; bostan ona imrenir. ("Ağzı sulanmak" imrenmeyi anlatan bir deyimdir; bahçede her yöne akan sular da bu deyime bağlanır.)

4. Güzellik bahçende sabah rüzgârı saçlarını kımıldattıkça goncalar gülüp açılır, reyhan da saçına imrenir. (Sevgilinin saçı güzel kokusuyla reyhana benzetilir.)

5. Çene çukurunun kuyusuna düşmüşüm, ama rahatım; Allah'a şükür, hâlime her zindan ehli imrenir. (Âşığın düştüğü kuyu, sevgilinin çenesindeki çukurdur; kuyu ve zindan kelimeleri Hz. Yûsuf'un hikâyesini de hatırlatır.)

6. Allah için söyle, yakut bir kutunun içindeki o inci tanesine kim can vermeye razı olmaz? O incinin çıktığı denize her maden ocağı imrenir. (Kırmızı dudaklar yakuttan bir kutuya, dişler inciye benzetilir. Yakut madenden, inci denizden çıkar; madenlerin denize imrenmesi, ondan çıkan incinin değerini anlatır. Beytin ikinci mısraı kapalıdır ve başka türlü de anlaşılabilir.)

7. Mihrî, dilberin verdiği derdi kendi derdine derman edineli beri, derman bile her bakımdan Mihrî'nin derdine imrenir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel, divanın Harfü'r-Râ bölümünde kırk dokuzuncu sırada yer alır ve yedi beyittir. Remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "imrenür" (imrenir) kelimesidir; kafiye "-ân" sesine dayanır: cân, müselmân, tâbân, bustân, reyhân, zindân, kân, dermân. Gazel dört nüshanın dördünde de vardır; F, M ve S nüshaları ikinci beyitte "yüzüñüñ" yerine "ḥüsnüñüñ" okur. Kime yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin temel kurgusu, sevgilinin güzelliğine herkesin ve her şeyin imrenmesidir. Şair bu imrenenleri beyit beyit sıralar: insanın canı, kâfir ve müslüman, ay ve felek, bahçe, goncalar ve reyhan, zindandakiler, maden ocakları ve sonunda derman. Böylece insanlardan gök cisimlerine, bitkilerden madenlere uzanan bir sıralama ortaya çıkar. Sevgilinin güzelliği hem dinî ayrımların hem de tabiatın bütün katlarının üstünde gösterilir. İlk beyitte "kâfir ile müselmân" arasında tezat vardır.

İkinci beyitte saç-gece, yüz-ay benzetmesi bu kez ayın kendisini kıskandıran bir mübalağaya dönüşür. Kaya, Mihrî'nin divanında sevgilinin cemalinin gündüz güneş, gece ay olduğunu, zülf gecesinde yüzün parlaklığını gören dolunayın bu cemale imrendiğini belirtir. Feleğin "ser-gerdân" oluşu, gök çarkının sürekli dönmesine hayranlıktan doğan bir sebep gösterildiği için hüsn-i talil sanatına yaklaşır.

Üçüncü beyit bir deyim oyununa dayanır. Kaya, bu beyitte serv ile su arasındaki geleneksel ilişkinin "ağzının suyu akmak" deyimiyle birleştiğini kaydeder. Bahçe, sevgilinin servi boyunu görünce ağzı sulanan birine benzetilir; bahçede akan suların gerçekliği ile deyimin mecazi anlamı aynı sözde buluşur. Dördüncü beyitte sabah rüzgârı, gonca ve reyhan kelimeleri bahar bahçesine ait bir tenasüp oluşturur; goncanın "ḫandân" olması hem açması hem gülmesidir.

Beşinci beyit, divan şiirinde çok sevilen çene çukuru mazmununu işler. Kaya'ya göre çene, çukurluğu ve âşığın gönlünün düştüğü yer oluşuyla "çâh-ı zenahdân" olarak anılır; âşık, sevgilinin zülüf ipliği boynuna takılı hâlde bu kuyuda tutsaktır. Âşığın bu kuyuda rahat olduğunu söylemesi ve zindandakilerin onun hâline imrenmesi, beklenen acıyı tersine çeviren bir söyleyiştir. Altıncı beyitte yakut, inci, deniz ve maden kelimeleri arasında yine bir tenasüp vardır. Mahlas beytinde "derd" ve "derman" kelimeleri tekrarlanarak bir söz oyunu yapılır: âşık derdi derman edinmiştir, derman da onun derdine imrenir hâle gelmiştir. Böylece redif son beyitte en beklenmedik öznesini bulur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar