Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilatün Fâ‘ilün
I
‘Īd-i vaṣlın ‘arż idüp çünkim götürdi şeh niḳâb
Nûra ġarḳ itdi cihânı ẓâhir oldı âfitâb
Bir şeh-i devrân-ı ‘âdildür cihân rûyında kim
‘Ādeti luṭf u mürüvvetdür ḳamu fi‘li ṣavâb
Sâyesinde ḫoş geçer ḫalḳ-ı cihân mîr ü gedâ
Devleti devrinde hergiz kimse çekmez ıżṭırâb
Ey sa‘âdet isteyen gel cân u dilden bende ol
Āsitânına yüz ur bulmaḳ dilerseñ fetḥ-i bâb
‘Adli mîzânına geldi keffe oldı mihr ü mâh
Luṭfı deryâsında oldı baḥr-ı ‘ummân bir ḥabâb
Devlet esbinde görüp çekdi ‘inânını zemîn
Geldi meydân-ı sa‘âdetde felek öpdi rikâb
Kimdür ol Sulṭân Aḥmed ibni Sulṭân Bâyezîd
Gicesi ḳadr olsun anuñ dâ’imâ gündüzi ‘îd
II
Salṭanat taḫt'üzre çıḳup yine şâh-ı muḥterem
Tâc-ı devlet urınup geydi seḫâ luṭf u kerem
Rûşen itdi gün cemâli pertevinden ‘âlemi
‘Arż idüp şeh ruḫlarını ḫoş cihâna ṣubḥ-dem
Çün ṭulû‘ itdi şeref burcında yine âfitâb
Her kişi medḥ itmege biñ cân u dilden açdı fem
Devleti devrinde bu ḫalḳ-ı cihân oldı feraḥ
Ni‘meti ḫânıyla ṭoldı ḳamu ‘âlemde ni‘am
Cân u dilden rûz-ı ‘îdinde gelüp bel baġladı
Ol hümâyûnuñ melekler ḫıdmetine dem-be-dem
Bir şehen-şâh-ı cihândur bî-naẓîr ü bî-bedel
Bir naẓar ḳılsañ ḳomaz cânda melâmet dilde ġam
Kimdür ol Sulṭân Aḥmed ibni Sulṭân Bâyezîd
Salṭanat taḫtında olsun ḥaşre dek ‘ömri mezîd
III
Ey şeh-i devrân hemîşe ḫalḳa mîr-i a‘ẓam ol
Ḥaşre dek her dem cihân rûyında şâh-ı ‘âlem ol
Bulduġınca nâm u şöhret Āl-i ‘Os̱mân ḫusrevâ
Ḳamusından ey şehen-şâh-ı zamân sen a‘lem ol
Irmasun Ḥaḳ üstümüzden ol hümâ-fer sâyeñi
Devlet ü rif‘atle bu ḫalḳ-ı cihâna maḥrem ol
Ṭurduġınca bu zemîn ü âsumân ey şehriyâr
Ẕevḳ u ‘işret sür cihân rûyında şâd u ḫurrem ol
Dostlaruñ her dem cihân rûyında olsun şâd-mân
Dâ’imâ düşmenlerüñ çeksün elem sen bî-ġam ol
Burc-ı iḳbâl ü şerefde bu semâ ṭurduḳça sen
Ey sa‘âdet âfitâbı devlet ile her dem ol
Kimdür ol Sulṭân Aḥmed ibni Sulṭân Bâyezîd
Gicesi ḳadr olsun anuñ dâ’imâ gündüzi ‘îd
IV
Geldügince ṣavm u ‘îd ey şâh-ı devrân her zamân
Ol serîr-i salṭanat taḫtında her dem şâd-mân
Sen sa‘âdet taḫt-gâhında muḳîm ol ḥaşre dek
Devletüñ devrinde ḫoş geçsün ḳamu pîr ü cüvân
‘Īd-i ḥüsnüñde görüp ḳaşuñ hilâlin ḫusrevâ
Ḫurrem olsun dâ’imâ sâyeñde bu ḫalḳ-ı cihân
Ṭurduġınca bu zemîn ü âsumân olduḳça ‘îd
Eylesün ol Ḥaḳ seni ḫalḳ-ı cihâna kâm-rân
Gelmesün cânâ cemâlüñ âfitâbına küsûf
İrmesün ‘ömrüñ dıraḫtı bergine bâd-ı ḫazân
Ḳıl du‘â Mihrî hemân ḳo sözi taṭvîl eyleme
Ol şehüñ medḥinde ‘âcizdür bilürsin her lisân
Kimdür ol Sulṭân Aḥmed ibni Sulṭân Bâyezîd
Gicesi ḳadr olsun anuñ dâ’imâ gündüzi ‘îd
Günümüz Türkçesiyle
1. Şah, kavuşma bayramını gösterip yüzündeki peçeyi kaldırınca güneş ortaya çıktı ve dünyayı ışığa boğdu. (Şehzadenin yüzünü halka göstermesi, bayram sabahı doğan güneşe benzetilir.)
2. O, yeryüzünde çağın adaletli bir hükümdarıdır; âdeti lütuf ve cömertlik, bütün işleri doğrudur.
3. Onun gölgesinde dünya halkı, bey de dilenci de hoş geçinir; onun devrinde hiç kimse sıkıntı çekmez.
4. Ey mutluluk isteyen, gel, canla gönülle ona kul ol; kapının açılmasını, işlerinin yoluna girmesini dilersen onun eşiğine yüz sür. ("Fetḥ-i bâb" kapının açılması demektir, işlerin açılması ve fetih anlamlarını da çağrıştırır.)
5. Güneşle ay onun adalet terazisinin iki kefesi oldu; cömertliğinin denizinde okyanus bir su kabarcığı kadar kaldı.
6. Yer onu devlet atının üstünde görüp atının dizginini tuttu; gök mutluluk meydanına gelip üzengisini öptü. (Yer ve gök, hükümdarın hizmetkârları gibi gösterilir; dizgin tutmak ve üzengi öpmek, büyüklere karşı gösterilen hizmet ve saygının işaretleridir.)
7. Kimdir o? Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Ahmed'dir. Onun geceleri hep Kadir gecesi, gündüzleri hep bayram olsun.
8. Saygıdeğer şah yine saltanat tahtının üstüne çıktı; devlet tacını giyip cömertlik, lütuf ve iyilik kaftanını kuşandı.
9. Şah, sabah vakti yanaklarını dünyaya güzelce gösterince güneş gibi yüzünün ışığıyla âlemi aydınlattı.
10. Güneş şeref burcunda yeniden doğunca herkes onu övmek için bin canla, bin gönülle ağız açtı. (Güneş ile kastedilen şehzadedir; "şeref burcu" eski yıldız biliminde gezegenin en güçlü olduğu burçtur.)
11. Onun devrinde bu dünya halkı sevince kavuştu; nimet sofrasıyla bütün dünya nimetlerle doldu.
12. Melekler bile onun bayram gününde canla gönülle gelip o kutlu kişinin hizmetine durmadan bel bağladılar.
13. O, eşi ve benzeri olmayan bir cihan şahlar şahıdır; bir kez bakışını çevirse canda kınanma, gönülde gam bırakmaz.
14. Kimdir o? Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Ahmed'dir. Saltanat tahtında ömrü kıyamete kadar artsın.
15. Ey çağın şahı, her zaman halka en büyük bey ol; kıyamete kadar her an yeryüzünde dünyanın şahı ol.
16. Ey hükümdar, Osmanoğulları ad ve şöhret buldukça, ey zamanın şahlar şahı, sen hepsinin en bileni ol. ("A‘lem" en bilgili demektir; beyit, şehzadenin hanedanın en üstünü olması dileğini de taşır.)
17. Hak, hüma kuşu gibi devlet getiren gölgeni üstümüzden eksik etmesin; devletle ve yücelikle bu dünya halkına yakın ol. (Hüma kuşunun gölgesinin düştüğü kişinin hükümdar olacağına inanılırdı.)
18. Ey hükümdar, bu yer ve gök durdukça yeryüzünde zevk ve eğlence sür, sevinçli ve neşeli ol.
19. Dostların her zaman yeryüzünde mutlu olsun; düşmanların hep acı çeksin, sen gamsız ol.
20. Ey mutluluk güneşi, bu gök talih ve şeref burcunda durdukça sen de her an devletle ol.
21. Kimdir o? Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Ahmed'dir. Onun geceleri hep Kadir gecesi, gündüzleri hep bayram olsun.
22. Ey çağın şahı, oruç ve bayram geldikçe her zaman o saltanat tahtında sevinçli ol.
23. Sen kıyamete kadar mutluluk tahtında otur; senin devrinde genç yaşlı herkes hoş geçinsin.
24. Ey hükümdar, güzelliğinin bayramında kaşının hilalini görerek bu dünya halkı senin gölgende hep sevinçli olsun. (Bayram, hilalin görülmesiyle başlar; kaş da biçimi yüzünden hilale benzetilir.)
25. Bu yer ve gök durdukça, bayramlar geldikçe Hak seni dünya halkı için muradına ermiş, mutlu bir hükümdar eylesin.
26. Ey sevgili, güzelliğinin güneşi tutulmasın; ömür ağacının yaprağına sonbahar rüzgârı değmesin.
27. Mihrî, sen yalnızca dua et, sözü bırak, uzatma; bilirsin ki o şahı övmekte her dil acizdir.
28. Kimdir o? Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Ahmed'dir. Onun geceleri hep Kadir gecesi, gündüzleri hep bayram olsun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divandaki tek terci‘-i bend, yedişer beyitlik dört bentten oluşur ve toplam yirmi sekiz beyittir; vezni remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıdır. Terci‘-i bend, hâne denen bentlerin sonunda tekrarlanan bir vasıta beytiyle birbirine bağlandığı bir nazım şeklidir; vasıta beyti her bentte değişirse şiire terkib-i bend denir. Bu şiirde her bendin ilk altı beyti gazel gibi kafiyelenir ve kendi kafiyesini taşır: Birinci bent "-âb" (niḳâb, âfitâb, ṣavâb, ıżṭırâb, bâb, ḥabâb, rikâb), ikinci bent "-em" (muḥterem, kerem, ṣubḥ-dem, fem, ni‘am, ġam), üçüncü bent "-em ol" redifli (a‘ẓam ol, ‘âlem ol, maḥrem ol, ḫurrem ol), dördüncü bent "-ân" (şâd-mân, cüvân, cihân, kâm-rân, ḫazân, lisân) sesleriyle kurulur. Vasıta beyti "Kimdür ol Sulṭân Aḥmed ibni Sulṭân Bâyezîd / Gicesi ḳadr olsun anuñ dâ’imâ gündüzi ‘îd" birinci, üçüncü ve dördüncü bentlerin sonunda aynen tekrar eder. İkinci bendin sonunda ise ilk mısra korunur, ikinci mısra "Salṭanat taḫtında olsun ḥaşre dek ‘ömri mezîd" biçiminde değişir; kafiye yine "-îd" sesiyle sürer. Şiir M (34b) ve Ü (20a) nüshalarında bulunur; neşirdeki başlık "Velehû Fî Medḥihî Enâralllâhu Burhânehû" (Yine onun övgüsünde; Allah delilini parlatsın) şeklindedir, M nüshası ise şiiri "Ḳaṣîde-i Sâbi‘" (yedinci kaside) diye anar.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir, kaside geleneğindeki medhiye bölümünü bentli bir yapıya taşır. Mehmet Arslan da onu "kaside muhtevalı" bir terci‘-i bend olarak tanımlar. Bentlerin içeriği belli bir sıra izler: Birinci bent hükümdarın adaleti ve cömertliği, ikinci bent tahta çıkışı ve devletin bolluğu, üçüncü bent ona yöneltilen dualar, dördüncü bent de bayram tebriği ve şairin kendi aczini dile getirdiği bitiştir. Son bentteki "Ḳıl du‘â Mihrî hemân ḳo sözi taṭvîl eyleme" beyti, kasidelerin dua bölümüne geçişte sık görülen "sözü uzatma, dua et" kalıbının bir benzeridir.
Şiirin imgeleri büyük ölçüde güneş ve gök üzerine kurulur. İlk beyitte şehzadenin yüzünü göstermesi güneşin doğuşuna benzetilir; dokuzuncu ve onuncu beyitlerde aynı benzetme "şeref burcunda doğan güneş" ile sürer; yirminci beyitte şehzade "sa‘âdet âfitâbı" (mutluluk güneşi) diye anılır. Gülşen Kaya, beşinci beyitteki "‘Adli mîzânına geldi keffe oldı mihr ü mâh" mısraını, divanda güneşin yalnız bir yerde adaleti anlatmak için terazi kefesi olarak kullanıldığı örnek olarak gösterir. Aynı beyitte cömertliğin denizi karşısında okyanusun bir kabarcık kalması, mübalağa sanatının açık bir örneğidir. Altıncı beyitte yerin dizgin tutması ve göğün üzengi öpmesi, kâinatı hükümdarın hizmetkârı gibi gösteren bir teşhistir.
Vasıta beytindeki "Gicesi ḳadr olsun anuñ dâ’imâ gündüzi ‘îd" dileği gece ile gündüzü, Kadir gecesi ile bayramı karşı karşıya getirir ve şiirin yazılış vesilesini de ima eder. Yirmi dördüncü beyitte sevgilinin kaşı ile bayram hilali arasında kurulan benzetme, şehzadeyi aynı anda bir güzel gibi de anar; yirmi altıncı beyitte "cânâ" (ey sevgili) hitabı da bu gazel diline geçişi gösterir. M nüshasında bu kelime "şâhâ" (ey şah) olarak geçer. Son bentteki "Ol şehüñ medḥinde ‘âcizdür bilürsin her lisân" mısraı, Mihrî'nin tevhid mesnevisindeki "Sen şehüñ medḥinde ‘âciz her lisân" mısraıyla hemen hemen aynıdır; şair aynı söyleyişi biri Tanrı'ya, biri şehzadeye yönelik iki şiirde kullanmıştır.
Tarihî Bağlam
Şiirin kime yazıldığı vasıta beytinde açıkça söylenir: Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Ahmed. Şehzade Ahmed, babası II. Bayezid 1481'de tahta çıkıp Amasya'dan ayrılınca onun yerine bu şehre vali olmuş ve 1512'ye kadar, otuz bir yıl kadar burada kalmıştır. Mehmet Arslan'a göre Ahmed, babası gibi şair, bilgin ve musikişinasları çevresinde toplamış; Mihrî de hem II. Bayezid hem Şehzade Ahmed zamanında saraydaki sohbet halkalarında bulunmuş, şiirlerini özellikle Ahmed'e sunarak bu çevredeki yerini sağlamlaştırmıştır. Arslan divandaki on yedi kasideden onunun Ahmed'e sunulduğunu, bunların hemen hepsinin Ramazan ya da Kurban bayramı tebriği olarak yazıldığını, bu terci‘-i bendin de bir bayram tebriği olarak aynı şehzadeye sunulduğunu belirtir. Çağdaşı Sehî Beg de Mihrî'nin Sultan Ahmed'e pek çok kaside ve gazel verdiğini kaydeder.
Şiirdeki "ṣavm u ‘îd" (oruç ve bayram) ifadesi ile vasıta beytinde Kadir gecesinin anılması, tebriğin Ramazan Bayramı için yazıldığını düşündürür. Gülşen Kaya da divanda "ṣavm u ‘îd", "mâh-ı ṣıyâm" ve "‘îd ayı" ifadeleriyle Ramazan Bayramının, "‘îd-i aḍḥâ" terkibiyle de Kurban Bayramının anıldığını belirtir. Şiirin hangi yılın bayramında sunulduğu ise bilinmemektedir. Şiirde şehzade "Sulṭân" unvanıyla anılır ve ona saltanat tahtında kıyamete kadar ömür dilenir; bu dilekler, divandaki öteki bayram kasidelerinde de görülen medhiye dilinin bir parçasıdır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 176-179, Tercî‘-i Bend (M 34b, Ü 20a); giriş s. 5-6. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (bayramlar ve güneş bahisleri). https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi 30 (2020), s. 37-38 (Sehî'nin kaydı). https://islamansiklopedisi.org.tr/mihri-hatun
- Mustafa İsmet Uzun, "Terciibend", TDV İslâm Ansiklopedisi (2011). https://islamansiklopedisi.org.tr/terciibend
Çevrimiçi kaynaklar





