Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

(Sin) Ser-be-ser ṭutdı cihân rûyını ey ḫân salṭanat
Devletüñ devrinde ḫoş buldı bu devrân salṭanat
(Lâm) Lem-yezel rûz-ı ezelde saña ḳısmet eylemiş
Kim ola her vechile emrüñe fermân salṭanat
(Ṭı) Ṭañ mı ṭoldursa cihân rûyını nâm u şöhretüñ
Dergeh-i ‘âlüñde bulmuşdur her insân salṭanat
(Elif) Ey şeh-i ‘âlî senüñ fevḳüñde şevket görmedi
Nice devrân gerçi kim sürdi Süleymân salṭanat
(Nûn) Nice Ḫıżr ile Sikender süre yüzin ḳapuña
K'işigüñde bulınur çeşme-i ḥayvân salṭanat
(Be) Bulmaz idi ẕerrece rif‘at cihân ḫusrevleri
Bunlara ger itmeseñ ey şâh iḥsân salṭanat
(Elif) Eyler ise n'ola cân naḳdini yoluña îs̱âr
Buldı çün vaṣluñ gibi sermâye ey ḫân salṭanat
(Ye) Yanalı ḥüsnüñ çerâġı nûra ġarḳ oldı cihân
Ẓulmeti ḳaṭ‘ eyledi vü oldı nûrân salṭanat
(Ze) Zâyil itmesün senüñ Ḥaḳ sâyeñi tâ ḥaşre dek
Üstümüzden ey hümâ-fer Āl-i ‘Os̱mân salṭanat
(Ye) Yâ İlâhî müstedâm eyle vücûdın tâ ebed
Ṣad-hezârân ‘ömr ile vir aña Sübḥân salṭanat
(Dâl) Dur cihân taḫtında durduḳça zemîn ü âsumân
Sür ṣafâ vü ẕevḳ ile ‘âlemde her ân salṭanat
(Elif) Ey sa‘âdet âfitâbı ḥüsnüñ iẓhâr olmadın
Mâ-teḳaddemden saña olmışdı ḥayrân salṭanat
(Dâl) Dâyim olsun devletüñ devrânı tâ yevmü'l-ḳıyâm
Ṭop ola saña sa‘âdet daḫi çevgân salṭanat
(Elif) İreli ḫulḳuñ nesîmi ‘âlem içre ser-te-ser
Eyledi ḫalḳ-ı cihânı cümle şâdân salṭanat
(Mîm) Müstedâm ol sâye-i rif‘atde şâhâ ḥaşre dek
Nitekim dillerde şerḥ olına destân salṭanat
(Elif) Oldı ‘adlüñ destine çün ḫâtem-i devlet nigîn
Ḫoş-dem oldı ḫalḳ-ı ‘âlem buldı çendân salṭanat
(Lâm) Luṭfuñuñ deryâsı ḳatında nedür baḥr-i muḥîṭ
Kim anuñ bir ḳaṭresinden buldı ‘ummân salṭanat
(Lâm) Lem‘a-i cûduñ żiyâsı virdi enver ‘âleme
Mîve-i luṭfuñla buldı bâġ u bostân salṭanat
(He) Her ki oldı âsitânuñ bendesi biñ cân ile
Şübhesüz buldı cihân dârında âsân salṭanat
(‘Ayn) ‘Aynı ne gördi cihânuñ ne ḫod oldı istimâ‘
Kimde vardur sendeki ṭavr ile erkân salṭanat
(Mîm) Mihrî-i üftâdeñe şâhâ n'ola raḥm eyleseñ
Şâyed olaydı aña bir kerre mihmân salṭanat
(Re) Rehberüñ olsun Ḫudâ ey menba‘-ı kân-ı kerem
‘Ālem içre görme ġam gör ṣad-hezârân salṭanat
(He) Her günüñ ṣad-sâl olsun her demüñ ‘îd-i sa‘îd
Dâyim olsun ḫusrevâ ḳapuñda dîvân salṭanat

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey hükümdar, saltanat dünyanın yüzünü baştan başa kapladı; senin devletinin devrinde saltanat bu zamanı hoş buldu.

2. Ezelden beri var olan Allah, ezel gününde, saltanatın her bakımdan senin buyruğuna boyun eğmesini sana nasip etmiş.

3. Senin adın ve şöhretin dünyanın yüzünü dolduruyorsa buna şaşılır mı? Senin yüce kapında her insan saltanata, yani bolluğa ve itibara kavuşmuştur.

4. Ey yüce padişah, Süleyman peygamber nice devirler boyunca saltanat sürdüyse de saltanat seninkinden daha üstün bir ihtişam görmedi.

5. Nice Hızır ile İskender yüzlerini senin kapına sürsün; çünkü senin eşiğinde ab-ı hayat pınarı da saltanat da bulunur. (Rivayete göre Hızır ile İskender ölümsüzlük veren ab-ı hayatı aramış, onu Hızır bulmuş, İskender bulamamıştır. Şair, onların aradığını padişahın eşiğinde gösterir.)

6. Ey şah, sen bu dünya hükümdarlarına saltanat bağışlamasaydın onlar zerre kadar yücelik bulamazlardı.

7. Can, kendi varlığını bir para gibi senin yoluna saçarsa buna şaşılır mı? Çünkü ey hükümdar, saltanat sana kavuşmakla en büyük sermayeyi buldu. (Beyit iki türlü okunabilir: candan esirgemeyen, şairin kendi canı da olabilir, saltanatın kendisi de.)

8. Senin güzelliğinin kandili yandığından beri dünya nura gömüldü; saltanat karanlığı kesip attı ve aydınlık oldu.

9. Ey hüma kuşu gibi talih getiren Osmanoğulları saltanatı, Allah senin gölgeni kıyamete kadar üzerimizden eksik etmesin. (Hüma, gölgesi kimin başına düşerse onu hükümdar yaptığına inanılan efsanevi kuştur.)

10. Ey Allah'ım, onun varlığını sonsuza dek sürekli kıl; ey her türlü eksiklikten uzak olan Rab, ona yüz binlerce ömür ile birlikte saltanat ver.

11. Yer ve gök durdukça sen de dünya tahtında dur; dünyada her an neşe ve zevk içinde saltanat sür.

12. Ey mutluluk güneşi, senin güzelliğin daha ortaya çıkmadan, önceden beri saltanat sana hayran olmuştu.

13. Devletinin devri kıyamet gününe kadar sürsün; mutluluk senin için top, saltanat da çevgen olsun. (Çevgen, at üstünde oynanan top oyununda kullanılan uzun saplı değnektir. Topun çevgenin önünde gitmesi gibi mutluluk da saltanat da padişahın elinde olsun denmektedir.)

14. Güzel huyunun meltemi daha önceden dünyanın her yanına yayıldı; böylece saltanat, dünya halkının hepsini sevindirdi.

15. Ey padişah, yüceliğin gölgesinde kıyamete kadar sürekli var ol; saltanatın dillerde destan olup anlatılsın.

16. Devlet yüzüğü senin adaletinin eline mühür taşı olarak takıldığından beri dünya halkı huzura erdi, saltanat da bunca bolluk buldu. (Hükümdarlığın sembolü olan yüzük, burada Hz. Süleyman'ın mühürlü yüzüğünü de hatırlatır.)

17. Senin lütfunun denizi yanında dünyayı çeviren okyanus nedir ki? Okyanus, o denizin bir damlasından saltanat bulmuştur.

18. Cömertliğinin parıltısı dünyaya en parlak ışığı verdi; bağ ve bostan, lütfunun meyvesiyle saltanata ulaştı.

19. Kim bin canla senin kapının kulu olduysa, şüphesiz dünya yurdunda kolayca saltanat buldu.

20. Dünyanın gözü ne gördü ne de kulağı duydu: Sendeki tavır ve erkânla saltanat kimde vardır?

21. Ey padişah, düşkün Mihrî'ne acısan ne olur; keşke saltanat bir kez olsun onun konuğu olsaydı.

22. Ey cömertlik madeninin kaynağı, Allah sana yol göstersin; dünyada hiç gam görme, yüz binlerce saltanat gör.

23. Ey hükümdar, her günün yüz yıl, her anın kutlu bir bayram olsun; kapında divan ve saltanat daima sürsün.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın ikinci manzumesi, II. Bayezid'e sunulmuş yirmi üç beyitlik bir kasidedir. Neşirdeki başlığı "Ḳaṣîde-i Sulṭân Bâyezîd Edâmallâhu ‘Ömrehû", yani "Allah ömrünü daim kılsın, Sultan Bayezid kasidesi"dir. Vezin aruzun "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıdır; Mehmet Arslan'ın sayımına göre bu, Mihrî'nin en çok kullandığı vezindir ve divandaki manzumelerin üçte birinden fazlası bu kalıpla yazılmıştır. Redif her beytin sonunda tekrar eden "salṭanat" sözüdür; kafiye bunun hemen önündeki "-ân" sesinden kurulur: ḫân, devrân, fermân, insân, Süleymân, ḥayvân, iḥsân, ‘Os̱mân… Matla beytinde iki mısra da bu düzenle biter, sonraki beyitlerde yalnız ikinci mısralar kafiyelidir.

Şiirin asıl dikkat çeken yanı bir harf oyunudur. Neşirde her beytin başına parantez içinde bir Arap harfi adı konmuştur: Sin, Lâm, Ṭı, Elif, Nûn; Be, Elif, Ye, Ze, Ye, Dâl; Elif, Dâl, Elif, Mîm, Elif, Lâm, Lâm, He; ‘Ayn, Mîm, Re, He. Bunlar beyitlerin Osmanlı harfleriyle yazılışındaki ilk harflerdir ve yukarıdan aşağı okunduklarında "Sulṭân Bâyezîd edâmallâhu ‘ömrehû" ibaresini verir. Başlıktaki ibare ile beyit başlarının çıkardığı ibare harfi harfine aynıdır ve yirmi üç beyit, bu ibarenin yirmi üç harfine karşılık gelir. Beyit başlarındaki harflerle bir ad ya da söz yazma işine divan edebiyatında tevşîh, böyle yazılmış şiire de muvaşşah denir. Aynı neşirde 79. gazelin başlığı "Muvaşşaḥ Be-İsm-i Süleymân" olarak geçer; Mihrî bu oyunu birden fazla şiirinde denemiştir. Kasidenin uzunluğunu da bu oyun belirlemiştir; beyit sayısı, memduhun adı ve ona edilen duanın harf sayısına eşittir.

Kasidenin klasik bölümleri burada sıkıştırılmış bir düzende görülür. Bahar ya da bayram tasviriyle açılan bir nesib yoktur; şiir doğrudan methiye ile başlar. On dokuzuncu beyte kadar padişahın kudreti, adaleti, cömertliği ve güzelliği övülür, araya dua beyitleri karışır (9, 10, 11, 13 ve 15. beyitler). Yirmi birinci beyit fahriye yerine şairin kendi hâlini anlatan bir dilek beytidir; son iki beyit ise kasidelerin alışılmış dua bölümüdür.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin ana teması saltanattır ve redif bu sözcüğü her beyitte yeni bir anlama çeker. Saltanat kimi beyitte kişileştirilir: padişahın zamanını hoş bulur (1), ona hayran olur (12), karanlığı keser (8), dünya halkını sevindirir (14). Kimi beyitte padişahın başkalarına dağıttığı bir bağış gibidir: kapısında her insan saltanat bulur (3), dünya hükümdarları saltanatı ondan alır (6), kulu olan herkes kolayca ona kavuşur (19). Böylece aynı sözcük hem hükümdarlığın kendisi hem de onun getirdiği bolluk ve itibar olarak işlenir. Bu kişileştirme (teşhis) şiire hareket katar ve tekrar eden redifin sıkıcılaşmasını önler.

Methiyenin imgeleri divan şiirinde hükümdar övgüsünün bilinen kaynaklarından gelir. Dördüncü beyitte padişah, hükümdarlığın timsali sayılan Hz. Süleyman ile karşılaştırılır ve ondan üstün tutulur; on altıncı beyitteki "ḫâtem-i devlet", Süleyman'ın hükümranlık yüzüğünü hatırlatarak bu karşılaştırmayı tamamlar. Beşinci beyitte Hızır ile İskender'in ab-ı hayat arayışı anılır (telmih); İskender'in bulamadığı ölümsüzlük suyunun padişahın eşiğinde bulunduğu söylenir. Dokuzuncu beyitte talih kuşu hüma, on üçüncü beyitte top ile çevgen, on yedinci beyitte deniz, damla ve okyanus, on sekizinci beyitte bağ, bostan ve meyve kendi aralarında tenasüp kurar. On yedinci beyit aynı zamanda abartmanın (mübalağa) güzel bir örneğidir: dünyayı çeviren okyanus bile padişahın lütuf denizinin bir damlasından varlık bulmuştur.

Ses oyunları da belirgindir. İlk beyitteki "devletüñ devrinde … devrân" söyleyişi aynı kökten sözcüklerin art arda kullanıldığı bir iştikak örneğidir. Sekizinci ve on ikinci beyitlerde padişahın güzelliği bir kandile ve "sa‘âdet âfitâbı"na, yani mutluluk güneşine benzetilir; ışık ve karanlık karşıtlığı (tezat) methiyenin aydınlık havasını pekiştirir. Yirmi birinci beyitte şair kendini "Mihrî-i üftâde", yani düşkün Mihrî diye anar ve saltanatın bir kez olsun kendisine konuk olmasını diler. Divan şiirinde bu tür beyitler şairin hamiden lütuf beklediğini zarif bir dille bildirir; Mihrî de dileğini bir konukluk benzetmesiyle, alçakgönüllü bir edayla söyler.

Tarihî Bağlam

Kaside dört nüshanın yalnız birinde, Ankara Milli Kütüphane'deki M nüshasında (24b) bulunur. Arslan, bu nüshanın öteki nüshalarda olmayan üç kaside, altı gazel, bir murabba ve bir mesnevi içerdiğini belirtir; bu kaside de onlardandır. Beyitlerde Bayezid'in tahtta olduğu açıkça söylenir: padişah "cihân taḫtı"nda oturmakta, Osmanoğulları saltanatının sahibi olarak anılmaktadır. Bu yüzden şiirin 1481'deki cülustan sonra, Bayezid'in İstanbul'da hüküm sürdüğü yıllarda yazıldığı anlaşılır. Türkan Alvan, Bayezid'in himayesindeki şairleri anlattığı makalesinde, Mihrî Hatun'un cülustan sonra da yazdığı kasideler sayesinde padişahın ihsanlarına mazhar olduğunu söyler ve buna örnek olarak bu kasidenin üçüncü beytini aktarır.

Mihrî ile Bayezid arasındaki bağ Amasya yıllarına uzanır. Bayezid 1455'ten 1481'e kadar şehzade olarak Amasya'da bulunmuş, Mihrî onun çevresindeki edebî muhite bu yıllarda girmiştir. Padişah olduktan sonra da ilgisini kesmemiştir. Bayezid devrine ait bir in‘âmât defterindeki kayıtlara göre Mihrî'ye 26 Ocak 1505, 12 Şubat 1510, 10 Ocak 1511 ve 16 Mart 1512 tarihlerinde şiirleri karşılığında ihsanda bulunulmuş, 29 Ağustos 1508'de de gönderdiği divan için 3000 akçe verilmiştir. Kayıtların bir kısmı açıkça kaside için yapılmıştır. Nusret Gedik'in arşiv belgelerine dayanan çalışmasına göre Bayezid, şairlerden nevruzlarda ve bayramlarda birer kaside sunmalarını istemiş ve bu kasideleri ihsanlarla karşılamıştır. Bu kasidenin son beytinde padişahın her anının "‘îd-i sa‘îd", yani kutlu bir bayram olması dilenir; ancak şiir hangi vesileyle sunulduğunu söylemez ve defterdeki kayıtlardan hangisine karşılık geldiği bilinmez.

Divandaki Bayezid kasideleri ikiden ibarettir: bu şiir ve hemen ardından gelen, yine aynı başlığı taşıyan üçüncü kaside. Sonunda Bayezid'in mührü bulunan ve padişaha gönderilen nüsha olduğu düşünülen Ayasofya nüshasında Bayezid için tek bir kaside yer alır; bu muvaşşah kaside o nüshada yoktur. Kasidenin yalnız M nüshasında bulunmasının nedeni ve ne zaman yazıldığı kaynaklarda belirtilmez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Kültür Eserleri Dizisi 576, 2018, Kaside 2, s. 19-21; giriş s. 3-14; Gazel 79 ("Muvaşşaḥ Be-İsm-i Süleymân"). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Türkan Alvan, "Cevherî'nin Sultan II. Bayezid'e Sunduğu Methiyeler", Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 26/1 (Haziran 2022), s. 213-234, doi:10.18505/cuid.1075326.
  • Nusret Gedik, "Arşiv Belgelerine Göre Türkçe Yazılmış II. Bayezid Medhiyeleri", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 48 (2022), s. 153-224.

Kitaplar

  • İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, İstanbul 2020, s. 37-38. islamansiklopedisi.org.tr
  • Gönül Ayan, "Mihri Hatun ve Şiirleri", Erdem V/13 (1989), s. 23-30.

Çevrimiçi kaynaklar