Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
(Elif) ey ḳâmeti mevzûn u eyâ ḫûb-nigâr
Bitmedi ḳaddüñe beñzer daḫi bir serv ü çenâr
(Bâ) bugün gülşen-i ḥüsnüñde ḳo efġân idelüm
Yaraşur ṣaḥn-ı çemende k'ide feryâd hezâr
(Tâ) temâşâ iderüz vaṣluñı luṭfuñla bugün
Dil-i dervîşe ‘aṭâ eyleseñ ey şâh ne var
(S̱â) s̱enâ-ḫân olalı bülbül-i cân gülşende
Ḥüsnüñe ḳarşu olur şâm u seḥer ḫoş güftâr
(Cîm) cemâlüñi görüp ġayra naẓar eyler isem
Dostum tîr-i müjeñle iki gözümi çıḳar
(Ḥâ) ḥayâtum gider ey dost yüzüñ görmeyicek
Sensüzin d'imdi nice eyleye cân tende ḳarâr
(Ḫâ) ḫayâlüñ yazalı naḳşını dil levḥasına
Gözedür ḳıble-nümâ gibi gözüm leyl ü nehâr
(Dâl) dâd itmez iseñ dâdımuzı ḫûni gözüñ
Beni nâ-ḥaḳ yere öldürse gerek âḫir-i kâr
(Ẕâl) ẕâhid güzeli sevmege tevb'itmiş imiş
Döndi cürmini bilüp itdi yine istiġfâr
(Râ) revâ gördi felek biz nidelüm gülşende
Bülbüle âh u fiġân hem-dem ola ġoncaya ḫâr
(Zâ-i) zülfüñde beni ‘aşḳ ile Manṣûr gibi
Cân fedâdur yoluña eyleye ḫânum ber-dâr
(Sîn) senden çevürürsem yüzümi itme mecâl
Kes ḳalem gibi başumı dilümi yar ey yâr
(Şın) şehâ ẓulmüñ eli şehr-i dili yıḳdı dirîġ
Çıḳısar cân bedenden idiser terk-i diyâr
(Ṣâd) ṣandum ki seḥâb içre nihân oldı ḳamer
Yâr ḥüsninde meger itmiş imiş zülfini târ
(Ḍâd) ża‘f-ı ġam-ı hecrüñle ḳo ölsün yeridür
Dil-i âşüfte ki cânâ aña pend itmedi kâr
(Ṭâ) ṭavâf-ı ḥaremüñ eylemişem bunca zamân
İ‘tiḳâdum budur ey dost beni yaḳmaya nâr
(Ẓâ) ẓulüm eyleme ‘âşıḳlaruña luṭf eyle
Eylemişdür bularuñ ‘aşḳuñ odı cânına kâr
(‘Ayn) ‘aynuñ dil ü cânlar mı ḳodı ‘âlemde
K'itmedi ġamzelerüñ tîri ile anı şikâr
(Ġayn) ġâyetde ṣafâdur k'ola yanuñda ḥabîb
Ol saña nâz ide sen an'idesin bûse-kinâr
(Fâ) firâḳuñ gicesinde şu ḳadar âh itdüm
K'oldı dil âyinesi derdüm ile jeng-i ġubâr
(Ḳâf) ḳandîl-i ruḫuñdan yaḳar ey dost delîl
Ki güneş ‘âleme envârını eyler iẓhâr
(Kâf) göñlüm evi vîrânını ma‘mûr itdi
Ḥamdü-lillâh hele ‘aşḳuñ olalıdan mi‘mâr
(Lâm) la‘l-i lebinüñ yâdına bir meh-rûnuñ
Ḫoş olur nûş ide mül çün irişe vaḳt-i bahâr
(Mîm) Mihrî düşeliden heves-i ‘aşḳuña yâr
Oldı rüsvây-ı cihân gitdi ḳamu ġayret ü ‘âr
(Nûn) nem var daḫi ‘aşḳuñda budur taḥṣîlüm
Dilde ġam dîdede nem sînede âteş her bâr
(Vâv) var itdügüñe ṣoñra peşîmân olasın
Gül yüzüñ dâ’iresini ṭutıcaḳ bir gün ḫâr
(Hâ) hebâ eyleme sa‘yini bu ben miskînüñ
Çoḳ zamândur ki yoluña dil ü cân itdi nis̱âr
(Lâmelif) lâyıḳ ola mı ki ‘aceb ḳapuñda
İtlerüñle bile ben daḫi olam ḫıdmet-kâr
(Yâ) yeter cevr ü cefâñ ile beni şâm u seḥer
Dostum ḫâne-i ġamda iñilet zâr u nizâr
Günümüz Türkçesiyle
1. (Elif) Ey boyu ölçülü, ey güzel yüzlü sevgili; senin boyuna benzeyen bir servi ya da çınar daha yetişmedi.
2. (Be) Bugün güzelliğinin gül bahçesinde bırak feryat edelim; çimenliğin ortasında bülbülün feryat etmesi yakışır. (Âşık kendini gül bahçesindeki bülbüle benzetir.)
3. (Te) Bugün lütfunla sana kavuşmayı seyrediyoruz; ey şah, gönül dervişine bir bağışta bulunsan ne olur?
4. (Se) Can bülbülü gül bahçesinde övgü okumaya başlayalı beri, güzelliğinin karşısında akşam sabah tatlı sözler söylüyor.
5. (Cim) Yüzünü gördükten sonra bir başkasına bakarsam, dostum, kirpiğinin okuyla iki gözümü çıkar.
6. (Ha) Ey dost, yüzünü görmeyince hayatım gider; sensiz şimdi can tende nasıl dursun?
7. (Hı) Hayalinin resmi gönül levhasına yazılalı beri gözüm, kıbleyi gösteren pusula gibi gece gündüz seni gözetir. (Kıble-nümâ, namaz için kıble yönünü gösteren pusuladır; göz hep sevgiliye döner.)
8. (Dal) Feryadımıza hak vermez, adaletle karşılık vermezsen kan döken gözün sonunda beni haksız yere öldürecek. ("Dâd" hem adalet hem adalet için yapılan feryat anlamına gelir.)
9. (Zel) Zahit güzel sevmekten tövbe etmiş; sonra bunun suç olduğunu anlayıp döndü ve yeniden af diledi. (Sofu, güzel sevmeyi bırakmayı günah sayıp tövbesinden tövbe etmiştir.)
10. (Re) Felek böyle uygun gördü, biz gül bahçesinde ne yapalım: bülbüle ah ve figan, goncaya diken arkadaş olsun.
11. (Ze) Aşk beni Mansur gibi zülfünde asacak, evimi darağacına çevirecek olsa da yoluna can feda. (Hallâc-ı Mansûr, "Ene'l-Hak" sözü yüzünden asılan sufidir. Üç nüshada "ḫânum" yerine "cânum" okunur; bu okuyuşla aşk, canımı darağacına çeksin denmiş olur.)
12. (Sin) Senden yüzümü çevirirsem bana fırsat verme; ey yâr, başımı kalem gibi kes, dilimi yar. (Kamış kalem yazıya hazırlanırken ucu kesilir ve yarılır; şair bu işlemi kendi başına ve diline uygular.)
13. (Şın) Ey şah, yazık, zulmünün eli gönül şehrini yıktı; can bedenden çıkacak, yurdunu bırakıp gidecek.
14. (Sad) Ayın bulut içinde gizlendiğini sandım; meğer sevgili güzel yüzünü saçıyla karartıp örtmüş.
15. (Dad) Ayrılık gamının verdiği zayıflıkla ölsün, yeridir; ey sevgili, o perişan gönle öğüt kâr etmedi.
16. (Tı) Bunca zamandır senin haremini tavaf ettim; ey dost, inancım odur ki ateş beni yakmaz. (Sevgilinin kapısı Kâbe'ye benzetilir; Kâbe'yi tavaf edenin günahlarından arınacağı ve ateşten korunacağı inancına işaret edilir.)
17. (Zı) Âşıklarına zulmetme, lütfet; aşkının ateşi bunların canına işlemiştir.
18. (Ayn) Gözün dünyada gönül ve can bıraktı mı ki bakışlarının oku onu avlamış olmasın? (Bakışının okunun avlamadığı gönül ve can kalmadı.)
19. (Gayn) Sevgilinin yanında olması son derece hoştur; o sana naz etsin, sen de onu öpüp kucaklayasın.
20. (Fe) Ayrılık gecende öyle çok ah ettim ki gönül aynası derdimden pas ve toz tuttu. (Eski aynalar madenden yapılır ve paslanırdı; ahın dumanı aynayı karartır.)
21. (Kaf) Ey dost, güneşin dünyaya ışıklarını göstermesi, onun ışığını senin yüzünün kandilinden yaktığına delildir. Beyit iki türlü okunabilir: "delîl" kılavuz anlamında alınırsa, yol gösteren kılavuz kandilini senin yüzünden yakar ve güneş ışıklarını ancak böyle saçar.
22. (Kef) Allah'a şükür, aşkın mimar olalı beri gönlümün yıkık evini onardı.
23. (Lam) Bahar vakti gelince bir ay yüzlünün lal gibi kırmızı dudağını anarak şarap içmek hoş olur.
24. (Mim) Ey yâr, Mihrî senin aşkının hevesine düşeli dünyaya rezil oldu; namus kaygısı da utanma duygusu da bütünüyle elden gitti.
25. (Nun) Senin aşkında daha neyim var ki; bütün kazancım şudur: her zaman gönülde gam, gözde yaş, göğüste ateş. ("Nem" ilk mısrada "neyim", ikinci mısrada "ıslaklık, gözyaşı" anlamındadır.)
26. (Vav) Haydi, yaptıklarına sonra pişman olasın; bir gün gül yüzünün çevresini dikenler saracak. (Diken, sevgilinin yüzünde biten sakal ve bıyıktır; gençlik güzelliğinin sona ermesini anlatır.)
27. (He) Bu zavallının emeğini boşa çıkarma; uzun zamandır gönlünü ve canını senin yoluna saçıyor.
28. (Lamelif) Acaba kapında, köpeklerinle birlikte benim de hizmetkâr olmam uygun görülür mü?
29. (Ye) Dostum, akşam sabah zulmünle, cefanla beni gam evinde ağlatıp inim inim inlettiğin yeter.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Mehmet Arslan'ın neşrinde divanın on yedinci ve son kasidesi olarak yer alan bu şiir yirmi dokuz beyittir. Aruzun remel bahrinden "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsizdir; kafiye "-âr" sesiyle kurulur (nigâr, çenâr, hezâr, güftâr, ḳarâr, nehâr, istiġfâr, mi‘mâr, bahâr, nis̱âr, nizâr). Matla beytinde iki mısra kafiyelidir, sonraki beyitlerde yalnız ikinci mısralar kafiyeye bağlanır. Mahlas yirmi dördüncü beyitte geçer. Şiir dört nüshanın dördünde de bulunur (F 40b, M 57a, S 43a, Ü 32b); dokuzuncu beyit F nüshasında, on birinci beyit F ve S nüshalarında yoktur. Başlıksızdır ve kime yazıldığı bilinmez; metinde bir memduh adı geçmez, "şah" ve "dost" hitapları gazel dilinin sevgiliye yönelttiği hitaplardır.
Şiirin asıl özelliği dizilişindedir. Her beytin başında Arap alfabesindeki bir harfin adı yazılıdır ve beyit o harfle başlayan bir kelimeyle açılır: "(Elif) ey", "(Bâ) bugün", "(Tâ) temâşâ", "(S̱â) s̱enâ-ḫân" diye sürüp "(Lâmelif) lâyıḳ" ve "(Yâ) yeter" ile biter. Alfabenin yirmi sekiz harfine, yazıda ayrı bir şekil olarak gösterilen lâmelif eklenince yirmi dokuz beyit eder; beyit sayısı bu yüzden harf sayısıyla belirlenmiştir. Farsça ve Türkçeye mahsus harfler (pe, çim, je, gef) diziye alınmamıştır; "(Kâf) göñlüm" beytinde "g" sesi, yazıda aynı şekille gösterilen kef harfiyle karşılanmıştır. Sabiha Gemici'nin İstanbul Üniversitesi nüshasına dayanan metninde aynı şiir gazeller arasında, yirmi beşinci sırada yer alır; Arslan ise onu kasideler bölümüne koymuştur. Uzunluğu kaside ölçüsündedir, konusu ise baştan sona bir gazelin konusudur.
Elifname Geleneği
Beyitleri ya da mısraları alfabe sırasıyla başlayan bu tür şiirlere elifname denir. Lokman Taşkesenlioğlu, Türk edebiyatında yüze yakın örneği bulunduğu tahmin edilen elifnamelerin dinî, tasavvufi ya da din dışı konularda, mesneviden gazele, kasideden murabbaya kadar farklı nazım şekilleriyle yazıldığını belirtir. Kimi şairler her mısrayı, kimileri her beyti alfabe sırasıyla başlatmış, harfleri bazı şiirlerde ayrıca yazmış, bazılarında yazmamıştır. Mihrî'nin şiiri ikinci gruptandır: her beyit bir harfe ayrılmış ve harfin adı beytin başına konmuştur. Taşkesenlioğlu, Mihrî'yi birden fazla elifname yazan şairler arasında sayar. Onun ilk elifnamesi divanın başındaki ikinci tevhiddir; bu mesnevide de her beyit sırayla bir harfle başlar ve "Lâm-elif lâ dimezem" diye harfin adını içine alan bir beyitle kapanmaya yaklaşır. On yedinci kaside ise aynı tekniği aşk konusuna uygular. Taşkesenlioğlu bu şiiri, sevgilinin bütün özelliklerinin anlatıldığı ve ona duyulan hayranlık ile tutkunun dile getirildiği, kadın şairler arasında din dışı bir konuda aşkın açıkça söylendiği güzel örneklerden biri olarak niteler.
Mustafa Özkat, elifname ve ebcednâme türündeki manzumelerin de geniş anlamda muvaşşah sayıldığını hatırlatır ve 15. yüzyıl şairlerinden Serâyî'nin "Ḳaṣîdetü'l-Muvaşşaḥa fi'l-Ḥurûfi't-Teheccî" (harflerle muvaşşah kaside) başlıklı bir elifnamesinden söz eder. Aynı çalışma Mihrî'yi muvaşşah yazan şairler arasında üç manzumeyle anar. Bu bilgiler, Mihrî'nin harf oyunlarına dayanan şiirde yalnız olmadığını, II. Bayezid dönemi şairlerinin ilgi duyduğu bir hüneri kullandığını gösterir. Divandaki ikinci ve yedinci kasidelerde beyit başlarından bir dua ya da isim okunur; on yedinci kasidede ise beyit başları bir ad oluşturmaz, alfabenin kendisini sıralar.
Anlam ve Söz Sanatları
Harf zorunluluğu şaire her beyitte belli bir kelimeyle başlama yükü getirir, ama Mihrî bu kelimeleri çoğu zaman beytin anahtarı yapar. "(Ḥâ) ḥayâtum gider", "(Ẓâ) ẓulüm eyleme", "(Fâ) firâḳuñ gicesinde", "(Mîm) Mihrî" ve "(Yâ) yeter" başlangıçları, beytin söylemek istediğini ilk kelimede verir. Mim harfine kendi mahlasını yerleştirmesi de dikkat çekicidir: adının ilk harfi, şiirin mahlas beytini belirler. Nun beytinde (25) "nem" kelimesi iki anlamıyla kullanılmıştır: ilk mısrada "neyim", ikinci mısrada "ıslaklık, gözyaşı". Bu, aynı sesteki iki kelimeyi farklı anlamlarla kullanan cinas sanatının güzel bir örneğidir. Dal beytinde (8) "dâd itmez iseñ dâdımuzı" sözünde de aynı kelime iki kez, adalet ve adalet için feryat anlamlarıyla geçer.
İmgeler divan şiirinin bilinen mazmunlarından gelir ve Gülşen Kaya'nın tezinde birçoğu ayrı ayrı örnek olarak gösterilmiştir. Sevgilinin boyu servi ve çınardan üstündür (1); güzelliği bir gül bahçesi, âşık o bahçede inleyen bülbüldür (2, 4, 10). Gönül bir dervişe benzetilir ve sevgiliden bağış dilenir (3). Saç, ayı örten buluttur (14). Gönül bir şehirdir ve sevgilinin zulmü onu yıkar (13); aşk ise yıkık gönül evini onaran mimardır (22). Gönül aynası ahların dumanıyla pas tutar (20). Kaya, on altıncı beyti açıklarken sevgilinin mahallesinin bir Kâbe gibi tavaf edildiğini ve tavaf edenin ateşe yanmayacağı inancının âşığa güven verdiğini belirtir. Gözle ilgili beyitlerde (5, 18) kirpikler ok, bakışlar avcıdır.
Bazı beyitler gelenekten aldıkları malzemeyi keskin bir dramla kullanır. On birinci beyitte âşık, "Ene'l-Hak" dediği için asılan Hallâc-ı Mansûr'a benzetilir ve sevgilinin zülfü darağacı olur; telmih, aşk uğruna ölmeyi bir kutsiyete bağlar. On ikinci beyitte, sevgiliden yüz çevirirse başının kalem gibi kesilip dilinin yarılmasını ister; kamış kalemin açılışından alınan bu benzetme, bir yazı ehlinin dünyasından gelir. Dokuzuncu beyit ise hafif bir alaydır: güzel sevmekten tövbe eden zahit, sonra bu tövbeyi suç sayıp yeniden af diler. Divan şiirinde zahit, aşkı anlamayan katı sofu tipidir ve Mihrî onu tövbesinden tövbe ettirerek aşkın üstünlüğünü dile getirir.
Yirmi dördüncü beyit, şiiri bir kadın şairin sesi olarak ayrıca ilginç kılar. Mihrî kendi adıyla, sevgilinin aşkına düştüğü için "rüsvây-ı cihân", yani dünyaya rezil olduğunu ve namus kaygısı ile utanma duygusunun elden gittiğini söyler. Âşığın rezil ve rüsva olması gazelin bilinen bir mazmunudur, ama bu sözün bir kadının kalemiyle ve mahlasıyla söylenmesi, Taşkesenlioğlu'nun da işaret ettiği açıklığı ortaya koyar. Yirmi altıncı beyit sevgiliyi, yüzünün çevresini dikenler sardığında, yani sakalı bittiğinde pişman olacağı konusunda uyarır; Kaya, divanda yüzde çıkan sakalın gül bahçesini bozan çalı çırpıya benzetildiğini başka bir beyitten örnekler. Bu beyit, sevgilinin genç bir erkek olarak düşünüldüğü geleneksel gazel dilinin içinde kalır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 48-51, Kaside 17 (F 40b, M 57a, S 43a, Ü 32b) ve nüsha farkları dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Lokman Taşkesenlioğlu, "Divan Edebiyatında Elifnameler ve Bilinmeyen İki Elifname Örneği: Memî Can Saruhânî ve Ömer Karîbî Elifnameleri", Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 58 (Erzurum 2017), s. 159-202 (Mihrî Hatun: s. 168-170).
- Mustafa Özkat, "Muvaşşah / Tevşîh ve Türk Edebiyatındaki Yansımaları", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 55 (Bahar 2026), s. 162-220.
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 90, 121, 145, 163, 182, 185, 189, 204, 206, 213-214, 235, 266. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 467-468 (Gazel 25).
Çevrimiçi kaynaklar






