Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün
‘Aşḳ âteşine yanıcı pervânelerüz biz
Bu âteşe per yaḳmayıcaḳ yâ nelerüz biz
Nûş eylemişüz rûz-ı ezel câmını ‘aşḳuñ
Tâ ḥaşre dek ol şevḳ ile mestânelerüz biz
Var ḫân-ḳahı bekle riyâ ile sen ey şeyḫ
S̱âbit-ḳademüz sâkin-i mey-ḫânelerüz biz
‘Āḳil ḳomazuz ḫûblaruñ elden ölünce
Zencîr-i ser-i zülfini dîvânelerüz biz
Rüsvâlıġımuz ḫalḳ-ı cihân bildi ne ġam çün
Gûş eylemezüz nâṣiḥi rindânelerüz biz
Meydânına ‘aşḳuñ bugün iḫlâṣ ile girdük
Baş oynayıcı bir nice merdânelerüz biz
Ey dost raḳîb ile ṭurup ṣoḥbet idersin
‘Uşşâḳlaruz çün yine bîgânelerüz biz
Ḳılmaḳ diler iseñ dil-i vîrâneyi ma‘mûr
Gel göñlümüzi yap ḳatı vîrânelerüz biz
Terk-i dil ü cân itmeyicek dost yolında
Ey Mihrî nice ṭâlib-i cânânelerüz biz
Günümüz Türkçesiyle
1. Biz aşk ateşinde yanan pervaneleriz; bu ateşe kanat yakmayacaksak biz neyiz ki?
2. Ezel gününde aşkın kadehini içmişiz; kıyamete dek o şevkle sarhoşuz. (Rûz-ı ezel: ruhların yaratıldığı, Allah'a "evet" dedikleri ilk gün.)
3. Ey şeyh, git sen tekkeyi riyayla bekle; biz ayağı sağlam (sözünden dönmeyen) meyhane sakinleriyiz.
4. Ölünceye dek güzellerin elinden akıllı durmayız; biz onların saç ucunun zincirine vurulmuş delileriz. (Deliler eskiden zincire vurulurdu; kıvrım kıvrım saç bu zincire benzetilir. Ü nüshasında "‘Āḳil" yerine "Ġâfil" okunur; o zaman ilk mısra "güzelleri ölene dek gafil bırakmayız" der. Beyit bu iki okuyuşla anlaşılabilir.)
5. Rezilliğimizi bütün dünya öğrendi, ne gam; çünkü biz öğütçüye kulak asmayan, rint meşrepli kişileriz.
6. Bugün aşkın meydanına içtenlikle girdik; başını ortaya koyan birkaç yiğidiz.
7. Ey dost, rakiple oturup sohbet ediyorsun; biz âşıklarız ama yine de yabancıyız.
8. Yıkık gönlü şenlendirmek istersen gel bizim gönlümüzü yap; biz pek yıkığız. ("Gönül yapmak", gönül almak, hatır hoş etmek demektir; beyit bu deyimi "yıkık yapıyı onarmak" anlamıyla birlikte kullanır.)
9. Ey Mihrî, dost yolunda gönülden ve candan vazgeçmedikçe biz nasıl sevgilinin talibi oluruz?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın altmış birinci gazeli dokuz beyittir ve "Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-âne" sesidir (pervâne, mestâne, mey-ḫâne, dîvâne, rindâne, merdâne, bîgâne, vîrâne, cânâne), redif "-lerüz biz"dir. Matlanın ikinci mısraında kafiye, "yâ nelerüz biz" sözüyle ilginç bir biçimde tamamlanır: "pervâne" ile "yâ ne" ses olarak eşleşir. Sıtkı Nazik'in redif listesinde bu gazel, aynı "biz" redifini taşıyan 56. gazelle birlikte geçer. Gazel dört nüshada da bulunur (F 46b, M 66b, S 48b, Ü 41a); Havlioğlu'nun OTAP metninde 63. gazeldir. Kime yazıldığı bilinmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, "biz" diye konuşan bir âşıklar topluluğunun kendini tanıttığı bir şiirdir; her beyit bu topluluğa bir sıfat ekler: pervaneler, sarhoşlar, meyhane sakinleri, deliler, rintler, yiğitler, yabancılar, yıkıklar. Gülşen Kaya, Mihrî divanında âşık tipini tasavvufî boyutuyla anlattığı bölümde ilk beyitlerin bu tablosunu özetler: âşık, aşk ateşine yanan pervanedir ve bu ateşe kanat yakmayanın bir değeri yoktur; aşkın kadehinden ezel gününde içmiş, bu aşkla kıyamete dek sarhoştur; aşk meydanına ihlasla girmiş yiğitlerdendir.
İkinci beyitteki "rûz-ı ezel", ruhların yaratılış gününe ve Allah'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verilen cevaba yapılan bir telmihtir. Kaya, kıyamet maddesinde bu beyti örnek verir ve Mihrî'nin mutasavvıf bir şair olmaktan çok tasavvufu sanat amacıyla kullandığını, ama divan şiiri geleneği içinde yetiştiği için yer yer tasavvufî ifadelere yer verdiğini, bu beytin de onlardan biri olduğunu söyler. Üçüncü ve beşinci beyitler rint ile zahit karşıtlığına dayanır. Kaya, rint maddesinde Mihrî'nin kendini rint olarak gördüğünü, kaba sofuların riya ile tekkeleri beklemesine karşı meyhane sakinlerinin "sâbit-ḳadem" olduğunu söylediğini belirtir ve beşinci beyti bu tavrın örneği olarak verir. "Ḫân-ḳah" (tekke) ile "mey-ḫâne" (meyhane) arasındaki karşıtlık tezat sanatının bilinen bir örneğidir.
Altıncı beyit aşkı bir er meydanı olarak düşünür. Kaya bu beyti üç ayrı yerde verir; meydan maddesinde aşkın âşıkların başlarını ortaya koydukları bir er meydanı olarak tasavvur edildiğini söyler. "Baş oynamak", başını tehlikeye atmak anlamında eski bir deyimdir; "meydân", "baş oynayıcı" ve "merdâne" kelimeleri arasında tenasüp vardır. Dördüncü beyitte saç ile zincir, zincir ile delilik bir araya gelir; yedinci beyitte ise âşıklar sevgilinin rakiple sohbeti karşısında kendilerini "bîgâne", yani yabancı sayar. Sekizinci beyit "gönül yapmak" deyimini mimari bir benzetmeyle birleştirir: yıkık gönlü mamur etmek isteyen, en yıkık gönle, yani âşığınkine yönelmelidir.
Makta beyti bütün bu sıfatları bir şarta bağlar: dost yolunda gönülden ve candan geçmeyen, sevgilinin talibi sayılamaz. "Terk-i dil ü cân" ifadesi, 59. gazelin altıncı beytindeki "cânânı gerek cânı gerekmez" cevabını hatırlatır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 83, Gazel 61 (F 46b, M 66b, S 48b, Ü 41a). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 28, 46, 54, 201, 240 (kıyamet, tasavvufî âşık tipi, rint, âşık tipleri, meydan maddeleri). openaccess.firat.edu.tr
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 137 (Mihrî divanındaki redifler tablosu: "biz", G.56, G.61).
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ġazeliyyât-ı Mihrî-i Ḥaḳîre, OTAP elektronik edisyonu, gazel 63 (türkoloji-iran sayfasında yayımlanan metin, 2007).
Çevrimiçi kaynaklar






