Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün
Sen rûḥ-ı revân ey Ḫân dil-mürdeme cân ancaḳ
Gül-ruḫlaruñuñ şevḳi gün gibi ‘ayân ancaḳ
Lâle ḫadüñi bülbül gülşende görüp eydür
‘Ālemde gül-i ter çoḳ bu ġonca-dehân ancaḳ
Yaylañ ile ḥüsnüñi her kim göre dir şâhâ
Kendüsi durur ġılmân yaylaḳı cinân ancaḳ
Meylüm sañadur ḫânum ḳurbân yoluña cânum
Gerçegi sözümüñ bu ġayrısı yalan ancaḳ
İtüñle işigüñde çün her gice hem-demdür
‘İzzet ise Mihrî'ye yeter bu hemân ancaḳ
Ne vaḳt-i feraḥ-devrân ‘âlem bu deme ḥayrân
Biñ câna deger bir ân ne ḫoşça zamân ancaḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey Han, sen akıp giden, insana hayat veren bir ruhsun; ölmüş gönlüme can olan ancak sensin. Gül yanaklarının parıltısı güneş gibi apaçık ortadadır. (Ü nüshasında "ey Ḫân" yerine "ey cân" okunur: "ey can".)
2. Bülbül, gül bahçesinde senin lale yanağını görünce şöyle der: Dünyada taze gül çoktur, ama bu gonca ağızlı bir tanedir.
3. Ey şah, seni yaylanla ve güzelliğinle her kim görse şunu söyler: Kendisi bir cennet gencidir (gılman), yaylası da ancak cennettir. (M nüshasında "yaylaḳı" yerine "yaylası" okunur; anlam değişmez.)
4. Gönlümün meyli sanadır, ey hanım (ey benim hanım, hükümdarım); canım senin yoluna kurban olsun. Sözümün doğrusu budur, bundan başkası ancak yalandır.
5. Mihrî her gece senin eşiğinde köpeğinle dost ve arkadaş olduğuna göre, ona şeref olarak işte yalnız bu yeter. (Sevgilinin ya da efendinin kapısındaki köpeğe yoldaş olmak, divan şiirinde son derece alçakgönüllü bir bağlılığın ifadesidir.)
6. Ne sevinç dolu bir devir zamanı bu; dünya bu âna hayran kalmış. Bir an bin cana değer; ne hoş bir zamandır bu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yetmiş dokuzuncu gazeli altı beyittir ve aruzun hezec bahrinden "Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Bu kalıp her mısraı iki eşit yarıya böler; nitekim dördüncü beyitteki "Meylüm sañadur ḫânum / ḳurbân yoluña cânum" ve altıncı beyitteki "Ne vaḳt-i feraḥ-devrân / ‘âlem bu deme ḥayrân" mısraları kendi içlerinde de kafiyelenir. Gazelin redifi "ancaḳ", kafiyesi "-ân" sesidir (cân, ‘ayân, dehân, cinân, yalan, hemân, zamân). Şiir yalnız iki nüshada, M ve Ü'de bulunur. M nüshasında başlık yalnızca "Muvaşşaḥ" olarak geçer; Arslan'ın neşri başlığı "Muvaşşaḥ Be-İsm-i Süleymân", yani "Süleymân adına muvaşşah" biçiminde verir.
Muvaşşah, divan şiirinde beyitlerin ya da mısraların başına, ortasına veya sonuna yerleştirilen harflerle gizli bir ad veya ifade oluşturma sanatıdır; bugün buna akrostiş denir. Mehmet Arslan'ın Mihrî'nin sanatlı manzumeleri üzerine yaptığı incelemeye göre bu gazelde her beytin ilk kelimesinin baş harfi, Arap harfli yazımda sırasıyla sîn (Sen), lâm (Lâle), yâ (Yaylañ), mîm (Meylüm), elif (İtüñle) ve nûn (Ne) harflerini verir; bunlar yan yana gelince "Süleymân" adı okunur. Arslan, divanda üç muvaşşah bulunduğunu belirtir: II. Bayezid için yazılmış ve beyit başlarından "Sulṭân Bâyezîd Edâmallâhu ‘Ömrehû" duasını çıkaran ikinci kaside, Şehzade Ahmed adına bir kaside ve bu gazel. Altı beyitlik kısa bir gazelde altı harflik bir adı tam karşılamak, beyit sayısını baştan belirleyen bir kısıttır; gazelin olağan beyit sayısı içinde kalması da bu yüzden dikkat çeker.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, bir övgü ile aşk şiirinin iç içe geçtiği bir metindir. Hitap edilen kişiye "Ḫân", "şâh" ve "ḫânum" diye seslenilir; bu sözler hem divan şiirinde sevgilinin güzellik ülkesinin hükümdarı olarak anılmasına hem de şiirin gerçekten bir hükümdar ailesinden birine yazılmış olmasına uyar. İlk beyitte "rûḥ-ı revân" (akan, yürüyen ruh) ile "dil-mürde" (gönlü ölmüş) karşı karşıya konur: memduh, ölü gönle can veren tek varlıktır. Aynı beyitte yanakların "gün gibi" apaçık oluşu, gül ile güneşi bir araya getirerek ışık ve renk imgelerini birleştirir.
İkinci beyitte söz bülbüle verilir. Gül bahçesinde lale yanağı gören bülbül, dünyada taze gülün çok olduğunu ama "gonca ağızlı" olanın bir tane bulunduğunu söyler. Lale, gül, gonca ve bülbül kelimeleri aynı bahçeye aittir ve beyit bu tenasüple kurulur. Gülşen Kaya, lalenin divanda çoğunlukla yanağa benzetildiğini ve bu beyti bu kullanımın örnekleri arasında gösterir.
Üçüncü beyit "yayla" kelimesi etrafında döner. Memduh yaylasıyla ve güzelliğiyle görülür; onu gören, kendisini cennetteki hizmetçi gençlere (gılmân), yaylasını da cennete benzetir. Kaya, Mihrî'nin kadın şair oluşunun etkisiyle bazı beyitlerde sevgilinin hûriye değil gılmâna benzetildiğini söyler ve bu beyti örnek verir. Mihrî'nin divanında Lâdik'i şehzadelerin yazlık sarayının bulunduğu bir yaylak olarak anlatan ayrı bir murabba da vardır; ancak bu gazeldeki yaylanın nere olduğu söylenmez.
Dördüncü beyit gazelin en sade ve en doğrudan sözüdür: "Meylim sanadır, canım yoluna kurban; sözümün doğrusu budur, gerisi yalan." Beşinci beyitte şair kendi adını anar ve tam bir tevazu tablosu çizer. Eşikte köpekle birlikte gecelemek, divan şiirinde kapıdaki köpeğin bile âşıktan daha yakın sayılması mazmununa dayanır; Mihrî bu durumu kendisine yeten bir "izzet", yani şeref olarak sunar. Son beyit ise övgüyü bir zamana bağlar: "feraḥ-devrân", yani sevinçli bir devir. Kaya bu beyitte amacın memduhun dönemini övmek, onun bir ferahlık ve saadet devri olduğunu vurgulamak olduğunu belirtir. "Bir an bin cana değer" sözü, beyitteki ân ve zamân kelimeleriyle birlikte bir tenasüp oluşturur.
Tarihî Bağlam
Arslan'ın e-kitap neşri gazelde adı gizlenen Süleyman'ın kim olduğunu açıklamaz. Gülşen Kaya, Arslan'ın 2007'de Amasya'da basılan neşrinin inceleme bölümüne dayanarak Mihrî'nin son yıllarında Şehzade Ahmed'in oğlu Şehzade Süleyman'ın meclislerinde bulunduğunu, ona üç kaside (14, 15 ve 16. kasideler) ve üç gazel sunduğunu yazar. Kaya'ya göre bu gazellerden biri bu muvaşşahtır ve şiirde şehzadenin güzelliği ile Mihrî'nin ona duyduğu sevgi anlatılır. Diğer ikisi, Amasya köylerinden Eğribük'te şehzadenin tepedeki köşkünde kurulan bir musiki meclisini anlatan 150. gazel ile adı ebced hesabıyla gizlenen 205. gazeldir.
Şehzade Ahmed'in oğulları arasında bir Süleyman bulunduğu, bu şehzadenin 1509-1513 yılları arasında sancakbeyliği yaptığı ve 1513'teki taht mücadelesinin ardından Mısır'a geçip orada öldüğü kimi kaynaklarda kayıtlıdır. Gazelin bu Süleyman'a yazıldığı kabul edilirse şiir, Mihrî'nin hayatının son dönemine ait olmalıdır; gazele bir tarih düşülmemiştir ve yazılış yılı belgelerle belirlenemez. Şehzadenin genç yaşı, beyitlerdeki gılmân benzetmesi ve "gonca ağızlı" gibi genç bir güzele yakışan sıfatlarla da uyumludur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 93-94, Gazel 79 (M 73a, Ü 45a). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Mehmet Arslan, "Mihrî Hâtun Divanı'nda Sanatlı Manzumeler", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 25-30.
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 31, 60-61, 78-79, 263, 286. openaccess.firat.edu.tr
Diğer kaynaklar
- "Şehzade Ahmed (son of Bayezid II)", Wikipedia (Nevin Zeynep Yelçe, The Making of Sultan Süleyman, 2009'a dayanarak). en.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar






