Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün

Yazdı cân levḥasında bismillâh
Ḳudret-i lâ ilâhe illallâh
Gösterür ṭoġrı yol bi-ḥamdillâh
Himmet-i lâ ilâhe illallâh
Dü-cihâna ṭolı durur lâ-şek
Şöhret-i lâ ilâhe illallâh
Ehl-i ‘aşḳ dillerin müşerref ider
Ṣoḥbet-i lâ ilâhe illallâh
İrgürür ḫaste dillere ṣıḥḥat
Şerbet-i lâ ilâhe illallâh
İledür Ḥaḳḳ'a seni bir demde
Ḳurbet-i lâ ilâhe illallâh
Urulur tâ olunca yevm-i ḳıyâm
Nevbet-i lâ ilâhe illallâh
Ṭaġıdur leşkerini iblîsüñ
Nuṣret-i lâ ilâhe illallâh
Ẓulmetini dilüñ münevver ider
Ṭal‘at-ı lâ ilâhe illallâh
Yed-i ḳudretle seng-i ḫâra virür
Ḥumret-i lâ ilâhe illallâh
Virdi miftâḥ-ı ġaybı cân u dile
Ḳuvvet-i lâ ilâhe illallâh
Ḳalbüñi ġıll u ġışdan eyler pâk
Ṭâ‘at-ı lâ ilâhe illallâh
Gösterür ehl-i ‘aşḳa esrârı
Ḥikmet-i lâ ilâhe illallâh
Her dem endâma lerzeler düşürür
Heybet-i lâ ilâhe illallâh
Ṭoyurur ḫalḳı ḫân-ı raḥmetle
Ni‘met-i lâ ilâhe illallâh
Cân demâġın ṭolu mükerrer ider
Leẕẕet-i lâ ilâhe illallâh
Ehl-i tevḥîde tâc-ı devletdür
Kisvet-i lâ ilâhe illallâh
Mihrî mücrimleri ṭamuda ḳomaz
Şefḳat-i lâ ilâhe illallâh
Gice gündüz dilüñde ẕikr eyle
‘Ādet-i lâ ilâhe illallâh
İledür bî-gümân behişte seni
Midḥat-i lâ ilâhe illallâh

Günümüz Türkçesiyle

1. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün kudreti, can levhasının üzerine besmeleyi yazdı. (İnsanın ruhu, üzerine yazı yazılan bir levhaya benzetilir; o levhaya ilk yazılan şey besmeledir.)

2. Allah'a hamdolsun, "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün manevi yardımı insana doğru yolu gösterir.

3. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün şöhreti, hiç şüphesiz, dünyayı da ahireti de doldurmuştur.

4. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün sohbeti, aşk ehlinin gönüllerine şeref verir. (Burada aşk, Allah'a duyulan sevgidir.)

5. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün şerbeti, hasta gönüllere şifa ulaştırır.

6. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün sağladığı yakınlık, seni bir anda Hakk'a ulaştırır.

7. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün nevbeti kıyamet gününe kadar çalınır. (Nevbet, hükümdarlık alameti olarak belli vakitlerde çalınan davul ve mehter takımıdır; tevhid sözü, kıyamete dek saltanatı süren bir hükümdar gibi düşünülmüştür.)

8. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün getirdiği zafer, şeytanın ordusunu dağıtır.

9. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün parlak yüzü, gönlünün karanlığını aydınlatır.

10. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün kızıllığı, kudret eliyle sert kayaya renk verir. (Divan şiirinde lal ve yakut gibi kırmızı taşların, kayanın bağrında ilahi bir tesirle renk kazandığı düşünülür; şair bu kızıllığı da tevhidin kudretine bağlar.)

11. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün gücü, cana ve gönle gaybın, yani insandan gizli olanın anahtarını verdi.

12. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün gerektirdiği ibadet ve itaat, kalbini kinden ve hileden arındırır.

13. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün hikmeti, aşk ehline sırları gösterir.

14. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün heybeti, her an insanın bütün uzuvlarını titretir.

15. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün nimeti, halkı rahmet sofrasından doyurur.

16. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün lezzeti, canın damağını tekrar tekrar doldurur.

17. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün giysisi, Allah'ın birliğine inananlar için bir devlet tacıdır.

18. Ey Mihrî, "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünün şefkati günahkârları cehennemde bırakmaz. (Beyit iki türlü okunabilir: Mihrî adı şairin kendine seslenişi olarak alınabileceği gibi "Mihrî gibi günahkârları" anlamında da anlaşılabilir.)

19. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünü gece gündüz dilinde anmayı kendine âdet edin.

20. "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünü övmek, şüphesiz seni cennete ulaştırır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Mihrî Hatun'un divanı, Mehmet Arslan'ın tenkitli neşrinde kasideler arasında birinci sırada yer alan bu yirmi beyitlik manzume ile açılır. Konusu tevhiddir, yani Allah'ın birliğinin anlatılmasıdır. Divan geleneğinde şairler eserlerine çoğunlukla bir tevhid ve münacatla, ardından bir na‘t ile başlar; Mihrî de bu düzene uyarak divanının ilk sözünü besmeleye ve kelime-i tevhide ayırmıştır. Gönül Ayan, Maştakova neşrini tanıtırken de divanın "Lâ ilâhe illallâh" redifli yirmi beyitlik bir tevhidle başladığını kaydeder; dolayısıyla bu manzumenin divanın başında durduğu bilinen nüshaların ortak tanıklığıdır. Kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur ve bir tevhid için böyle bir kayıt beklenmez.

Vezin aruzun "Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün" kalıbıdır. Kısa, üç tef‘ilelik bu kalıp Mihrî'nin divanında seyrek kullanılır; Arslan'ın sayımına göre yalnız beş manzume bu vezinle yazılmıştır. Mısraların kısalığı, her beytin ikinci mısraını dolduran uzun redifle birleşince şiire bir zikir havası verir. Redif "-(i) lâ ilâhe illallâh" ibaresidir ve kafiye, bu ibareye tamlama yoluyla bağlanan sözcüklerin sonundaki "-et/-at" sesinden kurulur: ḳudret, himmet, şöhret, ṣoḥbet, şerbet, ḳurbet, nevbet, nuṣret… Matla beytinde kafiye farklı işler; ilk beytin iki mısraı "bismillâh" ve "illallâh" sözleriyle biter, ikinci beytin ilk mısraı da "bi-ḥamdillâh" ile kapanır. Böylece şiir besmele ile açılıp hamd ile sürerek Allah adının etrafında döner.

Kaside adı altında sıralanmış olsa da manzume, gazele yakın bir boyda ve tek bir düşünce etrafında kurulmuştur; methiye kısmı, memduh ya da dua bölümü gibi kasidenin alışılmış bölümlerini taşımaz. Her beyit aynı kalıbı tekrar eder: birinci mısra tevhid sözünün bir etkisini anlatır, ikinci mısra bu etkinin adını tamlama ile verir. Mahlas beklenen yerde, son beyitte değil, on sekizinci beyitte geçer.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin bütün anlamı, kelime-i tevhide yüklenen sıfatlarla genişler. Mihrî bu sözü kimi zaman bir hekim gibi düşünür; hasta gönüllere şifa veren bir şerbet sunar (5. beyit). Kimi zaman bir hükümdar olarak görür; kıyamete kadar nevbeti çalınan, şeytanın ordusunu dağıtan, inananlara devlet tacı giydiren bir sultan (7, 8 ve 17. beyitler). Kimi zaman da bir ev sahibi gibidir; halkı rahmet sofrasından doyurur ve canın damağını lezzetle doldurur (15 ve 16. beyitler). Bu benzetmeler açıkça söylenmez, tamlamaların içinde kalır; tevhid sözüne nevbet, nusret, kisvet, ni‘met gibi sözcüklerin bağlanması kendiliğinden bir istiare kurar. Saltanat çağrışımları özellikle dikkat çeker: nevbet, leşker, nusret, tâc-ı devlet sözcükleri aynı alandan gelir ve tenasüp sanatının belirgin bir örneğini oluşturur.

Benzer bir tenasüp ilk beyitte yazı çevresinde kurulur. "Yazmak", "levha" ve "bismillâh" bir arada, hattatın levhasını hatırlatır; ruh bu levhaya, besmele de onun ilk satırına benzetilmiştir. Besmelename türü üzerine çalışan Emrah Bilgin, divanların başında besmeleye yer verme geleneğini anlatırken bu beyti örnek gösterir ve aynı beytin divanın da ilk beyti olduğunu belirtir. Beşinci beyitteki "ḫaste", "ṣıḥḥat" ve "şerbet" üçlüsü, on ikinci beyitteki "ġıll u ġış" ses tekrarı ve on dördüncü beyitte heybetin uzuvlara düşürdüğü titreme, şairin aynı kalıp içinde imgeleri ustalıkla çeşitlendirdiğini gösterir.

Onuncu beyit divan şiirinin bilinen bir inancına dayanır: kayanın bağrındaki taş ilahi bir tesirle kızarıp değerli bir taşa dönüşür. Mihrî bu kızıllığı (ḥumret) "yed-i ḳudret", yani Allah'ın kudret eli ile verilen bir renk olarak anar ve böylece en sert maddenin bile tevhidin tesirine açık olduğunu söyler. Dokuzuncu beyitte karanlık-aydınlık karşıtlığı (tezat), on birinci beyitte gaybın anahtarı imgesi tasavvufi bir derinlik kazandırır; tevhid hem kalbi aydınlatan hem de gizli bilginin kapısını açan bir güç olarak düşünülür.

On sekizinci beyitteki mahlas, şairin kendi sesini şiire katar. "Mihrî mücrimleri ṭamuda ḳomaz" mısraı, kendine seslenen bir şairin umudu olarak okunabildiği gibi, Mihrî'nin kendini günahkârlar arasında sayması olarak da anlaşılabilir. İki okuyuşta da beyit, ömrünün sonlarında yazdığı düşünülen Tażarru‘-nâme'deki itiraf ve af dileme sesini önceden duyurur. Sabiha Gemici, divanın muhtevasını incelerken bu ilk tevhidde Mihrî'nin Hakk'ın nimetlerini övdüğünü ve her şeyin yaratıcısı olan Allah'ın koruyuculuğuna inancını dile getirdiğini yazar. Son iki beyit öğüt tonuna geçer: gece gündüz zikri âdet edinmek ve tevhidi övmek cennete giden yol olarak gösterilir.

Tarihî Bağlam

Manzume dört yazmanın dördünde de bulunur. Arslan'ın nüsha tavsifine göre Fatih Millet (F), Ayasofya (S) ve İstanbul Üniversitesi (Ü) nüshaları divanı bu beyitle açar. Ankara Milli Kütüphane (M) nüshasının ise ilk yaprağı kopmuştur ve tevhid orada dokuzuncu beyitle, "Ẓulmetini dilüñ münevver ider" mısraıyla başlar; ilk sekiz beyit kayıp yapraktaydı. Nüsha farkları küçüktür; en dikkat çekeni on sekizinci beyitte F ve S nüshalarındaki "ṭamuda" sözünün yerine M ve Ü nüshalarında aynı anlamdaki Farsça "dûzaḫda" (cehennemde) sözünün bulunmasıdır. F ve S nüshalarının başlığı "Dîvân-ı Mihrî Duhter-i Mevlânâ Belâyî", yani Mevlânâ Belâyî'nin kızı Mihrî'nin divanıdır; bu başlık da bu tevhidin hemen üstünde yer alır. Sonunda II. Bayezid'in mührü bulunan S nüshasının, Mihrî'nin 1508'de padişaha gönderdiği divan olması büyük ihtimaldir; öyleyse bu tevhid, padişahın eline geçen divanın da ilk sayfasında yer almıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Kültür Eserleri Dizisi 576, 2018, Kaside 1, s. 18-19; giriş ve nüsha tavsifleri s. 11-14. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, "Divanın Tetkiki" bölümü.
  • Emrah Bilgin, "Türk İslâm Edebiyatında Besmelenâme Türü ve Besmele İçerikli Metinlerin Tasnifine Dair Bir Deneme", Trabzon İlahiyat Dergisi 7/2 (Güz 2020), s. 87-117.

Kitaplar

  • Gönül Ayan, "Mihri Hatun ve Şiirleri", Erdem V/13 (1989), s. 23-30.
  • İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, İstanbul 2020, s. 37-38. islamansiklopedisi.org.tr

Çevrimiçi kaynaklar