Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ḫoş görür benden raḳîbi raḥm idüp cânân aña
Nice ḳatlansun bu yürek nice döysün cân aña
‘Āşıḳuñ ḥaḳḳında çoḳ söz söyler inanma raḳîb
‘Ādet olmışdur cihânda dostum bühtân aña
Dil marîżine lebüñden eylemezseñ ger ‘ilâc
Ḥikmetiyle çâre bulmaz olsa biñ Loḳmân aña
Atsa ġamzeñ tîrini cân pûtesine ḳaşlaruñ
Gösterür dil daḫi cânâ cevherî peykân aña
‘Aḳl-ı küll ü dâniş ü ‘ilm ü ulü'l-elbâb bâb
Görmese ḥüsnüñ kitâbından dirüz nâdân aña
Her seḥer bâd-ı ṣabâ bâġ-ı cihânda dilberüñ
Zülfine urduḳça şâne misk ider efşân aña
Ṣafḥa-i ḥüsninde başlamış vefâ resmin yazar
Lâciverd ile yed-i ḳudret ḫaṭ-ı reyḥân aña
‘Aşḳ meydânında ṭop olsa güneş olmaz ‘aceb
Kim ḳamer her dem hilâlinden ṣunar çevgân aña
Dil delermiş ‘îd-i vaṣluñçün kemân ebrûlaruñ
Çoḳdan itdüm dostum ben cânumı ḳurbân aña
Ḫaṭṭuñ inşâsın ḫadüñ üstinde kim yazdı ‘aceb
Kim Kirâmen Kâtibîn olmış durur ḥayrân aña
Yollar üzre Mihrî'nüñ her dem görür ḫâk olduġın
Bir naẓar ḳılmaz nedür cürmi ‘aceb sulṭân aña
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgili, ona acıyıp rakibi benden üstün tutuyor. Bu yürek buna nasıl katlansın, can buna nasıl dayansın?
2. Rakip âşık hakkında çok söz söyler; sakın inanma. Dostum, dünyada onun âdeti iftira etmektir.
3. Hasta gönlüme dudağınla çare bulmazsan, bin Lokman bile gelse bilgisiyle ona çare bulamaz. (Lokman, hikmetiyle ve hekimliğiyle bilinen kişidir; divan şiirinde ilacın ve tıbbın simgesidir.)
4. Ey sevgili, bakışın kaşlarının yayından can hedefine okunu atsa, gönül de ona cevherli, değerli bir temren gösterir. (Kaş yaya, bakış oka benzetilmiştir. Beyit iki türlü okunabilir: gönül, kendisine saplanan oku bir cevher gibi değerli sayar ya da yaradan akan kanla kızaran temren cevhere benzer.)
5. Bütün aklın kaynağı, bilginin ve ilmin kendisi, akıl sahiplerinin kapısı olsa bile, senin güzellik kitabından bir bölüm görmemişse biz ona cahil deriz. (Mısranın sonundaki "bâb" hem kapı hem kitap bölümü anlamına gelir. "Ulü'l-elbâb", Kur'an'da geçen "akıl sahipleri" ifadesidir.)
6. Her sabah, dünya bahçesinde esen sabah rüzgârı sevgilinin saçlarını taradıkça ona misk saçar. (F nüshasında "cihânda" yerine "cinânda", yani cennet bahçelerinde.)
7. Kudret eli (Allah), onun güzellik sayfasına lacivert mürekkeple reyhânî yazısını yazmış, vefanın biçimini çizmeye başlamıştır. (Yüzdeki taze tüyler "hat", yani yazıya benzetilir; "reyhân" hem bir yazı türü hem fesleğen bitkisidir.)
8. Aşk meydanında güneş top olsa şaşılmaz; çünkü ay her an hilaliyle ona çevgân sunar. (Çevgân, at üstünde ucu eğri sopayla top sürülen bir oyundur. Hilal eğri sopaya, güneş topa benzetilmiştir.)
9. Senin yay gibi kaşların, kavuşma bayramı için gönül delermiş. Dostum, ben canımı çoktan o bayrama kurban ettim. (Kaş, bayram hilaline de benzetildiğinden yay, bayram ve kurban sözleri birbirine bağlanır.)
10. Yanağının üstüne o tüyleri yazı gibi kim yazdı acaba, ki insanın amellerini yazan melekler bile ona hayran kalmıştır. ("Kirâmen Kâtibîn", Kur'an'da insanın iyi ve kötü işlerini yazan değerli yazıcı melekler için kullanılan ifadedir.)
11. Sultan, Mihrî'nin her an yollarda toprak olduğunu görür de ona bir kez bile bakmaz; acaba suçu nedir? (Sevgili "sultan" diye anılmıştır; yolunda toprak olmak, en aşağı derecede alçalıp bağlılık göstermektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın üçüncü gazeli on bir beyittir ve Mihrî'nin gazelleri arasında uzunca sayılır. Remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Her beyit "aña" (ona) redifiyle biter; kafiye "-ân" sesidir: cânân, cân, bühtân, Loḳmân, peykân, nâdân, efşân, reyḥân, çevgân, ḳurbân, ḥayrân, sulṭân. Kafiye kelimelerinin çoğunun Arapça ve Farsça kökenli olması, şiire sonraki kısa gazellere göre daha ağır ve süslü bir söyleyiş verir. Gazel dört nüshanın dördünde de bulunur; nüsha farkları yalnız birkaç kelimededir. Kime yazıldığı bilinmemektedir; son beyitteki "sultan" sözü divan şiirinde sevgili için de sık kullanıldığından bir kimliğe işaret saymak mümkün olmaz.
Şiirin akışı belirli bir düzen izler. İlk iki beyitte âşık, sevgili ve rakip arasındaki gerilim ortaya konur: sevgili rakibi kayırır, rakip ise âşık hakkında yalan söyler. Üçüncü beyitten onuncu beyte kadar sevgilinin dudağı, kaşı, bakışı, saçı ve yüzündeki tüyler sırayla tasvir edilir. Son beyitte şair kendi durumuna döner ve sultan gibi davranan sevgilinin, yolunda toprak olan âşığa bir kez bile bakmamasından yakınır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin en dikkat çekici yanı, bilgi ve yazı dünyasından alınan imgelerin yoğunluğudur. Beşinci beyitte akıl, bilgi ve ilim sayılır, ardından sevgilinin "güzellik kitabı" anılır. "Bâb" kelimesi burada iki anlamıyla kullanılır: akıl sahiplerine açılan kapı ve bir kitabın bölümü. Bu, tevriye sanatının bilinen bir örneğidir. Kaya, divanda "görüş mektebinde" sevgilinin güzellik kitabından bir bölüm okumayanın cahil sayılacağını söyleyen pek çok beyit bulunduğunu belirtir. Yedinci ve onuncu beyitlerde aynı alan sürer: yüz bir sayfa, yüzdeki taze tüyler bu sayfaya yazılmış bir yazıdır. Kaya'ya göre yüzdeki tüyleri anlatan "hat" kelimesi yazı sanatı olan hat ile aynı biçimde yazılıp okunduğundan divanda çoğunlukla tevriyeli kullanılır; reyhânî yazısının adı da bu yüzden yüzdeki tüylerle ilişkilendirilir. "Reyhân" ayrıca kokulu bir bitkidir; yazı, bitki ve yüz böylece aynı kelimede buluşur.
Onuncu beyitteki mübalağa dinî bir imgeye dayanır. İnsanların amellerini yazan meleklerin bile sevgilinin yüzündeki "yazıya" hayran kalması, bu yazının insan elinden çıkmadığını, yedinci beyitte söylendiği gibi "yed-i kudret", yani Allah'ın kudret eli tarafından yazıldığını ima eder. Üçüncü beyitte Lokman'ın anılması telmih sanatıdır. Kaya, Lokman'ın divanda iki yerde geçtiğini ve ikisinde de onun hikmetinin sevgilinin açtığı yaraya ve ölüme çare olamadığının söylendiğini belirtir; bu beyit o iki yerden biridir. Sevgilinin dudağı, Lokman'ın bilmediği tek ilaçtır.
Sekizinci ve dokuzuncu beyitlerde gök cisimleri ile oyun ve bayram imgeleri birleşir. Kaya, divanda en çok anılan oyunun at üstünde oynanan "gûy u çevgân" olduğunu, topun genellikle âşığın başı ya da güneş için, çevgânın ise sevgilinin hilal kaşları ve saçı için benzetme unsuru olarak kullanıldığını yazar. Mihrî burada hilali çevgâna, güneşi topa çevirerek aşk meydanını bir oyun alanı gibi düşünür. Dokuzuncu beyitte ise yay biçimli kaş bir yandan ok atan kemandır, bir yandan da bayramın geldiğini haber veren hilaldir; âşık, kavuşma bayramı için canını kurban eder. Yay, ok, bayram ve kurban kelimelerinin bir arada kullanılması tenasüp sanatının güzel bir örneğidir.
İkinci beyitteki rakip tipi divan şiirinin değişmez kişilerindendir: sevgilinin çevresinde dolaşan, âşığı kötüleyen, araya fitne sokan kişi. Mihrî burada sevgiliye "dostum" diye seslenir ve onu rakibin iftiralarına inanmamaya çağırır. Son beyitte şair kendini adıyla anar; yollarda toprak olmak, sevgilinin ayağı altında kalmayı, onun geçtiği yerlere yüz sürmeyi anlatan bilinen bir bağlılık ifadesidir. "Nedür cürmi ‘aceb" (acaba suçu nedir) sorusu şiiri bir sitemle kapatır.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 52-53, Gazel 3 (F 33a, M 47b, S 35b, Ü 27b) ve nüsha farkları dipnotları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 13, 73, 109, 171. https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
Çevrimiçi kaynaklar






